– 38 –
Yahudilerin Dinlerine Kimseyi Çağırmamaları
Diğerlerinin İman Etmemelerine Bahane Bulmaları
Diğerlerinin Kendilerine Kitap Gelmesini İstemeleri
Kur’an’ın Bütün İnsanlara Ait Olması
Kâfirlerin İstedikleri Mucizeler
Kâfirler ve Müminlerin Beklentileri
ثُمَّ اٰتَيۡنَا مُوۡسَى الۡـكِتٰبَ تَمَامًا عَلَى الَّذِىۡۤ اَحۡسَنَ وَتَفۡصِيۡلاً لِّـكُلِّ شَىۡءٍ وَّهُدًى وَرَحۡمَةً لَّعَلَّهُمۡ بِلِقَآءِ رَبِّهِمۡ يُؤۡمِنُوۡنَ ﴿۱۵٤﴾ وَهٰذَا كِتٰبٌ اَنۡزَلۡنٰهُ مُبٰرَكٌ فَاتَّبِعُوۡهُ وَاتَّقُوۡا لَعَلَّكُمۡ تُرۡحَمُوۡنَۙ ﴿۱۵۵﴾ اَنۡ تَقُوۡلُـوۡۤا اِنَّمَاۤ اُنۡزِلَ الۡـكِتٰبُ عَلٰى طَآٮِٕفَتَيۡنِ مِنۡ قَبۡلِنَا وَاِنۡ كُنَّا عَنۡ دِرَاسَتِهِمۡ لَغٰفِلِيۡنَۙ ﴿۱۵٦﴾ اَوۡ تَقُوۡلُوۡا لَوۡ اَنَّاۤ اُنۡزِلَ عَلَيۡنَا الۡـكِتٰبُ لَـكُنَّاۤ اَهۡدٰى مِنۡهُمۡ ۚ فَقَدۡ جَآءَكُمۡ بَيِّنَةٌ مِّنۡ رَّبِّكُمۡ وَهُدًى وَرَحۡمَةٌ ۚ فَمَنۡ اَظۡلَمُ مِمَّنۡ كَذَّبَ بِاٰيٰتِ اللّٰهِ وَصَدَفَ عَنۡهَا ؕ سَنَجۡزِى الَّذِيۡنَ يَصۡدِفُوۡنَ عَنۡ اٰيٰتِنَا سُوۡٓءَ الۡعَذَابِ بِمَا كَانُوۡا يَصۡدِفُوۡنَ ﴿۱۵۷﴾ هَلۡ يَنۡظُرُوۡنَ اِلَّاۤ اَنۡ تَاۡتِيَهُمُ الۡمَلٰۤٮِٕكَةُ اَوۡ يَاۡتِىَ رَبُّكَ اَوۡ يَاۡتِىَ بَعۡضُ اٰيٰتِ رَبِّكَ ؕ يَوۡمَ يَاۡتِىۡ بَعۡضُ اٰيٰتِ رَبِّكَ لَا يَنۡفَعُ نَفۡسًا اِيۡمَانُهَا لَمۡ تَكُنۡ اٰمَنَتۡ مِنۡ قَبۡلُ اَوۡ كَسَبَتۡ فِىۡۤ اِيۡمَانِهَا خَيۡرًا ؕ قُلِ انْتَظِرُوۡۤا اِنَّا مُنۡتَظِرُوۡنَ ﴿۱۵۸﴾
“Sonra, iyilik edenlere nimetimizi tamamlamak, her şeyi açıklamak, hidayete erdirmek ve rahmet etmek maksadıyla Musa’ya Kitap’ı verdik. Umulur ki Rablerinin huzuruna varacaklarına iman ederler.” (154)
“Bu (Kur’an) ise bizim indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Ona uyun ve Allah’tan korkun. Umulur ki size merhamet edilir.” (155)
“Kitaplar yalnız bizden önceki iki topluluğa indirildi, biz ise onları okuyup incelemekten gafildik, habersizdik” demeyesiniz diye (indirdik). (156)
“Veya ‘Eğer bize kitap indirilseydi, onlardan daha hidayetli olurduk’ demeyesiniz diye… İşte size Rabbinizden apaçık bir delil, hidayet ve rahmet geldi. Allah’ın ayetlerini yalanlayandan ve onlardan yüz çevirenden daha zalim kim vardır? Ayetlerimizden yüz çevirenleri bu tutumlarından dolayı azabın en kötüsüne uğratacağız.” (157)
“Kendilerine meleklerin, Rabbinin ya da Rabbinin bazı ayetlerinin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin bazı ayetleri geldiğinde, önceden iman etmemiş ya da imanıyla bir hayır işlememiş olan bir nefse, o iman fayda vermez. De ki: ‘Bekleyin! Biz de beklemekteyiz.’” (158)
Daha önceki ayetlerde Allah, kâfirlerin helal ve haram konusundaki yanlış uygulamalarından dolayı onları uyardı. Sonra yüce Zatının belirlediği helal ve haram hükümlerini açıkladı; zira helali ve haramı bildirme yetkisi yalnızca O’na aittir, hükümranlık O’nundur.
Bundan sonra Allah, onlara Kur’an’ı inanmaları için indirdiği önceki kitapları hatırlattı. İsrailoğullarından iyilik edenlere nimetini tamamlamak, her şeyi açıklamak, hidayete erdirmek ve rahmet etmek maksadıyla Musa’ya Tevrat’ı indirdi.
Allah’tan bir kitabın gelmesi büyük bir nimettir. Aynı zamanda bilmedikleri konuları açıklar, böylece insanlar bilgi ve fikir sahibi olur, doğru yolu bulur ve düzgün şekilde davranırlar. Bu sayede merhamet edilip azaptan kurtulurlar ve huzurlu bir hayat yaşarlar.
Bunların hepsi, Allah’ın huzuruna varacaklarına iman etmeleri içindir. Buna iman edince, o gün hesaba çekileceklerinden korkarak Allah’ın indirdiği Kitap’a uyarlar.
Müşrikler, İsrailoğullarına Musa’nın bir peygamber olarak gönderildiğini ve Tevrat’ın indirildiğini biliyorlardı. Ancak bu kendilerini muhatap almıyordu, dolayısıyla iman etmeleri de istenmemişti. Bundan dolayı ilgilenmiyorlardı. Zaten Yahudiler de dinlerine kimseyi davet etmez, dinlerini yalnızca kendilerine has görürlerdi. Nitekim peygamberleri kendilerinden çıkmış, kitaplar da onlara hitap etmişti. Allah, onlardan kendi peygamberlerine ve indirdiği kitaplara iman etmelerini istedi.
Hemen ardından, müşriklerin dikkatini Kur’an’a yöneltip ona inanmalarını ve uymalarını emretti.
Eğer İsrailoğullarına Tevrat indirilmişse ve bu sizi ilgilendirmiyorsa, işte size, onlara ve bütün insanlığa Kur’an indirildi! Allah, onu mübarek bir kitap olarak indirdi. İçinde pek çok hayır vardır; insanlara şifa ve rahmettir, bütün meseleleri doğru şekilde çözer, onlara huzurlu bir hayat sağlar. Ancak bunun şartı, ona iman edip uymak ve Allah’ın azabından sakınmaktır. Böylece merhamet edilir ve azaptan kurtulurlar.
“Umulur ki” ifadesi, görünürde bir temenniyi ifade etse de aslında ulaşılması istenen hedef ve maksadı bildirir.
Müşrikler, “Kitaplar sadece bizden önceki iki topluluğa —Yahudiler ve Hristiyanlara— indirildi, onları okuyup incelemek bizi ilgilendirmez” diyorlardı. Bunlardan habersizdiler; çünkü Tevrat ve İncil kendilerine indirilmemiş, iman etmeleri istenmemişti. Bu yüzden okumadılar ve incelemediler. Böylece onlardan tamamen habersiz kaldılar.
Allah ise onlara, “Size Kur’an’ı indirdik, onu okuyun ve inceleyin” demek istedi. Birçok ayette de bu şekilde hitap etti.
“Eğer bize kitap indirilseydi, onlardan daha fazla hidayetli olurduk” dersiniz… İşte size Kur’an indirildi, hâlâ neden inanmıyorsunuz?
“Beyyine”nin anlamı, apaçık açıklama, delil ve ispattır. Allah, Kur’an-ı Kerim’de insanı ilgilendiren her konuyu açıklamış, doğruluğunu ispatlamış, vakıadan örnekler sunmuş, düşündürmüş ve imana davet etmiştir. Böylece iman edenlerin imanları sağlam olur; çünkü vakıaya uygun delillere dayanarak inanırlar. Bu da akla ikna, kalbe huzur verir.
Bu Kur’an bir hidayettir; doğru yolu gösterir. İçindeki fikirler ve hükümler doğrudur. İnsan bunlara uyarsa şaşmaz ve sapmaz. Böylece bir rahmettir; insanları azaptan kurtarır, huzur ve mutluluk verir.
Bu durumda Allah’ın ayetlerini yalanlayanlardan ve yüz çevirenlerden daha zalim kim olabilir?
Çünkü bunlar haktır ve gerçektir; onları yalanlayan kimse haksızlık yapmış olur. Ancak şahsi nedenlerle ve çeşitli bahanelerle inkâr eder ve yüz çevirir. Bu nedenle Allah, onlara azabın en kötüsünü tattıracaktır. Birçok ayette azabın çeşitlerini göstermiştir. Herkes işlediği fiile göre bir azapla karşılık görecektir. Allah’ın ayetlerini yalanlayıp yüz çevirenler ise ebediyen cehennemde kalacak, oradan kurtulamayacaklardır.
Peki, iman etmek için neyi bekliyorlar? Kendilerine meleklerin gelmesini mi bekliyorlar, yoksa Allah’ın gelmesini ya da O’nun bazı ayetlerinin gelmesini mi? Buradaki “Allah’ın ayetleri”nden kast edilen mucizeler ve azaptır.
Nitekim İsra Suresi 90–93. ayetlerde de geçtiği gibi, onlar şöyle demişlerdir:
وَقَالُوۡا لَنۡ نُّـؤۡمِنَ لَـكَ حَتّٰى تَفۡجُرَ لَنَا مِنَ الۡاَرۡضِ يَنۡۢبُوۡعًا ۙ ﴿۹۰﴾ اَوۡ تَكُوۡنَ لَـكَ جَنَّةٌ مِّنۡ نَّخِيۡلٍ وَّعِنَبٍ فَتُفَجِّرَ الۡاَنۡهٰرَ خِلٰلَهَا تَفۡجِيۡرًا ۙ ﴿۹۱﴾ اَوۡ تُسۡقِطَ السَّمَآءَ كَمَا زَعَمۡتَ عَلَيۡنَا كِسَفًا اَوۡ تَاۡتِىَ بِاللّٰهِ وَالۡمَلٰۤٮِٕكَةِ قَبِيۡلًا ۙ ﴿۹۲﴾ اَوۡ يَكُوۡنَ لَـكَ بَيۡتٌ مِّنۡ زُخۡرُفٍ اَوۡ تَرۡقٰى فِى السَّمَآءِ ؕ وَلَنۡ نُّـؤۡمِنَ لِرُقِيِّكَ حَتّٰى تُنَزِّلَ عَلَيۡنَا كِتٰبًا نَّـقۡرَؤُهٗ ؕ قُلۡ سُبۡحَانَ رَبِّىۡ هَلۡ كُنۡتُ اِلَّا بَشَرًا رَّسُوۡلًا ﴿۹۳﴾
“Yerden bize bir pınar fışkırtmadıkça, ya da senin hurma ve üzümlerle dolu bir bahçen olup içinde şarıl şarıl ırmaklar akıtmadıkça, yahut iddia ettiğin gibi gökyüzünü parça parça üzerimize düşürmedikçe, ya da Allah’ı ve melekleri karşımıza getirmedikçe, yahut altından bir evin olmadıkça veya göğe çıkmadıkça, veyahut bize gökten okuyacak bir kitap indirmedikçe sana asla inanmayacağız. Zaten göğe çıktığında da sana inanmayız dediler.
İnanmak istemeyen kimseye ne kadar delil ve mucize gösterilse de inanmaz.
“Rabbinin bazı ayetleri gelirse, bir nefis önceden iman etmemişse veya imanıyla birlikte bir hayır işlememişse, bu iman ona hiçbir fayda sağlamaz.” ayetinden anlaşıldığına göre, bu dünyada Allah veya melekler onlara gelmeyecektir. Ancak Allah’ın bazı mucizeleri veya azapları gelecektir.
Allah’ın azabı geldiğinde, iman etmeyenlere bir fayda sağlamayacaktır. Ancak iman edenlere, daha doğrusu iman edip salih amel işleyenlere fayda vardır. Zira imanla birlikte hayır işlemek demek, salih amel yapmak demektir.
Ahirette ise melekler saf saf dizilirken insanlar Allah’ın huzuruna çıkarak hesap vereceklerdir. O zaman iş işten geçmiş olacak, tövbe etmeye fırsat kalmayacaktır; çünkü o gün hesap günüdür.
“Rabbinin ayetlerinin bir kısmının gelmesini mi bekliyorlar?!” Allah, dünyada her suçun cezasını hemen vermez; ancak bazı suçlara dünyada da ceza verir.
Allah Resulü’ne hitaben: “De ki: Siz bekleyin, biz de beklemekteyiz.” Onlar Allah’ın azabını beklerler. Birçok ayette onların bu beklentisi gösterilmiştir. Çünkü Allah’ın azabını hafife alıp, ne zaman geleceğini alay ederek sorarlar. Ancak o azap, hiç ummadıkları bir anda başlarına gelir.
Müminler ise hem yalanlayanlara Allah’ın azabını hem de kendileri için Allah’ın yardımını ve zaferini beklerler. Çünkü Allah, bunu kesin olarak müminlere vaat etmiştir. Bu, Rasûlullah Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem ve onunla birlikte olan müminler için gerçekleşmiştir. Hilafet döneminde 13 asır boyunca müminler için de gerçekleşmiştir. Bu asırda da salih amel işleyen müminler için Allah’ın izniyle gerçekleşecektir.