– 36 –
Allah’ın Müslümanlara haram kıldıkları
Yahudilere haram kıldıkları
Eski şeriatların geçersizliği
Aynısı haram kılınanların kullanılmaması
Sapıkların mazeretleri
Akide için kesin delilin gerekliliği
قُل لَّاۤ اَجِدُ فِىۡ مَاۤ اُوۡحِىَ اِلَىَّ مُحَرَّمًا عَلٰى طَاعِمٍ يَّطۡعَمُهٗۤ اِلَّاۤ اَنۡ يَّكُوۡنَ مَيۡتَةً اَوۡ دَمًا مَّسۡفُوۡحًا اَوۡ لَحۡمَ خِنۡزِيۡرٍ فَاِنَّهٗ رِجۡسٌ اَوۡ فِسۡقًا اُهِلَّ لِغَيۡرِ اللّٰهِ بِهٖۚ فَمَنِ اضۡطُرَّ غَيۡرَ بَاغٍ وَّلَا عَادٍ فَاِنَّ رَبَّكَ غَفُوۡرٌ رَّحِيۡمٌ ﴿۱٤۵﴾ وَعَلَى الَّذِيۡنَ هَادُوۡا حَرَّمۡنَا كُلَّ ذِىۡ ظُفُرٍ ۚ وَمِنَ الۡبَقَرِ وَالۡغَـنَمِ حَرَّمۡنَا عَلَيۡهِمۡ شُحُوۡمَهُمَاۤ اِلَّا مَا حَمَلَتۡ ظُهُوۡرُهُمَاۤ اَوِ الۡحَـوَايَاۤ اَوۡ مَا اخۡتَلَطَ بِعَظۡمٍ ؕ ذٰ لِكَ جَزَيۡنٰهُمۡ بِبَـغۡيِهِمۡۖ وَاِنَّا لَصٰدِقُوۡنَ ﴿۱٤٦﴾ فَاِنۡ كَذَّبُوۡكَ فَقُلْ رَّبُّكُمۡ ذُوۡ رَحۡمَةٍ وَّاسِعَةٍ ۚ وَلَا يُرَدُّ بَاۡسُهٗ عَنِ الۡقَوۡمِ الۡمُجۡرِمِيۡنَ ﴿۱٤۷﴾ سَيَـقُوۡلُ الَّذِيۡنَ اَشۡرَكُوۡا لَوۡ شَآءَ اللّٰهُ مَاۤ اَشۡرَكۡنَا وَلَاۤ اٰبَآؤُنَا وَلَا حَرَّمۡنَا مِنۡ شَىۡءٍ ؕ كَذٰلِكَ كَذَّبَ الَّذِيۡنَ مِنۡ قَبۡلِهِمۡ حَتّٰى ذَاقُوۡا بَاۡسَنَا ؕ قُلۡ هَلۡ عِنۡدَكُمۡ مِّنۡ عِلۡمٍ فَتُخۡرِجُوۡهُ لَـنَا ؕ اِنۡ تَتَّبِعُوۡنَ اِلَّا الظَّنَّ وَاِنۡ اَنۡـتُمۡ اِلَّا تَخۡرُصُوۡنَ ﴿۱٤۸﴾قُلۡ فَلِلّٰهِ الۡحُجَّةُ الۡبَالِغَةُۚ فَلَوۡ شَآءَ لَهَدٰٮكُمۡ اَجۡمَعِيۡنَ ﴿۱٤۹﴾
“Onlara şöyle de: Bana vahyedilenler içinde bir kimseye haram kılınmış yiyecekler; sadece ölmüş hayvan eti veya akıtılmış kan yahut bir pislikten ibaret olan domuz eti ya da fasıklık olarak sayılan, Allah’tan başkası adına kesilmiş hayvanı buluyorum.” (145)
“Yahudilere, her tırnaklı hayvanı haram kılmıştık. Ayrıca, sığır ve koyunların sırtlarına, bağırsaklarına yapışmış yahut kemiğe karışmış yağları dışındaki tüm iç yağlarını da haram kılmıştık. Azgınlık ve zulümlerinden dolayı onları böylece cezalandırdık. Şüphesiz ki biz doğru söyleyeniz.” (146)
“Seni yalanlarlarsa de ki: Rabbiniz geniş rahmet sahibidir. Ancak O’nun şiddetli azabı, mücrim kimselerden geri çevrilemez.” (147)
“Şirk koşanlar şöyle diyecekler: ‘Allah isteseydi, ne biz ne de atalarımız şirk koşardık; hiçbir şeyi de haram kılmazdık.’ Onlardan öncekiler de böyle yalanladılar ve bu yüzden cezayı tattılar. De ki: ‘Yanınızda bize çıkarıp göstereceğiniz bir ilim (kesin delil) var mı? Siz sadece zanna uyuyorsunuz ve sadece tahminde bulunuyorsunuz.'” (148)
“De ki: Kesin delil ancak Allah’ındır. O dileseydi, elbette hepinizi hidayete erdirirdi.” (149)
Daha önceki ayetlerde, kâfirlerin keyiflerine göre bazı hayvanları helal veya haram kılmalarına değinilmişti. Zira helal ve haram kılma yetkisi yalnızca Allah’a aittir. Bu nedenle Allah, Rasulüne bu ayeti vahyedip onlara Allah’ın kıldığı helal ve haramları açıklamasını istemiştir. Bunlar; ölmüş hayvan eti, akıtılmış kan, pislikten ibaret domuz eti ve Allah’tan başkası adına kesilmiş hayvandır.
Allah’ın emrine aykırı her durum veya muhalefet, “fasıklık” olarak sayılır. Bu, şer’î bir ıstılahtır. Zira dilde “fasıklık”, bir yerden çıkmak, ayrılmak anlamındadır. Ancak bu olumsuz bir anlamda kullanılır. Mesela, bir kişiye “git” olumlu şekilde söylenebilirken, “defol” denildiğinde bu olumsuz ve azarlayıcıdır.
Bu ayette haram kılınanlar sayılmıştır. O güne kadar bu hükümler geçerliydi. Nitekim bu ayet Mekke döneminde nazil olmuştur.
Daha sonra, Medine döneminde haram kılınmış yiyeceklerle ilgili ayet nazil olmuştur. Medine’de indirilen Maide Suresi 3. ayette şöyle buyrulmuştur:
حُرِّمَتۡ عَلَيۡكُمُ الۡمَيۡتَةُ وَالدَّمُ وَلَحۡمُ الۡخِنۡزِيۡرِ وَمَاۤ اُهِلَّ لِغَيۡرِ اللّٰهِ بِهٖ وَالۡمُنۡخَنِقَةُ وَالۡمَوۡقُوۡذَةُ وَالۡمُتَرَدِّيَةُ وَالنَّطِيۡحَةُ وَمَاۤ اَكَلَ السَّبُعُ اِلَّا مَا ذَكَّيۡتُمۡ وَمَا ذُ بِحَ عَلَى النُّصُبِ وَاَنۡ تَسۡتَقۡسِمُوۡا بِالۡاَزۡلَامِ ؕ ذٰ لِكُمۡ فِسۡقٌ
“Size ölü, kan, domuz eti, Allah’tan başkasının adına kesilen hayvanlar; boğulmuş, bir cisimle vurularak öldürülmüş, bir yerden düşüp ölmüş, başka hayvanlar tarafından boynuzlanarak öldürülmüş, vahşi hayvanlar tarafından parçalanmış hayvanlar –ölmeden yetişip kestikleriniz hariç–; dikili taşlar ve heykeller önünde kesilen hayvanlar ve fal oklarıyla kısmet aramanız haram kılınmıştır. Bütün bunlar birer fasıklıktır.” (Maide 3)
Bu ayetin devamında şu hüküm de vahyedilmiştir:
فَمَنِ اضۡطُرَّ فِىۡ مَخۡمَصَةٍ غَيۡرَ مُتَجَانِفٍ لِّاِثۡمٍۙ فَاِنَّ اللّٰهَ غَفُوۡرٌ رَّحِيۡمٌ
“Kim günaha meyletmeden, açlıktan dolayı muzter (zaruret halinde) olursa, bilsin ki Allah bağışlayandır, merhamet edendir.” (Maide 3)
Zaruret halinde, eğer hiç helal yiyecek ve içecek bulunmazsa, helal bir şey bulununcaya kadar hayatı sürdürmek amacıyla haram olan şeylerden az miktarda yemek veya içmek caiz olur.
Ayrıca, Maide Suresi 4. ayette yeni bir hüküm daha gelmiştir:
وَمَا عَلَّمۡتُمۡ مِّنَ الۡجَـوَارِحِ مُكَلِّبِيۡنَ تُعَلِّمُوۡنَهُنَّ مِمَّا عَلَّمَكُمُ اللّٰهُ فَكُلُوۡا مِمَّاۤ اَمۡسَكۡنَ عَلَيۡكُمۡ وَاذۡكُرُوا اسۡمَ اللّٰهِ عَلَيۡهِ
“Allah’ın size öğrettiğinden öğreterek avcı hâline getirdiğiniz yırtıcı hayvanların sizin için yakaladıklarını yiyin ve üzerine Allah’ın ismini zikredin (besmele çekin).” (Maide 4)
Öğretilmiş hayvan, av hayvanını yakalarsa — ölü bile getirse — besmele çekilerek kesilip yenebilir.
Maide Suresi 5. ayette, Ehli Kitab’ın kestiklerinin yenebileceği şöyle bildirilmiştir:
“Ehli Kitab’ın yiyecekleri (kestikleri) size helal, sizin yemeğiniz (kestikleriniz) de onlara helal kılınmıştır.”
Allah, kendi Ümmi Nebi ve Rasulü olan Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in helal ve haram kıldıklarının tamamının Allah tarafından vahyedildiğini vurgulamıştır. Bu Nebi heva ve hevese göre konuşmaz:
وَيُحِلُّ لَهُمُ الطَّيِّبٰتِ وَيُحَرِّمُ عَلَيۡهِمُ الۡخَبٰۤٮِٕثَ
“(O ümmi Nebi) onlara temiz olanları helal kılar, pis olanları haram kılar.” (A’râf 157)
Bu ayete binaen, Allah’ın haram kıldıkları arasında ek olarak bazı şeyler hadislerde de açıklanmıştır. Maide Suresi 3. ayetinin tefsirinde bu konuların bir kısmı zaten sıralanmıştır; oraya dönüp bakabilirsiniz.
Allah, Yahudilere her tırnaklı hayvanı ve En’am hayvanlarının yağlarını haram kılmıştı. Fakat onlar bir hileye başvurarak bu yağlardan faydalandılar. Bunun üzerine Allah onları lanetledi. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:
” لعن الله اليهود، حرمت عليهم الشحوم أن يأكلوها، فجملوها فباعوها فأكلوا ثمنها”
“Allah Yahudileri lanetledi. Çünkü yağların yenmesi kendilerine haram kılındığı halde, onları süslediler, sattılar ve parasını yediler.”
(Buhari 2223, Müslim 1582, Bezzar 1/219)
Bu nedenle, herhangi bir bahaneyle şer’î hükümlere hile yapmak laneti hak eder. Çıkar, maslahat ya da zaruret bahanesiyle hile yapmak ve haramı helal saymak caiz değildir. Her şey şer’î hükümlerle bağlıdır.
Bu ve benzeri delillere dayanarak şu şer’î kaide çıkarılmıştır:
“İstisnai bir delil olmadıkça, haram kılınan bir şeyin aynısıyla ilgili her şey de haram olur.”
Mesela, içki haram kılındığında onunla ilgili her şey de haram olmuştur. Ancak bir istisna olarak, tedavi maksadıyla bazı durumlara müsaade edilmiştir. Ölü olan hayvanlar ise asla kullanılmaz; fakat zaruret halinde ve helal yiyecek bulunmadığında, hayatı sürdürebilmek için az miktarda yenebilir.
Müslümanlara bu hayvanların yağları helal kılınmıştır. Ancak yırtıcı tırnaklı hayvanların eti Müslümanlara haram kılınmıştır. Buna ek olarak, dişiyle avlanan (yırtıcı) hayvanlar da haramdır.
Câbir Radiyallahu Anh şöyle rivayet etmiştir:
“Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Hayber Gazvesi’nde evcil eşeklerin, katırların, dişleriyle (yırtarak) avlanan vahşi hayvanların ve tırnaklı (yırtıcı) kuşların etini haram kılmıştır.”
(Taberânî 648, Beyhakî 5409, Tirmizî 1474, Müslim 1934)
Bu nedenle, önceki şeriatlar bizim için şeriat değildir. Sadece Allah, Kur’an’da veya hadiste Rasulüne vahyedip bize doğrudan bir şeyi haram kılmışsa, o zaman o şey haram olur. Bu konuda Maide Suresi 48. ayet delildir. Bu ayetin tefsirinde detaylar açıklanmıştır, oraya bakabilirsiniz.
Allah, İsrailoğullarının kendisine isyan ettikleri ve emir ile nehiyleri çiğnedikleri için, kendilerine zulmetmiş olmaları sebebiyle bazı hoş ve temiz şeyleri onlara ceza olarak yasakladı. Allah’ın onlar hakkında anlattığı her şey doğrudur. Haşa, Allah yalan söylemez. Fakat Yahudiler Kur’an’ı ve Rasulullah’ı yalanladılar. Hatta Allah’a iftira ettiler. Çünkü onların kalpleri Bakara 74–75. ayetlerde geçtiği gibi çok katıdır, taşlardan daha serttir. Onlarda Allah korkusu yoktur; merhametleri ve şefkatleri de kalmamıştır. Gerçeği görseler bile iman etmezler. Her şeyi kendi lehlerine çevirmeye çalışırlar ve kendilerini haklı görüp öyle davranırlar.
Nitekim bu gerçeği, 7 Kasım 2023’ten beri Gazze’de yaptıkları vahşi saldırılar, katliamlar, insanları aç ve susuz bırakmaları gibi insanlık dışı eylemleriyle tüm dünya gördü. Yirmi aydan fazladır süren bu çirkin amellere herkes şahittir. Üstelik kendilerini haklı görmektedirler. Çocukları ve bebekleri öldürürken en ufak bir merhamet göstermezler, hatta bununla övünürler. “Bunlar büyüyünce asker olacaklar, bu yüzden öldürülmeliler” ya da “Kadınlar da bu çocukları doğurduğu için öldürülmelidir” gibi sözleri açıkça dile getirirler.
Allah onların vahyi yalanlayacaklarını bildiği halde hemen cezalandırmaz. Onlar yalanladıktan sonra onları ifşa eder ve cezalandırır. Bu nedenle ayette, “Eğer seni yalanlarlarsa…” buyrulmuştur. Aynı anda, “Rabbiniz geniş rahmet sahibidir” diyerek onlara tevbe etmeleri için bir fırsat tanınmıştır. Eğer yalanlamaktan vazgeçip iman ederlerse, azaptan kurtulurlar; aksi halde cezaları çetin olur.
“Rabbiniz rahmet sahibidir. Ancak onun azabı, mücrimlerden geri çevrilemez.”
Sürekli günah işleyen veya büyük haramları işleyenler “mücrim” sıfatını alırlar. En büyük günah ise Allah’a inanmamak, şirk koşmak ve Rasulü yalanlamaktır. Ceza hemen gelmeyince alay etmeye başlarlar: “Hani, hangi gün gelecek?” derler. Oysa cezanın zamanı vardır. Geldiğinde, o ceza mücrimlerden asla geri çevrilemez. Hiç kimse onun gerçekleşmesini engelleyemez veya onları koruyamaz.
Kâfirler şirk koşmalarını ve bazı şeyleri haram saymalarını atalarına dayandırdılar. “Babalarımız böyleydi, biz de onların yolundan gidiyoruz” diyerek kendilerini temize çıkarmaya çalıştılar. Oysa böyle bir gerekçe geçerli değildir. Babaları da kendileri gibi cahildi, düşünmeden yaşıyorlardı, peygamberleri yalanladılar, hakikate sırt çevirdiler.
Ayrıca şöyle bir iddiada bulundular:
“Allah dileseydi ne biz ne atalarımız şirk koşardık, ne de bir şeyi haram kılardık.”
Bu iddia da Kur’an tarafından çürütülmektedir. Çünkü Allah insanları şirk koşmaya zorlamamıştır. Bilakis onlara hem hidayet hem sapıklık yolunu göstererek bir tercih imkânı vermiştir. Dileyen iman eder, dileyen inkâr eder. Onlar ise kendi iradeleriyle hidayeti reddettiler. Böylece arzularına göre din oluşturdular, kendi haramlarını ve helallerini belirlediler.
Bu yüzden Allah onları cezalandırdı. Fakat onlar, bu sapkınlıklarına bir mazeret uydurmaya çalıştılar. Aynı mazereti bugün günah işleyen ya da Allah’ın emirlerinden yüz çeviren bazı kimseler de kullanmaktadır: “Allah bize hidayet vermek isteseydi, zaten bizi doğru yola iletirdi.” Bu söz büyük bir yalandır. Çünkü kişi gerçekten isterse Allah ona hidayet yollarını açar. Fakat onlar istememekte, aksine dalaleti tercih etmektedirler.
Allah da onların bu iddialarına karşılık şöyle buyurur:
“De ki: Elinizde bize gösterebileceğiniz bir bilgi var mı? Siz ancak zanna uyuyorsunuz ve sadece tahmin yürütüyorsunuz.” (En’âm 148)
Yani bu tür akidevi meselelerde zan ve tahmin geçerli değildir. Kesin bilgi ve delil gerekir. Kur’an’da “ilim” kelimesi çoğu zaman kesin delil anlamında kullanılır. Bu da gösteriyor ki, bir inanç, bir haram-helal meselesi, mutlaka Allah’tan gelen apaçık bir delile dayanmalıdır. Bu, zanla belirlenemez.
En’âm suresi 116. ayette de buna işaret edilmişti:
“Eğer yeryüzündekilerin çoğuna uyacak olursan, seni Allah’ın yolundan saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar ve tahmin yürütürler.”
Bu durum yalnızca müşrikleri değil, kendini Müslüman olarak gören ama Allah’ın hükmüne göre değil, arzu ve zanna göre yaşayanları da kapsar. Kim Allah’ın şeriatını terk ederse, dünyada ve ahirette bunun cezasını çeker. Miladi 1924’te Hilâfet’in kaldırılması ve şeriatın terk edilmesinden bu yana, ümmet zillet içinde yaşamaktadır. Sıkıntılar ardı ardına gelmektedir. Ancak ümmet tekrar Allah’ın şeriatına dönüp Hilâfet’i kurarsa, Allah üzerlerindeki musibetleri kaldıracaktır.
Allah, şirk ve helal-haram konusunda ileri süren zanna dayalı iddiaları reddederek son noktayı koyar:
“De ki: Kesin delil ancak Allah’a aittir. O dileseydi elbette hepinizi doğru yola iletirdi.” (En’âm 149)
Bu ifade, Allah’ın insanlara imtihan gereği serbest irade verdiğini açıkça ortaya koyar. Dileyen iman eder, dileyen inkâr eder. Dileyen Allah’ın haram ve helal kıldıklarına riayet eder, dileyen heva ve hevesine göre yaşar. Ancak herkes sonunda yaptıklarının karşılığını eksiksiz görecektir