Haberlere Kısa Bir Bakış

  • Suudi Arabistan liderliğindeki ortak kuvvetler, BAE’ye ait iki gemiyi vurdu

Suudi Arabistanlı Tümgeneral Turki el-Maliki, Suudi Arabistan liderliğindeki “meşruiyeti destekleme koalisyonu” sözcüsü olarak 30/12/2025’te yaptığı açıklamada şöyle dedi:

“Geçtiğimiz cumartesi ve pazar (27–28/12/2025), Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki Fujayra Limanı’ndan çıkıp Hadramut’taki Mukalla Limanı’na gelen iki gemi tespit edildi. Bu gemiler, koalisyonun ortak kuvvetler komutanlığından resmi izin almadan limana giriş yaptı. Mürettebat, gemilerin takip sistemlerini devre dışı bırakarak, Yemen’in doğusundaki vilayetlerde (Hadramut ve el-Mehra) Güney Geçiş Konseyi güçlerini desteklemek üzere büyük miktarda silah ve zırhlı araç boşalttı. Bu, gerilimi düşürme ve barışçı bir çözüme ulaşma çabalarına açıkça aykırı olduğu gibi, BM Güvenlik Konseyi’nin 2216 sayılı kararını da ihlal etmektedir.”
(Suudi Arabistan Haber Ajansı – X platformu)

Bilindiği gibi Güney Geçiş Konseyi, 3–4/12/2025 tarihlerinde Yemen’in doğusundaki Hadramut ve el-Mehra vilayetlerinin kontrolünü ele geçirdi ve Suudi Arabistan’a bağlı kabile koalisyonu ile “Vatan Kalkanı” güçlerine ağır darbeler indirdi.

Güney Geçiş Konseyi, bu vilayetleri Güney Yemen’e kattığını açıkladı ve daha önce olduğu gibi bu doğu vilayetlerini de kapsayan bir Güney Yemen devleti ilanı için çalıştığını duyurdu. Nitekim İngiltere, 1967’de bu bölgeleri ayırmış, Güney Yemen’deki ajanları aracılığıyla —Suudi Arabistan Kralı Faysal’ın (İngiltere’ye bağlı) desteğiyle— burada bir devlet ilan etmişti. Bu adım, Amerika lehine gerçekleşen Abdullah es-Sallal darbesi ve arkasındaki Mısır lideri Abdunnasır sebebiyle Kuzey Yemen’in kaybedilmesinin ardından geldi.

İngiltere, 1978’de ajanı Ali Abdullah Salih aracılığıyla Kuzey Yemen’de yönetimi değiştirmeyi başardı; ardından 1990’da Yemen’i onun liderliğinde birleştirerek ülkeyi tek merkezden yönetmeye başladı. Ali Abdullah Salih 2011’de devrildi, 2017’de ise Husiler tarafından öldürüldü.

İngiltere, 2014’te Husilerin Kuzey Yemen’i ele geçirmesiyle —BM temsilcisi Cemal bin Ömer’in (Amerika yanlısı) rolü eşliğinde— oradaki nüfuzunu kaybettikten sonra, Güney Yemen’i yeniden ayırma girişimine yöneldi. Bunu, Güney Yemen’deki yerel ajanları aracılığıyla “Güney Geçiş Konseyi” adı altında ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin desteğini kullanarak yürütmektedir.

  • Suudi Arabistan, BAE’yi tehdit etti ve Yemen’den çekilmesini istedi

Suudi Arabistan, 30/12/2025 tarihinde yaptığı açıklamada, Birleşik Arap Emirlikleri’nin Yemen’de Güney Geçiş Konseyi güçlerini destekleyerek bu güçleri Suudi Arabistan sınırlarına doğru, Hadramut ve el-Mehra vilayetlerinde askerî harekât yapmaya sevk etmesinden duyduğu üzüntüyü dile getirdi.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı açıklamasında şöyle denildi:

“Birleşik Arap Emirlikleri’nin attığı adımlar son derece tehlikelidir. Yemen’de meşruiyeti destekleme koalisyonunun üzerine inşa edildiği temellerle bağdaşmamaktadır ve Yemen’in güvenliği ile istikrarına yönelik çabaları da desteklememektedir.”

Açıklamada ayrıca, BAE’nin Fujayra Limanı’ndan hareket eden ve Hadramut’taki Mukalla Limanı’na ulaşan, silah ve teçhizat yüklü gemilerle Güney Geçiş Konseyi’ni destekleme rolüne dikkat çekildi.

Açıklama, BAE ve Güney Yemen’deki müttefiklerini şu sözlerle tehdit etti:

“Bu bağlamda Suudi Arabistan, ulusal güvenliğine yönelecek her türlü müdahalenin ve tehdidin kırmızı çizgi olduğunu, bunu bertaraf etmek için gerekli tüm adımları atmaktan ve tüm tedbirleri almaktan asla çekinmeyeceğini vurgular.”

Bakanlık, BAE’nin 24 saat içinde Yemen’deki askerî kuvvetlerini çekmesi ve Yemen içindeki herhangi bir tarafa askerî veya mali desteği durdurması gerektiğinin altını çizdi.
(Şarku’l-Avsat – Suudi Arabistan, 30/12/2025)

Bilindiği üzere, Yemen’de “meşruiyeti destekleme koalisyonu” diye adlandırılan yapıya Suudi Arabistan liderlik etmekte ve Amerika tarafından desteklenmektedir. BAE ise içine sızarak efendisi konumundaki İngiltere adına bir rol üstlenmiştir. Nitekim BAE, bu rolünü fiilen oynadı; Husileri Güney Yemen’den çıkardı ve neredeyse Kuzey Yemen’den de uzaklaştıracaktı. Ancak Amerika’nın devreye girerek 2018’de İsveç’in Stockholm kentinde imzalattığı anlaşma, BAE’nin ve güney güçlerinin kuzeye doğru ilerleyişini durdurdu. Onlar Hudeyde kentine ve limanına kadar girmişlerdi — ki buradan Husilere yardım ve her türlü destek ulaşıyordu — fakat anlaşma, bu ilerleyişi de, Sana’nın Husilerden kurtarılmasını da durdurdu. Bunun ardından Suudi Arabistan Husilerle uzlaştı ve onları tüm Yemen yönetimine dâhil etmeye çalışırken, BAE buna karşı çıktı.

Görünen o ki Suudi Arabistan, sınırlarını koruma gerekçesiyle BAE ve onun desteklediği Yemenli güney güçleriyle —özellikle Hadramut ve el-Mehra’da— işi kesin bir sonuca bağlamak istiyor. Suudi Arabistan, Güney Geçiş Konseyi’ne bağlı bu güçlerin, hâkim oldukları bu iki bölgeden çıkarılmasını ve Güney Yemen’in, bu bölgeleri de içine alacak şekilde, bağımsızlık talebini engellemeyi hedefliyor.

Böylece Yemen’deki uluslararası çıkar çatışması açıkça ortaya çıkıyor:
Bir tarafta Amerika, bölgesel aracı Suudi Arabistan ve yerel aracı Husiler; diğer tarafta ise İngiltere, bölgesel aracı BAE ve yerel aracı Güney Geçiş Konseyi.

Hizb-ut Tahrir, bu çatışmayı onlarca yıldır açıklığa kavuşturmuş, birçok yayın ve bildirisiyle bu ajanları ifşa etmiş; dinine ve ümmetine sadık, basiret sahibi siyasi bir parti olarak onların devrilmesi ve ülkenin onlardan temizlenmesi çağrısında bulunmuştur.

Gerçek şu ki, İslam ümmetinin maruz kaldığı en büyük musibetlerden biri; vicdanını satmış, düşük karakterli, münafık, kâfirlere bağlı ve onların hizmetinde olan ajanlardır. Bu yüzden Yemen de dâhil olmak üzere bütün İslam beldeleri, kâfir güçler arasındaki gizli savaşa sahne hâline gelmiş; bu savaşın yakıtı ise bu ümmetin evlatları olmuştur.

  • Eski rejimin kalıntıları, kendisine hoşgörülü davranan, fakat müminlere karşı sert olan, yeni rejime saldırıyor

Suriye Arap Haber Ajansı (SANA), 30/12/2025 tarihinde Lazkiye ilindeki iç güvenlik komutanlığının şu açıklamasını aktardı:
“Bugün saat 17.00’den itibaren yarın çarşamba sabahı saat 06.00’ya kadar şehirde sokağa çıkma yasağı ilan edilmiştir.”

Bu karar, firari Beşşar Esed rejiminin kalıntılarının hareketlenmesi üzerine alındı. Lazkiye Sağlık Müdürlüğü, 29/12/2025’te yaptığı açıklamada, Lazkiye’deki protestolar sırasında güvenlik güçlerine yönelik saldırıda 4 kişinin öldüğünü ve 108 kişinin yaralandığını bildirdi.

Lazkiye iç güvenlik komutanı Tuğgeneral Abdülaziz el-Ahmed ise 28/12/2025’te şu duyuruyu yaptı:
“Lazkiye ve Ceble’de, Gazzal Gazzal adlı kişinin çağrısıyla düzenlenen gösteriler sırasında, devrik rejimin kalıntılarına bağlı bazı terör unsurları tarafından iç güvenlik güçlerine saldırı düzenlenmiş, bazı güvenlik personeli yaralanmış ve özel görevler ile polis araçları tahrip edilmiştir.”

Bu kalıntılar, yeni rejime karşı cesaret bulup meydan okumaya başladı; çünkü rejim onlara hoşgörü gösterdi ve bu katillere adeta “gidin, hepiniz serbestsiniz” dedi. Oysa bunlar; öldüren, yaralayan, işkence eden ve milyonları yurtlarından eden suçlulardır. Böylelerine bu tür sözler söylenmez; serbest bırakılmazlar. Aksi hâlde fırsat bulduklarında yeniden aynı şeyleri yaparlar.

Aynı şekilde yeni rejim, Yahudilere çalışan ve isyan ederek yarı bağımsız hâle gelen Dürzi unsurlara karşı da hoşgörülü davrandı. Amerika’ya bağlı ayrılıkçı Kürt güçleri “SDG/PKK” ile de hoşgörülü davrandı. Suriye’nin güneyini işgal eden ve bölgede her gün saldırılarını sürdüren Yahudi varlığına karşı da yumuşak davrandı ve onunla uzlaşmaya meyletti. Fakat İslami daveti fikrî ve siyasî olarak taşıyan, Suriye’de değişimin en önemli aktörlerinden biri olan, kamuoyu yönelimini ulusalcı-sosyalist çizgiden İslami çizgiye doğru dönüştürmede büyük rol üstlenen Hizb-ut Tahrir gençlerine karşı hoşgörülü davranmadı. Onlara, tıpkı Esed rejminin yaptığı gibi, 10 yıla varan hapis cezaları verdi.

Yeni Suriye rejimi, Ahmed Şara liderliğinde adeta kendisini şeytana sattı; Amerika’nın açık bir ajanı hâline geldi. Ne Allah’tan utanıyor ne de mümin kullarından samimi Müslümanlara baskı uyguluyor. Amerika’nın desteğine ve onun simsarı Erdoğan’a yaslanarak, kendisine dürüstçe nasihat eden Hizb-ut Tahrir gençlerine kin kusuyor. Gençler, onu defalarca uyarmış; fakat o ibret almamış, sonunda Türkiye’deki Erdoğan ile bağlarını ortaya seren tutumuyla ifşa olmuştur. Erdoğan, Suriye’de İslam’ın hükmünün ve Hilafetin kurulmasını engellemek için Amerika adına önemli bir rol oynamıştır.

Esad Mansur