Haberlere Kısa Bir Bakış

  • Suudi Veliaht Prensi ABD’ye sadakatini vurguladı ve 1 trilyon dolarlık teklifte bulundu

Suudi rejiminin fiili hükümdarı Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, 18 Kasım 2025 tarihinde ABD’yi ziyaret etti ve Beyaz Saray’da Başkan Trump tarafından sıcak bir şekilde karşılandı. Trump, “Kral Abdulaziz’in Başkan Roosevelt ile görüşmesinden 80 yıl sonra Suudi Veliaht Prensi ile görüşüyorum” diyerek, bin Selman’ın Suudi rejiminin ikinci kurucusu olduğunu ve İslam’ın kalan izlerini ortadan kaldıracak tüm Amerikan talimatlarını uyguladığını ima etti. Trump, “Suudi Arabistan’daki büyük gelişme, bu ülkeyle daha iyi bir işbirliği için kapı açıyor,” dedi. Trump, Gazze’de Yahudi varlığını kurtaran ve buradaki suçlarını örtbas eden, Gazze’yi doğrudan Amerikan hegemonyası altına alan Trump’ın planını imzalamadaki rolünden dolayı onu övdü.

Suudi Veliaht Prensi ise Amerika’ya olan sadakatini ve onunla olan bağını vurgulayarak, “İki taraf arasındaki ilişki, ne Suudi tarafı ne de Amerikan tarafı tarafından değiştirilemez. Bu ilişki, siyasi ve ekonomik çabalarımız ve güvenliğimiz için çok önemlidir” dedi. 

Ümmetin parasını çaldığını ve bunu yatırım kisvesi altında Amerikalı efendilerine verdiğini doğrulayan Veliaht Prens, efendisi Trump’ı memnun etmek ve tatmin etmek için “Suudi Arabistan’ın savunma, yapay zeka ve yarı iletkenler alanlarında Amerika’ya yaklaşık bir trilyon dolar yatırım yapma niyetinde olduğunu” açıkladı.

 Bin Selman geçen Mayıs ayında Amerika’ya 600 milyar dolar vereceğini açıkladıktan sonra bu miktarı bir trilyon dolara çıkarmasını talep ettiği belirtiliyor. Suudi Arabistan, Amerika ile geniş kapsamlı bir savunma anlaşması imzaladı ve Trump, Suudi Arabistan’a F-35 savaş uçakları ve 300 tank satmayı kabul ederek bunu onayladı. Suudi Arabistan’ın önceki sözleşmelerde ABD’den yüz milyarlarca dolarlık silah satın aldığı ve bunları yalnızca Yemen’deki Müslümanlara karşı kullandığı, bunların çoğunun hurda haline geldiği veya hizmet dışı kaldığı belirtilmelidir. Suudi Arabistan’ın tüm nükleer faaliyetlerinin ABD’nin denetimi altında ve yalnızca sivil amaçlarla yürütüleceğini belirten “Sivil Nükleer İşbirliği Müzakerelerinin Tamamlanmasına İlişkin Ortak Bildiri” imzalandı.

  • Trump, Suudi Arabistan’ın NATO’nun önemli bir üyesi olarak katılımını duyurdu  

18 Kasım 2025 akşamı Trump, Suudi Arabistan’ın ABD liderliğindeki NATO ittifakına üye olduğunu açıklayarak şunları söyledi: “Suudi Arabistan’ı NATO dışındaki önemli müttefikler arasında resmen sınıflandırarak askeri işbirliğimizi daha yüksek seviyelere taşıyoruz, bu son derece önemlidir.”

Bu, 1949’da Sovyetler Birliği’ne karşı kurulan Batı sömürge ittifakını güçlendirmek içindir. Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra, ittifak Afganistan ve Libya’ya yönelik saldırganlıkta olduğu gibi İslam ülkelerine karşı kullanılmaya başlandı.

İslam ülkelerini hedef alan ve onları egemenliği altına almaya çalışan bir sömürgeci haçlı ittifakı haline geldi. Türkiye’nin NATO üyesi olduğu, ittifakın haçlı seferlerine katıldığı ve onun için askeri üsler kurduğu unutulmamalıdır.

 Amerika Birleşik Devletleri, ittifak dışından önemli müttefikler olarak İslam ülkelerine belirli rejimler getirmiştir. Bunların en sonuncusu Suudi Arabistan, ondan önce ise Pakistan, Mısır, Fas, Tunus, Ürdün, Kuveyt ve Katar ile Yahudi varlığıdır. Amerika Birleşik Devletleri, bu rejimleri diğer İslam ülkelerine yönelik saldırılarında yanında savaşmak için kullanıyor, eğitim için topraklarını kullanıyor ve onları Amerikan hegemonyası altına almak için bu ülkelerde askeri üsler kuruyor.

  • Yahudi Varlığı, Güney Suriye’deki Baskın ve Saldırılarına Devam Ediyor

19 Kasım 2025 Çarşamba günü, Suriye Haber Ajansı, Yahudi güçlerinin bölgeyi bombalamasından saatler sonra, Yahudi varlığı güçlerinin Kuneytra kırsalındaki Barika kasabasına saldırdığını duyurdu. Ajans, Yahudi güçlerinin Dera kırsalındaki Yermük Havzası bölgesini işgal ettiğini de ekledi. Bundan önce Salı günü Kuneytra ve Dera vilayetlerinin kırsalında başka bir işgal daha gerçekleşmişti. Ayrıca Pazartesi günü Yahudi ordusu tarafından Kuneytra kırsalında başka bir işgal daha gerçekleştirilmişti.

Bu bölgelerdeki sakinler, Yahudi güçlerinin tek geçim kaynakları olan tarım arazilerine yaptıkları saldırılar ve tecavüzlerden şikayet ediyorlar. Bu saldırılar yüzlerce dönüm arazilerini tahrip etmiş, ayrıca birçok oğulları tutuklanmış ve işgalci güçlerin kurduğu askeri kontrol noktalarında geçenleri arayan askerler tarafından taciz edilmişlerdir.

Böylece, Yahudi varlık güney Suriye’ye yönelik günlük saldırılarına devam ederken, Ahmed el-Şara’nın başını çektiği Suriye rejimi, saldırıları kınamak ve uluslararası topluma ülkeyi koruması için ricada bulunmakla yetiniyor, tıpkı Mahmud Abbas’ın başını çektiği Filistin Yönetimi gibi.

Suriye rejiminin sorumluları ve onun takipçileri, yenilgiye mahkum yorumlarla aldatılarak savaşma iradesini kaybetmişlerdir. Onlar sadece inşaat, kalkınma, para kazanma ve hayatın tadını çıkarma peşindedirler Ülkeyi korumayı ise, Amerika’nın önderliğindeki sözde uluslararası topluma emanet etmişlerdir ve inananlar olmadan ona bağlılıklarını ilan etmişlerdir. Yahudi varlığının, onu tam olarak destekleyen ve rejiminin kendisine teslim olması ve sadakat göstermesi için Suriye’ye saldırmasını sağlayan Amerika’nın emirleri doğrultusunda hareket ettiği unutulmamalıdır. Amerika, onun güney Suriye’ye Şam’ın dış mahallelerine kadar girmesine izin vermeyi kabul etmiş ve bu bölgeyi tampon bölge haline getirerek, halkı terörize etmek ve rejimin bu saldırıları püskürtmek için herhangi bir önlem almamasını sağlamak amacıyla günlük saldırılarını gerçekleştirmesi için güvenli hale getirmiştir. 

Esad Mansur