Haberlere Kısa Bir Bakış

  • Suriye rejimi, Yahudi varlığıyla ortak hücre kurarak ihanetini ilan ediyor

Suriye rejimi ile Yahudi varlığı arasında, 6/1/2025 tarihinde Amerika’nın himayesinde Fransa’nın başkenti Paris’te iki gün süren görüşmeler tamamlandı.
Görüşmelerin ardından yayımlanan ortak bildiride şu ifadeler yer aldı:
“Anında istihbarî koordinasyon ve gerilimin düşürülmesi için bir irtibat hücresi olarak ortak bir entegrasyon mekanizmasının kurulması; ayrıca ortak mekanizmanın Amerikan gözetiminde diplomatik ve ticari angajmanı da içermesi.” (Anadolu Ajansı, 7/1/2026)

Suriye rejimini bu görüşmelerde Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybânî temsil etti; kendisine Genel İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hüseyin Selâme eşlik etti. Böylece Ahmed Şara‘ (el-Colani) başkanlığındaki yeni Suriye rejimi, bölgedeki diğer Müslüman ülke yöneticileri gibi Allah’a, Resûlü’ne ve müminlere olan ihanetini teyit etmiş oldu. Bu ihanet, Türkiye, Mısır, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Fas, Azerbaycan ve başkalarının yaptığı gibi Yahudi varlığıyla normalleşmeye yönelik bir adımdır.

Yahudi varlığını ise Paris’teki büyükelçileri ile Yahudi varlığı başbakanının danışmanı temsil etti. Müzakerelere Amerikan özel temsilcisi Witkoff ile Trump’ın damadı Kushner nezaret etti.

Suriye Dışişleri Bakanı Şeybânî’nin Paris’te bulunduğu sırada, Fransız mevkidaşı Jean Barrot ile de görüştüğü ve Barrot’nun, “Fransa, Suriye’nin Amerika’nın liderliğini yaptığı uluslararası koalisyona katılma kararını memnuniyetle karşılıyor” dediği açıklandı. Fransa da bu koalisyonun bir üyesidir. Bu ittifakın görevi, Amerika ve Avrupa olmak üzere Batılı sömürgeci varlığa karşı çıkan Müslüman evlatları, DEAŞ ve aşırıcı örgütlerle mücadele bahanesiyle hedef almaktır. Zira onların nazarında, İslam’la hükmedilmesini ve İslam ümmetinin birliğini isteyen, Batı nüfuzunu, kültürünü, medeniyetini, sistemini ve onun aracı olan Yahudi varlığını reddeden her Müslüman “aşırıcı” olarak kabul edilmektedir.

Öte yandan Yahudi varlığı başbakanı Netanyahu, “İsrail’in çıkarı, Suriye ile güvenli ve istikrarlı sınırlara sahip olmak ve Suriye toprakları içindeki Dürzi azınlığın korunmasını garanti altına almaktır” dedi. Zira Yahudi varlığı, yeni Suriye yöneticilerinin aczi karşısında Güney Suriye üzerindeki hâkimiyetini pekiştirmek istemekte; Netanyahu’nun ilan ettiği gibi “Büyük İsrail”i tesis etmeye çalışmakta; Filistin’i gaspını güçlendirmek, halkının çoğunluğunu sürgün ederek İslami varlığı sona erdirmek ve onların topraklarına ve mülklerine el koymak için çalışmaktadır.

  • Türkiye, Hıristiyan NATO İttifakı’ndaki Rolüyle Avrupa’yı Korumaya Olan İlgisini Teyit Ediyor

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 5/1/2026 tarihinde Portekiz’in başkenti Lizbon’da düzenlenen NATO toplantısında şöyle dedi:
“Avrupalılar olarak hepimiz aynı durumdayız. İç güvenliğimizin sağlanması varoluşsal bir zorunluluktur; güvenliğimizi başkalarına devredemeyiz.”

Kendisini Müslüman olarak gören ve İslam beldesi olan bir ülkeyi temsil eden bu bakan, Haçlı ve sömürgeci bir ittifak olan NATO içinde kâfirlere bağlılığını ilan etmekte; Türkiye’nin güvenliğini onların güvenliğinin bir parçası olarak görmekte ve bunu varoluşsal bir mesele saymaktadır.

Hakan Fidan, bu bağlılığa Türkiye’nin olan taahhüdünü vurgulayarak, Avrupa Birliği’nin Türkiye’yi üyelikten dışlamasını eleştirdi ve şöyle dedi:
“Avrupa Birliği dışındaki müttefiklerle iş birliği taahhütlerine rağmen, Türkiye yıllardır Avrupa Birliği’nin güvenlik ve savunma çerçevelerinin dışında tutulmuştur.”

Bu sözlerle, Türkiye’nin Avrupa Birliği’nin güvenlik ve savunma yapıları içine dâhil edilmesini istemekte; Türkiye’nin Haçlı Avrupa Birliği’ni savunmaya hazır olduğunu ortaya koymaktadır.

  • Trump’ın Venezuela’ya cüret etmesinin ve diğer ülkelere yönelik tehditlerinin sebebi

Venezuela geçici Devlet Başkanı Delcy Rodríguez şöyle dedi:
“Amerika ile Venezuela arasında dengeli ve karşılıklı saygıya dayalı bir uluslararası ilişki arayışı önceliklerimiz arasındadır. Barışa ve barış içinde bir arada yaşama ilkesine bağlılığımızı teyit ediyoruz ve dış tehditlerden uzak bir şekilde yaşamayı arzuluyoruz. Başkan Trump’a şunu söylüyorum: Halkımız ve bölgemiz savaş değil, barış ve diyalogu hak ediyor.” (Venezuela Televizyonu, 4/1/2026)

Bu açıklama, Amerika’nın 3/1/2026 tarihinde Venezuela’ya yönelik bir saldırı gerçekleştirmesinin, Devlet Başkanı Maduro’yu kaçırarak Amerika’ya götürüp uyuşturucu kaçakçılığı suçlamalarıyla yargılamasının ardından, ülke hükümetinin yaptığı ilk toplantıda dile getirildi. Maduro bu suçlamaları defalarca reddetmiştir.

Ancak Amerika, bunu Venezuela ve onun zenginlikleri üzerinde hâkimiyet kurmak için bir bahane olarak kullanmıştır. Nitekim ABD Başkanı Trump bunu açıkça ifade ederek şöyle demiştir:
“Amerika’nın hedefi, Venezuela’daki petrol ve diğer kaynaklara tam erişim sağlamaktır.”
Ayrıca şunları söylemiştir:
“Venezuela’da yapılması gereken çok iş var ve büyük Amerikan petrol şirketleri milyarlarca dolarlık yatırımlara başlamak üzere harekete geçecektir.”
Ve yine şöyle demiştir:
“Amerika’nın Venezuela petrolünü uygun gördüğü şekilde kullanma hakkı vardır.”

Trump, Venezuela yetkililerine yönelik tehditlerini yenileyerek şunları söylemiştir:
“Venezuela’yı biz yönetiyoruz; taahhütlere uymadıkları takdirde ikinci bir darbe vururuz.”
Ayrıca Venezuela geçici Devlet Başkanı Rodríguez’i tehdit ederek, Amerika’nın haksız taleplerine boyun eğmemesi hâlinde “bedel ödeyeceğini” söylemiştir. (El Cezire, Anadolu, 5/1/2025)

Trump, 7/1/2026 tarihinde ise Venezuela’ya yönelik saldırının amacının petrolünü çalmak olduğunu bir kez daha teyit ederek şöyle demiştir:
“Venezuela, yaptırımlar kapsamında olan 30 ila 50 milyon varil petrolü Amerika’ya teslim edecektir.”

Trump, başka ülkelere de tehditler savurarak şunları söylemiştir:
“Venezuela, Amerikan müdahalesine maruz kalan son ülke olmayabilir.”

Böylece Amerika, hedefinin tamamen sömürgeci olduğunu; Venezuela’nın petrol zenginliklerine, madenlerine ve diğer tüm kaynaklarına el koymak istediğini açıkça ortaya koymaktadır. Ayrıca Kolombiya ve Küba gibi Güney Amerika ülkelerini de tehdit etmekte; bunun yanında Danimarka’yı da hedef almakta, Grönland Adası’nı Amerika’nın ele geçirmesini istemektedir. Nitekim 4/1/2026 tarihinde gazetecilerin “ikinci hedefiniz Grönland mı?” sorusuna şu cevabı vermiştir:
“Grönland’a kesinlikle ihtiyacımız var. Güvenliğimiz için ona ihtiyacımız var.”
Zira adanın önemi, sahip olduğu maden zenginlikleri ile Kuzey Atlas Okyanusu ile Kuzey Buz Denizi’nin kesişim noktasındaki stratejik konumundan kaynaklanmaktadır.

Trump’ın Venezuela’ya saldırma ve diğer ülkelere saldırı tehdidinde bulunma konusundaki cüreti, Amerika karşısında korkakça ve acizce duran, onu ciddi biçimde durdurmak için harekete geçmeyen diğer dünya devletlerinin tutumlarından kaynaklanmaktadır. Aynı zamanda bu cüreti, İslam beldelerinin yöneticilerinin ihanetinden ve aşağılık tavırlarından da almaktadır. Zira onlar Trump’ı alkışlamış, onu övmüş ve “barış adamı” olarak nitelemişlerdir. Oysa Trump, Gazze’deki soykırımda Yahudi varlığını desteklemekte; Gazze’yi kontrol altına alma, yönetimini ve kaderini belirleme planını açıkça ortaya koymaktadır.

Esad Mansur