Haberlere Kısa Bir Bakış

  • İslam Beldelerindeki Yöneticiler, Trump’ın Emri Altındaki Barış Konseyi’ne Katıldıklarını İlan Ettiler

İslam beldelerinde hâkim olan 8 mevcut rejim, 21/01/2026 tarihinde yayımladıkları ortak bir bildiriyle, dışişleri bakanları aracılığıyla Amerika’nın çağrısını kabul ettiklerini ve Gazze Şeridi’ne özel olarak kurulacak, başkanlığını Amerikan Başkanı Trump’ın yapacağı Barış Konseyi’ne katılacaklarını açıkladılar. Bu konsey, Trump’ın Gazze üzerinde hâkimiyet kurmayı ve oradaki mücahitleri silahsızlandırmayı hedefleyen planı doğrultusunda oluşturulmuştur. Söz konusu rejimler, bu planı ortaya koyması için daha önce Trump’a yalvarmışlardı.

Bu rejimler; Suudi Arabistan, Mısır, Türkiye, Endonezya, Pakistan, Ürdün, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’dir. Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, “Barış Konseyi’ne katılmaktan duyduğu memnuniyeti” dile getirmiştir. Zira kendisini Amerika’nın kölesi olarak görmekte ve efendisi Trump’ın emri altında çalışmaktan mutluluk duymaktadır.

Türkiye ise, “Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın, Barış Konseyi’nde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı temsil edeceğini” açıklamıştır. Bu temsil, “Erdoğan’ı seviyorum, o da beni seviyor; Amerika’nın yakın bir müttefikidir” diyen efendileri Trump’ın emri altında gerçekleşecektir.

İslam beldelerindeki bazı diğer rejimler de bu konseye, efendileri Trump’ın emri altında katılmayı bireysel olarak kabul ettiklerini ilan etmişlerdir. Bunlar; Fas, Bahreyn ve Azerbaycan’dır.

Bu yöneticiler, bu konseye katıldıklarını açıklayan Yahudi varlığındaki suçluların safında yer almaktadırlar.

Amerika’ya bağlı bu yöneticiler, kibirli başkanları Trump’a İslam beldelerinden birinin idaresini teslim etmekte, onu alkışlamakta, övgülere boğmakta ve doğrudan onun emri altında çalışmaya hazır olduklarını ilan etmektedirler.

Trump, bu aşağılık yöneticilerin ve başkalarının kendisine itaat etmesinden cesaret alarak şöyle demiştir: “Konseyin faaliyet alanını, dünyanın farklı bölgelerindeki çatışmaları da kapsayacak şekilde genişleteceğim.” Böylece Firavun gibi, bu yöneticileri küçümsemiş, onlar da ona itaat etmişlerdir.

  • Amerika, Ayrılıkçı Kürtlerin Hizmetlerine Artık İhtiyaç Duymadığını Açıkladı

ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, 20/01/2026 tarihinde yaptığı açıklamada şunları söyledi: “SDG’nin IŞİD’le mücadelede ana güç olarak üstlendiği asli rol sahada sona ermiştir. Şam, IŞİD’in tutuklu merkezlerinin kontrolü de dâhil olmak üzere güvenlik sorumluluğunu üstlenmeye ehil hâle gelmiştir.” Ayrıca, “Amerikan yönetimi, entegrasyon anlaşmasının sağlanması ve bunun uygulanmasına yönelik bir yol haritası çizilmesi için Suriye hükümeti ve SDG liderliğiyle yoğun temaslar yürütmüştür” dedi. Barrack sözlerini şöyle sürdürdü: “Kürtlerin haklarının garanti altına alınmasını istiyoruz; ayrılık ise istikrarsızlığa veya IŞİD’in geri dönüşüne yol açabilir.” (El Cezire, 20/01/2026)

Amerika, yalnızca kendi çıkarlarını tanıyan sömürgeci bir devlettir; kendisine hizmet sunduğu ölçüde başkalarına değer verir. Birinin kullanım süresi dolduğunda ve kendisine daha iyi hizmet sunacak bir başkasını bulduğunda ondan vazgeçer. SDG örgütü içindeki Kürt ayrılıkçıların durumu da böyledir. Bunlar, Amerika’ya hizmet etmiş, binlerce masum Müslümanı öldürmüş, Amerika’nın himayesi altında kadınları ve çocuklarıyla birlikte on binlerce Müslümanı hapsetmiş ve işkence etmişlerdir. Bu insanlar hâlen cezaevlerindedir. Amerika, Suriye’deki nüfuzunu yoğunlaştırmak için kendisine büyük hizmetler sunmaya başlayan yeni ajanı Ahmed Şara ile anlaşmaya vardıktan sonra, bu kişileri Irak’a nakledeceğini açıklamıştır.

Aynı zamanda Amerika, ajanı Şara’yı SDG’ye karşı elde edilen zaferle parlatmaktadır. Şara, Yahudi varlığıyla yeni bir anlaşma imzalayarak ihanetini ve Amerika’ya olan tam bağlılığını teyit etmiştir. Nitekim 06/01/2026 tarihinde, Amerikan himayesinde Suriye rejimi ile Yahudi varlığı arasında Fransa’nın başkenti Paris’te iki gün süren görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Yayımlanan ortak bildiride şu ifadelere yer verilmiştir: “Acil istihbarî koordinasyon ve gerilimi düşürme amacıyla bir irtibat hücresi olarak ortak bir entegrasyon mekanizmasının kurulması; bu ortak mekanizmanın ayrıca Amerikan gözetimi altında diplomatik ve ticari angajmanı da kapsaması.” (Anadolu Ajansı, 07/01/2026)

  • Trump, Davos’ta Dünya Liderlerine Karşı Kibirleniyor ve Onlarla Alay Ediyor

Amerikan Başkanı Trump, 21/01/2026 tarihinde İsviçre’de düzenlenen Davos Dünya Ekonomik Forumu’nda dünya liderleri önünde yaptığı konuşmada, onları ve ülkelerini tehdit ederek kibir ve küstahlıkla şunları söyledi:
“Muhtemelen, zorlayıcı bir güç kullanmaya karar vermedikçe hiçbir şey elde edemeyeceğiz. O zaman da açıkçası durdurulamaz bir güç oluruz. Ama bunu yapmayacağım. Şimdi herkes diyor ki: Tamam, çok iyi. Muhtemelen yaptığım en önemli açıklamaydı. Çünkü insanlar gücü kullanacağımı düşündüler.”

Trump, ayrıca “Amerika’nın Grönland’ı ele geçirmesini sağlayacak bir anlaşmaya varmak amacıyla derhâl müzakerelere başlanması” çağrısında bulundu. “Onu güç kullanarak ele geçirmeyeceğini, ancak satın almak istediğini, kiralamak istemediğini” söyledi. Böylece, görüldüğü üzere kendisiyle Grönland’ı satmak değil kiralamak üzere müzakere eden Avrupalılarla alay etti. Grönland’ı Rusya ve Çin’den korumak istediğini, çünkü Avrupa’nın onu koruyamayacağını iddia etti.

Ancak Ukrayna konusunda ise, onu Rusya’dan korumak istemediğini açıkladı ve şöyle dedi: “Ukrayna’nın meselesini NATO ve Avrupa üstlenmelidir, Amerika değil.”

Trump, Avrupa ülkelerini ve liderlerini aşağılamaya da devam etti; bazılarıyla alay etti, tıpkı Fransa Cumhurbaşkanı Macron’la alay ettiği gibi. Avrupa’nın, kendisini koruduğu için Amerika’ya borçlu olduğunu hatırlattı.

Hatta Yahudi varlığını da hedef aldı ve şöyle dedi: “Daha önce İsrail’in Amerikan ve Rus teknolojilerini çaldığını, bunları geliştirip ardından sadece kendisine mal ettiğini söylemiştim. Amerikan ve Rus liderler, antisemitizmle suçlanma korkusuyla bu hırsızlık hakkında konuşmaya cesaret edemediler.” Ayrıca şunları söyledi: “Netanyahu’ya, Demir Kubbe konusunda övgüyü üstlenmeyi bırakmasını söyledim; bu bizim teknolojimizdir. Onu İsrail için biz yaptık.”
Bununla, Yahudi varlığının bizim için –yani Amerikalılar için– sadece bir sömürge aracı olduğunu, bize karşı hiçbir üstünlüklerinin bulunmadığını; aksine üstünlüğün Amerika’ya ait olduğunu ve Amerika’nın, bölgede Müslümanlara karşı yürüttüğü savaşta Yahudileri kullandığını, Müslüman yöneticileri de kendisine boyun eğdirerek ümmetlerine karşı savaştırdığını ifade etmek istemektedir.

Ancak Müslümanlardan hayır tamamen kesilmiş değildir. Onların içinde, Amerika’dan, onun ajanlarından, Yahudi varlığından ve Doğu’da ve Batı’daki tüm şer güçlerinden kurtulmak için samimiyetle çalışanlar vardır. Bu, nübüvvet metodu üzere Raşidî Hilafetin ikame edilmesi yoluyla gerçekleşecektir.

Esad Mansur