– 4 –
Meleklerin Âdem’e Secde Etmesi
Âdemoğullarının Üstünlüğü
İblis’in Gerçeği
Secde Etmeyi Reddetmesinin Sebebi
Meleklerle Buluşmasının Menedilmesi
Cennetten Kovulması
Kıyamet Gününe Kadar Yaşaması
İnsanları Saptırma Görevi Üstlenmesi
وَلَقَدۡ خَلَقۡنٰكُمۡ ثُمَّ صَوَّرۡنٰكُمۡ ثُمَّ قُلۡنَا لِلۡمَلٰۤٮِٕكَةِ اسۡجُدُوۡا لِاٰدَمَۖ فَسَجَدُوۡۤا اِلَّاۤ اِبۡلِيۡسَؕ لَمۡ يَكُنۡ مِّنَ السّٰجِدِيۡنَ ﴿۱۱﴾ قَالَ مَا مَنَعَكَ اَلَّا تَسۡجُدَ اِذۡ اَمَرۡتُكَ ؕ قَالَ اَنَا خَيۡرٌ مِّنۡهُ ۚ خَلَقۡتَنِىۡ مِنۡ نَّارٍ وَّخَلَقۡتَهٗ مِنۡ طِيۡنٍ ﴿۱۲﴾ قَالَ فَاهۡبِطۡ مِنۡهَا فَمَا يَكُوۡنُ لَـكَ اَنۡ تَتَكَبَّرَ فِيۡهَا فَاخۡرُجۡ اِنَّكَ مِنَ الصّٰغِرِيۡنَ ﴿۱۳﴾ قَالَ اَنۡظِرۡنِىۡۤ اِلٰى يَوۡمِ يُبۡعَثُوۡنَ ﴿۱۴﴾ قَالَ اِنَّكَ مِنَ الۡمُنۡظَرِيۡنَ ﴿۱۵﴾ قَالَ فَبِمَاۤ اَغۡوَيۡتَنِىۡ لَاَقۡعُدَنَّ لَهُمۡ صِرَاطَكَ الۡمُسۡتَقِيۡمَۙ ﴿۱۶﴾ ثُمَّ لَاَتِيَنَّهُمۡ مِّنۡۢ بَيۡنِ اَيۡدِيۡهِمۡ وَمِنۡ خَلۡفِهِمۡ وَعَنۡ اَيۡمَانِهِمۡ وَعَنۡ شَمَآٮِٕلِهِمۡؕ وَلَاٰ تَجِدُ اَكۡثَرَهُمۡ شٰكِرِيۡنَ ﴿۱۷﴾ قَالَ اخۡرُجۡ مِنۡهَا مَذۡءُوۡمًا مَّدۡحُوۡرًا ؕ لَمَنۡ تَبِعَكَ مِنۡهُمۡ لَاَمۡلَــٴَــنَّ جَهَنَّمَ مِنۡكُمۡ اَجۡمَعِيۡنَ ﴿۱۸﴾
“Yemin olsun ki, biz sizi yarattık, sonra size süret verdik, bundan sonra meleklere ‘(sizin babanız) Âdem’e secde edin’ dedik. Onlar hemen secde ettiler. Ancak İblis, secde edenlerle beraber değildi.” (11)
(Allah) ‘Sana emir verdiğim hâlde secde etmekten seni engelleyen şey nedir?’ deyince, İblis ‘Ben ondan (Âdem’den) daha hayırlıyım; (üstünüm) beni ateşten yarattın, fakat onu çamurdan yarattın’ dedi. (12)
(Allah) ‘Öyleyse hemen oradan (cennetten) aşağıya (yere) in! Orada büyüklük taslamak senin haddine değildir. Hemen oradan çık! Kesinlikle sen aşağılıklardansın’ dedi. (13)
(İblis) ‘(İnsanları) yeniden diriltileceği güne kadar bana mühlet ver’ dedi. (14)
(Allah) ‘Elbet sen mühlet verilenlerdensin’ dedi. (15)
(İblis) ‘Beni azgınlığa mahkûm ettiğine karşılık, hepsini saptırmak için senin doğru yolunun üzerinde pusu kurup oturacağım. (16)
Sonra elbette onların önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından kendilerine sokulacağım; sonra da onların çoğunu şükredenler olarak bulmayacaksın’ (dedi). (17)
(Allah) ‘Oradan (cennetten) aşağılanmış ve kovulmuş olarak çık! Sen ve onlardan sana kim uyarsa, hepinizden cehennemi dolduracağım’ buyurdu. (18)
Önceki ayeti tefsir ederken şöyle demiştik:
Allah, insanlara olan nimetini hatırlatırken, yeryüzünde onlara imkân verdiğini bildirir. İmkân ise otorite ve güç demektir. İnsan yeryüzünde söz sahibi olacak, işleri yürütebilecek, iradesini kullanabilecek ve istediğini yapabilecektir.
Yeri ve üzerinde ne varsa insana boyun eğdirmiştir. Yaşamak için her türlü vasıtayı hazırlamıştır. Bütün nimetlerden istifade edebilecek hâle getirmiştir. Zira ona akıl, güç ve irade vermiştir.
İnsana eller, ayaklar, gözler, kulaklar ve diğer organlar yaratırken, bu organlarda güç ve özellikler de yaratmıştır. Akıl ve iradeyi de vermiştir. İnsan, aklını kullanarak organları ve iradesiyle her şeyi kendisine boyun eğdirebilir ve istediği amacı gerçekleştirebilir.
Bundan sonraki ayetlerde Allah, insanlara kendilerini yarattığını ve herkese belirli bir süret verdiğini hatırlatır. Bunu nasıl yaptığını ve gerçekleştirdiğini birkaç sûrede izah etmiştir. Bu konuda herhangi bir şüphe yoktur.
Sonra Allah, insanlara değerlerini hatırlatır. Onların babası olan Âdem’e meleklerin secde ettiğini bildirir. Çünkü onlara akıl ve irade verilmiştir. Her şeyi yapabilecek kabiliyettedirler. Aklıyla tabiatın bütün kanunlarını ve özelliklerini keşfedip kendi yararına kullanabilir. Yeryüzünde ne varsa kullanabileceği gibi, göklere de çıkabilir. İşte Allah, onların değerini ve üstünlüğünü kendilerine hatırlatarak, böylece kendi azametli Zât-ı Şânı’na kulluk ederek şükretmelerini ister.
Onları kadim düşmanları olan İblis’ten uyarır. Başta babaları Âdem’e secde etmeyi reddedip kibirlendiğini hatırlatır.
Âdem’e secde etme emri geldiğinde İblis, meleklerin yanındaydı. O dönemde onların yanına gidip gelebiliyordu.
“Ancak İblis, secde edenlerle beraber değildi” ifadesinden, onun meleklerden olmadığı anlaşılır. Çünkü bütün melekler secde ettiler, ancak İblis secde eden meleklerle beraber değildi. Bunun anlamı, onlardan olmadığı, yani melek olmadığıdır.
Mesele şu şekilde örneklendirilebilir: “Bütün Müslümanlar namaz kıldılar, ancak bir Yahudi namaz kılanlardan değildi.” Bunun manası, o Yahudi’nin Müslümanlardan olmadığıdır.
Nitekim Allah, şu ayette bunu açıkça beyan etmiştir:
وَاِذۡ قُلۡنَا لِلۡمَلٰۤٮِٕكَةِ اسۡجُدُوۡا لِاٰدَمَ فَسَجَدُوۡۤا اِلَّاۤ اِبۡلِيۡسَؕ كَانَ مِنَ الۡجِنِّ فَفَسَقَ عَنۡ اَمۡرِ رَبِّهٖؕ
“Meleklere şöyle dedik: Âdem’e secde edin. Hemen secde ettiler. Ancak İblis cinlerdendi; böylece Rabbinin emrinden ayrıldı.” (Kehf, 50)
Allah, İblis’e: “Sana emir verdiğim hâlde secde etmekten seni engelleyen şey nedir?” diye sordu. Oysa Allah, İblis’in neden secde etmediğini biliyordu. Ancak onun kendi ağzından itirafını alıp bize göstermek ve düşmanlığından bizi uyarmak istedi.
İblis şöyle cevap verdi: “Ben ondan (Âdem’den) daha hayırlıyım (üstünüm). Beni ateşten yarattın, fakat onu çamurdan yarattın.”
Oysa melekler ondan daha üstün oldukları hâlde, nurdan yaratılmış olmalarına rağmen hiç kibirlenmeden hemen Allah’ın emrine uyup Âdem için secde ettiler.
İnsan çamurdan yaratılmış olsa da en üstün varlık olarak yaratılmıştır. Meleklerden ve cinlerden daha üstündür; çünkü akıl ve üstün düşünme kabiliyetine sahiptir. Nitekim Allah şöyle buyurmuştur:
وَلَـقَدۡ كَرَّمۡنَا بَنِىۡۤ اٰدَمَ وَحَمَلۡنٰهُمۡ فِى الۡبَرِّ وَالۡبَحۡرِ وَرَزَقۡنٰهُمۡ مِّنَ الطَّيِّبٰتِ وَفَضَّلۡنٰهُمۡ عَلٰى كَثِيۡرٍ مِّمَّنۡ خَلَقۡنَا تَفۡضِيۡلًا
“Andolsun, biz Âdemoğullarını üstün kıldık; karada ve denizde (taşıma vasıtalarıyla) taşıdık. Onları hoş ve temiz nimetlerle rızıklandırdık. Yarattıklarımızın birçoğundan da onları derece derece üstün kıldık.” (İsrâ, 70)
Yine şöyle buyurmuştur:
لَقَدۡ خَلَقۡنَا الۡاِنۡسَانَ فِىۡۤ اَحۡسَنِ تَقۡوِيۡمٍ
“Andolsun, biz insanı en güzel biçimde yarattık.” (Tîn, 4)
Ancak, Tîn Sûresi 5. ayette geçtiği gibi insanlar Allah’ın emrine uymayınca, İblis gibi olup “esfele sâfilîn”, yani en aşağı seviyeye düşen kimseler hâline gelirler.
Allah, İblis’i hemen cezalandırıp cennetten kovarak yere indirdi.
“Öyleyse hemen oradan (cennetten) aşağıya in!” ayetinden anlaşılan husus, cennetin üstün bir mekânda bulunduğudur. Ayette geçen ” “اهۡبِطۡ (ihbit)” fiili, “yukarıdan aşağıya in” anlamında kullanılan bir emir kipidir.
Allah, onu cennetten kovarken şöyle sert bir azarlamayla kötüledi:
“Orada büyüklük taslamak senin haddin değildir. Hemen oradan çık! Kesinlikle sen aşağılıklardansın.”
Bunun manası şudur: Cennet, Allah’ın emrine uyanlara ait bir yerdir; kibirlenenlerin mekânı değildir. Onların yeri cehennemdir. Allah’ın emrine kibirle karşı gelen herkes, aşağılıklardandır ve cehennemliktir.
Allah’ın emrine bilerek ve kasıtlı olarak uymayan kimsenin ameli, İblis’in amelini andırır; onun isyan derecesine ulaşır ve böyle bir kimse cennete girmekten mahrum kalır.
Âdem ise kasıtlı olarak değil, gaflete düşerek İblis’in vesvesesiyle Allah’ın emrine uymamış, bu yüzden cennetten çıkarılmıştır. Ancak pişmanlık duyup Allah’ın affını ve mağfiretini isteyince, Allah onu affetmiş ve ilk peygamber olarak seçerek ödüllendirmiştir.
Fakat İblis pişmanlık duymadı, Allah’ın affını ve mağfiretini dilemedi. Aksine, sürekli olarak Allah’ın emrine isyan edeceğine ve Âdemoğullarını Allah’ın yolundan saptıracağına dair yemin etti. Kıyamet gününe kadar bu işi yapacağını şöyle ilan etti:
“İnsanları yeniden diriltileceğin güne kadar bana mühlet ver, beni öldürmeden canlı bırak.”
Allah, “Elbet sen mühlet verilenlerdensin” diyerek kıyamet gününe kadar onu yaşatacağını bildirdi.
İşte, İblis Allah’a ve kıyamet gününe inanmasına rağmen, bile bile Allah’a isyan eder. Buna benzer şekilde, bile bile isyan eden insanların İblis’ten hiçbir farkı yoktur.
Mesele şu ki, Yahudiler Allah’a ve ahirete inanmalarına rağmen bile bile isyan ettiler ve MuhammedSallallahu Aleyhi ve Sellem’in peygamberliğini inkâr ettiler.
İblis, cennetten kovulması, meleklerin yanına gelme şerefinden mahrum edilip cezalandırılması ve cehennem azabıyla tehdit edilmesine rağmen inadına şöyle dedi:
“Beni azgınlığa mahkûm ettiğine karşılık, hepsini (insanları) saptırmak için senin doğru yolunun üzerinde pusu kurup oturacağım.”
Allah, İblis’i azgınlığa zorlamadı. O, kendi hür iradesiyle azgınlığı ve isyanı seçti. Zira cinlerin aklı ve iradesi vardır; onlar da mükelleftir. Ancak insanlardan daha aşağı derecede oldukları ve mükellefiyetlerinin daha az olduğu ayetlerden anlaşılmaktadır.
Allah insanı daha üstün bir varlık olarak yarattığı için İblis dayanamadı, kıskandı ve kin besledi. Âdemoğullarına düşmanlığını ve onları saptırmaya çalışacağını ilan etti.
Bir kimse diğerini kıskanırsa ona kin besler ve zarar vermeye çalışır. Daha önce tefsirini yaptığımız Bakara Suresi 109. ayette geçtiği gibi, Yahudiler Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in kendilerinden bir peygamber gelmediği için kıskandılar, kin beslediler ve onu öldürmeye çalıştılar. Bu nedenle Maide Suresi 82. ayette geçtiği gibi, Müslümanlara en fazla düşmanlık yapanların Yahudiler ve müşrikler olduğu bildirildi.
Bu sebeple İblis, “Elbette onların önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından kendilerine sokulacağım, sonra da onların çoğunu şükredici bulmayacaksın” dedi.
Bunun anlamı şudur: İblis, insanı saptırmak için her yönden gelebilir, her işte onu kandırmaya çalışabilir, her yolu ve her üslubu deneyebilir. Bu nedenle birçok ayette geçtiği gibi Müslüman, sürekli olarak şeytandan Allah’a sığınmalıdır.
İblis’in ilk cezası, cennetten kovulmasıdır. Allah ona, “Oradan (cennetten) aşağılanmış ve kovulmuş olarak çık” dedi.
Ayrıca İblis ve ona kim uyarsa, hepsi cehennemliktir. Birkaç ayette Allah, onlarla cehennemi dolduracağına dair yemin etmiştir.
İblis, bu tutumu ve davranışı sebebiyle aşırı azgın oldu. Bu nedenle kendisine “şeytan” lakabı verildi. Kim ona uyarsa ve Allah’ın yolundan insanları saptırmaya çalışırsa o da şeytan olarak isimlendirilir.
Daha önce tefsirini yaptığımız En’âm Suresi 112. ayette geçtiği gibi, insanlar ve cinlerden şeytanların olduğu bildirilmiştir. Bunlar, süslü sözlerle birbirlerini aldatırlar. Çünkü şeytan, kötü işleri güzel göstererek insanları harama düşürür.
Kim Allah’ın emirleri dışında emir ve fikirlere uyar ve insanların da uymasına çağırırsa o da şeytan olur. Küfür olan laikliğe, demokrasiye, özgürlüğe, sosyalizme ve diğer batıl fikirlere çağıranlar birer şeytandır ve cehennemliktir.
Ayette İblis’in, “Onların çoğunu şükredici bulmayacaksın” diye Allah’a söylemesine rağmen, birçok ayette bildirildiği üzere; İslam’a ve Allah’ın hükmüne uymaya davet eden, küfür fikirlerine karşı mücadele eden az sayıdaki müminler elbette galip gelecek, hem kurtuluşa erenler hem de cennetlik olanlar onlardır.