Öcalan ve Partisinin Silah Bırakma Sürecini Hızlandırması
9 Temmuz 2025 te PKK lideri Abdullah Öcalan, partisinin silah bırakma sürecini hızlandırma sözü verdiği bir video mesaj yayımladı. Şöyle dedi:
“Üstlendiğimiz taahhütleri yerine getirme çerçevesinde, silah bırakmayı sağlayacak bir mekanizma kurulmalı; bu da sürecin ilerlemesine katkı sağlamalıdır. Silahlı mücadele gönüllü olarak sona ermeli ve yasal ve demokratik siyasete geçilmelidir.”
Ancak görünüşe göre, 12 Mayıs 2025’te Öcalan’ın çağrısına uyarak kendini feshettiğini ve silah bıraktığını açıklayan partisi, silahların fiilen bırakılması sürecinde oyalama taktiğine başvurdu. Bu da Öcalan’ın cezaevinden çıkışını geciktirdi. Sanki parti içerisinde bazı güçler sürecin sürüncemede kalmasını istemekte ve oyalamaktadır. Çünkü taraflar arasında gizli müzakereler 2009 yılından beri sürmekteydi ve ardından kesintiye uğramıştı. Öcalan, benzer bir kesinti ihtimalinden korkarak tekrar içeride kalmaktan ve kamuoyunda kötü anılmaktan çekinmektedir. Zira onun amacı kişisel çıkarlarıdır. Bu yüzden 1984’te başlattığı silahlı isyanın gerekçesi olan hedefinden vazgeçtiğini şu sözlerle ilan etti:
“Parti ulus-devlet hedefinden vazgeçmiştir, dolayısıyla savaş stratejisinden de vazgeçmiştir. Mevcut tarihsel aşamada daha fazla ilerleme umutları vardır.”
Bu nedenle silah bırakma sürecini hızlandırmak istemekte ve şöyle demektedir:
“Silah bırakma konusunda uygun yollar belirlenecek ve hızlı pratik adımlar atılacaktır.”
Bu hedefe ulaşmak için şunları da ekledi:
“Şu anda Türk parlamentosu içinde gönüllü ve yasal çerçevede silahsızlanmayı sağlamak üzere bir komite oluşturuluyor. Bu son derece önemlidir… Atılacak adımların hassas ve dar mantıktan uzak olması gerekir.”
Buradan, Öcalan’ın süreci ağırdan alanları veya sabote edenleri dar mantıklı olmakla eleştirdiği anlaşılmaktadır.
Şöyle devam etti:
“Bu adımı iyi niyet göstergesi olarak görüyor ve inanıyorum. Benim inancım silaha değil, siyasete ve toplumsal barışadır. Sizleri bu ilkeyi uygulamaya çağırıyorum.”
Burada, partililerine söz verdikleri şeyleri uygulamada acele etmeleri çağrısı yaparak, sürecin uzamasının kendi liderlik vasfını ve 1999’dan beri içinde bulunduğu hapisten çıkma şansını kaybettireceğine dikkat çekmektedir.
Öcalan’ın bu konuşması 19 Haziran 2025’te, partisine yakın olan Fırat Ajansı’nda kayda alınmış ancak 9 Temmuz 2025’te yayımlanmıştır. Bu, partinin ve liderliğin gerçekten adım atıp atmadığını görmek için kasıtlı bir gecikmeye işaret eder. Çünkü uygulamada yavaşlık ve oyalama ortaya çıkmıştır. Bu da Öcalan’ın açıklamasını ve partinin ilanlarını fiilen değersiz hale getirmekte, süreci sadece sözden ibaret, uygulaması olmayan vaatler seviyesinde bırakmaktadır.
Bu bağlamda ajans, sembolik bir adım olarak, 11 Temmuz 2025’te, aralarında 4 komutanın da bulunduğu 30 kişilik bir PKK grubunun Kuzey Irak’taki Süleymaniye’de bazı silahları imha ettiğini bildirdi. Bu imha, Türk istihbaratından, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nden, Kürdistan Yurtseverler Birliği’nden ve Türkiye ile Öcalan arasında arabuluculuk yapan Eşitlik ve Halkların Demokrasi Partisi’nden temsilcilerin huzurunda gerçekleşti.
Türk İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın da 8 Temmuz 2025’te Bağdat’ı ziyaret ederek Iraklı üst düzey yetkililerle silahsızlanma sürecinin lojistik yönlerini görüştü. Fransız Haber Ajansı’na konuşan bir Iraklı yetkili bu bilgiyi paylaştı.
Türkiye ise PKK’yı süreci oyalamakla suçladı ve silah bırakma sürecinin hızlandırılmasını talep etti. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da 6 Temmuz 2025’te,
“Terör örgütünün silah bırakma kararını uygulamaya başlamasıyla birlikte barış çabaları biraz hız kazanacaktır” dedi.
Eşitlik ve Halkların Demokrasi Partisi heyeti 7 Temmuz 2025’te Öcalan ile, ertesi gün ise İbrahim Kalın’ın da katılımıyla Erdoğan’la bir araya geldi.
Öcalan’ın silahsızlanma sürecini hızlandırma taahhüdünün ardından Erdoğan şu açıklamayı yaptı:
“Yeni bir aşamaya giriyoruz; önümüzdeki günlerde olumlu haberler alacağız. Umuyoruz ki bu süreç en kısa sürede, herhangi bir olay veya sabotaj girişimi olmadan başarıyla sonuçlanır.”
ABD’nin şu an bölgede bir Kürt devleti kurma projesi bulunmamaktadır. Kuzey Irak’ta devlet kurulmasına karşı çıkmış ve yalnızca özerklikle yetinmiştir. Bu nedenle, şu anda Kürt milliyetçileri tarafından yönetilen “SDG” adlı yapıyı sona erdirerek, onu ABD’nin adamı olan Ahmed Şara’nın başında olduğu Suriye rejimi içine entegre etmeye çalışmaktadır.
Bunu Öcalan da fark etmiştir. Oysa daha önce, İngiliz yanlısı yöneticilerin iktidarda olduğu dönemde, ABD hesabına Türkiye’ye karşı kullanılmıştı. Ancak şu anda, Erdoğan liderliğindeki Türkiye ABD’nin yörüngesinde bulunduğu ve kendini ABD’nin dostu ve müttefiki olarak tanımladığı için, ABD Türkiye’nin birliğini koruma eğilimindedir.
Türkiye, Bu Dosyayı Kapatmak İçin Baskı Yapıyor
Türkiye, bu dosyayı kapatmak ve Erdoğan’ın Türkiye Cumhuriyeti tarihine büyük bir tarihi başarı kazandırmasını sağlamak için baskı yapmaktadır. Bu başarı, silahlı Kürt milliyetçi isyanını sona erdirmesi ve Kürt milliyetçilerini Türkiye’deki siyasi çalışmalara entegre etmesi olacaktır. Bu gelişme, Erdoğan’a, üçüncü kez cumhurbaşkanlığına aday olmasını yasaklayan anayasayı değiştirme ya da erken seçim düzenleme konusunda halk desteğini artırmak için puan kazandıracaktır.
Zira Erdoğan, hayatının son dönemlerini Allah’a öfkeli bir halde, küfür olan laik demokratik sistemi uygulayarak geçirmeye kararlıdır. Oysa, halkın sade ve saf kesimleri onun İslam’ı aşamalı olarak uygulayacağına inanarak aldanmışlardır. Tıpkı, Filistin halkına yardım konusunda kandırıldıkları gibi… Oysa Gazze 21 aydır katledilmekte ve yok edilmekteyken Erdoğan, oraya ne bir kurşun göndermiştir, ne bir lokma yiyecek ne de bir yudum su ulaştırmıştır. Aksine, Yahudi varlığıyla normalleşmeye devam etmiştir.
Erdoğan’ı ilgilendiren şey, yalnızca Türkiye’nin dar millî çıkarları ve kendi kişisel menfaatleridir: iktidarda kalmak. Bu da, bölgedeki ana üssü olan Yahudi varlığına dokunulmasına izin vermeyen Amerika’nın desteğiyle mümkündür.
Görünmektedir ki, laiklik ve sosyalizmi partisine düşünce olarak benimseyen Öcalan da hapisten çıkmak ve siyasi sürece katılmak ya da takipçilerine siyasi alanda yön vermek için acele etmektedir. Bu da onun liderlik ve otorite tutkusu ile ilgilidir. Çünkü onun gibiler –milliyetçi ve vatansever hedeflere sahip olanlar– devrimlerini genellikle bir makam verilerek sonlandırırlar. Nitekim, Osmanlı Hilafeti’ni yıkmak için sömürgeciler tarafından kışkırtılan milliyetçi devrimlerin liderleri de böyle olmuştur. Hilafet yıkılmış, toprakları küçük devletçiklere bölünmüş ve bu devletlerin başına da sömürgecilerin milliyetçilik ve vatanseverlik propagandası yapan ajanları getirilmiştir. Onlara uyanlar da aynı yolu izlemiştir.
Bu konuyla ilgili olarak, Hizb-ut Tahrir’in “Takettul” (Hizbi Kitleleşme) adlı kitabında, laiklik, demokrasi ve sosyalizm gibi yabancı düşüncelerle donanmış entelektüeller hakkında derin ve aydınlatıcı bir ifade geçmektedir. Şöyle denir:
“Bu yüzden, ümmeti neyin ayağa kaldıracağını ancak yabancıların taklidinde arar… Duyguları bir fikir uğruna değil, vatan ve halk uğruna harekete geçer; bu da yanlış bir harekettir… Ülkesi uğruna doğru bir çalişma ortaya koymaz, halkı uğruna da tam bir fedakârlıkta bulunmaz… Diyelim ki isyan etti ve kalkınma talep etti; bu ya özel menfaatlerine çarpan bir şokun doğurduğu bir isyan olur, ya da diğer halkların devrimlerinin bir taklidi olur… Bu çalışmada da, şok geçince veya kendisine bir makam verilince ya da kişisel arzuları tatmin edilince ya da menfaatine zarar geldiğinde ya da bizzat çalışmasından zarar gördüğünde kısa sürede ortadan kaybolur.”
Ümmetin kalkınması, sadece İslami bir esasla, bu esası uygulayan ve bütün insanları batıl fikirlerden, bozuk ilkelerden ve ırkçı-milliyetçi düşüncelerden kurtarmak için mesajını taşıyan bir devletin varlığıyla mümkün olabilir.
Esad Mansur