Çin ile Japonya Arasındaki Gerilimlerin Tırmanması

Eskiden Japonlar, Çin’in kültürü, felsefesi ve diniyle etkilenmişlerdi. Çin’e yakın olmaları ve Çin’in kendilerinden daha ileri olması nedeniyle ilişkilerinin büyük bölümü bu ülke ile sınırlıydı. Ancak Çin’in Batılılar karşısında yenilgiye uğraması ve İngilizlerin başlattığı Afyon Savaşı’nda düşmesi onları Batı’ya yöneltti.

On dokuzuncu yüzyılın ortalarından itibaren Batı ile ticari ilişkiler kurmaya başladılar ve Batı’nın bilimsel ve endüstriyel ilerlemesine hayran kaldılar. Bu ilerlemeyi kendilerinin de gerçekleştirebilmesi için Batı’dan alıntı yapmak istediler. Öğrenciler gönderdiler; bu öğrenciler bilim ve sanayinin sırlarını ülkelerine taşıdı. Hatta Japonya, Avrupa devletlerinin Hristiyan Batı temelleri üzerine kurduğu uluslararası sisteme bile dâhil oldu.

Japonya, insan, hayat ve kâinat hakkındaki bir dizi kavramla kalkındı; sanayi devrimini gerçekleştirdi, büyük bir devlet oldu ve 1894–1895 yılları arasında Kore üzerindeki nüfuz mücadelesi için Çin’le savaşa girdi. Çin yenildi ve Japonya’ya savaş tazminatı ödedi. 1931’den itibaren Japonya Çin’e saldırmaya ve topraklarını işgal etmeye başladı. Ancak Japonya, II. Dünya Savaşı’nın sonunda Amerika’nın nükleer bombalarıyla vurulmasının ardından teslim olduğunu ilan etti ve böylece Çin Japon işgalinden kurtuldu.

Japonya daha sonra Amerika’nın yörüngesine girdi, kapitalist sistemi uyguladı ve bir güç hâline gelmek için ekonomiye yoğunlaştı. Bu sırada Çin’de kurulan komünist devlet ülkeyi kalkındırdı; Çin, kendini korumak ve ilkesini bölgesel ölçekte taşımak için askerî gücünü geliştirmeye odaklandı. Böylece Çin, Japonya’nın bulunduğu Doğu Çin Denizi’nde ve birçok ülkenin bulunduğu Güney Çin Denizi’nde bölge ülkelerini tehdit eder hâle geldi. Çin, Amerika ve Batı’ya karşı Kore, Vietnam, Laos ve Kamboçya savaşlarına katıldı.

Ancak Mao’nun 1978’de ölümünden sonra Çin, dış politika ve ekonomide komünizmi terk etti. Ekonomiye odaklanmaya başladı ve Amerika ile anlaşmalar imzaladı. Amerika, Çin’in komünizmi tamamen bırakmasını teşvik etmek ve tıpkı Japonya gibi kendi yörüngesine girmesi umuduyla Çin’e ticarette öncelik verdi. Buna paralel olarak Çin’in Batı blokundaki ülkelerle ve Japonya ile ilişkileri düzeldi; iki ülke arasındaki ticaret hacmi yüz milyarlarca dolara ulaştı.

Yine de iki ülke arasında Tayvan meselesi, Japonya’nın kontrol ettiği ve Okinawa eyaletine bağlı olan —ve burada Amerikan güçlerinin konuşlandığı— Senkaku Adaları (Çin’in Dyaoyu adını verdiği) konusunda derin anlaşmazlıklar bulunmaktadır. Tayvan da bu adaların kendisine ait olduğunu ileri sürmektedir, zira bir dönem adalar ona bağlıydı. Japonya ise Tayvan’a bu sularda balıkçılık yapma hakkı tanımıştır. Ayrıca Japonların Çin’i işgali sırasında işledikleri katliamlar için özür meselesi ve Japonya Amerika güvenlik işbirliğinin Çin’i hedef alması gibi konular da ihtilafların bir parçasıdır.

2022 yılının sonunda Japonya’nın savunma politikasında köklü bir değişiklik gerçekleşti; savunma politikasıyla ilgili anayasal bir değişiklik ilan edildi. Sadece savunma amaçlı değil, saldırı kapasitesine de sahip gerçek bir ordu kurmayı öngören yeni bir savunma stratejisi benimsendi. Bu değişiklik Çin’i rahatsız etti; Çin bunu Amerika’nın teşvikiyle kendisine karşı alınmış bir adım olarak değerlendirdi.

21/10/2025 tarihinde Sanae Takaiçi’nin başbakan seçilmesiyle Japonya’nın Çin’e yönelik politikasında da bir değişim gözlemlendi. Takaiçi, 7/11/2025 tarihinde “Tayvan’a yönelik herhangi bir Çin saldırısı, Japonya için bir tehdit olarak değerlendirilebilir ve Tokyo’nun askerî bir karşılık vermesine yol açabilir.” açıklamasını yaptı. Bilindiği üzere Japonya, Çin–Japon Savaşı’nda Tayvan’ı işgal etmiş ve II. Dünya Savaşı’nın sonuna kadar kontrolünde tutmuş, ardından Amerika, İngiltere ve Sovyetler Birliği’nin talebi üzerine Tayvan’ı Çin’e teslim etmişti.

Çin’den gelen tepkiler, Savunma Bakanlığı Sözcüsü Jiang’ın 14/11/2025 tarihinde yaptığı açıklamayla ortaya çıktı. Jiang, “Eğer Japonya Tayvan’da güç kullanırsa, ona ezici bir askerî yenilgi tattıracağız.” dedi. Yine Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mao Ning, 17/11/2025 tarihinde yaptığı açıklamada, “Başbakan Li Çiang, 22/11/2025’te Güney Afrika’da düzenlenecek G20 Zirvesi’nde Japon mevkidaşıyla görüşmeyecek.” ifadelerini kullandı. Çin, 20/11/2025’te ayrıca şu açıklamayı yaptı: “Sanae Takaiçi’nin Tayvan hakkındaki yanlış açıklamaları, Çin–Japonya ilişkilerinin siyasi temelini kökten zedelemiş ve ikili ekonomik ve ticari ilişkilere büyük zarar vermiştir… Japon tarafı bu yanlış çizgide ısrar ederse Çin gerekli tedbirleri alacak ve tüm sonuçlarına Japonya katlanacaktır.”

Bu tedbirler arasında, Japonya’ya nadir toprak elementlerinin ihracatını durdurmak da yer alabilir. Nitekim Çin, 2010 yılında Japonya’nın Senkaku Adaları yakınlarında sahil güvenlik gemileriyle çarpışan bir Çinli balıkçıyı gözaltına alması üzerine bu ihracatı 7 hafta boyunca durdurmuştu. Ayrıca Çin, 2012 yılında yaptığı gibi Japonya’ya gelen Çinli turistlerin sayısını azaltabilir; hatta şimdiden Çinlilere Japonya’ya seyahat etmemeleri çağrısı yapmaya başlamıştır. Japonya’nın 2023 yılında Fukuşima nükleer santralinden arıtılmış radyoaktif suyu Pasifik Okyanusu’na boşaltma kararı alması üzerine Çin’in Japon deniz ürünleri ithalatını durdurduğu gibi, benzer adımlar yeniden atılabilir. Bütün bu tedbirler, Japonya’nın ekonomik açıdan büyük zarar görmesine yol açarak ülkenin tutumunu değiştirmeye zorlayabilir.

Japonya’nın bu tutumu Amerika’nın teşvikiyle aldığı anlaşılmaktadır. Zira Japon Başbakan ile ABD Başkanı Trump, 28/10/2025 tarihinde bir araya gelmiş ve ortak bildiride “iki ülkenin sürekli güçlenen ittifaklarında yeni bir altın çağa doğru ilerlemek için yeni adımlar atacaklarını” vurgulamışlardır. Ayrıca Çin’in bu metallere yönelik ihracatı azaltmasının ardından, iki taraf nadir toprak elementlerinin tedarikini güvence altına almak için bir çerçeve anlaşması imzalamıştır. Anlaşma, Amerikan sıvılaştırılmış doğal gazının satın alınması gibi konuları da kapsamaktadır. Böylece Amerika ve Japonya, Çin’in Tayvan’ı kendine bağlamaya yönelik herhangi bir adım atmasını engellemek ve Japonya’yı Çin’e karşı yürütülen Amerikan kampanyasında kullanmak istemektedir.

Bu nedenle Çin–Japonya ilişkilerinin daha fazla gerilmesi beklenmektedir. Özellikle de Japonya Başbakanı Takaiçi’nin, Çin’in tehditlerine rağmen Tayvan’ı korumak için gerekirse askerî müdahaleye hazır olduklarına dair açıklamasından geri adım atmaması ve Amerika’nın Japonya’nın yanında yer aldığını açıkça ilan etmesi bunu güçlendirmektedir. Amerika, 14/11/2025 tarihinde Tayvan’a yaklaşık 330 milyon dolarlık askerî teçhizat ve donanım satışı yaptığını duyurmuştur. Çin Dışişleri Bakanlığı ise bu satışa şiddetle karşı çıkmış ve bunu “Tek Çin ilkesinin ciddi bir ihlali, Tayvan meselesinin ise Çin’in temel çıkarlarının merkezinde yer alan ve Çin–Amerika ilişkilerinde kesin kırmızıçizgi oluşturan bir konu” olduğunu söylemiştir.

Görünen o ki, Japonya’nın Çin’e karşı izlediği bu politika, Amerika’nın teşvikiyle uygulanan planlı bir stratejidir. Amerika, Çin’i düşmanlarla çevreleme çalışmalarını sürdürürken Japonya’yı da bu amaç doğrultusunda kullanmaktadır. Bu kriz çözülmez ve Japonya Başbakanı Çin’e yönelik tehditlerinden geri adım atmazsa, bunun iki ülke arasındaki ticari ilişkilere ve küresel ekonominin tamamına -zira iki ülke dünya ekonomisinde ikinci ve üçüncü sırada yer almaktadır- ağır yansımaları olacaktır. Ancak bu durum Japonya’nın askerî faaliyetlerini artırmasını da teşvik edecektir. Zira Çin, Japonya karşısında tehdit oluşturan bir düşman olarak sunulmakta ve bu da Japonya’nın askerî harcamalarını artırmasını, ordusunu modernize etmesini gerektirmektedir.

Bizi, yani Müslümanları ilgilendiren ise, devletlerarasındaki ilişkileri ve bu ilişkilerde devletlerin birbirlerine karşı çevirdikleri oyunları doğru anlamaktır. Böylece şer’î hükümlere göre doğru tavrı belirleyebilir ve bunu İslam’ın maslahatı, davetinin yayılması ve yakında Allah’ın izniyle kurulacak olan Raşidî Hilafet Devleti’nin çıkarı için değerlendirebiliriz.

Esad Mansur