– 20 –

İleri gelenlerin Firavun’dan istekleri
Müminleri itham etmeleri
Firavun’un müminlere yönelik şiddetli icraatları
Musa’nın müminlere tavsiyesi
Müminlerin iktidarla imtihan edilmesi

وَقَالَ الۡمَلَاُ مِنۡ قَوۡمِ فِرۡعَوۡنَ اَتَذَرُ مُوۡسٰى وَقَوۡمَهٗ لِيُفۡسِدُوۡا فِى الۡاَرۡضِ وَيَذَرَكَ وَاٰلِهَتَكَ‌ ؕ قَالَ سَنُقَتِّلُ اَبۡنَآءَهُمۡ وَنَسۡتَحۡىٖ نِسَآءَهُمۡ‌ ۚ وَاِنَّا فَوۡقَهُمۡ قَاهِرُوۡنَ‏ ﴿۱۲۷﴾  قَالَ مُوۡسٰى لِقَوۡمِهِ اسۡتَعِيۡنُوۡا بِاللّٰهِ وَاصۡبِرُوۡا‌ ۚ اِنَّ الۡاَرۡضَ لِلّٰهِ ۙيُوۡرِثُهَا مَنۡ يَّشَآءُ مِنۡ عِبَادِهٖ‌ ؕ وَالۡعَاقِبَةُ لِلۡمُتَّقِيۡنَ‏ ﴿۱۲۸﴾  قَالُـوۡۤا اُوۡذِيۡنَا مِنۡ قَبۡلِ اَنۡ تَاۡتِيَنَا وَمِنۡۢ بَعۡدِ مَا جِئۡتَنَا‌ ؕ قَالَ عَسٰى رَبُّكُمۡ اَنۡ يُّهۡلِكَ عَدُوَّكُمۡ وَيَسۡتَخۡلِفَكُمۡ فِى الۡاَرۡضِ فَيَنۡظُرَ كَيۡفَ تَعۡمَلُوۡنَ‏ ﴿۱۲۹﴾ 

Firavun kavminin ileri gelenleri dediler ki: “Musa ve kavmi, yerde (Mısır’da) fesat çıkarsınlar, seni ve ilahlarını terk etsinler diye onları kendi hâllerine bırakacak mısın?!” (Firavun) Dedi ki: “Biz onların oğullarını öldüreceğiz, kadınlarını sağ bırakacağız. Elbette biz, onların üzerinde kahredici bir güç sahibiyiz.” (127)

Musa, kendi kavmine: “Allah’tan yardım dileyin ve sabredin. Şüphesiz ki Allah, yeri kullarından dilediğine miras bırakır. Sonuç ise takva sahiplerinindir” dedi. (128)

Musa’nın kavmi şöyle dedi: “Sen bize gelmeden önce de geldikten sonra da bize hep eziyet edildi.” Musa onlara; “Umulur ki Rabbiniz düşmanınızı helak eder ve sizi yeryüzünde halifeler kılar da ne yapacağınızı görür.” (129)

Musa peygamberliğini mucizelerle ispatlayınca, özellikle onun karşısında Firavun’un kullandığı sihirbazlar gerçeği görüp inandılar. İleri gelenler ise her şeylerini kaybedeceklerinden endişeye kapılıp, kralları Firavun’un Musa ve onunla iman edenleri cezalandırmasını istediler.

Hem de Musa ve müminleri bozgunculukla itham ederek kralı kışkırttılar. Oysa kendileri birer bozguncu olup halkın servetlerinin çoğunu ellerinde tutuyorlardı. Fakat daima bozguncular, kendi fesatlarını örtmek ve bunu ifşa edenleri cezalandırmak için başkalarını fesat ve değişik şeylerle itham ederler.

İşte Firavun, yanında bulunan ileri gelenlerin isteği üzerine, Musa ve müminlere karşı kışkırttı:
“Nasıl onların hâllerine bırakırsın, oysa onlar senin taptığın ilahları terk ettiler.”
Mucizeler tecelli olduktan sonra, diğer insanları imana getirebilecek güçte oldular.

Firavun, kendini destekleyen ileri gelenlerin isteklerini çeviremez; özellikle bunlar kendi cinsinden bozgunculardır. Yoksa iktidarı sarsılır. Her yerde yöneticiler, kendilerini destekleyecek kimselere muhtaçtır. Kendi fikrini benimseyen veya kendi cinsinden çıkarcı kişiler arayıp yanına alır.

Firavun hemen acımasızca karar aldı: iman edenlerin oğullarını öldürecek, kadınları ise köleleştirmek üzere sağ bırakacaktır. Böylece onları kahredip ezecektir. Elbette buna muktedirdi, çünkü otorite sahibiydi. Askerler, emniyet elemanları, devletin bütün kuruluşları, memleketin ekonomisi ve servetleri kendi kontrolü ve emri altındaydı. Her şeyi yapabilir, gücünü hissettirirdi. Zalimler hep böyledir: kendilerini yaratan ve güçlü kılan Allah’ı ve O’nun emrini unutup gaflete düşer ve müminleri ezmeye başlarlar.

Firavun mesabesinde Mustafa Kemal ve yanındaki ileri gelenler de aynı şekilde davrandılar. Hilafeti ve Allah’ın şeriatını yıkınca, bunun için kıyam edenleri İngiliz ajanı olarak itham edip astılar. Oysa Cumhuriyet’in Firavunu ve ileri gelenleri, İngilizlerin âşıkları ve uşaklarıydı.

Bu asırda onları izleyenler, İngilizlerin laik ve demokratik sistemini savunanlar, hilafete çağıranlara aynı ithamda bulunurlar. Oysa hilafeti yıkanlar İngilizlerdir; onu ihya etmeye çalışmazlar. Hem de hilafeti tekrar kurmaya çalışanlar pek samimidir, ihlaslıdır, dinlerine çok bağlıdırlar. İslam ve hilafet düşmanı olan Batı’yı ve özellikle Amerika ile Britanya’yı dost edinenler, bozguncu olup Allah’ın hakimiyetini tesis etmeye çalışan müminleri ezmektedir.

Oysa onlar, dost edindikleri İslam ve Müslümanların düşmanlarının fikirlerini, sistemlerini ve kanunlarını benimser ve siyasetlerini uygularlar. Böylece memlekette fesadı yayarlar. Nitekim her haramı helal kıldılar, özgürlüğü savunup herkesin istediğini yapmasına izin verdiler. Ancak İslam hakimiyetine davet edenleri ve hilafeti kurmaya çalışanları müstesna kıldılar; fikri ve siyasi faaliyetlerini yasakladılar ve cezalandırdılar.

Firavun’un tehditlerine karşı Musa’nın tutumu güçlü ve sebatlıydı; kendi kavmine şöyle tavsiyede bulundu:
“İman edenler, Allahtan yardım dileyin ve sabredin.”
Çünkü en önemli şey, Allah’a tevekkül edip O’ndan yardım dilemek, O’nun yardımına güvenmek, sabretmek ve dayanabilmektir.

Zira iman edenler, Allah’a daveti taşıyanlar, O’nun hakimiyetine çağıranlar ancak bu şekilde kazanırlar. Allah onlara yeri ve cenneti varis kılar. Nitekim bundan sonra bu müminler yerde söz sahibi oldular. Çünkü iyi netice daima takva sahiplerine aittir.

Kasas Suresi 3-6 ayetlerinde bunu açıklayıp pekiştirdi. Musa’ya iman edenlere bu kıssayı anlattı. İman edenler ibret alıp, onlar gibi sabretsin ve yalnız Allah’tan yardım dilesin. Zira zaafa uğratılan iman edenleri birer imam, otorite sahibi ve yeri varis olarak kıldı. Onlar üzerlerine böyle minnet ettiler.

“Şüphesiz ki Allah, yeri kullarından dilediği kişilere varis kılar.”

Zira Allah bu hakikati başka ayetlerde de pekiştirdi. Rasulüne hitap ederken —ve bu bize de bir hitaptır— şöyle buyurdu:

قُلِ اللَّهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِي الْمُلْكَ مَن تَشَاء وَتَنزِعُ الْمُلْكَ مِمَّن تَشَاء وَتُعِزُّ مَن تَشَاء وَتُذِلُّ مَن تَشَاء بِيَدِكَ الْخَيْرُ إِنَّكَ عَلَىَ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

“De ki:Allah’ım! Sen mülkün ve otoritenin sahibisin!
İstediğin kimseye mülkü ve otoriteyi verirsin, istediğin kimseden mülkü ve otoriteyi sökersin. İstediğin kimseye izzet verirsin, istediğin kimseyi zillete uğratırsın. Hayrın tümü senin elindedir. Şüphesiz ki Sen her şeye kadirsin.” (Âl-i İmran 26)

Diğerleri iman edenlerin imamlığını ve otoritesini engellemeye çalışsa da, onlara rağmen Allah yerde otoriteyi dilediğine verir. Ancak onları denedikten sonra sonuç takva sahiplerine ait olacaktır. Allah’tan korkanlara, O’nun emirlerine uyanlara ve nehiylerinden sakınanlara nihayetinde otoriteyi verir.

Firavun’u denedi ve helak etti. Nice onun gibilerini denedi ve yok etti. Cumhuriyeti tesis eden Firavun ve onun takipçilerini de denedi; canlarını alarak yok etti. Onların eserlerini koruyan ve yaşatanları da denemekte ve onların da canlarını alarak yok etmektedir. Hâlâ bunu sürdüren yöneticiler ve ileri gelenleri de denemektedir; onların canlarını alıp helak edecektir. Tövbe etmezlerse ahiretteki akıbetleri pek vahimdir. Geçmişteki Firavunlarla ve onların ileri gelenleriyle beraber haşrolunacaklar; birbirlerini suçlayıp lanetleyeceklerdir.

“Sonuç takva sahiplerine aittir.”
Bunlar, Allah’ın hâkimiyetini tesis edip yerde otorite sahibi olan, imamlık yapacak kimselerdir.

Bu, Allah’ın kanunudur; hiç kimse O’nun kanununu değiştiremez. Firavun bunu engelleyemediği gibi Ebu Cehil de engelleyemedi. Bu asırdaki demokratlar ve laikler de engelleyemeyeceklerdir.

İman edenler Musa’ya:
“Zaten sen bize gelmeden önce eziliyorduk ve eziyet çekiyorduk; bunun için sen sebep değilsin ey Musa!” dediler.
Çünkü Musa’nın kavmi, Yusuf’un ve daha sonra babası Yakup ile kardeşlerinin Mısır’a gelip ikamet etmeye başlamasından sonra, mümin oldukları için eziyet görmeye başlamışlardı. Az sayıdaki kişiler dışında Mısır halkı Yusuf’un davetini yalanladı. Bu nedenle Mısır yöneticileri, Yakup (İsrail) neslinden gelen iman edenlere zulmettiler. Bu zulüm Musa gelinceye kadar devam etti.

Bu nedenle iman edenler:
“Sen gelmeden önce hep eziyet çektik.” dediler.

Mısır yöneticileri, Musa mucizeleri gösterdikten sonra onu ve iman edenleri tehdit etti. Oğullarını öldürecek, kadınlarını ise köleleştirecekti. Zaten Musa gelmeden önce de bunu yapıyordu. Musa, Allah’ın ilhamıyla annesi tarafından bir sandığa konularak suya bırakıldı. Firavun onu buldu ama kimin çocuğu olduğunu bilmiyordu. Öldürmek istedi; fakat karısı mümindir ve “Onu öldürme; onu evlat edinelim.” deyince razı oldu. Böylece Musa öldürülmekten kurtuldu.

Musa, iman edenlerin sebatlılığını görünce onlara:
“Umulur ki Rabbiniz düşmanınızı helak eder ve sizi yerde halife kılar ki ne yapacağınızı görsün.” dedi.

Burada Musa, Allah’ın müminlere zafer vaat ettiğini bildiği ve O’nun kanununa güvendiği için böyle söyledi. Ümitliydi ve şöyle diyordu:
“Umulur ki Allah sizi yeryüzünde otorite sahibi kılar. Ondan sonra ne yapacağınızı, nasıl uygulayacağınızı, nasıl davranacağınızı görecektir. O’nun emirlerini ve şeriatını uygulayacak mısınız? Yoksa bundan cayarak başka sistem ve kanunları mı uygulayacaksınız?!”

İsrailoğulları kısa bir dönem için imkâna kavuşup Davud ve Süleyman dönemlerinde Allah’ın şeriatını uyguladılar; sonra saptılar. Allah, düşmanları eliyle onları alçaltıp cezalandırdı; iki bin sene yeryüzünde dağıttı.

Mekke’de Allah’ın Rasulü ve Müslümanlar ezildiler; fakat dayandılar, sabrettiler ve hiç taviz göstermediler. Allah, onları denemek için iktidar ve otorite verdi. Böylece Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem İslam devletini kurdu; cihad ederek genişletti; Allah’ın dinini uyguladı ve yaydı. Ondan sonra gelen Raşidî halifeler aynı yolu izlediler ve büyük fetihler gerçekleştirdiler. Sonra Emevî, Abbasî ve Osmanlılar hilafeti yaşattılar; İslam’ı yaydılar; dünya beldelerinin çoğunu fethettiler.

Fakat Osmanlıların sonunda Müslümanlar kusur gösterince, İngilizlerin planlarıyla münafıklar fırsat bulup hilafeti yıktılar ve yerine küfür olan laik-demokratik sistemi kurdular.

Buna rağmen, Âl-i İmran 110. ayette geçtiği gibi, Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in ümmeti hayırlıdır; bu nedenle Müslümanlar tekrar hilafeti kurmak ve İslam’ı iktidara getirmek için çalışmalar başlattılar.

Ancak Mısır, Türkiye, Tunus, Fas ve Suriye gibi İslam beldelerinde, kendilerini Müslüman olarak tanıtan bazı kimselere Allah imkân ve otorite vererek onları denedi. Fakat bu kişiler ve gruplar imtihanı geçemediler; Müslümanları rezil edip Allah’a, Rasulüne ve müminlere ihanet ettiler. Çünkü Müslümanların çoğunluğu onlara güvenmiş ve desteklemişti.

Yine de hilafeti kurmaya çalışan İslami bir Hizb vardır. Allah, 70 seneden fazladır onun mensuplarını denemektedir. Bu Hizbin mensupları ağır eziyetlere rağmen hiç taviz vermediler, dayandılar ve sabrettiler. Umulur ki Allah onlara imkân ve otorite verir. Böylece onları da deneyecektir. O zaman, şimdi gösterdikleri gibi sebat gösterip Allah’ın emirlerini uygulayacaklar mı? Bunun üzerinde ısrarla duracak ve cihadı ilan edecekler mi? Umulur ki bunu yaparlar. Allah’ın izniyle bunu yapacaklardır.