Haber Yorumu
Trump: Yahudi Varlığı Gazze’de 60 Günlük Ateşkesi Kabul Etti
ABD Başkanı Trump, 2 Temmuz 2025’te Truth Social adlı platformunda, Washington’da Amerikalı ve Yahudi varlığından yetkililer ile yaptığı görüşmenin ardından şunları söyledi:
“İsrail, 60 günlük ateşkesin sağlanması için gerekli şartları kabul etti. Bu süre zarfında tüm taraflarla birlikte savaşı sona erdirmek için çalışacağız. Barışı sağlamak için büyük çaba harcayan Katar ve Mısırlılar bu nihai teklifi sunacaklar. Orta Doğu’nun menfaati için Hamas’ın bu anlaşmayı kabul etmesini umuyorum çünkü durum daha iyiye gitmeyecek, aksine daha da kötüleşecek.”
Bu açıklama, Yahudi varlığının rehineleri aldıktan sonra saldırılarına ve Gazze’deki soykırım savaşına kaldığı yerden devam edeceği anlamına geliyor. Daha önceki iki ateşkes döneminde de aynı şeyi yaptı. Çünkü hedefini, Gazze’deki tüm silahlı güçleri ortadan kaldırmak, silahlarını teslim almak ve Trump’ın hedefi olan Gazze halkını sürgün ederek orayı bir Amerikan tatil beldesine dönüştürmek olarak belirledi. Mısır ve Katar yöneticileri ise Amerikalıların ve Yahudi varlığının arabulucusu gibi davranıyorlar; önceki iki ateşkeste Hamas’a baskı yaparak Yahudi rehinelerin teslim edilmesini sağladılar ve şimdi de rehinelerin teslimi için baskı yapıyorlar. Ancak Gazze halkına ne bir lokma yiyecek ne bir yudum su ulaştırıyorlar, ne de Yahudi saldırganlığına karşı herhangi bir direniş gösteriyorlar.
Amerika, Lübnan ile Suriye Arasındaki Sınırın Belirlenmesine Önem Veriyor
2 Temmuz 2025’te Şarku’l Avsat gazetesinde yer alan bir habere göre, ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, 7-8 Temmuz tarihlerinde Lübnan Cumhurbaşkanı Avn, Meclis Başkanı Nebih Berri, Başbakan Nevvaf Selam ve Lübnan Ordu Komutanlığı ile yapacağı görüşmelerde Lübnan-Suriye sınırının belirlenmesine özel önem veriyor.
Haberde, önceki rejimin Arap ülkelerine ulaştırmak üzere uyuşturucu kaçakçılığı için yaptığı kaçakçılık faaliyetlerinin, Washington’un bu konuda daha fazla çaba harcamasına zemin hazırladığı belirtildi. Barrack’ın sınır belirleme konusunu Lübnan’a yardım etmenin yollarından biri olarak gündemine aldığı ifade edildi.
Amerika, eski rejimin bu faaliyetlerini bahane ederek Suriye ve Lübnan arasında, aslında bir bütün olan bu iki ülke arasında sınır çizgisini kesinleştirmek istiyor. Bu iki ülke, sömürgeciler tarafından bölündü, başlarına iki kukla rejim yerleştirildi ve yozlaşmış çetelerle yönetilmeleri sağlandı.
Bu durum, ABD Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Barrack’ın sinsi sömürgeci bir siyaset yürüttüğünü gösteriyor. Oysa kendisi daha önce 24 Haziran 2025’te Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara ile yaptığı görüşmenin ardından X platformunda şöyle yazmıştı:
“Yüzyıl önce Batı, kendi çıkarları için bu bölgede haritalar, sınırlar, vesayetler ve yabancı yönetimler dayattı. Sykes-Picot Anlaşması, Suriye’yi ve bölgeyi bölerek sömürgeci çıkarlar için tasarlandı, barış için değil. Bu hata nesillere mal oldu. Bunun bir daha asla tekrarlanmasına izin vermeyeceğiz.”
Ve şöyle devam etmişti:
“Batılı müdahalelerin devri sona erdi. Gelecek, saygıya dayalı ortaklıklar ve diplomasi üzerine inşa edilen bölgesel çözümlere aittir. Başkan Trump’ın 13 Mayıs’ta Riyad’daki konuşmasında vurguladığı gibi: Artık Batılı müdahalecilerin Orta Doğu’ya gelip nasıl yaşayacağınızı ve işlerinizi nasıl yöneteceğinizi anlatacakları günler geride kaldı.”
Ayrıca, “Suriye’nin trajedisi bölünmüşlükten doğdu.” dedi.
Ancak şimdi görüyoruz ki Amerika, eski Batı sömürgeciliğinin bir devamı olarak hareket ediyor ve onun bıraktığı bölünmeyi kalıcılaştırmak için çalışıyor. Böyle bir devletin, Sykes-Picot öncesinde bir bütün olan bu toprakları tekrar birleştirmesi ve tek bir devlet haline getirmesi beklenemez.
Yahudi Varlığı, Normalleşme İçin Suriye Rejimiyle Doğrudan İrtibat Kuruyor
Suriye Televizyonu sayfası 28.06.2025 tarihinde, Yahudi Varlığı Dışişleri Bakanı Gid’on Saar’ın şu açıklamalarını aktardı: “İsrail, ilke olarak Suriye ile bir müzakere sürecine girmeye karşı değil. Ancak herhangi bir barış veya gelecekteki normalleşme anlaşması, Golan Tepeleri elimizdeyken gerçekleşmelidir. Bu noktayı özellikle vurguluyorum; bu konuda bir taviz yoktur. Suriye, İsrail’in Golan Tepeleri üzerindeki egemenliğini tanırsa bu, kabul edilebilir bir anlaşmanın temeli olacaktır. Ama henüz o aşamada değiliz, gelişmeleri izlemeye devam ediyoruz.” (Yahudi Haber Kanalı 24, 28.06.2025)
Aynı kanal Suriyeli kaynaklardan şu bilgileri de aktardı: “Suriye ve İsrail, bu yılın sonu olan 2025’ten önce bir barış anlaşması imzalamaya yöneliyor. Anlaşmaya göre İsrail’in, geçen yıl 8 Aralık’ta tampon bölgeyi işgal ettikten sonra kontrol altına aldığı tüm Suriye topraklarından, Şeyh Dağı Zirvesi de dahil olmak üzere, kademeli olarak çekilmesi bekleniyor. Bu tarihi anlaşma, iki ülke arasında ilişkilerin tamamen normalleşmesini sağlayacak ve Golan Tepeleri bir barış bahçesi olacak.” Suriye’nin, Trump’ın görev süresi sona ermeden Yahudi varlığı ile barış yapmayı dışlamadığı ve son günlerde Yahudi varlığı ile doğrudan günlük bir diyaloğun sürdüğü ifade ediliyor.
Yahudi varlığı Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Tsahi Hanegbi, Yahudi varlığı ile Suriye hükümeti arasında doğrudan ve sürekli iletişim olduğunu ve tarafların normalleşme imkânını görüştüğünü açıkladı. Hanegbi, “Suriye ile diyalog artık arka kapı kanalları veya arabulucularla sınırlı değil; doğrudan ve günlük temas, hükümetin tüm düzeylerini kapsıyor” dedi. Ayrıca Suriye ve Lübnan’ın, Yahudi varlığı ile Abraham Anlaşmaları’na benzer şekilde normalleşme anlaşmaları imzalayacak aday ülkeler arasında yer aldığını ifade etti (Israel Hayom).
Suriye’nin yeni yöneticileri de tıpkı Filistin Yönetimi gibi Yahudi Varlığı’nın koruyucusu olup, arkasındaki Amerika’nın himayesi altında zillet içinde yaşamayı seçmiş görünüyor. Artık Golan Tepeleri’ni veya Yahudi Varlığı’nın 4 Haziran 1967 sınırlarına çekilmesini talep etmiyorlar; sadece Yahudi Varlığı’nın 8 Aralık 2024 sınırlarına çekilmesini istiyorlar. Tüm bunların sebebi İslam’ın uygulanmasından ve cihad farizasından vazgeçilmiş olmasıdır.
Hindistan, Müslümanları Karar Olmaksızın Vahşice Sınır Dışı Ediyor
30.06.2025 tarihinde gelen haberlere göre Hindistan, yüzlerce Müslümanı herhangi bir mahkeme kararı olmaksızın Bangladeş’e sınır dışı etti. Hindistan, sınır dışı edilenlerin yasa dışı göçmenler olduğunu iddia ediyor ve ülke genelinde, sayısı 200 milyonu aşan Müslümanlara karşı baskıcı ve zalim bir politika izliyor.
Hindistan’daki aktivistler, özellikle ülkenin doğu kesimindeki Müslümanların dehşet içinde yaşadıklarını belirtti. Milyonlarca insan bu varoluşsal korkunun içine atıldı. Fransız Haber Ajansı (AFP), Rahime Begum isimli sınır dışı edilen Müslüman bir kadının şu sözlerini aktardı: “Geçen mayıs ayının sonunda polis beni birkaç gün gözaltında tuttu, sonra Bangladeş sınırına götürdü. Oysa ailemin tüm bireyleri Hindistan’da doğdu ve nesiller boyu burada yaşadı. Bana bunu neden yaptıklarını bilmiyorum.” Hindistan polisi, Rahime Begum’u beş Müslümanla birlikte gece karanlığında sınırdaki bataklığa götürerek, uzak bir köyü işaret edip oraya sürünerek gitmelerini söyledi. “Ayağa kalkmaya veya yürümeye kalkarsanız vururuz” dediler. Onları bulan Bangladeşli köylüler, sınır muhafızlarına teslim etti; Bangladeşli görevliler onları şiddetle dövdü ve geri dönmeye zorladı.
Bangladeş yetkilileri, Hindistan’ın Mayıs ayından bu yana sınırdan 1600’den fazla kişiyi zorla geçirdiğini açıkladı. Hindistan basınına göre bu sayı 2500’e kadar çıkabilir. Tüm bunlar, Pakistan, Bangladeş ve Afganistan gibi komşu Müslüman ülkeler Hindistan’ın zalimce politikalarına karşı koymadığı ve baskı uygulamadığı için yaşanıyor. Oysa bu ülkeler, Hindistan’ı bu uygulamalardan vazgeçmeye zorlayarak Hindistan’ı Hindu yönetiminden kurtarmak için çalışmalıydı.
Merkezi Medya Ofisi, 25.06.2025 tarihinde bir açıklama yayımlayarak Hindistan Ulusal Soruşturma Ajansı’nın Bhopal şehrindeki üç bölgede ve Racastan eyaletinin Caulavur kentindeki iki noktada Hizb-ut Tahrir davası kapsamında eş zamanlı baskınlar düzenlediğini belirtti. Ajansın bu operasyonla partiye karşı ek deliller toplamayı hedeflediği iddia edildi. Daha önce de bu davayla bağlantılı olarak iki kişi gözaltına alınmıştı. Hindistan yönetimi, 10.10.2024 tarihinde Hizb-ut Tahrir’i, küresel bir Hilafet kurma amacı güttüğü ve bunu sözde terör ve aşırılıkla gerçekleştirdiği iddiasıyla yasaklamıştı.
Esad Mansur