– 25 –

Buzağıyı ilah edinenlerin cezası
Bu şirke tövbe etmenin gerektirdiği husus
Musa’nın kızgınlıktan sonra sakinleşmesi
Tövbeyi ilan etmek için yetmiş kişiyi seçmesi
Sefihler ile düşünenler arasındaki fark
Musa ile Muhammed Rasulullah’ın metotlarının farkı
Dünyada ve ahirette güzellik ve iyiliği dilemek

اِنَّ الَّذِيۡنَ اتَّخَذُوا الۡعِجۡلَ سَيَنَالُهُمۡ غَضَبٌ مِّنۡ رَّبِّهِمۡ وَذِلَّـةٌ فِى الۡحَيٰوةِ الدُّنۡيَا‌ ؕ وَكَذٰلِكَ نَجۡزِىۡ الۡمُفۡتَرِيۡنَ‏ ﴿۱۵۲﴾  وَالَّذِيۡنَ عَمِلُوا السَّيِّاٰتِ ثُمَّ تَابُوۡا مِنۡۢ بَعۡدِهَا وَاٰمَنُوۡۤا اِنَّ رَبَّكَ مِنۡۢ بَعۡدِهَا لَغَفُوۡرٌ رَّحِيۡمٌ‏ ﴿۱۵۳﴾  وَلَـمَّا سَكَتَ عَنۡ مُّوۡسَى الۡغَضَبُ اَخَذَ الۡاَلۡوَاحَ ‌ۖ  وَفِىۡ نُسۡخَتِهَا هُدًى وَّرَحۡمَةٌ لِّـلَّذِيۡنَ هُمۡ لِرَبِّهِمۡ يَرۡهَبُوۡنَ‏ ﴿۱۵٤﴾  وَاخۡتَارَ مُوۡسٰى قَوۡمَهٗ سَبۡعِيۡنَ رَجُلًا لِّمِيۡقَاتِنَا‌ ۚ فَلَمَّاۤ اَخَذَتۡهُمُ الرَّجۡفَةُ قَالَ رَبِّ لَوۡ شِئۡتَ اَهۡلَـكۡتَهُمۡ مِّنۡ قَبۡلُ وَاِيَّاىَ‌ ؕ اَتُهۡلِكُنَا بِمَا فَعَلَ السُّفَهَآءُ مِنَّا ۚ اِنۡ هِىَ اِلَّا فِتۡنَـتُكَ ؕ تُضِلُّ بِهَا مَنۡ تَشَآءُ وَتَهۡدِىۡ مَنۡ تَشَآءُ ‌ؕ اَنۡتَ وَلِيُّنَا فَاغۡفِرۡ لَـنَا وَارۡحَمۡنَا‌ وَاَنۡتَ خَيۡرُ الۡغَافِرِيۡنَ‏ ﴿۱۵۵﴾  وَاكۡتُبۡ لَـنَا فِىۡ هٰذِهِ الدُّنۡيَا حَسَنَةً وَّفِى الۡاٰخِرَةِ اِنَّا هُدۡنَاۤ اِلَيۡكَ ‌ؕ قَالَ عَذَابِىۡۤ اُصِيۡبُ بِهٖ مَنۡ اَشَآءُ‌ ۚ وَرَحۡمَتِىۡ وَسِعَتۡ كُلَّ شَىۡءٍ‌ ؕ فَسَاَكۡتُبُهَا لِلَّذِيۡنَ يَتَّقُوۡنَ وَيُؤۡتُوۡنَ الزَّكٰوةَ وَالَّذِيۡنَ هُمۡ بِاٰيٰتِنَا يُؤۡمِنُوۡنَ ‌ۚ‏ ﴿٦ ۱۵﴾ 

 “Buzağıyı ilah edinenlere Rablerinden bir gazap ve dünya hayatında bir zillet erişecektir. İşte, böylece biz iftiracıları cezalandırırız.” (152)

“Fakat kötülük yaptıktan sonra tövbe edip iman edenler ise şüphesiz ki bundan sonra senin Rabbin mağfiret ve rahmet sahibidir.” (153)

“Musa, (sapan kavmine karşı) kendisinde meydana gelen öfke yatışınca (yere attığı) Tevrat levhalarını aldı. Onun yazısında Rablerinden bir hidayet ve rahmet vardı.” (154)

“Musa, tayin ettiğimiz vakit için kavminden yetmiş kişi seçti. Onlar yer sarsıntısına uğrayınca Musa dedi ki: ‘Ey Rabbim! İsteseydin, bundan önce beni de onları da helak ederdin. Bizden olan sefihlerin yaptıklarından dolayı bizi helak mi etmek istiyorsun? Şüphesiz bu, senin imtihanından başka bir şey değildir. Bununla dilediğini dalalete düşürür, dilediğini hidayete erdirirsin. Velimiz sensin. Öyleyse bizi bağışla ve bize merhamet et. Sen bağışlayanların en hayırlısısın.’” (155)

“Hem bu dünyada hem de ahirette bizim için güzellik ve iyilik yaz. Şüphesiz biz sana yöneldik.” Allah dedi ki: “Azabımı dilediğim kimseye isabet ettiririm. Rahmetim ise her şeyi kuşatmıştır. Onu, takva sahibi olanlara, zekâtı verenlere ve ayetlerime iman edenlere yazacağım.” (156)

 “Buzağıyı ilah edinenlere Rablerinden bir gazap ve dünya hayatında bir zillet erişecektir” ifadesi, Musa’nın diliyle Allah’tan bir uyarı olabileceği gibi, Allah’ın doğrudan bir uyarısı da olabilir. Zira bir önceki ayette Musa, Rabbine hitap ederek kendisi ve kardeşi için mağfiret dilemişti. Bunun ardından bu ayet gelmiştir.

Her hâlükârda bu ifade, buzağıyı ilah edinenlerin Allah’ın gazabına ve zilletine uğrayacaklarına dair ilahi bir bildiridir.

“İşte, böylece biz iftiracıları cezalandırırız.”
Allah’a şirk koşmak, en büyük yalan ve iftiradır. Yüce Yaratıcı olan Allah’a nasıl olur da yaratılmışlardan bir ortak koşulur, bir aracı veya vesile edinilir yahut O’na çocuk isnat edilir?! Hâşâ bu, Allah’ın aciz veya muhtaç olduğu anlamına gelir. Bu nedenle şirk koşanlar iftiracıdır ve hem dünyada hem de ahirette cezalandırılırlar.

Bakara suresi 54. ayette Musa, kendi kavmine şöyle demiştir:
Buzağıyı ilah edinmekle kendinize zulmettiğinizi ve kötülük yaptığınızı, bu sebeple tövbe etmeniz gerektiğini; bu tövbenin ise birbirinizi öldürmekle gerçekleşeceğini, Rabbinin ancak bunu kabul edeceğini ve bunun çok hayırlı bir tövbe olduğunu bildirmiştir.

Gerçekten de birbirlerini öldürmeye başlamışlar, çok sayıda kimse öldürülünce Allah bunu durdurmuş ve onların tövbelerini kabul etmiştir.

Bundan sonraki ayet buna işaret etmektedir:
“Fakat kötülük yaptıktan sonra tövbe edip iman edenler ise şüphesiz ki bundan sonra senin Rabbin mağfiret ve rahmet sahibidir.”

Bu ayet aynı zamanda genel bir ifadedir. İster İsrailoğullarından kötülük işleyenler olsun ister diğer insanlardan olsun; kim şirkten veya küfürden vazgeçip iman ederse, Allah onların tövbelerini kabul eder, onları bağışlar ve kendilerine merhamet eder.

Ancak tövbe etmeyenlere Allah gazap eder, onlara yardım etmez ve zillet verir. Bu nedenle İsrailoğullarından sapıp kitaplarının bir kısmını gizleyenleri, tahrif edenleri veya manalarını değiştirenleri cezalandırmıştır. İki bin senedir zillete uğramış ve ezilmişlerdir. Ancak Allah, insanların ipine tutunduklarında onlara bazen yardım etmektedir.

“Musa, (sapan kavmine karşı) kendisinde meydana gelen öfke yatışınca (yere attığı) Tevrat levhalarını aldı.”
Daha önce geçen 150. ayette, Musa onların sapmalarına çok üzülmüş; şiddetli öfkesi sebebiyle levhaları yere atmıştı.

Âdeten insan çok öfkelendiğinde elindeki şeyi atar veya fırlatır. Ancak dünyevî bir husus için öfkelenmek doğru değildir. Öfke sadece Allah için olmalıdır; bu ise sevaptır. Bu nedenle Musa, Allah için öfkelenmiştir. Zira kavmi dini terk etmişti.

Hatta kardeşi Harun’a bile kızmış, onu perçeminden ve sakalından tutup kendine doğru çekip sarsmıştır. Çünkü kavmini din üzere tutması için onu yerine vekil bırakmıştı.

Fakat Harun, onları zapt edemediğini ve neredeyse kendisini öldüreceklerini anlatınca Musa sakinleşti, rahatladı, kardeşinin mazeretini kabul etti; kendisi ve kardeşi için Allah’tan mağfiret ve rahmet diledi. Bunun ardından yere attığı Tevrat levhalarını tekrar yerden kaldırdı.

Bu levhalar üzerinde Tevrat yazılı olarak gökten indirilmişti. Onların nüshasında Rablerinden hidayet ve rahmet vardı. Bu levhalar hem akideyi hem de şer‘î hükümleri kapsıyordu. İmanı ve Allah’ın şeriatını içeriyordu. Şeriat ise Allah’ın helal ve haram kıldıklarını ihtiva eder. Bunlar hem doğru yolu gösterir hem de Allah’tan korkan kimseleri azaptan kurtarır.

Ondan sonra gelen nebiler, İsrailoğullarını Tevrat’ı tasdik etmeye ve onunla amel etmeye davet ettiler. Yeni meseleler ortaya çıktığında ise Allah onlara kitap indirmeden vahiy gönderiyordu.

İsrailoğulları buzağıyı ilah edinerek Allah’a şirk koştular ve en büyük günahı işlemiş oldular. Tövbeye yönelmek istediklerinde Allah, tövbelerinin kabulü için kendi kendilerini öldürmelerini emretti. Bu emir, Kitap dışında Musa Peygamber’e vahyedildi. Bir kısmı öldürüldükten sonra, İsrailoğullarının tamamı helak olmasın diye bu cezaya son verildi.

Ancak hayatta kalanlardan tövbelerine dair kesin söz almak isteyince, onların temsilcilerinin belirlenen bir vakitte Musa ile birlikte dağa gelmeleri istendi.

Bunun üzerine Musa, Allah’ın tayin ettiği vakit için kavminden yetmiş kişiyi temsilci olarak seçti. Oradayken yer sarsıntısına uğradılar. Bu sarsıntı, kavimlerinin şirk koşması sebebiyle meydana gelmiş olabilir. Ayrıca bu kimseler, kavimlerini şirkten alıkoymak için yeterince çaba göstermemiş olabilirler. Razı olmadıkları hâlde çoğunluktan korkup susmuşlardır. Hâlbuki bunlar İsrailoğulları’nın en iyileriydi. Açıkça karşı çıkan tek kişi Harun idi. Eğer Harun’u desteklemiş olsalardı, önemli bir güç oluşturabilir ve baş zalim Sâmirî ile ona uyanlara karşı durabilirlerdi.

Anlaşılan o ki, Harun’a sahip çıkmamışlar, çoğunluktan korkmuşlar ve bu büyük zulüm karşısında sessiz kalmışlardır. Nitekim daha önce geçen 150. ayette Harun, “Bu kavim beni zayıf gördü; neredeyse beni öldüreceklerdi” demiştir.

Birçok insan, bâtıl üzere bulunan kalabalıklara karşı hak sözü söyleyemez; onlardan çekinir ve korkar. Oysa gerçek mümin korkmaz, hakkı söyler.

Ayrıca Bakara suresi 55. ayette “Bize Allah’ı açıkça göster” dediklerinde, üzerlerine yıldırım çarptığı ve öldükleri ya da bayılıp yere düştükleri bildirilmiştir. Bu nedenle burada meydana gelen sarsıntı da bununla bağlantılı olabilir.

O anda Musa şöyle demiştir: “Ey Rabbim! İsteseydin, bundan önce beni de onları da helak ederdin.” Allah, İsrailoğulları buzağıyı ilah edindiklerinde onları helak edebilirdi; fakat o anda onları topluca cezalandırmadı.

Bu nedenle Musa, “Bizden olan sefihlerin yaptıklarından dolayı bizi helak mi etmek istiyorsun?” demiştir.

Buzağıyı ilah edinenler sefih olmuşlardır. Zira sefihlik; akılsızlık, yüzeysellik ve aşağılık anlamına gelir. Bir hayvanı ilah edinenler, akıllarını hiç kullanmamış; sadece bir kişi olan Sâmirî’den etkilenmiş, düşünmeden onun sözlerine uymuş ve yaptığı işin peşinden gitmişlerdir.

Düşünmeden, Allah’tan bir delil olmaksızın bir kimseyi izleyenler, işte asıl sefihler bunlardır.

Bu asırda da insanların çoğu sefihlik göstererek körü körüne liderlerine veya yücelttikleri kimselere uymaktadır. Hatta kendilerini Müslüman olarak tanımladıkları hâlde, liderlerinin veya bağlı oldukları şahısların İslam’a aykırı davrandıkları, Allah’a, müminlere ve davalarına ihanet ettikleri açık olduğu hâlde onları savunmaya devam ederler. İşte bunlar da birer sefihtir.

Şer‘î delile tabi olanlar ise Allah’ın övdüğü akl-ı selim sahibi kimselerdir. Allah, birçok ayette aklını kullanarak doğru düşünenleri över, düşünmeyenleri ise yerer.

Bu konuyu işlerken şu noktaya da değinmek isterim: Mekke döneminde Rasulullah ﷺ İslam’a giren kimseleri yetiştiriyor ve örgütlüyordu. Sayıları kırka yaklaştığında, cesaret ve fedakârlık göstermeye hazır olduklarını da görünce onları açık davaya çıkardı. Zira onlardan, siyasi akideye sahip bir hizip oluşturmuş ve Kureyş’in zalim ve azgın liderlerine karşı mücadele başlatmıştı. On üç yılın ardından ise Medine’de devleti kurabildi.

Bu hizip, devleti ayakta tuttu, güçlendirdi ve onu yeni nesillere teslim etti. On üç asır boyunca varlığını sürdürdü. Ancak başta Britanya olmak üzere kâfir güçler, Araplardan ve Türklerden kendileriyle iş birliği yapan münafıklar aracılığıyla Hilafeti yıkabildiler.

Bugün ise yeniden cesur ve fedakâr insanlar ortaya çıkmakta; Rasulullah ﷺ’in metodunu benimseyerek o devleti, üstelik Raşidî İslam Devleti olarak, tekrar kurmaya çalışmaktadırlar.

Böylece Musa’nın metodu ile Muhammed ﷺ’in metodu arasındaki fark idrak edilmektedir.

Musa, kavminin işlediği kötülük sebebiyle Allah’a yönelerek, “Bu, senin imtihanından başka bir şey değildir” diyerek yardım dilemiştir.

Allah, insanda yarattığı hidayet ve dalalet kabiliyetiyle onu imtihan eder. İnsan, hidayet üzere mi yoksa dalalet üzere mi olacağını bu imtihanlarla ortaya koyar. Allah, ezelden beri doğru yolu izleyenlerle bu yoldan sapanları bilmektedir; ancak bir olay meydana geldiğinde herkesin hakikati açığa çıkar.

Sâmirî adlı kişi, kavminin ziynet eşyalarından böğürebilen bir buzağı heykeli yaptığında ve “İşte ilahınız budur” dediğinde; yüzeysel düşünen, duygularına kapılan, aklı kıt ve sefih kimseler ona inandılar. Allah bu olayla onların sapıklığını ortaya çıkardığı gibi, sağlam müminleri de ortaya çıkardı.

Bu nedenle Musa, bu gerçeği bildiği için, “Bununla dilediğini dalalete düşürür, dilediğini hidayete erdirirsin” dedi.

Allah, kimseyi sapıklığa zorlamaz; ancak onlar O’nun otoritesi, hâkimiyeti ve bilgisi dâhilinde sapmışlardır. Hidayeti isteyenlere ise yardım eder. Bu sebeple Musa, “Velimiz sensin” diyerek Allah’a yönelmiş, “Bizi bağışla ve bize merhamet et. Sen bağışlayanların en hayırlısısın” diyerek dua etmiştir.

Musa, duasını sürdürerek şöyle demiştir:
“Hem bu dünyada hem de ahirette bizim için iyilik yaz. Şüphesiz biz sana yöneldik.”

Allah, dünyada ve ahirette kendisinden iyilik isteyenleri Musa’nın diliyle övdüğü gibi, Bakara 201. ayette de bu duayı yapanları övmüştür. Bu dua, hem dünya hem de ahiret hayrını kapsamaktadır.

Müslüman, Allah’tan dünyadaki güzel nasibini ister. Allah’ın kendisi için dünyada takdir ettiği her hayrı ve güzelliği talep eder.

Dünyadaki güzellikler; sadakatli eş, salih evlat, bereketli rızık, faydalı ilim, sıkıntısız geçim, rahat mesken ve binek, vefakâr akraba, samimi arkadaş, iyi komşular, müminlerin sevgisi, afiyet ve sağlık gibi nimetlerdir.

Ahiretteki güzellik ise Allah’ın rızası, cennet ve Firdevs’tir. Bu sebeple Bakara 202. ayette sonuç şu şekilde ilan edilmiştir:
“Onlar, işledikleri salih amellerden bir nasip elde edeceklerdir.”

Allah’a yönelip O’na itaat edenler, dünyada güzel nasiplerini elde edecek; ahirette ise cenneti kazanacaklardır.

Nitekim Allah, Musa’ya hitaben bunu teyit ederek -ki bu ifade geneldir- şöyle buyurmuştur:
“Azabımı dilediğim kimseye isabet ettiririm. Rahmetim ise her şeyi kuşatmıştır. Onu, takva sahibi olanlara, zekâtı verenlere ve ayetlerime iman edenlere yazacağım.”

Allah’tan korkan kimse takva sahibi olur; Allah’a, ahirete, gönderdiği resullere ve indirdiği kitaplara iman eder; namazı kılar, zekâtı verir ve her türlü salih ameli işler.

Bu ayette özellikle zekât zikredilmiştir. Bununla hem salih amellerin en belirgin olanlarından biri öne çıkarılmış hem de insanların çoğunun cimri olup zekât vermekten kaçındığına işaret edilmiştir. Sanki İsrailoğulları’nın ilerideki hâllerine dair bir uyarı yapılmaktadır. Zira onlar mala ve paraya aşırı düşkünlük göstermiş, zengin olmuşlar; fakat cimrilik etmişlerdir.

Cimrilik; zekât ve sadaka vermemek, Allah yolunda harcamamak, ailesine meşru şekilde harcamamak, akrabasına ve misafirine ikram etmemek ve hak sahiplerine haklarını vermemektir.

İman edip salih ameller işleyenlerin üzerine Allah’ın rahmeti iner ve onları azaptan kurtarır. İman etmeyen ve salih amel işlemeyenler için ise azap hazırlanmıştır; onlar cehennemde yanacaklardır.