Haberler

  • Yahudi Varlığı, Amerika’nın Yeşil Işığıyla Katar’a Saldırdı

9 Eylül 2025’te Yahudi varlığı yaklaşık 15 savaş uçağıyla Katar’ın başkenti Doha’ya saldırı düzenledi. Yoğun tahrip gücüne sahip yaklaşık 10 füze fırlatarak, Hamas heyetinin toplandığı binaları hedef aldı. Heyet, ABD Başkanı Trump’ın Gazze’de ateşkes ve esir değişimi önerisini görüşmek üzere bir araya gelmişti.

Yahudi varlığı yetkilileri, saldırının Amerikan başkanının doğrudan izniyle yapıldığını açıkladı. Beyaz Saray Sözcüsü Caroline Levitt, saldırının Doha’da Hamas liderlerini hedef aldığını ve ABD’nin saldırıdan kısa süre önce haberdar olduğunu doğruladı. Trump’ın Orta Doğu elçisi Wietkoff’a, saldırının yaklaşmakta olduğunu Katar’a bildirmesi talimatını verdiğini belirterek, “Başkan bunun barış için bir fırsat oluşturabileceğini düşünüyor” dedi.

Yani Amerika’ya göre barış, öldürmekle, yani karşı tarafı teslim almakla sağlanır. Bu açıklama, Washington’un saldırıya açıkça ortak olduğunu ortaya koymaktadır. Böylece Yahudi varlığının aslında Amerika’nın bölgede uzattığı kanlı bir kol, onun sopası olduğu kesinleşmiş oldu. Bu varlık, Amerika’nın politikalarını hayata geçirmek ve tehdit ile dayatmalarını kabul ettirmek için bölgedeki herkese saldırmaktadır.

Katar ise “Amerika bizi önceden bilgilendirmedi” diyerek açıklamayı yalanladı. Doğru olsun ya da olmasın, Katar saldırıya karşılık vermedi; yüz milyarlarca dolara modern savaş uçakları ve silahlar satın almasına rağmen bu uçakları düşürmedi. Hatta radarlarının bu uçakları tespit etmediğini iddia etti.

Amerika ise saldırıyı kınamak bir yana, Trump’ın ağzından sadece şu cümleyi sarf etti: “Böyle bir saldırı Katar topraklarında tekrar yaşanmayacak.” Bu söz, Amerika’nın saldırıya rıza gösterdiğini ve Katar’ı kandırmaya çalıştığını ortaya koyuyor. Tıpkı geçen Mayıs’ta “İsrail İran’a saldırmayacak” diyerek İran’ı aldattığı gibi… Amerika çıkarlarını elde etmek için yalan ve aldatmayı siyasetinin temeline yerleştirmiş, bunun uğruna kendi müttefiklerini bile kandırmaktadır.

Katar ise, bu saldırıya rağmen Doha’daki devasa Amerikan üssünü kapatma cesareti göstermedi. Oysa bu üsten kalkan Amerikan uçakları 20 yıl boyunca Afganistan ve Irak’ı bombaladı, milyonlarca Müslümanı öldürdü, yaraladı ve yurdundan sürdü.

İşte böylece Yahudi varlığı, Amerika’nın açık desteğiyle İslam beldelerinin tamamını hedef almaya başladı. Filistin’i gasp etti, halkını yok etmeye çalışıyor. Neredeyse her gün Suriye’yi vuruyor, zillet içindeki yöneticileri ise sessiz kalıyor. Lübnan’a sürekli saldırıyor. Yemen’i hedef alıp yakın zamanda Husilerin üst düzey yetkililerini öldürdü. İran’a saldırıp üst düzey askeri liderlerini ve nükleer bilim adamlarını öldürdü, nükleer tesislerini ve birçok askeri merkezini vurdu.

Ve şimdi de Hamas ile arabuluculuk yapan Katar’ı vuruyor. Katar’ın kendisine sağladığı büyük hizmetlere rağmen bunu umursamıyor. Netanyahu, “Nil’den Fırat’a Büyük İsrail” vizyonunu gerçekleştirmek istediğini açıkça ilan etti. Kimseyi umursamıyor; tek korkusu, Yahudi varlığını kökünden silecek olan Hilafet’in yeniden kurulması. Bu yüzden “Hilafetin kurulmasına asla izin vermeyeceğiz” dedi. Ama Hilafet Allah’ın izniyle mutlaka kurulacak ve bu suç varlığını tarihten silecektir.

  • Yahudi Varlığı, Suriye’de Türk Yapımı Füze ve Hava Savunma Depolarını Vurdu

Suriye medyası, 8 Eylül 2025 akşamı Yahudi varlığının Humus ve Lazkiye’deki askeri hedefleri vurduğunu duyurdu. Saldırılar arasında Suriye ordusuna ait mühimmat depoları ve bir hava savunma okulu da bulunuyordu.

Suriye rejiminin tepkisi ise her zamanki gibi zillet ve aşağılık bir tavır oldu. Dışişleri Bakanlığı, saldırıları kınayan bir açıklama yaptı ve şu sözleri sarf etti: “Bu saldırılar Suriye’nin egemenliğinin ihlalidir, güvenliğini ve bölgesel istikrarını tehdit etmektedir. Uluslararası hukukun ve BM sözleşmelerinin açık ihlalidir. Uluslararası toplumu, özellikle de BM Güvenlik Konseyi’ni, bu tekrar eden saldırılara karşı net ve kararlı bir tavır almaya çağırıyoruz.”

Yani rejim, İslam’ın emrettiği gibi topraklarını savunmak için cihad ilan etmiyor, aksine düşmanlarından, yani BM Güvenlik Konseyi’nden, kendisini Yahudi varlığının saldırılarından korumasını dileniyor.

Yahudi varlığına bağlı güvenlik kaynakları, “El Arabiya” ve “El Hadath” kanallarına yaptıkları açıklamalarda, Humus’taki saldırının son dönemde bölgeye nakledilmiş Türk yapımı füze ve hava savunma ekipmanlarını hedef aldığını açıkladı. Aynı kaynak, “İsrail, Suriye yönetimiyle güvenlik düzenlemeleri konusunda görüşüyor, ancak ihtiyaç olduğunda güç kullanmaktan çekinmez. Suriye’nin iç durumu kırılgandır. İsrail, Suriye’nin güneyinde silahsızlanma konusunda ısrarcıdır ve güvenliğine yönelik tehdit nereden, kimden gelirse gelsin, onu vuracaktır” dedi.

Böylece rejim liderleri, başta Ahmed Şaraa olmak üzere, izzet ve şerefi kafirlerin yanında arıyor; zillet ve boyun eğiş içinde Yahudi varlığıyla müzakere ediyorlar. Üstelik bu varlığın saldırılarının bir gün biteceğini hayal ediyorlar.

Erdoğan’ın Türkiye’si ise en fazla yaptığı şey kınama açıklamalarıdır. Bu saldırının kendisine yönelik dolaylı bir mesaj taşıdığını, yani Suriye’deki Türk güçlerinin de hedef alınabileceğini görmezden gelmektedir. Oysa bu saldırı Ankara için açık bir uyarı niteliğindedir. Yahudi varlığı daha önce, 3 Nisan 2025’te Hama yakınlarında bir Suriye hava üssünü yerle bir etmişti. Bu üs, Türkiye tarafından kullanılmak üzere hazırlanıyordu.

Hiçbir saldırı Amerika’nın izni olmadan yapılmaz. Buna rağmen Erdoğan, Amerika’ya ve Yahudi varlığına sadakatini sürdürmekte, bu suç şebekesiyle diplomatik ilişkileri koparmamakta ve hatta varlığını tanımaya devam etmektedir. Defalarca dile getirdiği gibi, Türkiye’nin değişmez siyasi ilkelerinden birinin Amerika’ya bağlılık ve İsrail’in güvenliğini korumak olduğunu belirtmiştir. Hatta ilişkileri “hayati, koparılamaz, kaderî bir mesele” diye nitelemiştir. Çünkü bu iki şey onun iktidarını garanti altına almakta, Amerika da bu sadakate karşılık onu desteklemektedir.

Bu yüzden Erdoğan, 2003’teki Amerikan işgalinde Irak’a yönelik saldırıyı desteklemiş, Türkiye’deki üslerini ABD’ye açmış, onların her türlü silah ve ikmalini sağlamıştır. Yine Afganistan’daki Amerikan işgaline hizmet etmekle övünmüş, NATO’nun haçlı ordusu adına Müslümanlara karşı savaşan Türk birliklerini orada tutmaya devam etmiştir.

  • Yahudi Varlığı Lübnan’ı Vurdu, Cumhurbaşkanı Ordusuna Karşılık Vermesini Emretmedi

Yahudi varlığı, 8 Eylül 2025’te Lübnan’ın doğusunda İran Partisi’ne ait hedeflere saldırı düzenlediğini duyurdu.

Lübnan Sağlık Bakanlığı, “Beka ve Hermel dağlık bölgelerindeki hava saldırılarında ilk belirlemelere göre 5 kişi öldü, 5 kişi de yaralandı” açıklamasını yaptı.

Ertesi gün, 9 Eylül 2025’te Lübnan resmi haber ajansı Ulusal Enformasyon Ajansı, “düşman bir İHA’nın İklim el-Hrub bölgesinde, Ciyye ile Bercaa arasındaki Zarut mahallesinde bir cami yakınında seyir halindeki aracı hedef aldığını” duyurdu.

Cumhurbaşkanı Cüneyt Aoun ise her zamanki gibi zillet içindeki tavrıyla sadece kınama ve protestoyla yetindi, orduya bu saldırıya karşılık vermesi yönünde emir vermedi. Oysa Yahudi varlığı neredeyse her gün Lübnan’a saldırıyor, topraklarını hâlâ işgal altında tutuyor ve güneyden çekilme taahhütlerini yerine getirmiyor.

Cumhurbaşkanının yapması gereken, bu saldırıya ve her saldırıya güçlü bir askeri karşılık verilmesi emrini vermekti. Ancak o, silahların yalnızca ordunun elinde toplanmasını isterken, ordunun ülkeyi ve halkını koruyacağına dair sözler veriyor. Oysa bu tutum, bu vaatlere olan güveni daha da zayıflatıyor. Çünkü Lübnan, orduya silahların teslim edilmesi halinde dahi Yahudi varlığının tehdidi altında kalmaya devam edecektir. Zira ordu, on yıllardır Yahudi varlığının tekrar eden saldırılarına karşı tek bir kez bile gerçek bir duruş sergilememiştir.

Amerika ve Yahudi varlığı, İran Partisi’nin ve Filistinli mülteci kamplarının silahsızlandırılmasını istemektedir. Kaldı ki İran Partisi, 27 Kasım 2024’te Yahudi varlığıyla yapılan anlaşmada silahların yalnızca Lübnan’ın resmi güvenlik ve askeri kurumlarının elinde toplanmasını kabul etmiş, savaşın durması karşılığında fiilen teslim olmuş ve bu tarihten itibaren Yahudi varlığının Lübnan’a yönelik saldırılarına cevap vermemeye başlamıştır.

Amerika’nın amacı açıktır: Lübnan’da, Filistin’de, Suriye’de ya da İslam beldelerinin herhangi bir yerinde örgütlerin ve direniş hareketlerinin silahını alıp sadece hükümetlerin elinde bırakmak… Böylece bölgede kendi çıkarlarına ve Yahudi varlığına hiçbir direniş kalmamasını garanti altına almak… Çünkü Amerika, Yahudi varlığını İslam beldelerini kontrol etmek, sindirmek ve bu beldelerin sömürgecilikten kurtulmasını ve İslam’ın yeniden iktidara dönüşünü engellemek için bir sopa olarak kullanmaktadır. Bu dönüş ise ancak Nübüvvet metodu üzere kurulacak Raşidi Hilafet ile gerçekleşecektir.

Esad Mansur