– 37 –
- Kıldıkları Helali ve Haramı Allah’a İsnat Etmeleri
- Hakkı Söylemekten Çekinmemek
- Kürtaj Yapmak ve Bunun Cezası
- Kötülüklere Yaklaşmamak
- Tartıda ve Ölçüde Adaletsizlik ve cezası
- Adaletli Konuşmak
- Münafık Yöneticilerin Alametleri
قُلۡ هَلُمَّ شُهَدَآءَكُمُ الَّذِيۡنَ يَشۡهَدُوۡنَ اَنَّ اللّٰهَ حَرَّمَ هٰذَا ۚ فَاِنۡ شَهِدُوۡا فَلَا تَشۡهَدۡ مَعَهُمۡ ۚ وَلَا تَتَّبِعۡ اَهۡوَآءَ الَّذِيۡنَ كَذَّبُوۡا بِاٰيٰتِنَا وَالَّذِيۡنَ لَا يُؤۡمِنُوۡنَ بِالۡاٰخِرَةِ وَهُمۡ بِرَبِّهِمۡ يَعۡدِلُوۡنَ ﴿۱۵۰﴾ قُلۡ تَعَالَوۡا اَتۡلُ مَا حَرَّمَ رَبُّكُمۡ عَلَيۡكُمۡ اَلَّا تُشۡرِكُوۡا بِهٖ شَيۡـًٔـــا وَّبِالۡوَالِدَيۡنِ اِحۡسَانًا ۚ وَلَا تَقۡتُلُوۡۤا اَوۡلَادَكُمۡ مِّنۡ اِمۡلَاقٍؕ نَحۡنُ نَرۡزُقُكُمۡ وَاِيَّاهُمۡ ۚ وَلَا تَقۡرَبُوا الۡفَوَاحِشَ مَا ظَهَرَ مِنۡهَا وَمَا بَطَنَ ۚ وَلَا تَقۡتُلُوا النَّفۡسَ الَّتِىۡ حَرَّمَ اللّٰهُ اِلَّا بِالۡحَـقِّ ؕ ذٰ لِكُمۡ وَصّٰٮكُمۡ بِهٖ لَعَلَّكُمۡ تَعۡقِلُوۡنَ ﴿۱۵۱﴾ وَلَا تَقۡرَبُوۡا مَالَ الۡيَتِيۡمِ اِلَّا بِالَّتِىۡ هِىَ اَحۡسَنُ حَتّٰى يَبۡلُغَ اَشُدَّهٗ ۚ وَاَوۡفُوۡا الۡكَيۡلَ وَالۡمِيۡزَانَ بِالۡقِسۡطِ ۚ لَا نُـكَلِّفُ نَفۡسًا اِلَّا وُسۡعَهَا ۚ وَاِذَا قُلۡتُمۡ فَاعۡدِلُوۡا وَلَوۡ كَانَ ذَا قُرۡبٰى ۚ وَبِعَهۡدِ اللّٰهِ اَوۡفُوۡا ؕ ذٰ لِكُمۡ وَصّٰٮكُمۡ بِهٖ لَعَلَّكُمۡ تَذَكَّرُوۡنَ ۙ ﴿۱۵۲﴾ وَاَنَّ هٰذَا صِرَاطِىۡ مُسۡتَقِيۡمًا فَاتَّبِعُوۡهُ ۚ وَلَا تَتَّبِعُوۡا السُّبُلَ فَتَفَرَّقَ بِكُمۡ عَنۡ سَبِيۡلِهٖ ؕ ذٰلِكُمۡ وَصّٰٮكُمۡ بِهٖ لَعَلَّكُمۡ تَتَّقُوۡنَ ﴿۱۵۳﴾
“De ki: Allah şunu haram kıldı diye şahitlik edecek şahitlerinizi getirin. Eğer onlar şahitlik ederlerse, sen onlarla birlikte şahitlik etme. Ayetlerimizi yalanlayanları ve ahiret gününe inanmayanların arzularına uyma. Onlar, taptıklarını Rablerine eşit tutarlar.” (150)
“De ki: Rabbinizin size haram kıldığı şeyleri okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya iyilik edin. Fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Sizi de onları da Biz rızıklandırırız. Açık veya gizli bütün kötülüklere yaklaşmayın. Haksız yere Allah’ın haram kıldığı cana kıymayın. İşte bunlar, Allah’ın size tavsiye ettikleridir; umulur ki düşünür ve anlarsınız.” (151)
“Yetimin malına, rüşd çağına erişinceye kadar, en güzel şekil dışında yaklaşmayın. Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. Biz hiç kimseyi gücünün üstünde bir şeyle sorumlu tutmayız. Yakınınız bile olsa, söz söylediğinizde adil olun. Allah’ın ahdini yerine getirin. İşte Allah size bunları tavsiye etti; umulur ki düşünür ve öğüt alırsınız.” (152)
“Şüphesiz bu, benim dosdoğru yolumdur. Ona uyun. Başka yollara uymayın; yoksa sizi O’nun yolundan saptırırlar. İşte Allah, takvaya eresiniz diye size bunları emretti.” (153)
Önceki ayetlerde Allah, kâfirlerin hevâ ve heveslerine göre helal ve haramları belirlediklerine işaret etmişti. Onlar, kendi arzularına ve çıkarlarına göre bazı şeyleri serbest, bazılarını yasak ilan ettiler; sonra da bu hükümleri Allah’a isnat ederek meşrulaştırmaya çalıştılar. İnsanlara kendi yasalarını kabul ettirebilmek için bunların Allah’ın helal ve haram kıldıkları olduğunu iddia ettiler.
Allah Rasulü’ne de, onlara şu şekilde sorması emredilir:
“Hadi, Allah’ın bu şeyleri haram kıldığına dair şahitlik edecek olanları getirin.”
Eğer yalancı şahitlik yaparlarsa, sen onların şahitliğine katılma. Yani, onların şahitliğini kabul etme, çünkü hiçbir delilleri yoktur. Allah’ın ayetlerini yalanlayanların koydukları yasalara nasıl olur da Allah adına şahitlik edilebilir?! Onlar, Muhammed’in peygamberliğini inkâr ederler; Musa ve İsa’ya da inanmazlar. Üstelik, “Allah hiçbir beşere hiçbir şey indirmemiştir” diyerek vahyi de reddederler. O zaman bu hükümleri Allah’tan nasıl aldılar?!
Ahirete de inanmazlar. Bu, onların helal ve haram kıldıkları şeylerden dolayı hesaba çekileceklerine ve cezalandırılacaklarına inanmadıkları anlamına gelir. Böyle bir korku taşımadıkları için her türlü yalanı uydurabilirler. Allah’tan korkmazlar; yücelttikleri ve taptıkları şeyleri Allah’a eş tutarlar. Onları Allah kadar değerli görür, hükümlerine itaat ederler.
Bu sebeple Allah’a ve ahirete inanmayanlar, Allah’ın bir şey indirdiğine de inanmazlar. Kendi çıkarları doğrultusunda helali haram, haramı helal yapar; yasa koyarlar.
Müslüman olduğunu iddia eden bazı kişiler de meclis veya parlamentodan çıkan yasaların İslam’a uygun olduğunu söyleyerek, bu beşerî ve küfür yasalarını Allah’a isnat etmeye çalışırlar. Veya çıkar ve zaruret gibi gerekçelerle istedikleri haramı mübah sayarlar. Çünkü Allah korkuları yoktur. Allah’ın ayetlerini hatırlamazlar. Kur’an’ı dinleseler bile anlamaz, üzerinde düşünmez ve hayatlarında uygulamayı düşünmezler. Kur’an’ı sadece ölüler için, hastalar için ya da hatim yapmak için okurlar.
Ahireti pek düşünmez, zihinlerinde tutmazlar. Allah’ın kendilerini hesaba çekeceğini ve cezalandıracağını hatırlamazlar. Derin bir gaflet içindedirler; sanki hiç ahirete inanmıyor gibidirler. Liderlerini Allah’a eş tutarlar, onları Allah kadar severler, söylediklerine güvenirler. Her ne kadar Allah’a ve ahirete inandıklarını iddia etseler de, ahiret azabını ciddiye almazlar.
Gerçek mü’min ise daima Allah’ı ve ahireti aklında tutar. Allah’ın emirlerine muhalefet etmekten çekinir; O’nun azabından korkar.
Allah, Rasulü vasıtasıyla insanlara neyi haram kıldığını açıklamak için şöyle buyurur:
“Rabbinizin size haram kıldığı şeyleri okuyayım.”
Bunun anlamı şudur: Rasul’ün söylediği her şey Allah’tandır; hevasından konuşmaz. Kur’an dışında da bir şey söylerse ve bu Allah’tan değilse, risaleti geçersiz olur. Rasul, teşrî (hüküm koyma), fikir ve gayba dair konularda, Kur’an dışında söylediği her şeyi Allah’tan vahiy ile alır.
Bu ayetlerde bazı haramlar sıralanmıştır. Diğer haramlar ise başka ayet ve hadislerde geçmektedir. Örneğin sözleşmelerle ilgili helal ve haramlar burada sayılmamış, başka naslarla bildirilmiştir.
Ayrıca her çağda yeni meseleler, sözleşme türleri ortaya çıkar. Bunların hükmü de ayet ve hadislerden ictihat ve kıyas yoluyla belirlenir.
Allah’ın ilk yasakladığı şey şirktir: O’na hiçbir şeyi ortak koşmamaktır. Çünkü Allah, şirki asla affetmez. Nisâ Suresi 48.ayeti tefsir ederken bu konuya detaylı şekilde değinmiştik.
“Ana babaya iyilik edin.” Bu konu birçok ayette vurgulanmıştır: Bakara 83, Nisa 36, En’am 151. Ayetini tefsir ederken bu meseleye değinmiştik.
“Fakirlikten dolayı çocuklarınızı öldürmeyin. Çünkü sizi ve onları biz rızıklandırıyoruz.”
İmanla ilgili önemli bir husus, rızkın Allah’tan olduğuna kesin bir şekilde inanmaktır. Allah, insanı imtihan etmek üzere yarattığı ve belirli bir zamana kadar yaşatacağı için mutlaka bir şekilde onun rızkını temin edecektir. Bu sebeple insan, fakirlik korkusuyla çocuğunu öldürmemelidir. Hem kendisinin hem de çocuğunun rızkı Allah’tandır.
Bazı insanlar, zalim yöneticiler karşısında hak sözü söyleyip İslam’ın hâkimiyetini kurmak için Hilafet uğruna çalışmaktan korkar. “Biz ve çocuklarımız aç kalırız” diyerek bu mücadeleye katılmazlar. Oysa zalimler, Allah’ın takdir ettiği rızkı kesemezler.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
«أَلا لا يَمْنَعنَّ أحدَكُم رَهْبةُ النّاسِ أّن يَقولَ بِحقٍّ إذا رآه أَو شَهِدَه، فَإنَّه لا يُقرِّبُ مِن أَجلٍ، ولا يُبَاعدُ مِن رزقٍ أَن يَقولَ بِحقٍ أو يُذكِّرَ بعظيمٍ».
“Biriniz, hakkı gördüğünde onu söylemekten, insanlardan ve onların kalabalığından korkmasın. Bu korku, eceli yaklaştırmaz, rızkı da uzaklaştırmaz. Hakkı gördüğünüzde ya da önemli bir şeyle karşılaştığınızda, onu söylemekten geri durmayın.”
(Tirmizî 2191, Ahmed b. Hanbel 11474)
Başka bir sebeple çocuğu öldürmek de kesinlikle haramdır. 40–42 günlükten büyük cenini öldürmek (kürtaj) de haramdır. Zira Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, bu zamana kadar ceninin sadece kan pıhtısı olduğunu, sonra şekillenmeye başladığını belirtmiş ve cenin öldürmenin cezası olarak, normal insanın diyetinin onda biri miktarını belirlemiştir. Normal insan diyeti 1000 dinardır. Her dinar, 4,25 gram saf altındır.
Hilafet devleti, bu fiili işleyen kişileri bu miktarla cezalandırır. Kişi bunu gıyabında yapar ve tövbe ederse, bu diyeti kefaret olarak vermesini tavsiye ederim. Umulur ki Allah onu affeder.
“Açık olsun gizli olsun kötülüklere yaklaşmayın.”
Bu tür kötülüklerin detayları çeşitli ayet ve hadislerde açıklanmıştır. Bu ayet, insanların önünde açıkça ya da gizlice işlenen kötülüklere yaklaşmamayı emreder. Hatta doğrudan yapmaktan önce, yaklaşmamayı nehyeder. Şeytanın vesvesesiyle aklına böyle bir kötülük gelen kişi hemen Allah’a sığınmalı ve bu düşünceyi aklından atmalıdır.
Aynı zamanda bu kötülüğün ön adımlarından da uzak durmalıdır. Örneğin zina kötülüğünün ilk adımları; kadının açılması, ona bakmak, dokunmak, onunla yalnız kalmak gibi şeylerdir.
Riba (faiz) haramının ilk adımları da, bu büyük haramı mubah gösteren Allah’tan korkmayan hocaların yanına gitmek veya fetvalarını aramakla başlar. Bunlar şeytan gibi maslahat ve zaruret bahanesiyle haramı helal gösterirler.
“Allah’ın haram kıldığı cana haksız yere kıymayın.”
Bunun cezası çok ağırdır: ölüm. Nisa Suresi 93. ayetin tefsirinde bu detaylı şekilde açıklanmıştır.
“Rüşd çağına erişinceye kadar yetimin malına yaklaşmayın.”
Bu da Nisa Suresi 6. ayetin tefsirinde detaylı bir şekilde ele alınmıştır.
“Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın.”
A’raf 85, İsra 35, Şuara 181 ayetlerinde bu konuya yer verilmiştir. Bu ilkeye riayet etmeyenler, Mutaffifin Suresi 1–6 ayetlerinde Allah’ın azabıyla tehdit edilmiştir. Bu fiilin dünyada da cezası vardır.
Hilafet devleti kurulduğunda “Ukubat Nizâmı” (İslam Ceza Hukuku) kitabında geçtiği üzere ceza şöyledir:
- “Devlet tarafından kabul edilmemiş veya bilinmeyen ağırlık, hacim ve uzunluk ölçülerine ait herhangi bir ölçüyü kullanan, tedarik eden ya da sahte bir ağırlık ve ölçü ile tartan veya ölçen kişi altı aya kadar hapis cezasına çarptırılır.”
- “Teslim edilen bir malın miktarı veya niteliği bakımından aldatıcılık yapan kişi bir yıla kadar hapis ve hâkimin takdirine göre para cezasıyla cezalandırılır.”
“Biz hiç kimseyi gücünün üstünde bir şeyle sorumlu tutmayız.”
Bakara 286. ayette de bu konu geçmektedir. Orada detaylı şekilde açıklanmıştır. Allah hükümlerini indirirken insanın gücünü gözetmiştir. Belli durumlarda gücü yoksa, ayet ve hadislerde buna ruhsat verilmiştir.
“Akrabalarınız olsa bile konuştuğunuz zaman adaletli, insaflı olun.”
Bir kimse konuşurken, hüküm verirken ya da şahitlik yaparken daima doğru, adaletli ve insaflı olmalı; hakikati söylemelidir. Bu durum, kendi aleyhine ya da akrabaları aleyhine olsa bile geçerlidir. Bu şekilde davranan kişi hem dünyada hem ahirette itibarlı olur. Aksi takdirde sevilmez, Allah’ın azabına uğrar.
Nisa 58, 135; Maide 2, 8 ayetlerinde bu mesele vurgulanmıştır. Bu ayetlerin tefsirinde detaylara yer verilmiştir.
“Allah’ın ahdine vefakârlık edin.”
İnsan, Allah’a veya bir insana söz verdiğinde vefalı olmalıdır. Allah, Bakara 27. ayette ahdini bozanları azapla tehdit etmiştir. Yahudiler her seferinde ahitlerini bozdukları için Allah onları lanetlemiş ve ağır azap indirmiştir.
Bu konu şu ayetlerde de vurgulanmıştır:
Bakara 27, 177; Al-i İmran 76; Maide 1; Tevbe 4, 111; Ra’d 20; Nahl 91; İsra 34; Ahzab 15. Bu ayetlerde ahdi bozanlar kınanmış ve ceza ile tehdit edilmiştir. Hilafet devleti, her türlü ihaneti ve ahde vefasızlığı cezalandıracaktır.
Maide 7. ayette belirtildiği üzere bir kimse iki şehadeti getirip Müslüman olunca, Allah’ın dinini uygulamaya söz vermiş olur. Bu durumda emir ve nehiylere uymalıdır. Kafirler bu ahdi yerine getirmedikleri için cehennemde ebedi olarak kalacaklardır.
Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem, sözü yerine getirmeyen veya emanete ihanet edenleri münafıklık alametlerindensaymıştır. Şöyle buyurmuştur:
” آية المنافق ثلاث: إذا حدث كذب، وإذا وعد أخلف، وإذا اؤتمن خان”. (البخاري ومسلم)
“Münafığın alameti üçtür: Konuştuğunda yalan söyler, söz verdiğinde sözünde durmaz, kendisine emanet verildiğinde ihanet eder.”
(Buhari 33, Müslim 59)
Bir başka rivayette şöyle buyurmuştur:
أربع خلال من كن فيه كان منافقا خالصا: إذا حدث كذب، وإذا وعد أخلف، وإذا عاهد غدر، وإذا خاصم فجر. ومن كانت فيه خصلة منهن كانت خصلة من النفاق حتى يدعها”. (البخاري ومسلم)
“Dört özellik vardır ki, kimde bulunursa o kişi tam bir münafıktır: Konuştuğunda yalan söyler, söz verdiğinde sözünde durmaz, ahitleştiğinde hıyanet eder, çekiştiğinde haddi aşar. Kimde bu sıfatlardan biri varsa, onu terk edinceye kadar onda münafıklıktan bir özellik vardır.”
(Buhari 3178, Müslim 58)
Münafık olan kişi bir Müslümanla tartıştığında ölçüyü kaçırır, adaletli, insaflı ve hakkaniyetli davranmaz.
En önemli husus, bu kötü özelliklerin yöneticilerde bulunmamasıdır. Ancak Hilafetin yıkılışından bu yana İslam beldelerindeki yöneticilerde bu münafıklık alametleri bariz şekilde görülmektedir. “Gaye vasıtayı meşrulaştırır” anlayışını benimseyerek, Machiavelli düşüncesini tatbik etmektedirler. Yalana, ahde vefasızlığa, ihanete, iftiraya ve zulme meşruiyet kazandırırlar.
Pragmatist olmuş, çıkar uğruna her şeyi yapabilir hâle gelmişlerdir. “Vakıaya uymak”, “emri vakiye razı olmak” gibi ifadelerle ihaneti meşrulaştırmışlardır. Böyle yöneticiler, münafıklığın açık örnekleridir.
İslam’da yönetici bu sıfatlara sahip olamaz. Aksi hâlde fasık veya münafık sayılır ve Hilafet Devleti’nin Mezalim Mahkemesi tarafından görevden alınıp cezalandırılır.
Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem, böyle yöneticilerin çıkacağını Allah’ın vahyiyle şöyle bildirmiştir:
يَأْتِيْ عَلَىْ النَّاسِ سَنَوَاتٌ خَدَّاعَاتٌ يُصَدَّقُ فِيهَا الْكَاذِبُ وَيُكَذَّبُ فِيهَا الصَّادِقُ وَيُؤْتَمَنُ فِيهَا الْخَائِنُ وَيُخَوَّنُ فِيهَا الأَمِينُ وَيَنْطِقُ فِيْ النَّاسِ الرُّوَيْبِضَةُ قالوا وَمَا الرُّوَيْبِضَةُ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ الرَّجُلُ التَّافِهُ يَتَحَدَّثُ فِيْ أَمْرِ الْعَامَّةِ
“İnsanlara öyle aldatıcı yıllar gelir ki, yalancı doğrulanır, doğru yalanlanır. Hain güvenilir sayılır, emin olan hainlikle itham edilir. O zaman Ruveybida konuşur.”
Ashab sordu: ‘Ey Allah’ın Rasulü, Ruveybida nedir?’
Buyurdu: ‘Toplumun genel işleri hakkında konuşan değersiz, düşük kişidir.’
(İbn Mace 4036, Ahmed b. Hanbel II/291, Müstedrek IV/512, Ebû Ya’lâ VI/378, Mu’cemü’l-Kebîr, XVIII/67)
Allah, kendi yolunun ne olduğunu ve doğru yolun kendi yolu olduğunu bildirir:Bu emirlerine ve yasaklarına uymaktır ve insanların buna uymasını kesin şekilde talep etmiştir.Diğer yolları reddeder. O’nun yolunu terk edenler sapıtır ve cezaya uğrar.
Bu üç ayetin sonunda şöyle buyurur:
“İşte bunlar, Allah’ın size tavsiye ettiği (emrettiği) şeylerdir. Umulur ki düşünürsünüz. Umulur ki hatırlarsınız. Umulur ki sakınırsınız.”
Buradaki “tavsiye” kelimesi, bağlamdan da anlaşıldığı üzere, emretmekanlamında kullanılmıştır.
Bu ifadelerdeki maksat veya hikmet şudur: İnsan düşünmeli, hatırlamalı ve sakınmalıdır. Allah insanların bu hükümleri düşünmesini, hatırlamasını ve uygulamasını kesin olarak istemektedir.
Kim Allah’ı ve ahireti düşünürse, O’nun azabından korkar, emirlerine uyar, yasaklarından kaçınır ve takva sahibi olur. Aksine davrananlar, sadece dünyayı düşünenler, Allah’tan korkmaz ve her türlü kötülüğü işleyebilirler.
Bu sebeple Müslümanlar Allah’ı, ahireti ve O’nun emirlerini sürekli hatırlamalı, birbirlerini de bu konuda uyarmalıdır.
Asr Suresi‘nde, iman edenlerin salih amel işlediği ve birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye ettikleri ifade edilir. Bu, Allah’ın emirlerine uymak ve yasaklarından uzak durmakla mümkündür. Aynı zamanda bu yolda sabırla direnmek, yılmadan mücadele etmek gerekir.
Zariyat 55. ayette şöyle buyrulur:
وَّذَكِّرۡ فَاِنَّ الذِّكۡرٰى تَنۡفَعُ الۡمُؤۡمِنِيۡنَ
“Hatırlat! Çünkü hatırlatma müminlere fayda verir.”
Hatırlatmayan, hakkı savunmayanlar hüsrandadır.
Demokrasi savunucuları “Kimse kimseye karışmasın, herkes özgürdür, istediğini yapsın” der. Bu anlayış, örtülü kadınla açık kadının, namaz kılanla kılmayanın, faizle mücadele edenle faizi yiyenin, küfre razı olanla olmayanın eşit görülmesini doğurur.
Fasıkları ve Müminleri eşit kılarlar. Oysa Allah böyle bir eşitliği reddederek şöyle buyurdu:
اِنَّ لِلۡمُتَّقِيۡنَ عِنۡدَ رَبِّهِمۡ جَنّٰتِ النَّعِيۡمِ اَفَنَجۡعَلُ الۡمُسۡلِمِيۡنَ كَالۡمُجۡرِمِيۡنَؕ مَا لَـكُمۡ كَيۡفَ تَحۡكُمُوۡنَۚ
“Şüphesiz ki takva sahipleri, Rableri katında nimetlerle dolu cennetlerde olacaklardır. Şimdi biz Müslümanları suçlular gibi mi tutacağız? Size ne oluyor da böyle hükmediyorsunuz?”
(Kalem, 34–36)