Habere Kısa Bir Bakış
- Netanyahu: Filistin devleti kurulmasına izin vermeyeceğini ilan ederken sivillerin öldürülmesini de övdü
Yahudi varlığı başbakanı Netanyahu, 27/01/2026 tarihinde şöyle dedi:
“Gazze’de bir Filistin devleti kurulmasına izin vereceğimi duyuruyorum. Bu olmadı ve olmayacak. Filistin devletinin kurulmasını defalarca engelleyen kişinin ben olduğumu hepinizin bildiğini düşünüyorum.”
Ayrıca şunları söyledi: “ “İsrail”, Ürdün Nehri’nden denize kadar güvenlik kontrolünü dayatacaktır ve bu Gazze için de geçerlidir.”
Buna rağmen İslam beldelerindeki yöneticiler hâlâ Filistin devleti çağrısında bulunuyorlar! Oysa bu, ulaşılması mümkün olmayan bir hedeftir; çünkü Yahudi varlığı bunu reddetmektedir ve Amerika da bunu gerçekleştirme konusunda ciddi değildir. Ayrıca bu çağrı şer‘î açıdan da yanlıştır; zira Filistin’in yaklaşık %80’inin Yahudi varlığı tarafından gasp edilmesini fiilen kabul etmek anlamına gelmektedir.
Netanyahu şöyle dedi: “Hamas’ın silahsızlandırılmasına ve Gazze’nin silahsızlandırılmasına odaklanıyoruz.” Çünkü Yahudi varlığını tehdit edecek herhangi bir gücün olmasını istememektedir ve kimse de ondan silahsızlanmasını talep etmemektedir. O, İslam beldelerindeki rejimlerin Yahudi varlığını ortadan kaldırıp Filistin’i özgürleştirecek yeterli ordu ve silahlara sahip olduklarını bilmektedir. Ancak bu ordu ve silahların, onunla iş birliği yapan yönetici ajanların elinde olduğunu da bildiğinden, bunları kendisine karşı kullanmalarının uzak bir ihtimal olduğunu bilmektedir.
Netanyahu, Filistinli sivillerin öldürülmesini büyük bir küstahlıkla ve kimseden korkmadan övdü. Yahudi asker ve suçlu “Ran Gvili”yi kahraman olarak niteledi. Bu kişi, Gazze’den Yahudi varlığına iade edilen son esirin cesedidir. Netanyahu onun hakkında şöyle dedi: “Tüm gücüyle savaştı ve Gazze’de 14 sivili öldürdü.” Böylece Yahudi varlığının her türlü değerden soyutlanmış olduğunu açıkça itiraf etmiş oldu. (El Cezire, AFP)
Aynı zamanda Yahudi varlığı Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarını sürdürmektedir. Uçakları ve topçuları, Gazze’nin orta kesimindeki Deyr el-Belah bölgelerini ve güneydeki Han Yunus’u bombalamıştır. Ekim 2026’daki ateşkes anlaşmasından bu yana Yahudi varlığının sürdürdüğü saldırılar sonucunda yaklaşık 486 kişi şehit olmuş, 1341 kişi de yaralanmıştır. Ayrıca 7 Ekim 2023’ten itibaren iki yıl boyunca Gazze Şeridi’ne karşı yürütülen soykırım savaşı, 71 bin kişinin şehit olmasına, 171 bin kişinin yaralanmasına ve sivil altyapının %90’ının büyük ölçüde tahrip edilmesine yol açmıştır.
Buna rağmen, ağır silahlarla donatılmış olmalarına ve özellikle Filistin’e komşu olmalarına rağmen İslam beldelerindeki ordular Gazze halkına yardım etmek için harekete geçmemiştir. Çünkü bu orduların komutanları, Yahudi varlığına, Amerika’ya ve Batı’ya bağlı olan bu ülkelerin yöneticilerinin emirleriyle hareket etmektedir.
- Trump, Irak’ın fiilî yöneticisi olduğunu ilan ediyor
Irak’ta seçimleri kazanan Şii partileri bünyesinde barındıran “Koordinasyon Çerçevesi”, 24/01/2026 tarihinde eski başbakan Nuri el-Maliki’yi yeniden başbakanlığa aday gösterdiğini açıkladı.
Ancak ABD Başkanı Trump buna itiraz etti ve Truth Social platformu üzerinden şu paylaşımı yaptı:
“Büyük devlet Irak’ın, Nuri el-Maliki’yi yeniden başbakan olarak atayarak son derece kötü bir tercih yapabileceğini duydum. Maliki’nin iktidarda olduğu son dönemde ülke yoksulluk ve kaosa sürüklendi; bunun tekrar etmemesi gerekir. Onun çılgın politikaları ve ideolojileri nedeniyle, eğer seçilirse Amerika Birleşik Devletleri gelecekte Irak’a hiçbir yardımda bulunmayacaktır. Amerika’nın yardımı olmadan Irak’ın başarılı olma şansı yoktur.” (El Cezire)
El Cezire, Reuters haber ajansının bir raporuna dayanarak şunu aktardı:
“Amerika, Irak üzerinde büyük bir nüfuza sahiptir. Özellikle de ülkenin petrol ihracatından elde edilen gelirlerin, 2003’teki Amerikan işgalinden sonra varılan bir düzenleme uyarınca New York’taki ABD Merkez Bankası’nda tutulması bu nüfuzu pekiştirmektedir.”
Bu arada Irak başbakanı, Amerika’ya olan bağlılığını ispat etmeye çalışarak şöyle dedi:
“Bu grupları dizginleme yönündeki çabalarım sayesinde Amerika’nın güvenini kazandım.”
Bilindiği üzere Maliki, 2008–2014 yılları arasındaki iktidarı döneminde Amerika’ya büyük hizmetlerde bulunmuştur. Bunların başında, Amerika’ya Irak’ta kendi çıkarlarını veya sözde demokrasiyi tehdit eden herhangi bir durum gördüğünde müdahale hakkı tanıyan güvenlik anlaşmasını imzalaması gibi büyük bir ihanet gelmektedir.
Ancak Trump, hem kendi kişisel büyüklüğünü hem de Amerika’nın büyüklüğünü göstermek ve Amerikan başkanının Irak’ın gerçek yöneticisi olduğunu ortaya koymak istemektedir. Irak’ta “yönetici” diye adlandırılan hizmetkârları atayan da görevden alan da odur. Maliki, Sudani ve benzeri bu işbirlikçi hizmetkârlar ise Amerika’ya olan ajanlıklarını ve onun çıkarlarını gerçekleştirme konusundaki hazır oluşlarını ispatlamak için birbirleriyle yarışmaktadırlar.
- Ahmed Şera, Trump’a ve Amerika’ya olan bağlılığını teyit ediyor
Suriye resmî haber ajansı SANA, Başkan Ahmed Şera’nın 27/01/2026 tarihinde ABD Başkanı Trump’tan uzun bir telefon görüşmesi aldığını bildirdi. Görüşmede Suriye’deki geçiş sürecinin gelişmeleri, güvenlik ve istikrarın güçlendirilmesi için yürütülen çabalar ile bölgesel ve uluslararası istikrara hizmet edecek ikili iş birliği imkânları ele alındı.
Ahmed Şera, Suriye topraklarının birliğine bağlılığını vurguladı ve başta DEAŞ olmak üzere terör örgütlerinin yeniden ortaya çıkmasının önlenmesi için uluslararası çabaların önemine dikkat çekti.
Trump ise, ateşkesin sağlanması ve güçlerinin Suriye ordusu ile resmî devlet kurumlarına entegre edilmesine ilişkin olarak SDG ile imzalanan anlaşmayı memnuniyetle karşıladığını ifade etti.
Bu, Trump’ın birkaç gün içinde Ahmed Şera ile gerçekleştirdiği ikinci telefon görüşmesidir. Nitekim Trump, 19/01/2026 tarihinde de kendisiyle görüşmüştü. Suriye Cumhurbaşkanlığı, 19/01/2026 tarihinde Facebook sayfasında yaptığı açıklamada, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şera’nın o gün Başkan Trump ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini duyurmuştu. Açıklamada, iki başkanın Suriye topraklarının birliği ve bağımsızlığının korunmasının önemini teyit ettikleri, istikrarın sağlanmasına yönelik tüm çabaların desteklenmesi gerektiği üzerinde durdukları belirtildi. Taraflar ayrıca, Suriye devleti çerçevesinde Kürt halkının haklarının güvence altına alınması ve korunması gereği üzerinde durdu ve DEAŞ’la mücadelede iş birliğinin sürdürülmesi ve tehdidinin sona erdirilmesi konusunda mutabık kaldı. İki başkan, bölgesel ve uluslararası meydan okumalarla yüzleşebilecek güçlü ve birleşik bir Suriye görme yönünde ortak bir beklenti dile getirdi; ayrıca bazı bölgesel dosyaların da ele alındığı ifade edildi.
Bu durum, Trump’ın Amerika’nın yeni ajanı Ahmed Şera’dan, Amerika’ya daha fazla hizmet sunma konusundaki hazırlığını doğrudan duymak ve iç, bölgesel ve uluslararası meselelerle ilgili yeni talimatlar vermek istediğini göstermektedir. Böylece bu talimatların uygulanmasında herhangi bir hata yapılmasının önüne geçmeyi amaçlamaktadır. Nitekim Trump, Ahmed Şera’nın kendisinden istenen her şeyi yerine getireceğine olan güvenini daha önce de dile getirmiştir. Özellikle, İslam’ın yeniden yönetime dönmesini talep eden, Amerikan nüfuzunu reddeden ve Filistin’in kurtuluşu için cihad çağrısı yapan herkese karşı mücadele edilmesini istemektedir; bunları da “terör örgütleri” olarak nitelendirmektedir.
Hizb-ut Tahrir Emiri, âlim Ata Ebu-Raşta, 27/01/2026 tarihinde yayımlanan “Suriye’deki gelişmeler ve SDG’nin gerilemesi” başlıklı bir soruya verdiği cevapta, Amerika’nın Ahmed Şera’yı Türkiye aracılığıyla satın aldığını ortaya koymuştur. Amerika, önceki ajanı Beşşar Esed’den ülkeyi terk etmesini istemiş ve yönetimi ona teslim etmiştir. Trump, Ahmed Şera hükümetinin Amerika’nın bölgedeki çıkarlarını gerçekleştirme konusunda daha yetkin olduğunu görmüştür; zira bu yönetim, Suriye’den İslamî yönetim sistemini tamamen uzaklaştırmış ve Yahudi varlığının Suriye’deki taleplerine boyun eğdiğini açıkça ortaya koymuştur. Bunun üzerine Trump ve bakanları, SDG’nin rolünün sona erdiğini ve Suriye rejiminin, Amerika’nın çıkarlarına hizmet etme konusunda SDG’nin yerini aldığını ilan etmiştir.
Ata Ebu Raşta ayrıca, Amerika’nın artık yeni ajanından daha fazla haramı işlemesini talep ettiğini, onun da Amerika’yı memnun etmek için bunları yerine getirdiğini belirtmiştir. Cevabını şu sözlerle tamamlamıştır:
“Böylece, Suriye halkının sistemi değiştirmek ve yerine İslam’ın hükmünü ikame etmek için verdiği onca fedakârlıktan sonra, Suriye’nin Amerika’nın parmaklarının ucunda bir oyuncağa dönüşmesi gerçekten acı vericidir.”
Ayrıca, yeni ajan Ahmed Şara’yı, kendisinden önceki ajanların akıbetine uğramaması konusunda uyarmıştır. Zira Amerika, hizmetlerine artık ihtiyaç duymadığında, kendisinden daha iyi hizmet edecek yeni bir ajan bulduğunda onu yolun kenarına atar; daha önceki ajanlarına yaptığı gibi. Çünkü Allah, ajanları dünyada rezil eder ve ahirette onlar için daha büyük bir azap hazırlamıştır.
Esad Mansur