– 35 –
Meyve ve ekinlerin çeşitli olması
Bunların zekâtı
Olgun olmadan bunlardan yemenin cevazı
Zekât vermeden bunlardan pay ayırmanın cevazı
İsraf ve müsriflerin manası
En‘âm hayvanlarının helâl olması
Yasa çıkaranların Allah’a iftira uydurması
Delilsiz helâl ve haram göstermenin tehlikesi
وَهُوَ الَّذِىۡۤ اَنۡشَاَ جَنّٰتٍ مَّعۡرُوۡشٰتٍ وَّغَيۡرَ مَعۡرُوۡشٰتٍ وَّالنَّخۡلَ وَالزَّرۡعَ مُخۡتَلِفًا اُكُلُهٗ وَالزَّيۡتُوۡنَ وَالرُّمَّانَ مُتَشَابِهًا وَّغَيۡرَ مُتَشَابِهٍ ؕ كُلُوۡا مِنۡ ثَمَرِهٖۤ اِذَاۤ اَثۡمَرَ وَاٰتُوۡا حَقَّهٗ يَوۡمَ حَصَادِهٖ ۖ وَلَا تُسۡرِفُوۡا ؕ اِنَّهٗ لَا يُحِبُّ الۡمُسۡرِفِيۡنَ ﴿۱٤۱﴾ وَمِنَ الۡاَنۡعَامِ حَمُوۡلَةً وَّفَرۡشًا ؕ كُلُوۡا مِمَّا رَزَقَكُمُ اللّٰهُ وَلَا تَتَّبِعُوۡا خُطُوٰتِ الشَّيۡطٰنِ ؕ اِنَّهٗ لَـكُمۡ عَدُوٌّ مُّبِيۡنٌ ۙ ﴿۱٤۲﴾ ثَمٰنِيَةَ اَزۡوَاجٍ ۚ مِنَ الضَّاۡنِ اثۡنَيۡنِ وَمِنَ الۡمَعۡزِ اثۡنَيۡنِ ؕ قُلۡ ءٰٓالذَّكَرَيۡنِ حَرَّمَ اَمِ الۡاُنۡثَيَيۡنِ اَمَّا اشۡتَمَلَتۡ عَلَيۡهِ اَرۡحَامُ الۡاُنۡثَيَيۡنِؕ نَـبِّــُٔــوۡنِىۡ بِعِلۡمٍ اِنۡ كُنۡتُمۡ صٰدِقِيۡنَ ۙ ﴿۱٤۳﴾ وَمِنَ الۡاِبِلِ اثۡنَيۡنِ وَمِنَ الۡبَقَرِ اثۡنَيۡنِ ؕ قُلۡ ءٰٓالذَّكَرَيۡنِ حَرَّمَ اَمِ الۡاُنۡثَيَيۡنِ اَمَّا اشۡتَمَلَتۡ عَلَيۡهِ اَرۡحَامُ الۡاُنۡثَيَيۡنِ ؕ اَمۡ كُنۡتُمۡ شُهَدَآءَ اِذۡ وَصّٰٮكُمُ اللّٰهُ بِهٰذَا ۚ فَمَنۡ اَظۡلَمُ مِمَّنِ افۡتَـرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا لِّيُضِلَّ النَّاسَ بِغَيۡرِ عِلۡمٍ ؕ اِنَّ اللّٰهَ لَا يَهۡدِى الۡقَوۡمَ الظّٰلِمِيۡنَ﴿۱٤٤﴾
“Asmalı ve asmasız bağları ve bahçeleri, çeşit çeşit renk ve tatlarda hurmaları ve ekinleri, zeytinleri ve narları — kimi bakımdan birbirine benzer, kimi bakımdan benzemez — biçimde yaratıp yetiştiren Allah’tır. Ürün verdiği zaman onlardan yiyin. Hasat günü de hakkını (zekâtını) verin. İsraf etmeyin. Şüphesiz Allah israf edenleri sevmez.” (141)
“(Allah,) En’âm hayvanlarından bir kısmını taşıma ve döşeklik olarak (yaratmıştır). Allah’ın size verdiği rızıktan yiyin, fakat şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır.” (142)
“(Bu hayvanlar) sekiz çifttir: Koyundan iki (erkek ve dişi), keçiden iki. De ki: ‘Allah bu ikisinin erkeklerini mi, yoksa dişilerini mi haram kıldı? Yoksa dişilerin rahimlerindeki yavruları mı? Eğer doğru söylüyorsanız, bana bir bilgiye dayalı olarak söyleyin.’” (143)
“Deveden iki, sığırdan iki. De ki: ‘Bu ikisinin erkeklerini mi haram kıldı, yoksa dişilerini mi? Yoksa dişilerin rahimlerindeki yavruları mı? Allah size bunları haram kılarken orada şahit miydiniz?’ Bilmeksizin insanları saptırmak için Allah’a iftira edenden daha zalim kim olabilir? Şüphesiz Allah zalim topluluğu doğru yola iletmez.” (144)
Allah, yaratıcı kudretini ve azametini göstermek üzere insanların dikkatini sürekli olarak yarattığı şeylere çeker. Burada, asmalı ve asmasız bağlar ile bahçeleri, çeşitli renk ve tatlarda hurmaları, ekinleri, zeytinleri ve narları — kimi yönlerden birbirine benzer, kimi yönlerden ise benzemez biçimde — yaratanın yalnızca Kendisi olduğunu bildirerek insanlara meydan okur. Bu işleri Allah’tan başka kim yapabilir? Öyleyse, O’ndan başka bir yaratıcı bulabilir misiniz? Haşa, asla bulamazlar. Bu durumdayken şirk koşmadan Allah’a iman etmek gerekir.
Meyveler bazı bakımlardan birbirine benzer, bazı yönlerden ise benzemez. Ağaçlar ve ekinler şekil itibarıyla benzer olabilir, ama tatları ve içerikleri bambaşkadır. Çok çeşitli hurma türleri vardır; şekil olarak benzeseler de tatları farklıdır. Aynı durum zeytin, nar, üzüm ve diğer meyve ile ekinler için de geçerlidir.
Ey akıl sahipleri! Bunları seyredin, inceleyin ve üzerinde düşünün. Müminler bu tür şeyleri gördükçe düşünür ve imanları artar. Çünkü düşünmek büyük bir ibadettir. Ayetler sürekli olarak düşünmeyi emreder ve bunu farz kılar. Mümin düşündükçe Allah’a yaklaşır, imanı güçlenir; bu da onu Allah’ın emirlerine daha sıkı bağlanmaya sevk eder.
“Ürün verdiği zaman onlardan yiyin.” ifadesiyle, meyve ve ekinler henüz yaş veya yeşil haldeyken mübah olarak yenebileceği bildirilmiştir. Bu, tam olgunlaşmadan veya kurumadan önce de yenmelerinin caiz olduğuna delildir.
“Hasat günü de hakkını verin.” Yani mahsul henüz toplanmadan önce yenmişse, ondan dolayı zekât gerekmez. Bu durumda hak yenmiş sayılmaz, kişi günahkâr olmaz. Ancak ürün biçilip toplandığında zekât verilmesi gerekir. Bu zekât, öşür olarak bilinir. Eğer toprak yağmur suyu ile sulanıyorsa öşür olarak onda bir (1/10) verilir. Eğer yer altı suyu gibi insan gayretiyle sulanıyorsa öşürün yarısı, yani yirmide bir (1/20) verilir.
Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:
” فيما سقت السماء والعيون أو كان عثريا العشرـ وفيما سقي بالنضح نصف العشر”
“Yağmur veya kaynak suyu ile sulanan ya da kendiliğinden sulu olan arazilerde ürünlerden öşür (onda bir) verilir; taşıma suyla sulananlarda ise bunun yarısı (yirmide bir) verilir.” (Buhârî, 1483; İbn Hibbân, 3287)
Ancak her meyve ve ekinden zekât gerekmez. Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:
” لا تأخذا الصدقة إلا من هذه الأربعة: الشعير، والحنطة، والزبيب والتمر”
“Ancak şu dört üründen sadaka (zekât) alın: Arpa, buğday, kuru üzüm ve hurma” (Dârekutnî, 2/98; Hâkim, 4/401; Beyhakî, 4/125)
Zekât için asgari miktar (nisab) beş vesaktır. Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:
” ليس دون خمسة أوسق صدقة”
“Beş vesaktan aşağı olana sadaka (zekât) gerekmez.”(Buhârî, 1405; Müslim, 979; Nesâî, 2472)
Bir vesak, yaklaşık 130,56 kilogramdır. Dolayısıyla 5 vesak, yaklaşık 652 kilogram eder. Nisap bu miktardır ve bu zekât türü, diğer mal türlerinden farklıdır.
Eğer buğday veya arpa biçildiğinde 652 kilo veya daha fazla ise zekât verilmesi gerekir. Hurma ve üzüm için de, kurutulduktan sonra bu miktara ulaşıyorsa zekât verilmelidir.
Ancak bundan önce ürünün üçte biri veya dörtte biri ayırılır, hesaplanmaz. Ürün sahibi, kendi azığı, misafirleri, komşuları ve isteyenlere ikram etmek için bu miktarı ayırabilir. Bundan sonra nisap hesaplanır. Eğer 5 vask (yaklaşık 652 kilogram) ve üzeri kalırsa zekât verilir.
Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:
” إذا خرصتم فخذوا ودعوا الثلث، فإن لم تدعوا الثلث فدعو الربع”
“(Ağaçlar üzerindeki meyveleri) tahmin ettiğinizde ürünün üçte birini (tahmin dışı bırakıp sahibine) bırakın. Eğer üçte birini bırakmazsanız dörtte birini bırakın.”
(Ebu Davud 1605, Tirmizî 643, Nesâî 2491)
Biçildiği zaman diğer ürünlerden zekât alınmaz. Çünkü Rasûlullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem sadece dört ürünle zekâtı sınırlandırmıştır. Hadiste geçen “sadaka” kelimesi burada zekât anlamındadır. Zira sadaka iki çeşittir: biri nafile sadaka yani gönüllü olan, diğeri ise farz sadaka olan zekâttır.
Mısır, mercimek, fasulye gibi diğer ürünlerden biçildiği zaman zekât gerekmez. Ancak bu ürünler ticaret için saklanırsa ve üzerinden bir yıl geçip zekât nisabı değerine ulaşırsa veya satılıp parasına bir yıl geçerse %2,5 oranında zekât verilir.
İslâm’da hilafet devleti kurulduğunda bu zekâtları toplar ve ayet-i kerîmede bildirilen 8 sınıfa veya daha muhtaç olanlara dağıtır. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
اِنَّمَا الصَّدَقٰتُ لِلۡفُقَرَآءِ وَالۡمَسٰكِيۡنِ وَالۡعٰمِلِيۡنَ عَلَيۡهَا وَالۡمُؤَلَّـفَةِ قُلُوۡبُهُمۡ وَفِى الرِّقَابِ وَالۡغٰرِمِيۡنَ وَفِىۡ سَبِيۡلِ اللّٰهِ وَابۡنِ السَّبِيۡلِؕ فَرِيۡضَةً مِّنَ اللّٰهِؕ وَاللّٰهُ عَلِيۡمٌ حَكِيۡمٌ
“Sadakalar, ancak fakirler, miskinler, bu işi toplayıp dağıtanlar, kalpleri İslâm’a ısındırılacak olanlar, kölelikten kurtarılacaklar, borcunu hiç ödeyemeyenler, Allah yolunda olanlar (cihad) ve yolculukta kalmış olanlar içindir. Bu, Allah tarafından farz kılınmıştır. Allah Alîm’dir, Hakîm’dir.” (Tevbe 60)
Hilafet devleti bu sınıflardan en muhtaç olanlara öncelik tanır. Nitekim fakirler, miskinler, Allah yolunda cihad edenler ve yolculukta kalanlar önceliklidir. Onların ihtiyaçları karşılandıktan sonra diğer sınıflara verilir. Aynı şekilde bu zekât, toplayıp dağıtanlara (zekât memurlarına) maaş olarak verilebilir.
Bugün İslâm devleti bulunmadığı için Müslümanlar zekâtlarını çıkarıp öncelikli sınıflara bireysel olarak vermeye çalışmalıdır.
“İsraf etmeyin. Şüphesiz ki Allah müsrifleri hiç sevmez.”
Allah israfı yasaklamaktadır. Zira israf edenleri sevmediğini açıkça bildirmiştir. Bu ifade, israfın kesin olarak haram olduğunu gösteren bir delildir. Allah, yarattığı ürünlerden yemeye izin verirken, mahsulün biçilip toplandığı zaman da hakkının (zekâtının) verilmesini emretmiştir. Bunu yapmayan kişi israf etmiş sayılır. Çünkü Allah’ın emrini yerine getirmemiş, sınırlarını aşmıştır. Zira dilde “israf”, haddini aşmak anlamına gelir. Allah’ın sınırları ise emir ve nehiyleridir. Kim bunları aşarsa, müsrif olur.
Eğer zekâtını vermezse veya bu ürünleri ya da parasını haramda harcarsa israf etmiş olur. Fakat tamamını Allah yolunda harcarsa veya fakirlere dağıtırsa müsrif sayılmaz; aksine cömert ve sevap kazanmış olur. Nitekim Allah, kendi yolunda mal harcayanları övmüştür. Bu harcamanın sınırını da belirtmemiştir. Meselâ, Ebu Bekir RadiyAllahu Anhtüm malını harcamış, Ömer RadiyAllahu Anhise yarısını harcamıştır. Helâl yolda harcayanlara “müsrif” denilmez.
Ancak gereksiz, hesapsız harcamak mekruhtur. Bu şekilde harcayıp borç altına girecek olursa, buna sefihlik (akılsızlık) denilir. Bu davranış sürekli hâle gelirse, malı ondan alınır ve üzerine bir vasi tayin edilir. Bu vasi onun malını idare eder ve ihtiyaçlarına göre harcama yapar.
Allah, kitabında günah işleyenleri veya haramda harcayanları “müsrif” olarak nitelemiş, onları kötülemiş ve elem verici azapla tehdit etmiştir. Bu, şer’î bir terimdir.
Allah, kendi yaratılışını ve insanlar üzerindeki nimetlerini anlatırken En’am hayvanlarından da söz eder. Bunların bir kısmını taşıma ve döşek olarak yaratmıştır. Bunlar develerdir. Diğer En’am hayvanları ise yiyecek olarak yaratılmıştır: sığır, koyun ve keçi. Bu nedenle “Allah’ın size verdiği rızıktan yiyin” buyurmuştur. Bu da develeri de kapsar. Develer hem yük taşır hem de kesilip yenebilir.
“Ama şeytanın adımlarını izlemeyin.”
Bu hayvanları mülk edinirken ve yerken haram yollar izlenmemelidir. Çünkü haram yollar şeytanın yoludur. Şer’î hükümlere göre mülk edinilmeli; aldatma, çalma, gasp gibi yollarla elde edilmemelidir. Kesilirken de şer’î kurallara uyulmalıdır.
Tefsirini yaptığımız Maide Suresi 103. ayette, insanların keyiflerine göre bazı En’am hayvanlarının kesilmesini yasaklamaları, sapıklık ve şeytanın yolu olarak nitelendirilmiştir. Keyfî olarak veya çıkar amacıyla bir şeyi yasaklamak ya da serbest bırakmak da şeytanın yoludur.
“Şüphesiz ki şeytan sizin için apaçık bir düşmandır.”
İblis ve onun soyundan gelenler birer şeytandır ve müminlere karşı mücadele ederler. İnsanları saptırmak için sürekli vesvese verir, kötü düşünceler fısıldarlar. Daha önceki ayetlerde, özellikle En’am 112. ayette, hem insanlardan hem cinlerden şeytanların olduğu ifade edilmiştir. Kur’an’a ve Sünnet’e uymayıp insanları hak yoldan saptıran herkes birer şeytandır.
Bu kimselerin adımlarını izlemekten sakınmak gerekir. Çünkü onlar haramları insanlara süslü gösterir, çeşitli yollarla cazip hâle getirir, reklamlarla sevdirirler. Allah’ın indirdiği hükümlerle yönetmeyip İslâm dışı kanunlar çıkararak özgürlük veya demokrasi adına haramları serbest bırakan yöneticiler birer şeytandır. Onları izlemek ya da desteklemek, şeytanlara yardım etmek ve onların adımlarını izlemek demektir.
Keyiflerine ve Çıkarlarına Göre Haram-Helal Kılan sistemler Cahili Sistemlerdir. Eskiden Yunan, Roma, Pers ve Kureyş sistemleri vardı; bu asırda ise demokratik, laik ve sosyalist sistemler bulunmaktadır. Bu ayet, tüm bu sistemlere sert bir şekilde çatmakta ve onları hedef almaktadır.
Kâfirler, Allah’ın helal kıldığı En’am hayvanları arasında keyiflerine göre farklar koymuşlardır. Daha önceki 136–140. ayetlerde geçtiği gibi, hangi hayvan haram, hangisi helal; hangisinde Allah’ın adı anılır, hangisinde anılmaz; kime yedirilecek, kime yedirilmeyecek ve ne yedirileceği gibi hususlarda kendi yasalarını çıkardılar. Allah ise onlara karşılık verdi: Bu hayvanları yaratan Kendisi olduğu için, bunlarla ilgili hüküm koyma yetkisi de yalnız Kendisine aittir. Kâfirlerin bu hayvanlar arasında yaptığı ayrımlar ise tamamen batıldır.
Bu nedenle onlara şöyle hitap etti:
En’am hayvanları sekiz çifttir:
Koyundan iki (erkek ve dişi), keçiden iki; de ki: “Allah, bunların iki erkeğini mi haram kıldı, yoksa iki dişisini mi? Yoksa dişilerin rahimlerinde bulunan yavrularını mı?” Eğer doğruysanız bana bir ilimle haber verin!
Deveden iki, sığırdan da iki; de ki: “Allah, bunların iki erkeğini mi haram kıldı, yoksa iki dişisini mi? Yoksa dişilerin rahimlerinde bulunan yavrularını mı? Yoksa Allah’ın size bu konuda bir tavsiyesi varken siz orada mıydınız?!”
“İlim olmaksızın insanları saptırmak için yalan uydurup Allah’a isnat edenden daha zalim kim olabilir?! Şüphesiz ki Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.”
İşte En’am hayvanları bunlardır: koyun, keçi, sığır ve deve. Erkekleriyle dişileri arasında helallik-haramilik açısından bir fark yoktur. Ancak kâfirler, bu hayvanlar arasında fark gözeterek haram-helal kıldıkları için Allah onlara sert bir şekilde çatmaktadır.
Burada aynı zamanda insanların yiyecek konusunda erkek-dişi ayrımı yapmaları da eleştirilmiştir. Allah’tan gelen bir delil olmaksızın haram-helal belirlemek, Allah’a iftira atmak, zulüm işlemek ve büyük bir haksızlık yapmaktır.
Kureyş kâfirleri bunu o dönemde yaparken, günümüzde de kâfirler aynı şeyi yapmaktadırlar. Meclislerinde veya parlamentolarında helali ve haramı belirlemeye kalkışırlar. Böylece Allah’a büyük bir iftira atarlar, büyük bir zulüm işlerler. Oysa yasama hakkı sadece Allah’a aittir. Haram ve helali belirleme yetkisi yalnız O’na mahsustur. Bunun dışındaki her türlü yasama batıldır, Allah’ın hakkına tecavüzdür ve büyük bir zulüm sayılır. Bu zulmü işleyenler için cehennem hazırlanmıştır.
Müslümanlar, böyle zalim sistemlere asla uymazlar. Aksine bu sistemleri ortadan kaldırmak ve onların yerine Allah’ın hükmünü hâkim kılmakla yükümlüdürler. Bu, onların üzerine düşen büyük bir görev ve farzdır.
“Şüphesiz ki Allah, zalimleri hidayete erdirmez.”
Eğer bu zalimler tövbe etmez, Allah’ın yasama hakkını kabul etmezlerse, Allah da onları hidayete erdirmez. Onları sapıklık içinde bırakır ve acı bir azapla cezalandırır.
Ancak tövbe eder, Allah’ın hâkimiyetini ikrar eder, Kur’an ve Sünnet’ten çıkarılan şer’î hükümleri yasa haline getirirlerse, Allah onları hidayete erdirir ve cennetle mükâfatlandırır.