Soru:

Mevcut kitle partiden ayrılıp, aynı fikirler üzere partileşmek ya da gruplaşmak uygun mudur?

Cevap:

Mevcut kitle, partiden ayrılıp aynı fikirler üzerinde yeni bir parti kurmaya teşebbüs ederse, burada şahsi nedenlerin var olduğu anlaşılır. Yeni parti kuranlar için liderlik peşindeler denilebilir. Böyle olunca yeni bir parti kurmak caiz değildir. Zaten bu fikirler üzerinde ciddiyetle ve ihlasla çalışan bir parti varken, niçin başka bir parti kursunlar ki? Başka bir neden varsa bunu anlamak isteriz.

Niyet sırf Allah için halis ve samimi olmalıdır. Meseleyi şahsi bir hale getirmek caiz değildir. Allah bunu kabul etmez.
Amel, yalnızca Allah’ın rızası için yapılmadığında, Allah’ın bunu kabul etmeyeceğine ve azap vereceğine dair muhkem ayetler ve hadisler vardır.
Aynı fikirler üzerinde Müslümanların güçlerini bir araya getirip toplamak ve birleştirmek daha verimlidir, zafere yaklaştırır ve Allah bu birliği mübarek kılar.

Teşkilatın fikirleri, metodu, programı ve hedefi sağlam ise, aynı şeyler üzerinde başka bir teşkilat kurmak hiçbir şekilde caiz değildir. Daha doğrusu, hedefe ulaşmak için mevcut teşkilatta daha fazla faaliyet göstermeye çalışmak farzdır. Aynı çalışmayı yapacaksa, neden başka bir teşkilat kursun? Liderlik sevgisinden başka bir sebep var mıdır?

Mekke ve Medine döneminde tek bir hizip vardı; bu, Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in hizbi idi, sahabelerin hizbi idi. Raşid Halifeler döneminde bu hizip devam etti. Bu hizip, İslam Devleti’ni kurdu ve yaşattı. Hiçbir sahabe başka bir teşkilat kurmaya girişmedi; hepsi emirlerine sadık kaldılar.

Sahabelerden sonra tâbiîn ve onların ardından da tebe-i tâbiîn geldi. Onlar da sahabelerin yaptıkları işi yapmaya çalıştılar. Bu dönemde hizip tam organize olmasa da bir hizbe benzer şekilde uyum içindeydiler. Hiç silah kullanmadılar, yalnızca fikrî ve siyasî mücadele yaptılar. Yöneticileri muhasebe ederken onlara fikir sunuyor ve ümmeti bilinçlendiriyorlardı. Zira ümmet onların etrafında toplanıyordu.

Hicrî 4. ve 5. asırda, tebe-i tâbiînin öğrencileri ve onların öğrencileri vardı. Ümmet canlı idi, müçtehitler çoktu. Ancak bundan sonra taklitçiliğe yönelen ve içtihat kapısını kapatmaya çalışanlar ortaya çıktı. Bu nedenle, Hicrî 7. asırdan itibaren Arapça ve içtihat ihmal edilince ümmette gerileme başladı denilebilir. Bu gerileme hilafet yıkılıncaya kadar devam etti, daha doğrusu bu sürecin sonucu bu oldu.

Sonrasında, kâfir sömürgeci devletler ve kurdukları laik rejimler, küfür fikirlerini doğrudan ümmete uygulama ve benimsetme hareketi başlattılar.

Misal olarak yaklaşık 70 yıl önce, hilafeti yeniden kurarak ümmeti kurtarmak ve kalkındırmak için Hizb-ut Tahrir kurulunca, kâfir güçler ve onların dostları bu teşkilatın karşısında durdular ve onu en tehlikeli hareket olarak gördüler. Onu parçalamaya veya rekabet edecek gruplar kurmaya teşebbüs ettiler. Bu nedenle, bu teşkilatın birliğini korumak ve gücünü pekiştirmek farzdır. Herkes ayrılırsa ve aynı fikirler üzerinde yeni bir teşkilat kurmaya kalkarsa bütün çabalar dağılır, belki de birbirleriyle uğraşmaya başlarlar. Zira birçok grup veya cemaatte de müşahade ettik ki aynı fikirler üzerinde teşkilat kuranlar bu duruma düşerek zarar verdiler.

Gerçek manada çalıştığı kitle veya partinin fikirlerine ve metoduna kanaati ve ihlası olan kimse, asla başka bir teşkilat kurmayı düşünmez. Daha doğrusu, bu fikirleri yaymak ve güçlendirmek için bütün gücüyle çalışır.

Esad Mansur