– 9 –

Cennet ve cehennem ehlinin tartışmaları
İki tarafa Allah’ın vaadettikleri
Bir münadinin duyurusu
Aralarında bir hicabın çekilmesi
A’râf’takilerin iki tarafa sözleri
Bunların geleceği
İnsanların simalarından tanınması
Zulme uğrayanlara Allah’ın rahmetinin ulaşması

وَنَادٰٓى اَصۡحٰبُ الۡجَـنَّةِ اَصۡحٰبَ النَّارِ اَنۡ قَدۡ وَجَدۡنَا مَا وَعَدَنَا رَبُّنَا حَقًّا فَهَلۡ وَجَدْتُّمۡ مَّا وَعَدَ رَبُّكُمۡ حَقًّا‌ ؕ قَالُوۡا نَـعَمۡ‌ ۚ فَاَذَّنَ مُؤَذِّنٌۢ بَيۡنَهُمۡ اَنۡ لَّـعۡنَةُ اللّٰهِ عَلَى الظّٰلِمِيۡنَۙ‏ ﴿٤٤﴾ الَّذِيۡنَ يَصُدُّوۡنَ عَنۡ سَبِيۡلِ اللّٰهِ وَيَـبۡـغُوۡنَهَا عِوَجًا‌ ۚ وَهُمۡ بِالۡاٰخِرَةِ كٰفِرُوۡنَ‌ۘ‏﴿٤٥﴾   وَبَيۡنَهُمَا حِجَابٌ‌ۚ وَعَلَى الۡاَعۡرَافِ رِجَالٌ يَّعۡرِفُوۡنَ كُلًّاۢ بِسِيۡمٰٮهُمۡ‌ ۚ وَنَادَوۡا اَصۡحٰبَ الۡجَـنَّةِ اَنۡ سَلٰمٌ عَلَيۡكُمۡ‌ لَمۡ يَدۡخُلُوۡهَا وَهُمۡ يَطۡمَعُوۡنَ‏ ﴿٤٦﴾ وَاِذَا صُرِفَتۡ اَبۡصَارُهُمۡ تِلۡقَآءَ اَصۡحٰبِ النَّارِۙ قَالُوۡا رَبَّنَا لَا تَجۡعَلۡنَا مَعَ الۡقَوۡمِ الظّٰلِمِيۡنَ ﴿٤٧﴾ وَنَادٰٓى اَصۡحٰبُ الۡاَعۡرَافِ رِجَالًا يَّعۡرِفُوۡنَهُمۡ بِسِيۡمٰٮهُمۡ قَالُوۡا مَاۤ اَغۡنٰى عَنۡكُمۡ جَمۡعُكُمۡ وَمَا كُنۡتُمۡ تَسۡتَكۡبِرُوۡنَ‏ ﴿٤٨﴾اَهٰٓؤُلَۤاءِ الَّذِيۡنَ اَقۡسَمۡتُمۡ لَا يَنَالُهُمُ اللّٰهُ بِرَحۡمَةٍ ‌ؕ اُدۡخُلُوا الۡجَـنَّةَ لَا خَوۡفٌ عَلَيۡكُمۡ وَلَاۤ اَنۡتُمۡ تَحۡزَنُوۡنَ‏ ﴿٤٩﴾ وَنَادٰٓى اَصۡحٰبُ النَّارِ اَصۡحٰبَ الۡجَـنَّةِ اَنۡ اَفِيۡضُوۡا عَلَيۡنَا مِنَ الۡمَآءِ اَوۡ مِمَّا رَزَقَكُمُ اللّٰهُ ‌ؕ قَالُـوۡۤا اِنَّ اللّٰهَ حَرَّمَهُمَا عَلَى الۡـكٰفِرِيۡنَ ۙ‏ ﴿۵۰﴾ 

 “Cennet ehli, cehennem ehline: Rabbimiz bize ne vaadettiyse biz onu gerçek bulduk. Peki, siz Allah’ın size vaadettiklerini gerçek buldunuz mu?” diye seslenince onlar (cehennemlikler): “Evet” dediler. Bunun üzerine aralarında bir münadi şöyle ilan etti: Allah’ın laneti zalimlerin üzerine olsun.” (44)

“Onlar ki, Allah’ın yolundan insanları çevirirler, o yolun eğri olmasını isterler ve aynı zamanda ahireti inkâr ederler.” (45)

“İki taraf (cennetlikler ve cehennemlikler) arasında bir hicab vardır. A’râf üzerinde de birtakım adamlar vardır; onları simalarından tanırlar. Arzu ettikleri ve henüz girmedikleri cennet ehline şöyle seslenirler: ‘Size selâm olsun.’” (46)

“Eğer yüzleri cehennem ehline çevrilirse şöyle derler: Rabbimiz! Bizi zalim insanlarla beraber koyma.” (47)

“A’râf ehli, simalarından tanıdıkları birtakım adamlara şöyle seslenir: ‘Sizin kalabalıklarınız, çoğunluğunuz ve tasladığınız kibir size hiçbir fayda vermedi.’” (48)

“Cennetliklere işaret ederek: ‘Allah bunları rahmete erdirmeyecek’ diye yemin ettiğiniz kimseler değil miydi? (A’râf’takilere denir ki:) Cennete girin! Size ne korku vardır ne de üzüleceksiniz.” (49)

“Cehennem ehli, cennet ehline: ‘Sudan veya Allah’ın size verdiği rızıktan bize biraz verin’ diye seslenirler. Onlar (cennetlikler) derler ki: ‘Şüphesiz Allah bunları kâfirlere haram kılmıştır derler.’” (50)

Allah celle ve azze, ahiretin ebedî ve son karargâh olduğunu defalarca ayetlerde anlatır ki insanlar en fazla onu düşünüp iman etsinler. Çünkü dünya geçicidir. Her insan kısa bir müddet yaşar ve gider. Yüzlerce sene yaşasa da herkesin dünyası kısadır.

Önceki ayetlerin devamında, müminler cenneti garanti edip oranın mirasçısı olduktan sonra yerleştiklerinde, “Cehennem ehline: Rabbimiz bize ne vaadettiyse biz gerçek bulduk. Peki siz Allah’ın size vaadettiklerini gerçek buldunuz mu?” diye nida ederler.

“Nida etmek” uzak bir yerden çağırmak anlamına gelir. Bu da iki tarafın birbirinden uzak olduğunu, fakat birbirlerini duyabilecek şekilde seslenip tartıştıklarını gösterir. Cennet ile cehennem ayrı yerlerdedir. Ancak Allah, iki tarafın birbirleriyle tartışmalarına ve birbirlerini görmelerine imkân sağlayacaktır. O her şeye kâdirdir.

Cennetlikler, cennete girince dünyada iman edip salih amel yaptıklarından dolayı Allah’ın kendilerine vaadettiğini gerçek gördüler. Sevinç ve heyecanla, o anda cehennemliklere uzaktan seslenerek: “Siz Allah’ın vaadettiklerini gerçek gördünüz mü?” dediler. Onlar da “Evet, gördük” diye cevap verdiler. Artık cehennemde cayır cayır yanmaya başlamışlar, azabı hakikat olarak tatmaya koyulmuşlardı.

Bu münakaşadan sonra, iki taraf Allah’ın vaadine ikrar ettikten sonra, aralarında bir münadi çağrıda bulunarak şöyle ilan eder: “Allah’ın laneti zalimlerin üzerine olsun.”

Bu münadi meleklerden biri olabilir. Çünkü melekler orada hazır bulunacaktır. Nitekim Zümer 73. ayette, meleklerin cennetliklere selam verdiği, onları hoşça karşılayıp: “Ebediyen burada kalın” dedikleri anlatılır. Kehf 29 ve Müddessir 31 ayetlerinde ise cehennemin etrafını meleklerin kuşattığı haber verilir.

Ayrıca Müddessir 30-47 ayetlerinde cennetlikler ile cehennemlikler arasında şu tartışma sahnesi sergilenir:
“Cennetlikler cehennemliklere: Sizi cehenneme sokan nedir? diye sorarlar. Onlar: Biz namaz kılanlardan değildik, yoksulu doyurmazdık (zekât ve sadaka vermez, fakirlere yardım etmezdik).(Muhammed’in peygamberliğini ve Allah’ın ayetlerini) tartışan ve inkâr edenlerle birlikteydik. Hesap gününü (kıyameti ve ahireti) yalanlıyorduk. Ölüm bize gelinceye kadar bu hâl üzere kaldık.”

Yine Hadîd 13-15. ayetlerde, kıyamet gününde mümin erkek ve kadınlarla münafıkların tartışacağı anlatılır:
“Münafıklar, müminlere: Sizin nurunuzdan (hidayet ve imanınızdan dolayı size verilen nimetlerden) bize de biraz verin! derler. Onlara: Gerisin geriye dönün (dünyaya dönün, orada bir nur arayın) denilir. Bunun üzerine aralarına bir sur çekilir. Kapısının içinde rahmet vardır (müminlerin tarafında). Dışında ise azap vardır (münafıkların tarafında). Münafıklar müminlere: Biz sizinle beraber değil miydik? diye seslenirler. (Çünkü dünyada numara yaparak kendilerini mümin gösterirlerdi.) Müminler onlara: Evet, fakat siz kendinizi fitneye (küfre) düşürdünüz, bizim yenilgimizi beklediniz, aleyhimize gizlice çalıştınız. Allah’ın Resulü ve ayetlerinden şüphe ettiniz. Batıl şeyler sizi aldattı. Nihayet Allah’ın emri (ölüm) gelinceye kadar bu hâl üzere kaldınız. Şeytan sizi de Allah’a karşı aldattı. Bugün artık ne sizden, ne de açık kâfirlerden fidye kabul edilir. Hepinizin barınağı cehennemdir. Ne kötü bir varış yeridir.”

Vaadetmek, hem olumlu hem de olumsuz şeyler için kullanılabilir. Nur Suresi 55. ayette, Allah iman edip salih amel işleyenlere yeryüzünde halife olmalarını, dinlerine imkân verip hâkim kılacağını ve korkularını güvene çevireceğini vaadeder.

Nisa Suresi 120. ayette ise: “Şeytan, kâfirlere vaad eder ve onları kandırır. Oysa onlara ancak aldatıcı şeylerle vaad eder.” buyurulur.

Tevbe Suresi 68. ayette de: “Allah, erkek olsun kadın olsun münafıklara ve kâfirlere cehennemi vaad etmiştir.” denir.

Burada geçen “zalimler” kelimesi kapsamlıdır. Allah’ın emrine muhalefet eden herkesi içine alır: kâfirleri, münafıkları, günahkârları veya günahları iyiliklerinden daha fazla olan Müslümanları. Hepsi laneti hak eder ve azap onlara hazırlanır. Ancak imanından dolayı büyük günah işleyen Müslüman, bir müddet cehennemde kaldıktan sonra oradan kurtulur.

Cehennem ehli, Allah’ın yolundan, yani dininden insanları çevirir. Bu yolun doğru olmasını istemez, eğri olmasını ister ve aynı zamanda ahireti inkâr ederler. Allah’ın yolu, Rasulüne vahyettiği Kur’an ve Sünnettir. Bundan yüz çevirip başka yol seçenler veya bununla oynayıp eğri göstermeye çalışanlar cehennemliklerdir.

Kur’an ve Sünnet’in gerçek manalarını bozup başka anlamlar çıkaranlar, hakkı batılla karıştıranlar da Allah’ın yolunu eğri kılmaya çalışanlardır. Aynı zamanda ahireti inkâr ederler.

Bu asırda kâfirler ve münafıklar, Müslümanları İslam’dan çıkarmaya veya dinlerini bozarak laiklik, demokrasi ve Batı’dan gelen diğer fikirleri Müslümanlara kabul ettirmeye uğraşırlar. Yani eğri yolu doğru gibi göstermeye çalışırlar.

İşte bu nedenle İslam davetini taşıyanlar, eğri yolu gösterirken doğru yolu da ortaya koyarlar. Eğri hattın yanına doğru hattı çizerler. Böylece hakkı batıldan ayırırlar. İslam dışı fikirleri ve kâfirlerden gelen düşünceleri çürütür, İslami fikirleri ise açıklığa kavuştururlar.

Cennetlikler ile cehennemlikler arasında bir hicap vardır. “Hicap”, karşı tarafın görülmemesi için araya konulan perde veya örtüdür. Hadîd Suresi 13. ayette, aralarına bir sur (duvar) dikileceği belirtilmiştir. Buna göre hicabın o sur olması gerekir.

Bu da tartışmalardan sonra artık cennetlikler ve cehennemliklerin birbirlerini görmeyecekleri, herkesin kendi yerinde olacağı anlamına gelir.

Fakat günahları ile sevapları denk gelen Müslümanlar, cehennem ile cennet arasında belli bir yerde bekletilirler. Bu yerlere “A’râf” denir. “A’râf” kelimesi , عَرَفَ  (arefe) fiilinden gelir, “tanımak” manasındadır. Yani tanınmak için yüksek bir yerde beklemek. Büyük ihtimalle bu yer, o hicap olan surun üzeridir. Onlar orada durur ve beklerler.

A’râf ehli, her iki tarafı simalarından tanır. Tek tek isimleriyle tanımazlar. Nitekim birçok ayette geçtiği üzere müminler sevinçli, mutlu ve gülümseyen yüzlerle tanınır. Onların yüzleri nur saçar, parlaktır. Böylece simalarından ayırt edilirler. Kâfirlerin ise suratları asık, üzüntülü, kararmış ve aşağılık zillet içindedir.

Hatta dünyada bile insanlar simalarından tanınır. Muhammed Suresi 30. ayette, münafıkları simalarından, sözlerinden ve konuşma tarzlarından tanıyabileceğimiz bildirilir.

İşte A’râf ehli de böylece her tarafı simalarından tanıyacaktır.

Onlar, cennete girmeyi çok arzu ederler. Henüz girmemişlerdir, fakat ileride gireceklerdir. Cennetliklere selam verirler.

“Eğer yüzleri cehennem ehline çevrilirse şöyle derler: Rabbimiz, bizi zalim insanlarla beraber kılma.” (A’râf 47)

A’râf ehli, cehenneme girmemek için Rablerine yalvarırlar. Çünkü oradaki durumun ne kadar vahim olduğunu görmektedirler. Bu da onların, iki tarafı görebilecek bir yerde bulunduklarını gösterir. Üzerinde durdukları sur veya yer nasıl bir şeydir, bunu tam olarak bilemeyiz. Ahiretteki vakıa ve manzaralar, dünyadakinden farklıdır. Sadece aklımıza yaklaştırmak için benzer lafızlar kullanılır.

Nitekim Âl-i İmrân 133. ayette, cennetin genişliğinin gökler ve yer kadar olduğu haber verilmiştir. Allah bize neyi gösterirse, biz o kadarını düşünebiliriz; aynı zamanda iman ederiz.

A’râf ehli, simalarından tanıdıkları bazı adamlara şöyle seslenir: “Sizin kalabalıklarınız, çoğunluğunuz ve tasladığınız kibir size hiçbir fayda vermedi.”

Bir yerde bulunanlara “o yerin ehli” denilir. Nitekim ayetlerde “cennet ehli”, “cehennem ehli” ve “A’râf ehli” tabirleri geçer.

Dünyada zalimler çok kalabalıktır, çoğunluğu teşkil eder. Bu nedenle Allah’ın emirlerine isyan eder, kibirlenir ve arzularına göre hareket ederler. Allah’ın helal ve haram kıldıklarına aldırış etmezler. Çıkarları ve arzuları ne gerektirirse ona göre hareket eder, kendi rejimlerine göre kanun çıkarırlar.

Her türlü haramı işleyene “özgürlük” verirler. “Maslahat” ve “zaruret” adı altında haramı helal kılarlar. Faize, kumara, batıl şirket ve satış sözleşmelerine müsaade ederler. İnsanların şehvetlerini tatmin etmek için içkiyi, zinayı ve eşcinselliği serbest bırakırlar. Hatta bu çirkin fiilleri işlemek için kadınların açılmasına izin verir, genelevler, eğlence ve dans yerleri açılmasına ruhsat tanırlar. Müstehcen filmler ve diziler yayımlarlar. Dini hayattan ve devletten uzaklaştırıp laik-demokratik sistemleri kurarlar.

Hem de kendilerinin üstün, çağdaş ve modern olduklarını gösterip kibirlenirler. Aynı zamanda dinine bağlı olup şer’î hükümleri amellerin ölçüsü kabul eden müminleri ezer ve alaya alırlar. Onlara “gerici, aşırı, radikal, bağnaz, mutaassıp, terörist” gibi lakaplar takarlar. Oysa bu lakaplar müminlere değil, kendilerine yakışır.

Ayrıca müminlere, Allah’ın rahmetinin ve yardımının asla ulaşmayacağını söyler, hatta buna dair yemin ederler. Dünyada sadece kendilerinin üstün kalacaklarını, müminlerin ise sürekli kendi otoriteleri altında ezileceğini hedef edinirler.

Oysa bu müminler imanlarına ve dinlerine bağlı kaldıkça sonunda Allah’ın rahmeti onlara yetişecektir. Allah’ın indirdikleriyle hükmedecek bir devlet kuracaklardır. Bu, Allah’ın vaadidir.

Bu yolda ölen veya şehit olanlara ise ahirette Allah rahmetini indirecek, onları cennete yerleştirecektir. Cehenneme girmeyeceklerinden dolayı korkuları kalkacak, cennete girememe endişeleri de olmayacaktır. Emniyet ve huzur içinde olacaklardır.

Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Medine’de İslam devletini kurmadan önce Mekke’deki kâfir rejim ve otorite sahipleri müminleri eziyor ve alaya alıyordu. Onlara, “Allah’ın rahmeti ve yardımı size asla ulaşmayacak” diye yemin ediyorlardı. Bir kısım mümin şehit oldu, bir kısmı da zaferi görmeden öldü. Ancak ahirette onlar cennete girecek, zalimler ise cehenneme sürüleceklerdir.

Bugün de Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in metodu üzere yürüyenler ezilmektedir. Bir kısmı ölmekte, bir kısmı öldürülmektedir. Ama sonunda Allah’ın rahmeti onlara yetişecek, Allah’ın izniyle otorite sahibi olup Hilafet’i kuracaklardır. Bu süreçte ölen veya öldürülenler ise ahirette Allah’ın rahmetiyle cennete dahil edileceklerdir.

A’râf ehli, zalimlere hatırlatarak şöyle der: “Allah bunları rahmete erdirmeyecek diye yemin ettiğiniz kimseler değil miydi?”

Nihayet Allah, A’râf ehline: “Cennete girin! Size ne korku vardır ne de üzüleceksiniz.” buyuracaktır.

Cehennem ehli ise pek acı zakkum ağacından başka yiyecek, bağırsaklarını ve karınlarını yakacak kaynar su ve irinden başka içecek bulamayacaktır. Bu yüzden cennet ehline: “Sudan veya Allah’ın size verdiği rızıktan bize biraz verin” diye sesleneceklerdir. Fakat cennetlikler onlara: “Şüphesiz Allah bunları kâfirlere haram kılmıştır” diyeceklerdir.