Doha Küresel Güvenlik Forumu

2025 Doha Küresel Güvenlik Forumu, 28-30 Nisan 2025 tarihlerinde “Devlet Dışı Aktörlerin Küresel Güvenliğe Etkisi” başlığıyla yedinci oturumunu gerçekleştirdi.

Katar Hükümet İletişim Merkezi sayfasında, forumun “yaklaşık 60 ülkeden dünya liderleri, hükümet yetkilileri, bakanlar, uzmanlar ve akademisyenlerden oluşan 1400’den fazla seçkin ismi küresel güvenliğe dair en önemli meydan okumaları tartışmak üzere bir araya getirdiği” belirtildi.

“2018 yılında kurulan forum, Katar Uluslararası Güvenlik Çalışmaları Akademisi ve Soufan Merkezi tarafından her yıl düzenlenen ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Terörle Mücadele Komitesi İcra Direktörlüğü, New America Vakfı, Arizona Eyalet Üniversitesi ve Defense One sitesi gibi birçok kuruluşun iş birliğiyle gerçekleştirilen saygın bir uluslararası diyalog platformudur.”

New York merkezli Soufan Merkezi’nin kurucusu, The New Yorker dergisinin belirttiğine göre, 11 Eylül 2001 olaylarını henüz gerçekleşmeden önce ortaya çıkaranlardan biri olan bir ABD istihbarat subayıdır; ancak Amerikan istihbaratı onunla iş birliği yapmayı reddetmiştir.

“Forumun temel amacı, Doha’nın stratejik güvenlik diyaloğu ve uluslararası iş birliği alanında önde gelen bir merkez olarak konumunu pekiştirmektir.”

Katar Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman, 2025 Forumu’nun açılışında şunları söyledi:
“Arabuluculuk ve çatışma çözümüne dair çeşitli tecrübelerimiz aracılığıyla gerçek barış inşasının, tüm etkili taraflar arasında diyalog kanallarının açılmasını gerektirdiğini fark ettik.”

Katar Hükümet İletişim Merkezi 30 Nisan 2025 tarihinde şu açıklamayı yaptı:
“Küresel Güvenlik Forumu’nun üç gün boyunca Doha’da süren yedinci oturumu sona erdi. Bu süre zarfında dünya genelinden seçkin liderler, hükümet yetkilileri, güvenlik uzmanları ve akademisyenlerin katılımıyla üst düzey tartışmalar gerçekleştirildi. Bu yıl forumda, sınır ötesi terörist gruplar, özel askeri şirketler, suç örgütleri ve dijital suçlular gibi devlet dışı aktörlerin faaliyetlerinden kaynaklanan meydan okumalar ele alındı. Bu aktörlerin, uluslararası çatışmaları körüklemesi, arabuluculuk ve diplomasi rollerini sekteye uğratması, siber güvenliği ve insani yardım çalışmalarını tehdit etmesi gibi etkilerine odaklanıldı.”

Güvenliğin yokluğu şu hususlardan açıkça anlaşılmaktadır:

1. Forum, Amerikan güvenliğini korumayı ve dünya üzerindeki etkisini sürdürmeyi amaçlayan Amerikan güvenlik kurumlarından oluşmaktadır. Bu amaç doğrultusunda, birçok ülkeden yetkilileri ve uzmanları davet ederek görüş ve bilgi toplamaktadır.
2. Forum, bölgede ve dünyada mevcut olan ve Amerika’ya bağlı olan rejimleri “güvenlik, istikrar ve barışı koruma” adı altında muhafaza etmeye çalışmaktadır.
3. Bu yılki forum, küresel güvenliğe yönelik devlet dışı aktörlerin etkisine odaklanmıştır. Bu, esasen “sınır ötesi terörist gruplar” adı altında, Amerikan ve Batılı nüfuza tehdit oluşturan İslami hareketlerle mücadele girişimidir. Onlara göre, bölgede ve dünyada mevcut durumu değiştirmeye çalışan tek güç, hilafeti kurmak isteyen İslami düşünceye sahip kimselerdir. Bu nedenle bu düşünceyi bazen “siyasal İslam” olarak yaftalıyor, bazen de “terörizm ve aşırılık” olarak nitelendiriyorlar. Bu hilafetin kurulmasını engellemek için yöntem ve araçları tartışıyorlar. Nitekim birçok rapor ve açıklamalarında bunu tehdit olarak gördüklerini dile getirdiler. Bunların en sonuncusu, Yahudi varlığının Başbakanı tarafından 21 ve 23 Nisan 2025 tarihlerinde hilafetin kurulmasına yönelik yaptığı uyarılardır.
4. Katar, bu forumu düzenleyerek Batı tarafından kendisine biçilen rolü pekiştirmektedir: “Küresel güvenlik diyaloğu ve uluslararası iş birliği konusunda öncü bir merkez” olarak görünmek ve bölgede ve dünyada barışı sağlama iddiasıyla arabulucu bir devlet olarak rol almak. Bu da, Filistin’i işgal eden Yahudi varlığı, İslam ülkelerindeki mevcut rejimler ve bu ülkelere nüfuz eden Batı’nın çıkarlarını kapsar.
5. Katar, Gazze meselesinde arabulucu olarak hareket ederek Yahudi varlığını fiilen tanımakta ve onunla ilişki kurmaktadır. Oysa bu varlık, Gazze’de soykırım yapmakta, halkı göçe zorlamakta, Batı Şeria halkını da yerinden etmeye çalışmakta, topraklarına el koymakta ve Mescid-i Aksa’yı işgal etmektedir.
6. Katar, barışı ve güvenliği sağlama yönündeki iddialarıyla çelişen bir şekilde, topraklarında Amerika’ya bölgedeki en büyük askeri üssü kurma izni vermektedir. Bu üs, Müslüman beldelerine korku yaymak, onları vurmak, işgal etmek, tahrip etmek ve milyonlarca insanı öldürmek ve yerinden etmek için kullanılmaktadır. Bu, Afganistan, Irak ve Suriye’ye yapılan saldırılarda açıkça görülmüştür.
7. Katar, İslam beldelerinde mevcut rejimler arasında arabuluculuk yaparak, bu ülkelerdeki parçalanmışlığı fiilen kabul etmekte, ama birliğin sağlanması için hiçbir adım atmamaktadır. Katar ve diğer tüm rejimler, fikrî, siyasî, ekonomik ve askerî olarak Batı’ya –özellikle Amerika’ya– bağlıdır.
8. Amerika liderliğindeki Batı, bölgede ve dünyada güvenliğin yokluğunun başlıca sebebidir. Çünkü o bir sömürgecidir, savaşlar çıkartır, krizler üretir, bölgede ve dünyada kargaşalar yaratır. Bölge halkının –özellikle Müslümanların– düşüncelerine savaş açar, “terör ve aşırılıkla mücadele” adı altında onların kendiişlerini kendilerinin yönetmesini, birlik kurmasını ve İslami hükümle yönetilmesini engeller.

Dolayısıyla güvenlik meselesinin çözümü, bu tür forumlar, diyaloglar ve tartışmalarla –ki bunları çıkarları doğrultusunda düzenleyenler bizzat güvenlik sorunlarının sebepleridir– ya da arabuluculuk oyunlarıyla bu alanda öncü gibi görünmeye çalışmakla sağlanmaz. Asıl çözüm, yukarıda zikredilen noktaların ele alınmasıyla mümkündür.

Tüm bu durum, İslam’ın hayat nizamı olarak hayatta olmamasından, bir devlette somutlaşmamış olmasından kaynaklanmaktadır. Hâlbuki böyle bir devletin varlığıyla güven, huzur ve onurlu bir hayat sağlanmış; bu da 13 asır boyunca gerçekleşmiştir. Ancak İslam’ın güneşi bu diyarlardan çekilip hilafet ve şeriat düştüğünde, bu topraklar 50’den fazla parçaya ayrılıp her biri “devlet” adı altında Batı’nın nüfuzuna (fikrî, siyasî, askerî, ekonomik) bağlandığında ve Filistin’e “İsrail” adında habis bir ur yerleştirildiğinde artık halk için ne güvenlik kalmış ne de huzur içinde bir yaşam mümkün olmuştur.

Güvenlik, korkunun zıddıdır ve ancak,yeryüzünde iman edenlerin halifelikle görevlendirilmesi ve dinlerinin hâkim kılınması ile gerçekleşir. Nitekim Nur Suresi 55. ayette bildirildiği üzere, Allah onlara razı olduğu dini hâkim kıldığında, korkularını güvene dönüştürecektir. Bu durumda onlar, Allah’ın razı olduğu din ile hükmeder, içte ve dışta O’nun hükümlerini uygularlar. Artık yeryüzünde fesat çıkaran kâfir zalimler onlardan korkar hale gelir. Enfal Suresi 26. ayette belirtildiği gibi, bir zamanlar yeryüzünde zayıf düşmüş, insanların kendilerini kapıp götürmesinden korkan müminler, bir devletle barındırılmış, Allah’ın yardımıyla desteklenmiş ve temiz nimetlerle rızıklandırılmışlardır.

Aksi halde Müslümanlar için ne güvenlik ne de huzur vardır. Kâfirler onların üzerine çökecek, ellerinden gelse onları dinlerinden döndürmek için her yolu deneyeceklerdir. Bunlardan biri de, Müslümanlara İslam’la hükmetmeleri ve hilafet ilan etmeleri durumunda saldıracakları yönünde korku salmalarıdır. Böylece Müslümanları, Yahudi varlığını kabul etmeye, Batı nüfuzuna razı olmaya, dayatılan gerçekliği ve zillet dolu hayatı kabullenmeye zorlamaktadırlar.

Dünyada güvenlik ancak bu devlete, yani Hilafet Devleti’ne kavuşmakla mümkün olur. Bu devlet sömürgecilere karşı caydırıcı olur, halkları ezmelerini, sömürmelerini, kaynaklarını talan etmelerini, savaşlar ve çatışmalarla onları zayıf bırakmalarını engeller. Hilafet, yeryüzünü fesat ve fesatçılardan kurtarır. Çünkü Allah şöyle buyurmuştur:

“Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.”
(Enbiya Suresi, 107)

Esad Mansur