Haberlere Kısa Bir Bakış
- Sudan, Bölgesel Ve Uluslararası Denetim Altında Çatışmaların Durdurulması İçin Bir Girişim Sundu
Sudan Başbakanı Kamil İdris, 22/12/2025 tarihinde New York’taki Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde, ülkesindeki çatışmaların bölgesel ve uluslararası denetim altında durdurulmasına ilişkin bir girişim sundu.
İdris, girişimin “suç işlememiş savaşçılar için silahsızlandırma, terhis ve yeniden entegrasyon programlarının uygulanmasını” kapsadığını belirtti. Ayrıca “geçiş dönemi boyunca yönetime ilişkin esaslara dayanan Sudanlılar arası bir diyalog” çağrısında bulundu ve bu geçiş sürecinin, “uluslararası denetim altında yapılacak genel seçimlerle” tamamlanacağını ifade etti.
Birleşmiş Milletler’de ABD’nin Daimi Temsilci Yardımcısı Jeff Bartos ise şöyle dedi:
“Başkan Trump’ın liderliğindeki Amerika, Dışişleri Bakanı Rubio aracılığıyla, yıl bitmeden önce insani bir ateşkes yoluyla çatışmaların durdurulmasını öngören bir plan sundu. Sudan’daki çatışan tarafları — Sudan ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetleri’ni — bu planı ön koşulsuz kabul etmeye çağırıyoruz.”
Trump ayrıca “Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın, Sudan meselesinin çözümü için kendisinden müdahalede bulunmasını istediğini” açıkladı.
Bu arada Sudan’daki Geçiş Egemenlik Konseyi Başkanı ve ordu komutanı Abdülfettah el-Burhan Riyad ve Kahire’ye ziyaretlerde bulundu. Sudan Dışişleri Bakanlığı, “Burhan’ın, savaşı sona erdirmek için Suudi Arabistan, Başkan Trump ve Afrika işlerinden sorumlu özel temsilcisi Mes’ad Boulos ile çalışmaya hazır olduğunu” belirtti.
Sudan rejiminin lideri Burhan ile Amerika’ya bağımlılıkta kendisine denk olan Bin Selman, ülkelerine uluslararası müdahale talep ediyor; ülkelerinin sorunlarını çözmekten aciz olduklarını ortaya koyuyorlar. Zira onlar, meseleleri çözmek için Amerika’ya başvurmaya alışmış durumdalar. Burhan, sömürgeci bir devlet olan Amerika ile çalışmaya hazır olduğunu açıkladı — nitekim Bin Selman gibi fiilen onun talimatlarıyla hareket etmektedir.
Oysa bu savaşı ateşleyen Amerika’dır ve bu yolla Sudan’ı bölmeyi hedeflemektedir. Bu nedenle, onun bir İslam ülkesinin işlerine müdahalesini istemek, onunla birlikte çalışmak ve planlarını kabul etmek caiz değildir. Tüm bunlar, bu ülkenin işlerini düşmanına teslim etmek demektir; o da dilediği gibi tasarrufta bulunur. Bu ise Allah’a ve müminlere karşı bir ihanettir.
- Türk Parlamentosu, Türk askerlerinin Libya’daki varlığının uzatılmasına ilişkin tezkereyi onayladı
Türk Parlamentosu, 22/12/2025 akşamı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türk askerlerinin Libya’daki varlığının 2028 yılına kadar iki yıl daha uzatılmasına dair — 19/12/2025 tarihinde parlamentoya sunduğu — tezkereyi onayladı. Bu da gösteriyor ki kararı veren aslında cumhurbaşkanıdır; parlamento ise sadece bir vitrinden ibarettir. Demokrasi denilen bu bozuk sistemde parlamentonun rolü, halk adına konuştuğunu iddia ederek, cumhurbaşkanının aldığı kararları onaylamaktan ibarettir.
Erdoğan, tezkeresinde şöyle dedi:
“Libya’nın Şubat 2011 olaylarının ardından demokratik kurumlar inşa etmeye yönelik başlattığı çabalar, ülkede ortaya çıkan silahlı çekişmeler nedeniyle boşa gitti ve parçalı bir idari yapı ortaya çıktı.”
Türkiye, Katar ve onların arkasındaki Batılı devletler, Kaddafi’nin devrilmesinden sonra İslam’ın Libya’ya geri dönüşünü engellemek için çalıştılar; bunun yerine Batı’nın sömürgeci demokratik sistemini yerleştirmeye uğraştılar. Yani Libya’nın Batılı sömürgecilikten kurtulmasının önüne geçtiler.
Tezkerede ayrıca şu ifadeler yer aldı:
“Uluslararası toplum tarafından tanınan önceki hükümet (Fayiz es-Serrac hükümeti), Nisan 2019’da Trablus’u devirmek amacıyla düzenlenen saldırıların ardından Aralık 2019’da Türkiye’den destek talep etti. Türkiye de Anayasa’nın 92. maddesi uyarınca 2 Ocak 2020 tarihinde asker gönderdi ve bu yetki son olarak 30 Kasım 2023’te uzatıldı.”
Türkiye’nin müdahalesi, Fayiz es-Serrac için felaket oldu. Çünkü Türkiye, onun Doğu Libya’nın Hafter güçlerinden temizlenmesi yönündeki talebini reddetti. Böylece Türkiye, Amerika’ya bağlı olan Hafter’in doğuda hâkimiyetini sürdürmesine göz yumdu; böylelikle Amerika’nın ajanlarının güçlendirilmesi ve Trablus’taki İngiltere yanlısı ajanların — Serrac gibi — ya devrilmesi ya da Hafter ve benzerleri gibi Amerika’ya bağlanmaları amaçlandı.
Erdoğan ayrıca şunu belirtti:
“Türkiye, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarını, siyasi diyaloğun güçlendirilmesini ve Libya’da dürüst seçimlerin yapılmasını desteklemektedir.”
Bu, Türkiye’nin başta Amerika olmak üzere büyük sömürgeci devletlerin aldığı kararları uyguladığını göstermektedir. Bu kararlar ise, İslam beldelerinin — Libya da dâhil — sömürgeci bir şekilde bölünmesini onaylamakta, onların birlik ve özgürlüğe kavuşmalarını; tıpkı Osmanlı Devleti döneminde olduğu gibi İslam yönetiminin yeniden kurulmasını engellemektedir.
- Cezayir, hâlâ onun baskısı altında inlerken sömürgeciliği suç sayıyor
Cezayir Halk Meclisi, 24/12/2025 tarihinde, 1830–1962 yılları arasında Cezayir’e yönelik Fransız sömürgeciliğini suç sayan bir yasayı kabul etti. Yasada, bu sömürgecilik “devlet suçu” olarak tanımlanmakta ve Fransa’dan “sömürgeci geçmişi için resmî özür” talep edilmektedir; zira Fransa o dönemde milyonlarca Müslüman Cezayirliyi katletmiştir. Ayrıca Fransa’dan, “Cezayir’deki sömürge geçmişi ve sebep olduğu trajediler nedeniyle hukuki sorumluluğu üstlenmesi” istenmektedir.
Yasa, Fransız sömürge suçlarının zamanaşımına uğramayacağını belirterek; yargısız infaz, işkence, tecavüz, nükleer denemeler ve servetlerin sistematik şekilde yağmalanması gibi suçları sıralamaktadır. Fransa, Cezayir çöllerindeki çeşitli bölgelerde yaklaşık 17 nükleer deneme gerçekleştirmiş; bunun sonucunda on binlerce ölü, hasta ve engelli insan bırakmıştır.
Cezayir, her ne kadar doğrudan Fransız askerî işgalinden kurtulmuş olsa da; zihinsel, siyasi ve ekonomik açıdan Batı sömürgeciliğinden henüz kurtulamamıştır. Çünkü düşünceleri milliyetçi ve ulusçudur; siyasi sistemi cumhuriyetçi-demokratiktir; Batı’dan ithal bir anayasa üzerine kuruludur ve siyaseti Batı’ya bağlıdır: Mevcut yöneticilerden kimileri İngiltere’ye, kimileri ise Fransa’ya yakın durmaktadır. Devletin ekonomisi de kapitalist sistem üzerine inşa edilmiştir. Hatta Fransız sömürgeciliğini suç sayan bu yasa bile milliyetçilik vurgusu üzerine kurulmuş; milletvekillerinin tamamı ulusal bayrağı kuşanmıştır.
Buna rağmen İslam’dan söz edilmemiş, Allah Resulü’nün (s.a.v.) sancağı kaldırılmamıştır.
Devlet, Cezayir halkının inandığı İslam akidesi üzerine kurulmamış; Kur’an ve Sünnetten çıkarılmış hükümlerle oluşturulmuş bir anayasa da koymamıştır. Bu yüzden Cezayirli Müslümanların, ülkelerini gerçekten özgürleştirecek ve bütün Müslümanları tek bir devlet altında toplayacak “Raşidî İslâm Hilafeti”ne dayanak olacak bu devleti kurmaları gerekir.
Esad Mansur