– 8 –
- En büyük zalimler kimlerdir?
- Herkesin nasibini alması
- Bunun kitapta (Levh-i Mahfuz’da) yazılı olması
- Zalimlerin ölürken sorgulanması ve azap görmesi
- Kişileri ilahlaştırmak ve körü körüne tâbi olmak
- İnsanların topluluk topluluk cennet veya cehenneme girmesi
- Liderleri veya ilahlaştırdıkları kişilerin arkasından girmeleri
- Müminlerin kalplerindeki kinin sökülmesi ve barışmaları
فَمَنۡ اَظۡلَمُ مِمَّنِ افۡتَـرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا اَوۡ كَذَّبَ بِاٰيٰتِهٖ ؕ اُولٰۤٮِٕكَ يَنَالُهُمۡ نَصِيۡبُهُمۡ مِّنَ الۡـكِتٰبِؕ حَتّٰٓى اِذَا جَآءَتۡهُمۡ رُسُلُـنَا يَتَوَفَّوۡنَهُمۡ ۙ قَالُوۡۤا اَيۡنَ مَا كُنۡتُمۡ تَدۡعُوۡنَ مِنۡ دُوۡنِ اللّٰهِ ؕ قَالُوۡا ضَلُّوۡا عَنَّا وَشَهِدُوۡا عَلٰٓى اَنۡفُسِهِمۡ اَنَّهُمۡ كَانُوۡا كٰفِرِيۡنَ ﴿۳۷﴾ قَالَ ادۡخُلُوۡا فِىۡۤ اُمَمٍ قَدۡ خَلَتۡ مِنۡ قَبۡلِكُمۡ مِّنَ الۡجِنِّ وَالۡاِنۡسِ فِى النَّارِ ؕ كُلَّمَا دَخَلَتۡ اُمَّةٌ لَّعَنَتۡ اُخۡتَهَا ؕ حَتّٰۤى اِذَا ادَّارَكُوۡا فِيۡهَا جَمِيۡعًا ۙ قَالَتۡ اُخۡرٰٮهُمۡ لِاُوۡلٰٮهُمۡ رَبَّنَا هٰٓؤُلَۤاءِ اَضَلُّوۡنَا فَاٰتِهِمۡ عَذَابًا ضِعۡفًا مِّنَ النَّارِؕ قَالَ لِكُلٍّ ضِعۡفٌ وَّلٰـكِنۡ لَّا تَعۡلَمُوۡنَ ﴿۳۸﴾ وَقَالَتۡ اُوۡلٰٮهُمۡ لِاُخۡرٰٮهُمۡ فَمَا كَانَ لَـكُمۡ عَلَيۡنَا مِنۡ فَضۡلٍ فَذُوۡقُوا الۡعَذَابَ بِمَا كُنۡتُمۡ تَكۡسِبُوۡنَ ﴿۳۹﴾ اِنَّ الَّذِيۡنَ كَذَّبُوۡا بِاٰيٰتِنَا وَاسۡتَكۡبَرُوۡا عَنۡهَا لَا تُفَتَّحُ لَهُمۡ اَبۡوَابُ السَّمَآءِ وَلَا يَدۡخُلُوۡنَ الۡجَـنَّةَ حَتّٰى يَلِجَ الۡجَمَلُ فِىۡ سَمِّ الۡخِيَاطِ ؕ وَكَذٰلِكَ نَجۡزِى الۡمُجۡرِمِيۡنَ ﴿٤۰﴾ لَهُمۡ مِّنۡ جَهَـنَّمَ مِهَادٌ وَّمِنۡ فَوۡقِهِمۡ غَوَاشٍ ؕ وَكَذٰلِكَ نَجۡزِى الظّٰلِمِيۡنَ ﴿٤۱﴾ وَالَّذِيۡنَ اٰمَنُوۡا وَعَمِلُوا الصّٰلِحٰتِ لَا نُـكَلِّفُ نَفۡسًا اِلَّا وُسۡعَهَاۤ اُولٰۤٮِٕكَ اَصۡحٰبُ الۡجَـنَّةِۚ هُمۡ فِيۡهَا خٰلِدُوۡنَ ﴿٤٢﴾ وَنَزَعۡنَا مَا فِىۡ صُدُوۡرِهِمۡ مِّنۡ غِلٍّ تَجۡرِىۡ مِنۡ تَحۡتِهِمُ الۡاَنۡهٰرُۚ وَقَالُوا الۡحَمۡدُ لِلّٰهِ الَّذِىۡ هَدٰٮنَا لِهٰذَا وَمَا كُنَّا لِنَهۡتَدِىَ لَوۡلَاۤ اَنۡ هَدٰٮنَا اللّٰهُ ۚ لَقَدۡ جَآءَتۡ رُسُلُ رَبِّنَا بِالۡحَـقِّ ؕ وَنُوۡدُوۡۤا اَنۡ تِلۡكُمُ الۡجَـنَّةُ اُوۡرِثۡتُمُوۡهَا بِمَا كُنۡتُمۡ تَعۡمَلُوۡنَ ﴿٤۳﴾
“Allah’a iftira eden veya ayetlerini yalanlayan kimseden daha zalim kim olabilir? Onların kitapta (Levh-i Mahfuz’da) nasipleri kendilerine erişecektir. Elçilerimiz onların canlarını almaya gelince, onlara: ‘Allah dışında edindiğiniz ilahlar nerede?’ derler. Onlar da: ‘Bizi bırakıp kaybolup gittiler’ derler. Böylece kendi aleyhlerine kâfir olduklarına dair şahitlik ederler.” (37)
“Allah der ki: Sizden önce gelip geçmiş cin ve insan topluluklarıyla beraber ateşe girin. Her topluluk girdikçe yoldaşlarına lanet eder. Hepsi cehennem içinde toplanınca, en son giren topluluk öncekiler için: ‘Rabbimiz! Bizi saptıran bunlardır, onlara iki kat azap ver’ der. Allah: ‘Her birinize iki kat azap vardır, fakat siz bilmezsiniz’ der.” (38)
“Öncekiler de sonrakilerine: ‘Sizin bizim üzerimize hiçbir üstünlüğünüz yoktur. İşlediğiniz günahlardan dolayı azabı tadın’ derler.” (39)
“Şüphesiz ki, bizim ayetlerimizi yalanlayan ve bunlara uymayıp kibirlenenler var ya, onlara göğün kapıları açılmaz ve onlar cennete asla giremezler. Deve iğne deliğine girinceye kadar… İşte suçluları böyle cezalandırırız.” (40)
“Onlara cehennem bir döşektir, üstlerine ateşten örtüler vardır. İşte zalimleri böyle cezalandırırız.” (41)
“İman edip salih ameller işleyenlere gelince; biz, bir kimseye gücünün üstünde bir mükellefiyet yüklemeyiz. Onlar cennet ehlidir ve orada ebediyen kalacaklardır.” (42)
“(Cennette birbirlerine karşı) göğüslerinde bulunan kin ve nefreti söküp attık. Altlarından ırmaklar akar. Onlar: ‘Bizi buna hidayet eden Allah’a hamd olsun! Eğer Allah bize hidayet etmeseydi biz hidayete eremezdik. Rabbimizin rasulleri gerçekten hak ile gelmişlerdir’ derler. Onlara şöyle seslenilir: ‘İşte işlediğiniz amellere karşılık mirasçı kılındığınız cennet budur!’ (43)
“Allah’a iftira eden veya ayetlerimizi yalanlayan kimseden daha zalim kim olabilir?”
Bu soru, cevabını içinde barındırır: Bundan daha zalim kimse olamaz.
Bazıları, kendi görüşünü ve davranışını doğru göstermek için “Allah bize böyle emir verdi” ya da sapık mantıklarla “Allah böyle ister” der. Böyle yapanlar Allah’a iftira atmış olurlar.
Başkaları Allah’ın ayetlerini ters çevirir, tevil eder veya onlara başka manalar uydurur; bu da Allah hakkında yalan söylemektir. Kimileri de “Allah insanın maslahatını ister” diyerek ayetleri maslahata göre yorumlar, haramı helal kılar. Mesela en büyük haramlardan olan faizi maslahat veya zaruret gerekçesiyle mübah gösterirler. Yine bazıları, bâtıl tevillerle küfür yönetimlerine katılmaya ve küfür kanunlarını uygulamaya cevaz verir. İşte bunlar en büyük zalimlerdendir.
Kur’an’da Allah’ın indirdiği ayetleri yalanlayanlar veya onlara kibirle karşı çıkanlar da büyük zalimlerdir.
İlk cahiliyede olduğu gibi bazıları ayetleri tamamen inkâr edip atalarından devraldıkları fikirleri, adetleri ve gelenekleri üstün görürler. Yeni cahiliyede ise insanların çıkardığı fikirleri ve kanunları Allah’ın hükümlerinden üstün görürler. Bu da büyük bir zulüm ve bunları yapanlarda büyük zalimlerdir.
Demokrasiyi, laikliği veya sosyalizmi benimseyenler; filozofların fikirlerine, millet meclislerinin çıkardığı kanunlara ve yöneticilerin aldığı kararlara üstünlük verip bunlarla övünürler. Böylece ya açıkça kibirlenip ayetleri reddederler ya da içerik olarak onları yalanlamış olurlar.
“Onların kitapta (Levh-i Mahfuz’da) nasipleri kendilerine erişecektir.”
Allah her insanın ömrünü, rızkını, elde edeceği makam ve diğer hususları sınırlandırmıştır. İnsan kendi iradesiyle yapacaklarını da Allah ezelde bilmektedir. Her şey kitapta, yani Levh-i Mahfuz’da yazılıdır. Başka bir ifadeyle O’nun ilmindedir. Zerre kadar veya daha büyük veya daha küçük olsun O’nun ilminden kaçmaz.
Her insan Allah’ın ilminde takdir edilene erişecektir. Nasibini mutlaka alacaktır. Takdir edilen ömür bitmeden kimse ölmeyecek, belirlenmiş rızkından da kimse ne eksik ne fazla yiyebilecektir.
Müslüman veya kâfir bu hususlarda eşittirler.
“Elçilerimiz onların canlarını almaya gelince onlara: ‘Allah dışında edindiğiniz ilahlar nerede?’ derler. Onlar: ‘Bizi bırakıp kaybolup gittiler’ derler.”
Bir insan Allah’ın ayetlerini tasdik edip delil kılmadan bir kişiyi yüceltir, onun her dediğine körü körüne tabi olursa onu ilahlaştırmış olur. Ölüm melekleri onların canlarını almaya gelince sorgular: “Allah dışında edindiğiniz ilahlar nerede? Yücelttiğiniz putlar, atalar, filozoflar, düşünürler, yöneticiler, hahamlar, rahipler ve sahte hocalar nerededir?”
Onlara denilir: “Bunların dediklerine, fikirlerine ve yasalarına uyup benim emirlerimi yalanladınız, uygulamayı reddettiniz veya görmezden geldiniz. Böylece kibirlendiniz. Şeytan nasıl emrime uymayıp kibirlendiyse, siz de aynı şekilde kibirlendiniz. Bu durumda zalim oldunuz, Allah’a değer vermeden haksızlık yaptınız.”
Bu zalimler, “Edindiğimiz ilahlar ortada yoktur, bizi şaşırttılar ve kaybolup gittiler” diyecekler. Böylece “kendilerinin kâfir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahitlik etmiş olurlar.”
İşte Allah’ın ayetlerini tekzip ettiklerini, terk edip başkalarının sözlerine tabi olduklarını veya ayetleri ters mana vermek için tevil ettiklerini itiraf edince kendileri aleyhine şahitlik etmiş olurlar. Ruh çekilirken hem sorgulanır hem de azap görürler.
Allah şöyle buyurur:
ذٰلِكَ بِاَنَّهُمۡ قَالُوۡا لِلَّذِيۡنَ كَرِهُوۡا مَا نَزَّلَ اللّٰهُ سَنُطِيۡعُكُمۡ فِىۡ بَعۡضِ الۡاَمۡرِ وَاللّٰهُ يَعۡلَمُ اِسۡرَارَهُمۡ ﴿٢٦﴾ فَكَيۡفَ اِذَا تَوَفَّتۡهُمُ الۡمَلٰٓٮِٕكَةُ يَضۡرِبُوۡنَ وُجُوۡهَهُمۡ وَاَدۡبَارَهُمۡ﴿٢٧﴾
“Çünkü Allah’ın indirdiğini çirkin görenlere: ‘Bazı hususlarda size itaat edeceğiz’ dediler. Hâlbuki Allah onların gizlediklerini bilir. Melekler onları vefat ettirirken hallerini görsen! Onların yüzlerine ve arkalarına vururlar.” (Muhammed 26–27)
Ahirette ise Allah onlara: “Sizden önce gelip geçmiş kâfir cin ve insan topluluklarıyla beraber ateşe girin” der.
Herkes tek başına mezardan kalkar, hesap verir. Sonra liderleriyle, ilah edindikleri kişilerle beraber haşrolunur ve cehenneme atılırlar. Bu şekilde topluluk topluluk olarak cehenneme gireceklerdir.
“Her topluluk cehenneme girdikçe yoldaşlarına lanet eder. Hepsi cehennem içinde toplanınca en son giren topluluk öncekiler için: ‘Rabbimiz! Bizi saptıran bunlardır, onlara iki kat azap ver’ der. Allah: ‘Her birinize iki kat azap vardır, fakat siz bilmezsiniz’ der.”
Bakara 166–167 ve Ahzâb 47–48 ayetlerinde geçtiği gibi, tabi olunanlarla tabi olanlar birbirleriyle çekişir, birbirlerinden beri olduklarını ilan eder, birbirlerini lanetlerler. Hepsi azapta ortak olacak, iki kat ceza isterler ama hepsi aynı akıbeti paylaşacaklardır.
Sonra topluluklar birbirlerini suçlamaya devam eder. Sâffât 21–34 ayetlerinde geçtiği gibi, eşleriyle, ilahlaştırdıkları kişilerle ve liderleriyle haşrolunacak, “Siz olmasaydınız biz sapmazdık, cehenneme girmezdik” diyeceklerdir.
Hud 97–99’da Firavun’un kavminin başına geçerek onları cehenneme götürdüğü bildirildiği gibi, her kavim kendi önderinin arkasında yürüyecek ve cehenneme girecektir.
Cehenneme önce giren kâfir topluluklar, kendilerinden sonra girenlere: “Siz de bizim gibisiniz, üstünlüğünüz yoktur, bizim gibi siz de işlediğiniz günahlardan dolayı azabı tadın” diyecekler.
Kur’an’ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr etmek de küfürdür. Kur’an’ın tamamını inkâr edenlerle aynı şekilde kâfir olurlar. Allah’ın indirdiği hükümlerle yönetmenin farziyetini inkâr edenler, cihad veya ukûbât ayetlerini reddedenler ya da bu asırda geçersiz olduğunu söyleyenler küfürde eşittir.
Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in peygamberliğini inkâr eden Yahudiler ve Hristiyanlar da müşrikler gibi tamamen kâfirdirler.
“Şüphesiz ki, bizim ayetlerimizi yalanlayan ve bunlara uymayıp kibirlenenler var ya, onlara göğün kapıları açılmaz…”
Bu mecazi bir ifadedir: Hayır kapıları onlara açılmaz, hiçbir hayır görmezler. Ne kadar iyilik yapsalar da ayetleri yalanladıkları için amelleri kabul edilmez.
“…ve cennete hiç girmezler, ta ki deve iğne deliğine girinceye kadar.”
Bu da mecazi bir benzetmedir: Devenin iğne deliğine girmesi imkânsız olduğu gibi kâfirlerin de cennete girmesi mümkün değildir. Onların suçlarının büyüklüğünü gösterip cennetten mahrum olduklarını gösterir.
“Onlara cehennem bir döşektir, üstlerine ateşten örtüler vardır.”
Bu da mecazi bir benzetmedir: Yatakları ateştir, ateş üzerinde yatar kalkarlar. Örtüleri de ateştir. Altları, üstleri ve her yanları ateşle kuşatılmıştır. Çünkü onlar zalimdirler, bu cezayı hak etmişlerdir. Bundan asla kurtulamazlar, ebediyen cehennemde kalacaklardır.
“İman edip salih ameller işleyenlere gelince, onlar cennet ehlidir ve orada ebediyen kalırlar.”
Bu ifadenin ardından gelen: “Zaten Allah bir kimseye gücünün üstünde bir mükellefiyet yüklemedi” cümlesi, müminlerin durumu ile beraber zikredilmiştir. Bunun manası şudur: İman ve salih amel yapmak insanın gücü dahilindedir; insan bunu yapabilir. Müminler bunu yaptılar ve böylece kazandılar. Kâfirler ise yapabilirlerdi, fakat yapmak istemediler. Allah onlara güçlerinin üstünde mükellefiyet yüklemedi, onlara zulmetmedi; ancak onlar kendi kendilerine zulmettiler.
Dünyada bazı müminler birbirlerine karşı kızabilir, aralarında çekişmeler meydana gelebilir, bu nedenle kalplerinde kin ve nefret besleyebilirler. Oysa bunun devam etmesi caiz değildir; müminler sulh edip barışmalıdırlar. Bununla ilgili Allah’ın kesin emri şöyledir:
فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَصۡلِحُوۡا ذَاتَ بَيۡنِكُمۡ وَاَطِيۡعُوا اللّٰهَ وَرَسُوۡلَهٗۤ اِنۡ كُنۡتُمۡ مُّؤۡمِنِيۡنَ
“Allah’tan korkun, aranızda sulh yapın (barışın). Eğer mümin iseniz Allah’a ve Rasulüne itaat edin.” (Enfâl 1)
Ahirette ise müminlerin kalplerinde asla nefret ve kin bulunmaz. Orada mükellefiyet yoktur. Allah onları cennete sokunca kalplerindeki kini söker atar.
Müminler, Allah’ı ve Rasulünü hakem kılarak, şer’î hükümlere uyarak anlaşıp barışırlarsa Allah’tan korkmuş olurlar, gerçek mümin sayılırlar. Böylece Allah kalplerindeki kini söküp atar. Bir mümin, kardeşine kin beslemeden vefat ederse Allah’ın rızasına erişir.
Çünkü birçok ayet ve hadis, müminlerin birbirlerini sevmelerini, birbirlerine karşı merhametli ve bağışlayıcı olmalarını emreder. Evet, herkes hakkını sahibine verecek, böylece aralarındaki sorunlar çözülecek, sulh yapılacak veya Allah için haklarından feragat edeceklerdir. Bundan sonra birbirlerine dua edeceklerdir.
Onların ödülü cennettir; altlarından ırmaklar akar, her türlü lezzetli ve güzel nimetlere sahip olurlar. Orada çok sevinçlidirler ve Allah’ın kendilerine hidayet verdiği için hamd ederler:
“Bizi hidayete erdirmeseydi hiç hidayetli olmazdık” derler.
Çünkü onlar hidayeti istediler, gerçeği ve hakkı aradılar. Bu durumda Allah onları hidayete muvaffak kıldı. Kâfirler ise hidayeti istemediler; görünce reddettiler, rasuller gelince onları yalanladılar. Hidayeti isteyenler rasulleri duyunca hemen iman ettiler ve: “Hakikaten, Rabbimizin rasulleri hakla gelmiştir” dediler, getirdiklerine uydular.
Nebilerin ve rasullerin sonuncusu olan Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem’i duyanlar ona iman ettiler ve tabi oldular.
Kıyamet günü onlara: “İşlediğiniz amellere karşılık mirasçı olduğunuz cennet, işte budur” denilecektir.
“Mirasçı” ifadesi, bir kimsenin kendisinden öncekinden miras almasını ifade eder. Bu da Allah’ın lütfundandır.
Allah müminlerin sıfatlarını anlattıktan sonra şöyle buyurur:
اُولٰٓٮِٕكَ هُمُ الۡوَارِثُوۡنَ ۙ الَّذِيۡنَ يَرِثُوۡنَ الۡفِرۡدَوۡسَؕ هُمۡ فِيۡهَاخٰلِدُوۡنَ
“İşte mirasçı olanlar bunlardır. Onlar Firdevs’e varis olurlar, orada ebediyen kalacaklardır.” (Mü’minûn 10–11)
Nasıl ki kâfirler topluluk topluluk cehenneme girecek ve orada toplanacaklarsa, müminler de topluluk topluluk cennete girecek ve orada toplanacaklardır. Her nebi, kendi tâbileriyle beraber gelecektir.
“Kim Allah’a ve Rasulüne itaat ederse, işte onlar Allah’ın kendilerine nimet verdiği nebiler, sıddıklar, şehitler ve salihlerle beraberdir.” (Nisâ 69)
“O gün takva sahiplerini Rahman’ın huzuruna topluca sevk ederiz.” (Meryem 85)
“İman edenler… zürriyetleri de imanla onlara tâbi olmuşsa, biz onları da kendilerine kattık; amellerinden hiçbir şey eksiltmedik.” (Tûr 21)
Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:
” المرءُ معَ مَن أحبَّ”
“Kişi sevdikleriyle beraberdir.” (Buhârî 6168, Müslim 2640)