Haberler
- Arap-İslam Zirvesi sorumluluktan kaçtı ve saldırıya askerî bir cevap vermedi
Arap-İslam Zirvesi, 15.09.2025 tarihinde sömürgecilerin İslam beldelerinde kurduğu yaklaşık 57 devletin liderleri veya temsilcilerinin katılımıyla toplandı.
Zirve, Yahudi varlığının Katar’a yönelik saldırısına ve Hamas liderlerini öldürme girişimine (ki onlar Amerikan önerilerini görüşmek için toplanmışlardı) cevap vermek üzere gerçekleşti.
Fakat bu ruveybida yöneticilerin tepkileri beklendiği gibi kınama ve lanetlemekten öteye geçmedi; askerî bir karşılıktan söz etmekten özellikle kaçındılar. Çünkü onlar nifak ve ihanete alışmış, hiçbir erkeklik özelliği taşımayan, Yahudi varlığının işlediği fiiller ve tehditler karşısında korkaklıklarını ve alçaklıklarını sergileyen kimselerdir. Nitekim kapanış bildirilerinde şu ifadeye yer verdiler: “Katar’ın egemenliğine yönelik hain ve pervasız İsrail saldırısını kınıyoruz.”
İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri Hüseyin İbrahim Taha ise şöyle dedi: “Teşkilat, Katar devletine ve topraklarının egemenliğine yönelik bu pervasız saldırıyı şiddetle kınamaktadır ve İsrail’i işlediği suçlardan dolayı hesaba çekmesi için BM Güvenlik Konseyi’ni sorumluluk üstlenmeye çağırmaktadır.” O da tıpkı bu aşağılık liderler gibi kendi sorumluluklarını, Yahudilerin saldırısına ciddi bir askerî karşılık verme yükümlülüğünü unuttu; sorumluluğu, Yahudi varlığının güvenliğini koruyan BM Güvenlik Konseyi’ne havale etti.
Bu sözlere, Yahudi varlığının Başbakanı Netanyahu hemen cevap verdi ve daha zirve salonundan çıkmadan onlara meydan okudu, tehdit etti. Şöyle dedi: “Doha’yı bombalamaktan da Hamas liderlerini hedef alma girişiminden de pişman değilim.” Ayrıca, Hamas liderlerinin bulunduğu her yeri ve Yahudi varlığını tehdit eden herkesi vuracağını söyledi. Bu, Hamas liderlerinin bulunduğu Türkiye’ye yönelik doğrudan bir tehditti. O esnada zirvede oturan Türkiye Cumhurbaşkanı da tıpkı diğerleri gibi kınama ve lanetleme sözlerinden fazlasını söylemedi.
Netanyahu, onlara meydan okuyarak Gazze’ye saldırılarını yoğunlaştırdı; onlar toplantı halindeyken yüzlerce kişiyi öldürdü ve yaraladı. Oradaki gökdelenleri bombalamaya başladı, sakinlerinden boşaltmalarını istedi. Gazze şehrinin tamamını yıkmayı, halkını bütünüyle oradan çıkarıp güneye sürmeyi ve nihayetinde Gazze’den çıkmaya mecbur bırakmayı hedefledi.
Eğer Netanyahu, o aşağılık liderlerden birinin bile kendisine tek bir kurşun sıkacağını bilseydi bunu yapmazdı. Yine, normalleşme anlaşmalarını feshedip ihanet ve işbirliği ilişkilerini keseceklerini bilseydi de yapmazdı.
Bütün bunlar gösteriyor ki yöneticilerimiz, Filistin’e ve halkına karşı komplonun içindedirler. Amaçları, Yahudi varlığını burada kökleştirmek, insanları Filistin’i askerî bir güçle kurtarma düşüncesinden ümitsizliğe düşürmek ve onları mevcut duruma teslim olmaya, bu suçlu varlığı kabullenmeye zorlamaktır.
Netanyahu ayrıca onlara meydan okuyarak, üç ay içinde Kudüs’te Mescid-i Aksa’nın yakınında ikinci bir tünel açacağını ilan etti. Bunu yaparken yanında Amerikan Dışişleri Bakanı Rubio vardı. Rubio, Yahudi varlığının Mescid-i Aksa’yı, Gazze’yi veya Batı Şeria’yı kontrol altına almak için yaptığı tüm işlere Amerika’nın mutlak desteğini açıkladı. Şöyle dedi: “Yahudi varlığının Katar’a yönelik saldırısı, Amerika’nın bu varlıkla ilişkilerini hiçbir şekilde olumsuz etkilemez.” Yani Katar’daki yöneticiler, Amerika ile ilişkilerini kesmekten ve ona, topraklarında kurduğu devasa askerî üssü kapatma talimatı vermekten acizdirler. Hâlbuki bu üsten kalkan Amerikan uçakları Afganistan’da ve Irak’ta milyonları öldürmüş, yaralamış ve yerinden etmiştir.
- ABD Dışişleri Bakanı, Hamas ile müzakerelerin kapısını kesin olarak kapattığını ima ediyor
ABD Dışişleri Bakanı Rubio, 15.09.2025 tarihinde Yahudi varlığını ziyaret etti ve ertesi gün Katar’a gitti. Katar Dışişleri sözcüsü Majid el-Ensari, “Katar Emiri Temim, Rubio ile Doha’ya yapılan İsrail saldırısını ve Gazze’deki savaşı görüştü; Katar’ın ABD ile ilişkilerinin özellikle savunma düzeyinde stratejik olduğunu” açıkladı.
ABD’nin Doha’ya yapılan saldırıdan 50 dakika önce haberdar olup olmadığı sorulduğunda Rubio soruyu kaçamak cevaplayarak şunu söyledi: “Medya raporlarıyla hareket etmiyoruz; doğrudan Amerika’yla (iletişim) kuruyoruz.” Oysa Beyaz Saray, saldırı sonrasında resmi sözcüsü Caroline Levitt aracılığıyla “Amerika’nın önceden bilgisi olduğu ve Başkan Trump’ın Orta Doğu elçisi Witkof’a Doha’yı bu yakın saldırı konusunda bilgilendirmesini istediği” beyanını yaptı.
Katar ise kendilerinin bilgilendirilmediğini ve radarlarının saldırgan Yahudi uçaklarını tespit edemediğini iddia etti.
Rubio, Yahudi varlığını ziyareti sırasında Katar’ı ve orada toplanan Arap-İslam ülkelerinin liderlerini küçümseyip hor görerek, Amerika’nın bu varlığın Doha’ya yönelik ya da Gazze’de yaptığı pervasız saldırıları mutlak surette desteklediğini ilan etti. Ayrıca eleştirenlere, Hamas müzakerecilerini öldürme girişimini ve Doha’ya saldırıyı eleştirmeyi bırakıp Amerika ve Yahudi varlığının amaçlarına odaklanmaları çağrısında bulundu.
Rubio, hedefin değişmediğini vurgulayarak şunları söyledi: “Olan ya da olacak ne olursa olsun hedef aynıdır. Hamas’ın, bölgedeki barış ve güvenliği tehdit edebilecek silahlı bir varlık olarak varlığını sürdürmemesi gerekir.”
Gerçekte Amerika, bölgede üs konumunda olan ve nüfuzunu korumak için kullandığı bir güç olan Yahudi varlığını tehdit edecek herhangi bir gücün varlığını engellemeye odaklanıyor. Rubio ayrıca “Hamas ile savaşı bitirme anlaşması belki gerçekleşmeyebilir” dedi.
Rubio, Gazze’deki mücahitleri “vahşi teröristler” olarak nitelendirdi; oysa dünyanın gözü önünde gerçek vahşi teröristler olarak Amerika ve Yahudi varlığı duruyor. Gazze halkının ve Filistinlilerin kendi topraklarını, Müslümanların topraklarını ve kutsallarını savunma hakkı vardır. Ancak Müslümanlar, yöneticilerini orduları hareket ettirmeye zorlayıp Gazze halkını desteklemek için güçlü şekilde harekete geçmediklerinde kardeşlerini Filistin’de yüzüstü bıraktılar; hâlâ bu yöneticileri düşürüp cihad ilan edecek samimi liderleri getirmediler.
Rubio’nun Yahudi varlığını ziyareti, Amerika’nın Gazze şehirlerini yok etme, halkını tamamen göçe zorlama ve mümkün olduğu kadar çok kişiyi öldürme operasyonlarını desteklediğini teyit etmek için yapılmış gibi görünüyor; bu, başkanı Trump’ın Gazze halkını göç ettirerek bölgeyi bir tatil beldesine dönüştürme hedefini gerçekleştirme amacına hizmet ediyor. Rubio, ayrıca Yahudi varlığının Mescid-i Aksa üzerindeki kontrol çabalarını da desteklediğini göstermek için Netanyahu ile birlikte Mescid-i Aksa yakınındaki tünelin açılışına katıldı.
Ayrıca Rubio’nun gelişi, Amerika’nın Hamas ile müzakere kapısını kapamaya ve İsrailli rehineleri halkını göçe zorlamak için bir bahane olarak feda etmeye onay verdiğini de doğruluyor gibi görünüyor. Zira Amerika, Hamas müzakerecilerini öldürme girişimini onaylayarak müzakere kapısını kesin olarak kapatmak istiyor; çünkü hem müzakere etmek isteyip hem de aynı zamanda müzakerecileri haince öldürmeye kalkmak mantıklı değildir.
- Yahudi varlığı Suriye’ye ilerliyor; rejimi ise güneyinden ağır silahları çekiyor
Suriye resmi kanalı “El-İhbariyye” 17.09.2025 tarihinde, Yahudi ordusunun Güney Suriye’deki el-Kunaytra kırsalının kuzeyinde bulunan Cebata eş-Şeyh kasabasına ve Üfanya kasabasına sızdığını bildirdi. Bu, Suriye topraklarına yönelik en son saldırılardan biridir. Bu güçler, el-Kunaytra kırsalında evlerin çatıları üzerinde arama ve konuşlanma faaliyetleri yürüttü; insansız hava araçları bölge üzerinde uçtu ve iki kasabadan dört genç gözaltına alındı.
Bu sızma, Suriye’nin 16.09.2025 tarihinde Ürdün ile birlikte, Süveyde krizini çözmek için ABD kaynaklı bir plana dayanmaya karar vermesinin ardından gerçekleşti. Plana göre Süveyde’deki Dürzî işbirlikçilere tavizler verilecek, karşılığında ABD, Yahudi varlığını Suriye ile güvenlik temelli anlayışlara razı etmeye ikna etmeye çalışacak ve onun Suriye’ye devam eden saldırılarını durdurması sağlanacaktı.
Reuters ajansı 16.09.2025 tarihinde İsrailli ve Suriyeli bazı askeri yetkililere dayandırdığı haberinde, “Washington’un, dünya liderlerinin ay sonunda New York’ta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu oturumlarına katılması öncesinde yeterli ilerleme sağlanması için baskı yaptığı” ve görüşmeler sırasında “İsrail’in sert tutumuna ve güney Suriye’deki mezhepçi şiddet olaylarının ardından Suriye’nin zayıf konumuna” dikkat çektiğini aktardı.
Kaynaklar, “Suriye’nin önerisinin, İsrail’in son birkaç ayda ele geçirdiği topraklardan çekilmesini, 1974 ateşkes anlaşmasıyla üzerinde mutabık kalınan tampon bölgenin yeniden silahsızlandırılması ve İsrail’in Suriye’de gerçekleştirdiği hava saldırıları ve kara sızmalarının durdurulmasını amaçladığını” belirtti. Görüşmelerin 1967’de işgal edilen Golan Tepeleri’nin statüsünü ele almadığını, bunun geleceğe bırakıldığını ve İsrail’in fazla bir taviz vermediğini aktardılar.
AFP’ye (Frans Presse) konuşan bir Suriye askeri yetkilisi ise 16.09.2025 tarihinde, Suriye kuvvetlerinin iki ay önce Güney Suriye’den ağır silahlarını çektiğini; İsrail’in bu bölgeyi silahsız bölge haline getirme talebinde bulunduğunu ve ağır silahların geri çekilme işleminin başkent Şam’ın yaklaşık 10 km güneyine kadar ülkenin güneyini kapsadığını söyledi. Yetkili, İsrail-Suriye görüşmesinin 19 Eylül’de Bakü’de yapılacağını da bildirdi.
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara, 13.09.2025 tarihinde resmi El-İhbariyye kanalına verdiği bir mülakatta, Suriye’nin 1974 anlaşmasına geri dönmeyi hedefleyen ve 8 Aralık 2024’ten sonra işgal ettiği bölgelerden çekilmeyi amaçlayan bir güvenlik anlaşmasına ulaşmak için İsrail ile müzakereler yürüttüğünü açıkladı.
Yahudi varlığı, işgal, saldırı, öldürme ve tahrip yoluyla askeri baskı uygulama politikasına dayanıyor; müzakere ederek istediğini elde etmeye çalışıyor, karşı tarafı taviz vermeye zorluyor ve kendi şartlarına boyun eğdiriyor.
Yahudi varlığı bu politikanın, Ahmed el-Şaraʿ liderliğindeki “korkak” Suriye rejimi üzerinde etkili olacağını düşünüyor. El-Şara, iktidara gelişinin üzerinden 10 ay geçmesine rağmen Yahudi saldırılarına tek bir kez bile yanıt verecek cesareti göstermedi; teslim olmuş bir pozisyonda bekliyor. ABD ise Yahudi varlığını koruyan ve bölgedeki nüfuzunu korumak için onu kullanan bir hamle olarak hareket ediyor; diğerlerini zayıflatarak nüfuzunu sürdürmeyi ve bölgenin kurtuluşunu ve Nebevi yol üzerindeki salih bir hilafetin kurulmasını engellemeyi amaçlıyor. Ancak Allah’ın izniyle, kâfirler ve onlarla işbirliği yapanlar istemese de bu hilafet kurulacaktır.
Esad Mansur