Haberler

  • Erdoğan, Gazze için devletin tüm imkânlarını seferber ettiğini iddia etti

Türkiye Cumhurbaşkanı, 12.08.2025’te hükümetiyle yaptığı toplantının ardından şöyle dedi:
“Devletimizin tüm imkânlarını ve diplomatik kabiliyetlerimizi seferber ettik ki, Gazze için bir umut ışığı olalım.” (Anadolu Ajansı, 12.08.2025)

Fakat anlamıyoruz; Erdoğan bu tür bir aldatmacayı nasıl yapabiliyor ve aklı başında biri buna nasıl inanabiliyor?! Gazze halkı, Filistin’i işgal eden vahşi düşmanın silahlarıyla soykırıma uğruyor, aç bırakılıyor. O ise hiçbir işe yaramayan diplomatik kabiliyetleriyle Gazze’ye umut ışığı olacağını iddia ediyor. Üstelik İsrail’le diplomatik ilişkileri kesmediği gibi, Türkiye’nin İsrail’i tanıma kararını geri almadı, normalleşmeyi durdurmadı ve hâlâ üçüncü taraflar üzerinden ticari ilişkilerini sürdürüyor.

Oysa devletin en önemli imkânı, ordusunu harekete geçirmektir. Bunu da yapmadı, tam aksine konuyu gündemden uzaklaştırıyor. Peki nasıl oluyor da “devletin tüm imkânlarını seferber ettim” diyebiliyor, ama bunlardan tek birini bile kullanmıyor?!

Erdoğan ayrıca şu ifadeyi kullandı:
“Netanyahu ve suç çetesinin, kendi siyasi ömürlerini uzatmak için bölgemizi daha büyük felaketlere sürüklemesine izin vermeyeceğiz.”
Bu söz, aslında Gazze halkı yok edilip sürgün edilse bile askeri olarak müdahale etmeyeceğini, çünkü Netanyahu’nun İslam beldelerinin tümüne karşı ilan ettiği savaşa girmek istemediğini gösteriyor. Yani onur yerine zillet içinde yaşamayı tercih ediyor.

Oysa Netanyahu, Türkiye’yi de doğrudan tehdit ediyor ve Nil’den Fırat’a kadar uzanan bölgeyi ele geçirme planları yapıyor. 12.08.2025’te Yahudi “i24” kanalına verdiği röportajda şunları söyledi:
“Tarihi ve ruhani bir görevdeyim; Büyük İsrail vizyonuna duygusal olarak bağlıyım.”

 Ayrıca, ABD’nin desteğine güvenerek herkese meydan okuyor ve şöyle diyor:
“ ABD Başkanı Trump’ın, Gazze halkının büyük bir bölümünü gönüllü göç yoluyla bölgeden çıkarma vizyonunu gerçekleştirmek istiyorum.”

Erdoğan ise Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas’la yaptığı telefon görüşmesinde şu ifadeleri kullandı:
“Türk halkı, başta sivil toplum kuruluşları, vakıflar ve dernekler olmak üzere, Gazze halkını asla yalnız bırakmaz.”

Böylece sorumluluğu kendisinden ve devletten uzaklaştırarak, elinden yalnızca yürüyüş düzenlemek veya yardımlar toplamak gelen kişi ve kurumlara yüklüyor. Bu yardımlar ise çoğu zaman Gazze sınırında bekleyip kamyonlarda çürümeye terk ediliyor. Böylelikle ne bir çocuk, ne bir kadın, ne de bir erkek, soykırım, açlık, zulüm ve zillet içeren, “gönüllü göç” adı altında yapılan sürgünden kurtarılabiliyor.

İşte Erdoğan ve onun gibiler yalan söylemeye ve halkı aldatmaya alışmış durumdalar. Ancak bu, onları kıyamet günü, işittiklerini ve gördüklerini en iyi bilen Âlemlerin Rabbi’nin huzurunda kurtaramayacaktır.

  • Bin Selman, Yahudi varlığının Gazze’yi işgal etme kararını en sert ifadelerle kınadı

Suudi Arabistan’ın Şarku’l-Evsat sayfası, 12.08.2025’te şu haberi yayımladı:
“Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman başkanlığındaki Suudi Bakanlar Kurulu, İsrail işgal makamlarının Gazze Şeridi’ni işgal etme kararını en sert ifadelerle kınadı. İşgal makamlarını, Filistinli sivillere karşı etnik temizlik ve kasıtlı aç bırakma suçları işlemekle suçladı. Uluslararası toplumun ve BM Güvenlik Konseyi’nin bu ihlalleri durdurmadaki acizliğinin, bölgesel güvenlik ve barış için doğrudan bir tehdit oluşturduğunu; Filistin topraklarında soykırım uygulamalarının ve zorla göç ettirme eylemlerinin artmasına zemin hazırladığını” belirtti.

Oysa Bin Selman da tıpkı Erdoğan ve diğer yöneticiler gibi, omuzlarına yüklenmiş olan Gazze halkına yardım etme sorumluluğundan uzak duruyor. Müslüman olan Gazze halkını kurtarmak ve tüm Filistin’i Yahudilerin pençesinden çekip almak için ordularını harekete geçirmekle yükümlü iken, bunu yapmıyor. Üstelik kendisi, en modern silahlarla donatılmış bir orduya ve büyük imkânlara sahip bir İslam ülkesinin lideri.

Bunun yerine, sorumluluğu “uluslararası toplum” diye adlandırdığı diğer dünya ülkelerine ve BM Güvenlik Konseyi’ne yüklüyor. Oysa bu konsey, Yahudi varlığını kuran ve destekleyen ülkelerden oluşuyor; başında Amerika, yanında İngiltere ve Fransa, ardından da bu varlığı ilk günden tanıyan Rusya bulunuyor.

Bu yüzden Yahudi varlığı, Bin Selman’ın kınamalarını ve açıklamalarını umursamıyor; tam tersine, Gazze’yi tamamen işgal etme tehdidinde bulunuyor. Bir yandan da ateş ve aç bırakma yoluyla soykırım eylemlerini sürdürüyor. Böylece, ne Suudi yönetiminden ne de diğer İslam ülkelerinin yönetimlerinden herhangi bir ceza veya karşılık göreceği endişesini taşımıyor.

Kaldı ki Bin Selman’ın bu kınamaları, halkı aldatmaktan başka bir şey değil. Çünkü o, kendisini eleştirenleri veya Gazze halkına yardım görevini yerine getirmesini talep edenleri susturuyor; en ağır şekilde cezalandırıyor ve hapishaneleri onlarla dolduruyor.

  • Trump, Putin ile ‘dinleme provası’ için bir araya geliyor

ABD Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, 12.08.2025’te yaptığı açıklamada, Başkan Trump’ın Rusya Devlet Başkanı Putin ile 15.08.2025 Cuma günü ABD’nin Alaska eyaletinde yapacağı görüşme hakkında şunları söyledi:
“Bu, başkan için bir dinleme provasıdır.” Sözcü, görüşmede herhangi bir anlaşma yapılmayacağını, Trump’ın yalnızca Putin’i dinleyeceğini ve ona ne istediğini ileteceğini belirtti.

Amerikalı sözcü ayrıca, bu toplantının “savaşın tarafı olan iki aktörden yalnızca birinin katılımıyla” gerçekleşeceğini, dolayısıyla bunun, başkanın oraya giderek “bu savaşı sona erdirmenin yollarına dair daha geniş ve daha iyi bir anlayış kazanması” ile ilgili olduğunu ifade etti. Leavitt, Trump’ın ileride Rusya’yı ziyaret edebileceğini de ekledi.

Trump daha önce, “Tarafların, 3,5 yıldır süren bu çatışmayı sona erdirmek için bazı topraklardan vazgeçmeleri gerekecek.” demişti. Sanki Ukrayna ona aitmiş gibi, Ukraynalılara değer vermiyor; onları ve ülkelerini pazarlık konusu yapıyordu.

Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy ise ülkesinin topraklarından taviz vermeyi reddederek, “Ukrayna Anayasası böyle bir anlaşmaya izin vermez; ayrıca Ukrayna’nın katılımı olmadan herhangi bir düzenleme yapılamaz.” dedi.

Görünüşe göre Zelenskiy, nihayet Amerika’nın Ukrayna üzerinden kendi çıkarlarını gerçekleştirdiğini anlamış olabilir. Biden döneminde, Amerika onu Rusya’yı kışkırtarak 2022’de Ukrayna’ya saldırmaya yönlendirdi. ABD, bu şekilde kendi hedeflerini Rusya’ya karşı gerçekleştirmek, Rusya’yı Çin’den uzaklaştırmak, Avrupa’yı Rusya’dan koparmak ve tüm bu güçleri savaşla meşgul etmek istedi. Böylece Ukraynalılar bu savaşın yakıtı olurken, Amerika hem Avrupa’da hem de uluslararası sahnede hâkim güç olarak kalmayı hedefliyor.

Esad Mansur