Yahudi Varlığı ile Suriye Yönetimi Arasında Normalleşme İçin Doğrudan ve Sürekli İrtibatlar
Suriye Televizyonu’nun sayfası, 28.06.2025 tarihinde Yahudi medyasından aktardığına göre, Yahudi varlığının Dışişleri Bakanı, Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı ve Suriyeli kaynaklar, Suriye ile Yahudi varlığının, Beşşar Esed’in 8 Aralık 2024’te devrilip kaçmasının ardından işgal ettiği yerlerden geri çekilmesi ve Suriye rejiminin Golan Tepeleri’nin Yahudi varlığına ait olduğunu kabul etmesi şartıyla bir barış anlaşması imzalamak için doğrudan görüşmeler yürüttüğünü bildirdi.
Yahudi varlığının Dışişleri Bakanı Gid’on Sa’ar, “İsrail, ilke olarak Suriye ile bir müzakere sürecine girmekte sakınca görmüyor. Ancak gelecekteki herhangi bir barış veya normalleşme anlaşması Golan bizim elimizdeyken yapılmalıdır. Bu noktayı özellikle vurguluyorum, bu meselede bir taviz yoktur. Eğer Suriye, İsrail’in Golan Tepeleri üzerindeki egemenliğini tanırsa, bu kabul edilebilir bir anlaşmanın temeli olur. Ancak henüz bu aşamada değiliz, gelişmeleri izliyoruz.” dedi (Yahudi Haber Kanalı 24, 28.06.2025).
Aynı kanal, Suriyeli kaynaklara dayanarak şu bilgileri de aktardı: “Suriye ve İsrail, bu yılın sonu olan 2025’ten önce bir barış anlaşması imzalamaya yöneliyor. Anlaşmaya göre İsrail’in, geçen yıl 8 Aralık’ta tampon bölgeyi işgal ettikten sonra kontrol altına aldığı tüm Suriye topraklarından, Şeyh Dağı Zirvesi de dahil olmak üzere, kademeli olarak çekilmesi bekleniyor. Bu tarihi anlaşmanın, iki ülke arasında ilişkilerin tamamen normalleşmesini sağlayacağı ve Golan Tepeleri’nin bir barış bahçesi olacağı belirtiliyor. Suriye, Trump’ın görev süresi bitmeden İsrail ile barış yapmayı dışlamıyor ve son günlerde İsrail ile doğrudan günlük görüşmeler yürütülüyor.”
Yahudi varlığının Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Tsahi Hanegbi ise, “İsrail ile Suriye hükümeti arasında doğrudan ve sürekli temasların olduğunu, iki tarafın normalleşme ihtimalini görüştüğünü” açıkladı. “Artık Suriye ile diyalog arka kanallar veya aracılarla sınırlı değil, doğrudan ve günlük olarak, farklı hükümet düzeylerini kapsayacak şekilde yürütülüyor. Suriye ve Lübnan, İsrail ile Abraham Anlaşmaları kapsamında diğer Arap ülkeleriyle imzalanan anlaşmalar gibi normalleşme anlaşmaları imzalamaya aday ülkeler arasında yer alıyor” dedi (Israel Hayom).
Bu açıklamalar, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara’ın 7 Mayıs 2025 tarihinde Fransa’da Macron ile düzenlediği ortak basın toplantısında söyledikleriyle örtüşüyor. Şera burada, “Ülkesinin İsrail ile dolaylı müzakereler yürüttüğünü, durumu sakinleştirmek ve kontrolü kaybetmemek için çaba gösterdiklerini” söylemişti. Şera, Trump tarafından Riyad’da kabul edilmiş ve 13 Mayıs 2025’te kendisiyle 33 dakika süren bir toplantı gerçekleştirilmişti. Trump, “Ahmed Şara’a, işler yoluna girdiğinde Abraham Anlaşması’na katılmalarını umduğunu söylediğini” ve Şara’ın da “Evet” dediğini belirtmiş, ancak “önlerinde çok iş var” demişti.
Bu açıklamalar, Türk istihbaratı mutfağında Amerika’ya bağlılık için yetiştirilen Ahmed Şara başkanlığındaki Suriye rejiminin, Yahudi varlığını tanıyarak ve onunla normalleşerek büyük bir ihanete hazırlandığını göstermektedir. Tıpkı Türkiye rejimi ve diğer Arap rejimlerinin yaptığı gibi, İslam ümmetinin elinden Filistin’in tamamen çıkarılması ve kâfirlerin eline geçmesi sürecine ortak olmaktadırlar.
Öte yandan Yahudi varlığı, Beşşar Esed’in 8 Aralık 2024’te kaçmasından bu yana Suriye içinde saldırılarını sürdürmekte, Suriye’nin askeri kapasitesinin %70 ila %80’ini yok etmiş ve yeni Suriye topraklarını işgal ederek Şam’a yaklaşık 25 kilometre mesafeye kadar ulaşmıştır. Yeni Suriye rejimi ise tek bir kez bile bu saldırılara karşılık verme zahmetine girmemiştir. Savaşmak ve fedakârlık yerine zillet ve aşağılanmayı seçmiş, Amerika’dan Yahudi varlığının saldırılarını durdurmasını umut ederek, Amerika’nın bölgede kendisine karşı çıkabilecek güçleri vurmak için kullandığı bir araç olan Yahudi varlığının emrinde kalmayı tercih etmiştir.
Suriye’nin yeni yöneticileri, tıpkı Filistin Yönetimi’nin yaptığı gibi, bu yolu izleyerek, ki bu yol kendilerine sadece zillet ve rezillik getirmiş ve onları Yahudi varlığının koruyucusu hâline getirmiştir, topraklarını geri alabileceklerini zannetmektedirler. Özellikle Golan konusunda, Golan’dan tamamen vazgeçtikleri ve sadece Beşşar Esed’in kaçışından sonra Yahudi varlığı tarafından işgal edilen topraklardan geri çekilmeyi yeterli gördükleri anlaşılmaktadır.
Aynı şekilde Filistin’in kurtuluşu ve halkının, özellikle Gazze’de maruz kaldığı soykırıma karşı yardım etmek gibi bir düşünceleri de yoktur. Oysa bu, kendileri ve diğer tüm Müslümanlar için bir farzdır. Ama onların bakış açısı, sömürgeciler tarafından Sykes-Picot Anlaşması ile çizilen sınırlara sıkıştırılmış dar bir vatanseverlik anlayışına dönüşmüş, Suriye’yi bu yapay sınırlar içinde kabul etmiş ve Suriye devriminin temel talebi olan İslam’ı hâkim kılacak, nübüvvet minhacı üzere Raşidi Hilafet’i kurma hedefine tamamen sırt çevirmişlerdir.
Esad Mansur