– 27 –
Hakkı ve adaleti gösterenlerin mahiyeti
Buna davet eden bir grubun bulunması
Bunu uygulayan bir devletin bulunması
وَمِنۡ قَوۡمِ مُوۡسٰٓى اُمَّةٌ يَّهۡدُوۡنَ بِالۡحَـقِّ وَبِهٖ يَعۡدِلُوۡنَ ﴿۱۵۹﴾
“Musa’nın kavminden bir topluluk vardır ki, hakkı gösterir ve onunla adalet yaparlar.” (159)
Daha önceki ayetlerde Allah, Musa’nın kavmi olan İsrailoğullarının sapıklıklarını, ayetleri yalanlamalarını, birçok nebîye isyan ettiklerini, onların bir kısmını yalanlayıp bir kısmını öldürdüklerini, sözlerini tutmadıklarını ve sürekli ahitlerini bozduklarını beyan ettikten sonra, onlardan iyi bir grubun bulunabileceğini bildiriyor.
Bu grup, hakka tabi olup hakkı açıklar ve bununla adalet yapar. Bu hak ile meseleleri ölçer, doğruyu yanlışı gösterir, hakkı batıldan ayırırlar. Allah’ın dinine göre fikir ve hüküm ortaya koyarlar.
Bunlar nebîlere nusret verdiler. Muhammed Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem gönderilince ona iman ettiler. Bu nedenle Âl-i İmrân 113. ayette,
“Ehl-i kitaptan bir grup vardır ki, gece vakitlerinde Allah’ın ayetlerini okuyarak namaz kılar ve secde ederler”
Âl-i İmrân 199. ayette ise,
“Ehl-i kitaptan bir grup Allah’a iman eder, Rasulullah’a indirilen Kur’an’a ve daha önce indirilen kitaplara inanır, Allah’tan korkarlar, Allah’ın ayetlerini az bir bedelle satmazlar” buyurulmuştur.
Bunlardan biri, onların büyük hahamı ve âlimi olan Abdullah bin Selâm ve grubudur. Muhammed Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e gelip iman etmişlerdir.
Bu ayetten anlaşılan husus şudur: Davet bütün insanlara götürülmelidir. İnsanlar arasından iyi kimseler çıkıp Müslüman olabilir. Az da olsa İsrailoğullarından İslam’a girenler olmuştur.
Ayrıca bu ayet şu hususu belirginleştirir: Müminlerin ölçüsü yalnızca Allah’ın ayetleri ve onlardan çıkan hükümlerdir. Başka bir ifadeyle ölçü şer‘î hükümdür; helal ve haram bu ölçüyle belirlenir. Bununla hak ile batıl, doğru ile yanlış birbirinden ayrılır ve adalet yapılır. Bir kimse “müminim” diyorsa, böyle olmalıdır.
Nitekim ileride gelecek olan A’râf 181. ayette, sadece İsrailoğullarından değil, bütün insanlardan böyle bir grubun çıkabileceği beyan edilmiştir:
وَمِمَّنۡ خَلَقۡنَاۤ اُمَّةٌ يَّهۡدُوۡنَ بِالۡحَـقِّ وَبِهٖ يَعۡدِلُوۡنَ ﴿۱۸۱﴾
“Yarattıklarımızdan bir topluluk vardır ki, hakkı gösterir ve onunla adalet yaparlar.” (181)
Bu ayet haber sigasıyla gelmiştir. Ancak bu haber, talep ifade eder; bu talep ise emirdir. Hakkı gösteren ve adaleti yapan bir grubun oluşturulmasını gerektirir. Müslümanların böyle bir grubu kurmaları elzemdir ve bu görevi üstlenmeleri gerekir. Bu ayet, Âl-i İmrân 104. ayeti desteklemektedir.
Ayrıca Âl-i İmrân 110. ayette, İslam ümmetinin insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmet olduğu bildirilmiştir. Dünyada hakkı yaymak ve adaleti uygulamak için metot, İslam yönetimini tesis etmektir. Bunun şekli ise Hilafettir.
Bir asırdır, H. 1342 – M. 1924 senesinde Hilafet Devleti’nin yıkılışından beri küfür, zulüm, fesat, münker ve bozgunculuk yaygın hâle gelmiştir. Kapitalist ve sosyalist sistemler ve fikirler egemen olmuştur. Onların ölçüsü şudur: Hak, güçlü olanın yanındadır. Güçlüysen hak sahibisin; her şeyi yapabilir, başkalarına egemen olabilirsin. Bu nedenle fakir ve zayıf insanlar ezilir, hakları çiğnenir, haksız yere hapse atılır, mallarına el konulur ve birçok haktan mahrum bırakılır. Sadece güçlü olanlar söz ve otorite sahibi olur, diğerlerine musallat olur ve her şeyi elde ederler.
Bugünlerde Amerika bunu açıkça yansıtmıştır. Başkanı Trump, “Biz güçlü olduğumuz için hak yanımızdadır; her şeyi yapabiliriz, bütün dünya bize boyun eğmelidir” anlayışıyla hareket etmektedir. Böylece her tarafa sözle veya silahla saldırmakta ve istediğini elde etmeye çalışmaktadır.
Amerika ve Britanya’nın desteğiyle zorla Filistin’in %80’ini gasp eden Yahudi varlığını meşru saymış, ona ait olduğunu kabul etmiş, tanımış ve normal ilişkiler kurmuşlardır. Bu durum, dünya devletlerinin rejimlerinin ve yöneticilerinin ne kadar zalim olduklarını göstermektedir. Hatta bu cani varlık Gazze’de katliam yaparken, onu silahla ve ticaretle desteklemişler; buna karşı çıkanlar ise onun vahşi saldırılarına bir sınır koymak için hiçbir harekette bulunmamışlardır.
İşte her yerde batıl hâkimdir ve zulüm yaygındır. Bunu ortadan kaldıracak, hakkı gösteren ve adaleti uygulayan Hilafet Devleti’nin kurulmasının en büyük farz olduğu bir kez daha tecelli etmiştir.