Haberlere Kısa Bir Bakış
- Trump’ın Başkanlığındaki Barış Konseyi Gözetiminde Gazze’yi Yönetmek İçin Komite Kurulması
Amerikan New York Times gazetesi, 13/01/2026 Salı akşamı, yetkililere ve bilgili kaynaklara dayandırdığı haberinde, “ABD’nin Gazze’yi yönetmek üzere bir teknokrat komite kurulacağını açıklamaya yaklaştığını; Ali Şaas adlı bir kişinin bu komitenin başına getirilmesinin muhtemel olduğunu; söz konusu komitenin, ABD Başkanı Trump’ın liderliğinde kurulacak ve ‘Barış Konseyi’ olarak adlandırılan bir yapının denetimi altında olacağını; konseyde yer alacak uluslararası isimlerin ise daha sonra açıklanacağını” bildirdi.
Filistinli kaynaklar, bu komitenin üyelerinin isimlerini de aktararak, daha önce Filistin Yönetimi hükümetinde Planlama Bakan Yardımcısı olarak görev yapmış olan Ali Şaas’ın listenin başında yer aldığını belirtti.
Bir Filistinli kaynak ise 14/01/2026 tarihinde, Gazze’yi yönetmek üzere oluşturulan Filistinli teknokratlar komitesinin üyelerinin, ilk toplantılarını yapmak üzere Gazze’den Mısır’a gitmeleri için hazırlıkların sürdüğünü ifade etti.
Şunu da belirtmek gerekir ki, İslam beldelerinin yöneticileri özellikle Mısır, Ürdün, Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Türkiye, Pakistan ve Endonezya yöneticileri Trump’a yalvararak Gazze’deki savaşı durdurmasını istemiş; Gazze’nin kontrol altına alınmasını ve oradaki mücahitlerin silahsızlandırılmasını öngören, Trump’ın ortaya koyduğu planın ilk imzacıları olmuşlardır. Bu plan kapsamında, başkanlığını bizzat Trump’ın yaptığı ve üyelerini kendisinin atadığı sözde “Barış Konseyi” kurulmuş; Gazze’nin idaresiyle görevli komite de bu konsey tarafından oluşturulmuştur.
Böylece İslam beldelerinin yöneticileri, ümmetlerine ve dinlerine karşı ihanet üstüne ihanetlerini bir kez daha teyit etmişlerdir. Zira ülkelerinin meselelerini, iki yılı aşkın süredir Gazze’de yürütülen soykırımda Yahudi varlığına her türlü ölümcül silahı sağlayan sömürgeci Amerika’ya teslim etmişlerdir. Bu Amerika; Afganistan’ı ve Irak’ı yerle bir eden, bugün de farklı gerekçelerle Suriye’de, Nijerya’da, Somali’de ve İran’da İslam ümmetine yönelik saldırılarını sürdüren aynı Amerika’dır.
Öte yandan Yahudi varlığı, Trump’ın Gazze’de ateşkes planını imzalamasına ve Amerika’nın planın ikinci aşamasının Yahudi ordusunun belirlenen bölgelerden çekilmesini öngören aşamanın uygulanmasına başlanacağını ilan etmesine rağmen, Gazze’deki saldırılarını sürdürmektedir. Nitekim İsrail Yayın Kurumu, 15/01/2026 tarihinde “İsrail’in, Hamas’ın silahsızlandırılması konusunda ilerleme sağlanmadan Gazze’de sarı hattın doğusundan çekilmeyi düşünmediğini” duyurmuştur. Yahudi varlığı, askeri varlığını sarı, mavi ve kırmızı hatlar üzerinden aşamalı olarak düzenlemekte; şartlarını dayatıp hedeflerini gerçekleştirdikten sonra bu hatlardan çekilmekte; haritada beyaz renkle gösterilen ve Gazze Şeridi boyunca, 1948’de işgal edilen Filistin topraklarının geri kalanıyla uzanan bir tampon bölgede ise güçleri için “güvenli alan” olarak kalmaya devam etmektedir.
Yahudi varlığı, Amerika ile varılan mutabakatlara dayanarak Gazze’deki saldırılarını sürdürmektedir. Amerika, farklı gerekçeler öne sürerek bu saldırıların devamına izin vermektedir. Tıpkı Lübnan’da yaptığı gibi: Kasım 2024’ten bu yana ateşkes anlaşması imzalanmış ve uygulanmaya başlanmış olmasına rağmen, Amerika ile yapılan mutabakatlara dayanarak Lübnan’a yönelik saldırılarını sürdürmektedir. Benzer şekilde Suriye’de de 1974 anlaşmasını fiilen geçersiz kılmış, Şam başkentine kadar uzanan yeni Suriye topraklarını işgal etmiştir. Buna karşılık, Ahmed eş-Şara‘ (el-Culani) başkanlığındaki yeni Suriye rejimi, koltuk sevdası ve korkaklığı nedeniyle Yahudi varlığına tavizler vermekte ve ona karşı koymaya hazır olmadığını ilan etmektedir.
Dolayısıyla Yahudi varlığı, bir anlaşma imzaladığında onu ihlal etmeye ya da tamamen ortadan kaldırmaya başlar; karşı taraf ise anlaşmaya bağlı kalmaya devam eder. Nitekim Filistin Kurtuluş Örgütü ve ona bağlı yönetimle yapılan anlaşmalar da artık fiilen yok hükmündedir. Bu yapı, büyük bir ihanet işleyerek Filistin’in %80’inden vazgeçmiş; %20 üzerinde sözde bir Filistin devleti elde etmeyi ummuştur. Ancak sonuçta elde ettiği şey, Yahudi varlığına hizmet etmek üzere daha fazla zillet, aşağılanma ve araçsallaştırılmadan başka bir şey olmamıştır.
- İran’da Protestolar Sürüyor, Trump Açıklamalarıyla Oynuyor
28/12/2025 tarihinden bu yana İran’da protestolar devam etmektedir. Protestolar, İran’ın başkenti Tahran’daki çarşı esnafının, İran riyalinin yabancı para birimleri karşısında keskin biçimde değer kaybetmesine ve ekonomik sorunların ağırlaşmasına tepki olarak başlamış; kısa sürede yayılıp İran’ın birçok şehrini sarmıştır.
Merkezi Amerika’da bulunan ve “Tahran İnsan Hakları Aktivistleri Ajansı (HRANA)” olarak bilinen kuruluş, protestolarda yaklaşık 2403 göstericinin hayatını kaybettiğini, yaklaşık 1134 kişinin yaralandığını, 18.434 kişinin tutuklandığını; ayrıca yaklaşık 147 İran güvenlik görevlisinin de öldürüldüğünü iddia etmektedir.
İran ise, silahlı protestocular tarafından öldürülen yaklaşık 100 güvenlik görevlisi için cenaze törenleri düzenlendiğini açıklamıştır. Bu olayların, rejimin düşmanları tarafından istismar edildiği belirtilmiştir.
Amerika, İran’ın kendi yörüngesinde kalması ve başka güçlerin eline geçmemesi için durumu yakından izlemektedir. Nitekim Trump, 13/01/2026 akşamı Truth Social adlı platformunda şu ifadeleri kullanmıştır:
“Ey İranlı vatanseverler, protestolara devam edin, kurumlarınızı kontrol altına alın.”
Daha sonra gazetecilere konuşan Trump, “İran’da öldürülenlerin sayısı büyük görünüyor, ancak bundan tam olarak emin değiliz. Bunu 20 dakika içinde öğreneceğim ve buna göre hareket edeceğiz” demiştir. Ayrıca, “İdeal bir durumda İran’da demokrasiyi görmek isterim; fakat insanların öldürüldüğünü görmek istemiyorum ve onların bir miktar özgürlüğe kavuşmasını istiyorum. Bana göre İran liderliği son derece kötü davrandı; ancak bu henüz kesinleşmiş değil” ifadelerini kullanmıştır. Trump, 14/01/2026 tarihinde ise “İran’daki öldürmelerin durduğuna dair bilgilendirildiğini” söylemiştir.
Trump, 1979 yılında Amerika tarafından İran’dan çıkarılan ve Humeyni’nin Paris’ten dönerek yönetimi devralmasının önünü açan şah olan Şah Muhammed Rıza Pehlevi’nin oğlu Rıza Pehlevi’ye açık bir destek de açıklamamıştır. Humeyni, Amerika’nın çizgisinde hareket etme taahhüdünde bulunmuş; nitekim Washington Post gazetesine “Amerika ile iş birliğine hazırız, yeter ki iç işlerimize karışmasın” demiş, benzer bir ifadeyi 1978 yılında ABD Başkanı Jimmy Carter’a yazdığı mektupta da dile getirmiştir. Bu mektup, Amerikan istihbaratı tarafından 2016 yılında yayımlanmıştır.
Trump, 14/01/2026 tarihinde yaptığı açıklamada, “Rıza Pehlevi oldukça hoş biri gibi görünüyor; ancak İran içinde iktidarı ele alabilecek bir desteği toplayabileceğinden şüpheliyim” demiştir. Görünen o ki Amerika, İngiliz ajanlarının soyundan gelmesi nedeniyle Rıza Pehlevi’ye güvenmemektedir; zira babası Muhammed Rıza Pehlevi ve dedesi Rıza Pehlevi, Britanya’nın İran’daki ajanları olarak bilinmektedir.
Öte yandan bazı Avrupa ülkeleri, bu protestoları fırsata çevirerek İran’daki Avrupa nüfuzunu yeniden tesis etmeye çalışmakta ve göstericileri rejimi devirmeye teşvik etmektedir. Nitekim İngiltere, Dışişleri Bakanı Yvette Cooper aracılığıyla “İran’da köklü bir değişim talep ettiklerini” açıklamıştır.
Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ise şu ifadeleri kullanmıştır:
“Halk şimdi rejime karşı ayaklanıyor. Bu çatışmanın barışçıl bir şekilde sona erdirilmesi için bir imkân olmasını umuyorum. Mollalar rejimi de artık bunu idrak etmelidir.” (DPA, 13/01/2026)
- Danimarka ile Amerika Arasında Grönland Üzerine Anlaşmaya Varılamadı
Amerika’nın Grönland’ı kontrol altına alma isteği doğrultusunda yürüttüğü girişimler sonuçsuz kaldı. 14/01/2026 tarihinde, Washington’daki Beyaz Saray’da ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile Danimarka Dışişleri Bakanı Lars Løkke Rasmussen ve Grönland Dışişleri Bakanı Vivian Motzfeldt’in katılımıyla yapılan toplantının, herhangi bir anlaşmaya varılamadan sona erdiği açıklandı. Amerika, Danimarka’ya bağlı özerk bir bölge olan Grönland üzerinde kontrol kurma konusundaki ısrarını sürdürmektedir.
ABD Başkanı Trump, 14/01/2026 tarihinde Truth Social platformunda yaptığı açıklamada, Amerika’nın Grönland’ı kontrol altına alma isteğini yineleyerek, “Amerika’nın hava ve füze savunmasına yönelik ‘Altın Kubbe’ sistemi için Grönland’ı kontrol etmesi gerekmektedir” ifadelerini kullandı. Trump ayrıca, “Grönland Amerika’nın kontrolünde olursa NATO çok daha güçlü ve etkili olur; bunun dışındaki her şey kabul edilemez” iddiasında bulundu. Daha önce, 11/01/2026 tarihinde ise, “Nadir toprak elementleri bakımından zengin olan Grönland’ın Amerika’nın kontrolü altına girmesi gerektiğini” savunmuş; “Amerika bunu yapmazsa Rusya ya da Çin’in Grönland’ı ele geçireceğini” ileri sürmüştü.
Cumhuriyetçi Kongre üyesi Randy Fine, 12/01/2026 tarihinde Grönland’ın ilhak edilerek Amerika’nın 51. eyaleti yapılmasını öngören bir yasa tasarısı sundu. Fine, “Bu yeni yasanın, Trump’a Grönland’ı ilhak etmek ya da kontrol altına almak için gerekli her türlü adımı atma yetkisi vereceğini” ifade etti.
Buna karşılık Danimarka, Grönland ve Avrupa ülkeleri bu girişimleri reddetmektedir. Grönland Başbakanı Frederik Nielsen, 13/01/2026 tarihinde yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Bu ada Amerika’ya ait olmak istemiyor; onun tarafından yönetilmek istemiyoruz ve onun bir parçası olmayacağız. Danimarka’nın bir parçası olan Grönland’ı seçiyoruz. NATO’yu seçiyoruz, Avrupa Birliği’ni seçiyoruz.” (AFP, 14/01/2026)
Danimarka Dışişleri Bakanı ile Grönland Dışişleri Bakanı, 13/01/2026 tarihinde düzenledikleri ortak basın toplantısında, “Grönland satılık değildir ve Amerika tarafından ilhak edilemez” açıklamasında bulundular.
Danimarka, Savunma Bakanı Troels Lund Poulsen aracılığıyla 14/01/2026 tarihinde yaptığı açıklamada, Grönland’daki askeri varlığını güçlendireceğini; NATO içinde Arktik bölgesine daha fazla odaklanılacağını ve 2026 yılında bu bölgede ittifakın faaliyetleri ile tatbikatlarının artırılacağını duyurdu.
Fransa ise Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot aracılığıyla, 14/01/2026 tarihinde yaptığı açıklamada, 06/02/2026’da Grönland’da bir konsolosluk açacağını ilan etti. Barrot, “Amerika’nın Grönland’a yönelik baskılarına son vermesi gerektiğini” belirterek, “Amerika’nın bir NATO üyesine saldırmasının kendi çıkarına olmadığını” söyledi.
Almanya Dışişleri Bakanı da, “Grönland’ın geleceğine Grönland ve Danimarka’nın karar vereceğini” ifade etti. (AFP)
İsveç Başbakanı Ulf Kristersson, 11/01/2026 tarihinde yaptığı açıklamada, “Kurallara dayalı uluslararası düzenin, onlarca yıldır olmadığı kadar büyük bir tehdit altında olduğunu” belirtti. Kristersson, “Amerika’nın uluslararası hukukla ilgili tutumunu sert biçimde eleştiriyoruz; özellikle Grönland ve Danimarka’ya yönelik söylemleri daha da sert şekilde kınıyoruz. Amerika’nın Grönland’ı olası bir şekilde ele geçirmesi, uluslararası hukukun ihlali anlamına gelir ve diğer devletleri de aynı şekilde hareket etmeye teşvik edebilir. Bu son derece tehlikeli bir yoldur” dedi.
Amerikan Politico dergisi ise, diplomatlar ve bir Avrupalı yetkiliye dayandırdığı haberinde, Avrupa Birliği liderlerinin Grönland meselesinde Trump’la çatışmak yerine uzlaşmaya meyilli olduklarını ve Amerika’nın Grönland’a müdahalesinin, İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan güvenlik düzenini sona erdirebileceğini aktardı.
Tüm bunlar, sözde “uluslararası hukuk”un, büyük devletlerin elinde istedikleri zaman ihlal ettikleri, zayıf devletlere ise uyguladıkları bir oyundan ibaret olduğunu göstermektedir. Eğer Amerika Grönland’ı kontrol altına alırsa, bu durum Haçlı NATO ittifakının bütünlüğünü sarsacak, hatta belki de dağılmasına yol açacaktır; böylece dünya, kötü güçlerden birinden kurtulmuş olacaktır. Nitekim bu saldırgan ittifak, Afganistan başta olmak üzere bazı İslam beldelerine saldırmış; yirmi yıl boyunca milyonlarca Müslümanı öldürmüş, yaralamış ve yerinden etmiştir.
Esad Mansur