Soru:
Aşağıdaki hadisleri nasıl anlamalıyız?
- “Ey Eshâbım! Siz öyle bir zamandasınız ki, dinin emir ve yasaklarının onda birine uymazsanız helâk olur, cehenneme gidersiniz. Öyle bir zaman gelecek ki, emir ve yasakların onda birine uyabilen, cehennemden kurtulur.”
[Tirmizî & Taberânî] - “Siz öyle bir zamandasınız ki, âlimleri çok, hatipleri azdır. Bugün bildiğinin onda birini terk eden helâk olur. Bir zaman gelecek ki, bilenler az, konuşanlar çok olacaktır. O zamanda dinin emir ve yasaklarının onda birine uyan kurtulacaktır.”
[İbn Hanbel]
Cevap:
Bu iki hadis zayıftır. Hadis âlimlerinden, bu rivayetlerin kuvvetli olduğunu kabul eden kimse yoktur. Aksine, hepsi bu iki hadisin zayıf olduğunu açıkça vurgulamışlardır.
Birinci hadisi rivayet eden yalnızca Nu‘aym bin Hammâd adlı kişidir. Bu sebeple Tirmizî, “Bu hadisi yalnızca bu yolla tanıyoruz” demiştir. Nesâî ise, “Bu hadis reddedilir; çünkü onu rivayet eden Nu‘aym bin Hammâd’dır. Bu kişi sika (güvenilir) değildir” demiştir. Hadis âlimi Zehebî de buna benzer değerlendirmelerde bulunmuştur.
Çeşitli hadis âlimleri bu kişinin rivayetlerine güvenmemiştir. Hadis âlimi İbn Receb, âlimlerin Nu‘aym bin Hammâd’ın rivayetlerini zayıf olarak değerlendirdiklerini açıklamıştır. Diğer âlimler de bu ravi hakkında benzer görüşler dile getirmişlerdir.
İkinci hadis de zayıftır. Bu hadisi rivayet eden Mu‘ammel bin İsmâil’dir. Bu kişinin hafızası ve ezberi zayıf olarak değerlendirilmiştir.
Dolayısıyla bu iki hadis, Rasûlullah ﷺ’in sözleri olarak kabul edilmez.
Allah Teâlâ, birçok ayette Müslümanların dinlerine sımsıkı sarılmalarını istemiş, gücü yettiği hâlde dinin bir kısmını uygulamayanları günahkâr olarak nitelendirmiştir. Bu kimseler, dünyada ve ahirette azapla tehdit edilmiştir. Kur’an ve sünnete uymaya çalışmayanlar için de elem verici bir azap hazırlanmıştır.
Allah Teâlâ, Tegâbun Sûresi’nin 12. ayetinde iman edenlere şöyle buyurmuştur:
وَاَطِيۡعُوااللّٰهَ وَاَطِيۡعُوا الرَّسُوۡلَ
“Allah’a (Kurana) ve Rasûlü’ne (Sünnete) itaat edin.”
Bu emri verdikten sonra, 13. ayette ise yalnızca müminlerin Allah’a tevekkül etmelerini istemiştir. Bunun manası, dine uymakta hiçbir kimseden korkmamaları gerektiğidir.
- Ayette de Allah Teâlâ, müminlerden; kendilerini dinin emirlerinden, Allah ve Rasûlü’nün emirlerine uymaktan alıkoyan eşler ve evlatlardan sakınmalarını istemiştir. Bu eşler ve evlatlar, onları hicret ve cihad gibi farzları yerine getirmekten alıkoymaya çalışmışlardır.
- Ayette ise Müslümanların, çocukları ve mallarıyla meşgul olduklarında Allah ve Rasûlü’nün emirlerini yerine getirmede kusur işleyebilecekleri belirtilmiştir. Zira evlatlar ve mallar birer fitnedir; iman edenleri Allah ve Rasûlü’ne itaatten alıkoyabilir.
Bu ayetlerin ardından, 16. ayette Allah Teâlâ müminlere şöyle hitap etmiştir:
فَاتَّقُوا اللّٰهَ مَا اسۡتَطَعۡتُمۡ وَاسۡمَعُوۡاوَاَطِيۡعُوۡاوَاَنۡفِقُوۡاخَيۡرًا لِّاَنۡفُسِكُمۡؕ وَمَنۡ يُّوۡقَ شُحَّ نَفۡسِهٖ فَاُولٰٓٮِٕكَ هُمُ الۡمُفۡلِحُوۡنَ
“Bu nedenle gücünüz yettiği kadar Allah’tan sakının. (Allah ve Rasûlü’nü) dinleyin ve onlara itaat edin. Kendiniz için hayırlı olacak şekilde infak edin. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar felaha erenlerdir.”
İman eden kimse, her yerde ve her zamanda takva sahibi olmaya çalışmalı; Allah ve Rasûlü’nün emirlerine uymalı, günahlardan sakınmalıdır. Gücü yettiği ölçüde mücadele etmelidir.
Rasûlullah ﷺ şöyle buyurmuştur:
“فإذا تهيتكم عن شيء فاجتنبوه، وإذا أمرتكم بأمر فأتوا منه ما استطعتم”
“Sizi bir şeyden nehyettiysem ondan sakının. Eğer size bir emir verdiysem, gücünüz yettiği kadar onu yerine getirin.”
(Buhârî)
Buna binaen Müslüman, bütün gücünü kullanarak dinin emirlerini uygulamaya ve yasaklarından sakınmaya çalışır.
لاَ يُكَلِّفُ اللّهُ نَفْسًا إِلاَّ وُسْعَهَا لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا اكْتَسَبَتْ
“Allah, hiç kimseyi gücünün üstünde bir şeyle mükellef kılmaz. (Herkesin) kazandığı iyilik lehine, işlediği kötülük ise aleyhinedir.”
(Bakara 286)
Herkes, gücü yettiği kadar şer‘î hükümleri uygulamaya çalışmalıdır.
Örneğin, Fetih Sûresi’nin 17. ayetinde; kör, topal ve hasta olanların cihada gitmemeleri hâlinde günahlarının olmadığı belirtilmiştir.
Kadına cihad farz kılınmamıştır. Ancak savaşmaya müsaade edilirse mücahit sayılır; öldürülürse şehit olur. Fakat bu farzla mükellef değildir. Çünkü asıl görevi, anne olmak ve evlat yetiştirmektir. Aynı şekilde askerî ve sivil alanda çalışabilen kimselere de güçlerine göre görevler verilir; ancak zorlanmazlar.
Müslüman secde edemiyorsa oturarak namaz kılar. Oruç tutmaya hiç gücü yetiremeyenler fidye verir. Hasta olanlar ise tutamadıkları oruçları daha sonra kazâ ederler.
Müslüman, her konuda gücü yettiği kadar şer‘î hükümleri uygulamaya çalışmalıdır. Gücü yettiği hâlde bir şer‘î hükmü uygulamayan kimse günahkâr olur. Hac da bu şekildedir: Gücü varsa yapmalıdır; gücü yoksa günahı yoktur.
Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
وَلِلّٰهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ الۡبَيۡتِ مَنِ اسۡتَطَاعَ اِلَيۡهِ سَبِيۡلًا
“Kimin gücü yetiyorsa, bu beyti haccetmesi onun üzerinde Allah’ın bir hakkıdır.” (Âl-i İmrân 97)
Rasûlullah ﷺ şöyle buyurmuştur:
«مَنْ رَأَى مِنْكُمْ مُنْكَراً فَلْيُغَيِّرْهُ بِيَدِهِ، فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبِلِسَانِهِ، فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبِقَلْبِهِ، وَذَلِكَ أَضْعَفُ الْإِيمَانِ» رواه مسلم
“Kim sizden bir münker görürse onu eliyle değiştirsin. Buna gücü yetmezse diliyle değiştirsin. Buna da gücü yetmezse kalbiyle buğzetsin. Bu, imanın en zayıf derecesidir.” (Müslim)
Eliyle münkeri değiştirmeye gücü yeten kimse, bunu terk ederse günahkâr olur. Çünkü eliyle değiştirmeye gücü vardır. Eliyle değiştiremiyorsa, diliyle değiştirmeye çalışmalıdır; bunu yapmazsa günahkâr olur.
Eliyle ve diliyle değiştirmeye hiç gücü yoksa kalbiyle buğzetsin. Bunun manası; münkeri işleyenlerden uzak durmak, onlara karşı nefretini ortaya koymak, onlarla oturmamak, yememek, içmemek ve yardımlaşmamaktır. Bu, imanın en zayıf derecesidir. Bunu da yapmazsa günahkâr olur.
Bu çerçevede İslam davetini taşıma meselesi de vardır. Herkes gücünü kullanarak küfre ve zulme karşı mücadele etmelidir. Bu uğurda öldürülürse, şehitlerin efendisi olur.
Rasûlullah ﷺ şöyle buyurmuştur:
«سَيِّدُ الشُّهَدَاءِ حَمْزَةُ بْنُ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ، وَرَجُلٌ قَالَ إِلَى إِمَامٍ جَائِرٍ فَأَمَرَهُ وَنَهَاهُ فَقَتَلَهُ» رواه الحاكم في المستدرك وإسناده صحيح.
“Şehitlerin efendisi Hamza bin Abdülmuttalib’dir; bir de zalim bir yöneticiye karşı çıkıp ona marufu emredip münkeri nehyeden ve bu sebeple öldürülen kimsedir.”
(El-Hâkim, el-Müstedrek; senedi sahihtir)
Esad Mansur