– 15 –
- İlk eşcinselliği yapanların Lût kavmi olması
- Müsrif ve mücrim bir kavim olmaları
- Lût’la ve uyarılarıyla alay etmeleri
- Lût’u memleketlerinden kovmaya teşebbüs etmeleri
- Çamurdan yapılmış taşlarla helak olmaları
- Lût’un karısının onlarla iş birliği yapması
- Lût ve kızlarının kurtuluşu
- İslâm’da bu çirkin fiilin cezası
وَلُوۡطًا اِذۡ قَالَ لِقَوۡمِهٖۤ اَتَاۡتُوۡنَ الۡفَاحِشَةَ مَا سَبَقَكُمۡ بِهَا مِنۡ اَحَدٍ مِّنَ الۡعٰلَمِيۡنَ ﴿۸۰﴾ اِنَّكُمۡ لَـتَاۡتُوۡنَ الرِّجَالَ شَهۡوَةً مِّنۡ دُوۡنِ النِّسَآءِ ؕ بَلۡ اَنۡـتُمۡ قَوۡمٌ مُّسۡرِفُوۡنَ ﴿۸۱﴾ وَمَا كَانَ جَوَابَ قَوۡمِهٖۤ اِلَّاۤ اَنۡ قَالُـوۡۤا اَخۡرِجُوۡهُمۡ مِّنۡ قَرۡيَتِكُمۡ ۚ اِنَّهُمۡ اُنَاسٌ يَّتَطَهَّرُوۡنَ ﴿۸۲﴾ فَاَنۡجَيۡنٰهُ وَاَهۡلَهٗۤ اِلَّا امۡرَاَتَهٗ ۖ كَانَتۡ مِنَ الۡغٰبِرِيۡنَ ﴿۸۳﴾ وَاَمۡطَرۡنَا عَلَيۡهِمۡ مَّطَرًا ؕ فَانْظُرۡ كَيۡفَ كَانَ عَاقِبَةُ الۡمُجۡرِمِيۡنَ ﴿۸٤﴾
“Lût’u da hatırla. Gerçekten onu kavmine bir peygamber olarak gönderdik. Onlara: ‘Sizden önce âlemlerden hiçbirinin yapmadığı o çirkin ameli mi yapıyorsunuz?!’ dedi.” (80)
“Hakikaten, kadınları bırakıp erkeklerde şehvetlerinizi tatmin etmeye çalışıyorsunuz. Şüphesiz ki siz müsrif bir kavimsiniz.” (81)
“Onun kavminin cevabı ise sadece şu oldu: ‘Onları beldenizden çıkarın! (Güya) onlar kendilerini temiz tutan insanlardır!’” (82)
“Karısı dışında onu ve ehlini kurtardık. O kadın geri kalıp helâke uğrayanlardandır.” (83)
“Üzerlerine bir çeşit yağmur yağdırdık. Bak, mücrimlerin âkıbeti nasıl oldu!” (84)
Peygamber Lût ve kavmiyle ilgili birçok âyet vardır. Burada doğrudan onların yaptıkları çirkin işlere değinilmiş ve Lût’un mücadelesi gösterilmiştir. Çünkü her nebi, toplumda var olan sorunlara değinip onların çirkin fiillerini inkâr eder, ortadan kaldırmaya çalışırdı. Aynı zamanda o toplumların sistemlerine ve yöneticilerine karşı da mücadele ederdi.
Bu toplum çok çirkin bir amel işliyordu. Erkek erkeğe, yani eşcinsel ilişki kuruyorlardı; hem de bu fiil toplumda resmiyet kazanmıştı. Allah, Rasûlüne Lût’un mücadelesini anlatarak bize de bir uyarıda bulunuyor. Bizler de daveti taşıyan kimseler olarak bundan ibret almalıyız. Mücadele topluma, sistemine ve yöneticilerine karşı değilse davet sayılmaz ve bir sonuç vermez.
Bazıları sadece fertlerle uğraşırlar. Oysa onlar farzı yerine getirmedikleri gibi toplumu ve sistemi de değiştiremezler. Çünkü fertler, toplumun birer parçasıdır ve sistemin hükmü altındadırlar. Toplumdaki yaygın fikirlerin ve duyguların baskısı altında kalırlar.
Bu nedenle toplumun sistemi, yöneticileri, fikirleri ve duygularına karşı amansız bir mücadele yürütülmelidir. Nebîlerin yolu budur. Başta bizim güzel örneğimiz olan Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in metodu da budur.
“Gerçekten Lût’u kavmine bir peygamber olarak gönderdik.”
Bu nedenle Lût’un bir nebi olduğuna inanmak gerekir. Zira Kur’an’da ismi geçen nebîlere inanmak imanın bir parçasıdır. Yahudiler ve Hristiyanlar bazı nebîlere inanmadıkları için kâfir sayılmışlardır.
Lût’un nebi olduğuna inanmazlar; hatta kavmi helak olunca kızlarıyla zina ettiğini iddia ederler. Allah onları kahretsin! Nebîlere ve müminlere ne kadar büyük iftiralar atmışlardır!
Her nebi önce kavmini imana davet etmiştir. Ancak Lût’un mücadelesi anlatılırken, bu davetten hiç bahsedilmez. Çünkü bu kavim, Lût’un Rabb’inin nehiylerini reddetmiş, tamamen inkâr etmiş ve bu yasakları dile getirdiği için Lût’la alay etmişti. Bu yüzden onların Allah’a inanıp inanmadıklarından söz edilmez.
Bu durum İblîs’in isyanına benzer. İblîs de Allah’ın emrine karşı gelmiş, “çamurdan yarattığın birine secde eder miyim?” diyerek kibirlenmişti. Böyle kimselerle iman üzerinde konuşmak fayda vermez.
İblîs gibi Allah’a inandığını iddia edip O’nun emirlerini reddeden veya geçersiz sayan, “biz dini hayattan ve devletten ayırırız” diyen kimse de İblîs gibi kâfirdir ve lanetlidir. Çünkü Allah’a iman, O’nun emirlerini uygulamayı gerektirir.
Ayrıca âlemlerden hiçbirisi onlardan önce bu çirkin ameli yapmamıştır. “Âlemler” denilince insanlar kastedildiği gibi, diğer yaratılmışlar da kastedilebilir. Hayvanlar bile böyle bir işi yapmaz. Dolayısıyla bu kavim, hayvanlardan bile daha aşağı bir duruma düşmüştür.
Lût onlara, “Âlemlerden hiçbirinin yapmadığı o çirkin ameli mi yapıyorsunuz?” diye sordu. Önce gerçekten yapıp yapmadıklarından emin olmak istedi; onları itham etmek istemedi. Onların ikrarını veya reddini bekledi. Bu, Lût’un bu fiili görmek istemediğini, sadece işittiğini de gösterebilir.
Aynı zamanda bu çirkin fiili reddederek, “Bunu nasıl yaparsınız?” demek istemiştir. Çünkü onları fıtrata uymaya davet etti. Allah’ın emri fıtrata uygundur. Erkek erkeğe cinsel ilişki kurmak fıtrata aykırıdır. Erkek, kadınla evlenerek şehvetini tatmin eder. Aynı şekilde kadın da kadınla cinsel ilişki kuramaz; çünkü bu da fıtrata tamamen zıttır.
Allah, şehvetin tatminini yalnızca erkekle kadının evlenmesiyle sınırlandırmıştır. Âdem’den itibaren evlenmeyi emretmiştir. Nisâ Suresi 1. âyette “Zevcesini kendisinden yaratıp ondan çoğalttı” buyrulmuştur. Bakara 35 ve A’râf 19. âyetlerde de Âdem ve zevcesinin cennete yerleştirildiğinden bahsedilmiştir.
Eşcinsellik yapanlar müsrif, yani haddini aşan, taşkınlık eden insanlardır. Allah’ın sınırlarına tecavüz edenlerdir.
Bu asırda özgürlükçü, laik, demokratik sistem bunu serbest bırakmış ve taraftarları bunun çirkin olmadığını iddia etmişlerdir. Oysa amellerin ölçüsü Allah’ın emir ve nehiyleridir. Allah bir şeyi çirkin görüyorsa o çirkindir; aksini söyleyenlerin imanı yoktur.
Zira şer’î kaide şöyledir:
“Şeriatın güzel gördüğü şey güzeldir, çirkin gördüğü şey çirkindir.”
Kavminin cevabı ise alaycı bir üsluptaydı. Lût ve ona inananlara, “Onlar kendilerini temiz tutan insanlardır!” diyerek alay ettiler. Çünkü eşcinsellik, zina veya herhangi bir haram içinde boğulan kimseler, aslında bir bataklığın içinde olduklarını hissederler. Kendilerine katılmak istemeyenlerle alay eder, onları “kendini temiz zannedenler” diye küçümserler.
Kendilerine itiraz edenleri beldelerinden çıkarmaya veya cezalandırmaya çalışırlar. Bu nedenle Lût ve müminleri de kendi memleketlerinden kovmak istediler; zira onların varlığı kendilerini rahatsız ediyordu.
Aynı şekilde özgürlükçü laik demokratik sistemin mensupları da çirkin düzenlerine ve icraatlarına itiraz edenleri cezalandırmaya çalışırlar.
Lût’un kavmi, onu ve müminleri cezalandırmaya kalkıştı; zorla ve eziyetle beldelerinden kovmak istediler. Ancak Allah müminleri kurtardı.
Kendisi ve kızları dışında iman eden kimse yoktu. Zâriyât Suresi 34–35. âyetlerde şöyle buyrulur:
“O beldedeki müminleri kurtardık. Fakat orada Müslümanlardan başka ev sahipleri bulmadık.”
Yani sadece Lût’un ailesi mümindi. Mümin ile Müslüman aynı manadadır; her Müslüman mümindir, mümin olmayan ise kâfirdir.
Ancak ailesinden karısı kurtulmadı. O kadın geri kalıp helâke uğrayanlardandır. Bu kadın eşcinselliği savunuyordu.
Tahrîm Suresi 10. âyette, Nûh’un karısı gibi Lût’un karısının da hain olduğu bildirilmiştir. Kocaları birer nebi olmalarına rağmen, bu iki kadın da ihanet ettiler. Hatta güzel insan sûretinde gelen melekler Lût’un yanına gelince, karısı gidip kavmine “işte güzel erkekler geldi” diye haber veren de oydu; o kadar hain bir kadındı.
Hûd Suresi 79–80. âyetlerde geçtiği üzere, Lût onlara “İşte kızlarım vardır, onlarla evlenin; bu sizin için daha temizdir” dediğinde, onlar bunu reddettiler ve ille de o erkekleri istediler. Lût ise “Keşke size karşı koyacak bir gücüm olsaydı ya da sağlam bir destek bulabilseydim!” dedi. Çünkü Lût’un ne bir devleti ne de bir otoritesi vardı; onlara karşı fazla bir şey yapamıyordu. Kavminin ileri gelenleri de bu çirkin fiili serbest bırakmışlardı.
İşte melekler, Lût’un yanına gelip Allah’ın vahyini ona tebliğ ettiler. Kitap dışında vahiy olmadığını iddia edip sünneti inkâr eden kimseler bunu düşünsünler. Nitekim Lût’a bir kitap indirilmemiştir; fakat eşcinsellik gibi çirkin amelle ilgili Allah’ın nehiylerini tebliğ etmiştir. Bu da kitabın dışında meleğin veya rüya ya da ilham yoluyla vahiy aldığını gösterir.
“Üzerlerine bir çeşit yağmur yağdırdık.”
Bu, çamurdan yapılmış taşlardır. Zâriyât Suresi 33–34. âyetlerde “Üzerlerine, her birinin üzerine ismi yazılı taşları çamurdan yapılmış olarak gönderdik” diye buyrulmuştur.
Kamer Suresi 34. âyette ise, “Üzerlerine taşları atacak şiddetli bir rüzgâr gönderdik.” denmiştir.
Şiddetli yağmur genellikle şiddetli rüzgârla birlikte gelir; ya da şiddetli rüzgâr, şiddetli yağmuru getirir.
Allah, Rasûlüne “Bak, mücrimlerin âkıbeti nasıl oldu?” diyerek dikkatini çekmiştir. Bu, aynı zamanda bize de bir hitaptır: “Suç işleyenlerin sonucuna bakın.” Yani bu çirkin fiilden çok uzak durun ve insanları da bundan nehyedin.
Kamer Suresi 36. âyette geçtiği gibi, Lût onlarla çok tartıştı ve onları Allah’ın azabıyla uyardı.
Ankebût Suresi 29. âyette ise, onları bu çirkin fiilden nehyedip Allah’ın azabıyla uyarınca, onunla alay ettikleri anlatılır:
“Eğer doğru söylüyorsan Allah’ın azabını bize getir!” dediler.
Bu âyetten anlaşılıyor ki, onlar Allah’a inanıyorlardı fakat O’nun emirlerine isyan ediyorlardı. Taşkınlık üstüne taşkınlık yapıp Allah’ın her sınırını aştılar. Bu fiilleri gizli değil, açıkça; toplantılarında, meclislerinde ve kulüplerinde işlemeye başladılar. Çünkü âyette “nadîlerinde yapmaya başladılar” buyrulur. “Nadî”, meclis, toplantı yeri veya kulüp anlamına gelir.
Yine yolu kesip başka kavimlerden gelen erkekleri yakalayarak onlarla bu çirkin fiili yapmaya başladılar.
Şu gerçek vardır ki; bir münkerden (kötülükten) nehyedilmez ve o kaldırılmaya çalışılmazsa, onu işleyenler daha da azgınlaşır; başkalarına saldırmaya ve onları zorlamaya başlarlar.
Bunu bugün özgürlükçü laik demokratik sistemlerde açıkça görüyoruz. Kadının açılması önce dizine kadar idi; sonra neredeyse tamamen çıplaklığa kadar vardılar. Televizyonlarda, filmlerde ve dizilerde çıplaklık, zina ve eşcinsellik sahneleri seyrettiriliyor.
Eskiden içki belli kişiler tarafından içilirdi; sonra her yerde yayıldı, satışı ve içilmesi serbest bırakıldı. Genelevler ve eğlence yerleri gibi fuhuş yuvaları her yerde açıldı.
Eskiden faizi yiyenler azdı; fakat devletin teşvikiyle, “Müslüman” numarası yapan yöneticilerin müsaadesiyle ve sahte hocaların fetvalarıyla faiz her yere yayıldı.
İşte özgürlükçü laik demokratik rejimler, yöneticileri ve sahte hocalarıyla toplumu ifsad ederler. Allah, bu mücrimlere ve onlara uyanlara acı bir azap hazırlamıştır.
Bunlara karşı mücadele eden, her münkeri nehyetmeye ve ortadan kaldırmaya çalışanlar ise kurtuluşa erer. Elbette Allah, onlara yardım edecek, onları halife kılacak ve kendi hükmünü uygulamaları için güç verecektir.
Bu çirkin amelin ve diğer günahların toplumda yayılmasını engellemek için İslâm Devleti’nin kurulması şarttır.
Nitekim İslâm’da bu iğrenç fiili işleyenlerin cezası ölümdür.
Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:
” من وجدتموه يعمل عمل قوم لوط فاقتلوا الفاعل والمفعول به”
“Lût kavminin fiilini işleyen birini bulursanız, hem yapanı hem de kendisine yapılanı öldürün.”
(Ebû Dâvud, Tirmizî, İbn Mâce, İbn Hanbel)
Lût kavminin fiilini işleyenlerin hükmü konusunda sahabenin icmâı vardır: hepsi ölüm cezası gerektiğinde ittifak etmişlerdir.
Ancak öldürme şekli konusunda sahabiler farklı uygulamalarda bulunmuşlardır:
- Halife Ömer ve Halife Osman: “Lût kavminin işini yapanların cezası, üzerlerine bir duvar yıkmaktır.” demişlerdir.
- Halife Ali ise şöyle demiştir: “Lût kavminin fiilini yapan önce kılıçla öldürülür, ardından ateşle yakılır. Çünkü bu fiil pek büyük bir masiyettir.”
- İbn Abbas’a bu konuda nasıl öldürülmesi gerektiği sorulunca şöyle cevap vermiştir:
“Memleketin en yüksek binasından başı üzerine atılır ve ardından taşlarla taşlanır.” (Beyhakî)
Bu cezanın uygulanabilmesi için beyyine (delil) gerekir. Bu, ya yapanların ikrarı, ya iki erkek şahidin şahitliği, ya da bir erkekle iki kadının şahitliğiyle sabit olur.
Eğer kişi çocuksa, deli ise veya zorlanmışsa öldürülmez.
Kadın ile kadın ilişkisi, yani lezbiyenlik de büyük bir haramdır. Onların cezası da ölümdür. Nitekim Hz. Ali, bu çirkin fiili yapan iki kadını yakmıştır.
Bu cezaları İslâm Hilâfet Devleti uygular. Hüküm, mahkemede geçerli beyyinelerle sabit olur.