– 28 –
İsrailoğullarının on iki boya bölünmesi
Allah’ın onlara bol nimetler vermesi
Buna rağmen O’na isyan etmeleri
Emirlerin manalarını değiştirmeleri
Nankörlük ve gaddarlık
Bir kısım Müslümanların onların hâline düşmesi
وَقَطَّعۡنٰهُمُ اثۡنَتَىۡ عَشۡرَةَ اَسۡبَاطًا اُمَمًا ؕ وَاَوۡحَيۡنَاۤ اِلٰى مُوۡسٰٓى اِذِ اسۡتَسۡقٰٮهُ قَوۡمُهٗۤ اَنِ اضۡرِبْ بِّعَصَاكَ الۡحَجَرَ ۚ فَاْنۢبَجَسَتۡ مِنۡهُ اثۡنَتَا عَشۡرَةَ عَيۡنًا ؕ قَدۡ عَلِمَ كُلُّ اُنَاسٍ مَّشۡرَبَهُمۡؕ وَظَلَّلۡنَا عَلَيۡهِمُ الۡغَمَامَ وَاَنۡزَلۡنَا عَلَيۡهِمُ الۡمَنَّ وَالسَّلۡوٰىؕ كُلُوۡا مِنۡ طَيِّبٰتِ مَا رَزَقۡنٰكُمۡؕ وَ مَا ظَلَمُوۡنَا وَلٰـكِنۡ كَانُوۡۤا اَنۡفُسَهُمۡ يَظۡلِمُوۡنَ ﴿۱٦۰﴾ وَاِذۡ قِيۡلَ لَهُمُ اسۡكُنُوۡا هٰذِهِ الۡقَرۡيَةَ وَكُلُوۡا مِنۡهَا حَيۡثُ شِئۡتُمۡ وَقُوۡلُوۡا حِطَّةٌ وَّادۡخُلُوا الۡبَابَ سُجَّدًا نَّـغۡفِرۡ لَـكُمۡ خَطِيْٓــٰٔــتِكُمۡ ؕ سَنَزِيۡدُ الۡمُحۡسِنِيۡنَ ﴿۱٦۱﴾ فَبَدَّلَ الَّذِيۡنَ ظَلَمُوۡا مِنۡهُمۡ قَوۡلًا غَيۡرَ الَّذِىۡ قِيۡلَ لَهُمۡ فَاَرۡسَلۡنَا عَلَيۡهِمۡ رِجۡزًا مِّنَ السَّمَآءِ بِمَا كَانُوۡا يَظۡلِمُوۡنَ﴿۱٦۲﴾
“Onları (İsrailoğullarını) on iki toruna göre ümmetlere ayırdık. Musa, kavmi için kendisinden su isteyince ona: ‘Asanı taşa vur’ diye vahyettik. Böylece ondan on iki pınar fışkırdı. Bunlardan her grup, kendisine ait su içme yerini bildi. Üzerlerine de bulutu gölge yaptık ve onlara men ile selvayı indirdik. ‘Size verdiğimiz tayyip rızıklardan yiyin’ (dedik). Ama onlar bize zulmetmediler, ancak kendi kendilerine zulmediyorlardı.” (160)
“Onlara: ‘Bu şehirde yerleşin, ondan dilediğiniz gibi yiyin; “hıtta” (günahlarımızı bağışla) deyin ve secde ederek kapıdan girin ki günahlarınızı bağışlayalım. İhsan edenlere daha fazlasını vereceğiz’ denildi.” (161)
“Onlardan zalim olanlar, kendilerine söylenen sözü başka bir sözle değiştirdiler. Zulmetmeleri sebebiyle üzerlerine gökten bir azap indirdik.” (162)
Allah, İsrailoğullarını on iki toruna göre ümmetlere ayırmıştır.
Lügatte ümmet, bir topluluk veya belli sayıda insan topluluğu anlamına gelir.
Yakub’un diğer adı İsrail’dir. Onun on iki oğlu vardı. Musa döneminde Yakub’un oğullarından gelen torunlar esas alınmıştır. Buna göre İsrailoğulları on iki boya ayrılmıştır.
Bu ayet, Bakara 60. ayete benzemektedir. Ancak orada, on iki gruba veya boya bölünme açıkça belirtilmemiştir. Orada sadece Musa’nın asasını taşa vurmasıyla on iki pınarın fışkırdığı ve her grubun kendi içme yerini bildiği ifade edilmiştir.
Musa’nın kavmi, sıcaklık sebebiyle suya ihtiyaç duyduğunda su istemiştir. Ayette, Musa’nın kavmi için istiskâ yaptığı geçmektedir. İslam’da istiskâ namazı vardır.
Rasûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Müslümanlar su bulamadığında istiskâ namazı kılmalarını ve dua etmelerini talep etmiştir.
Musa istiskâ edince Allah ona, asasını taşa vurmasını vahyetmiştir.
Burada Allah Tevrat dışında da Musa’ya vahiy verdiğini bildirmektedir. Bu ayet, “Kitap veya Kur’an dışında vahiy yoktur” diyerek sünneti inkâr eden sapık kimseleri yalanlamaktadır.
Musa, Allah’ın vahyine binaen asasını taşa vurmuş ve ondan on iki pınar fışkırmıştır. İsrailoğullarından her grup, kendisine ait içme yerini bilmiştir. Böylece aralarında ihtilaf ve kavga çıkmamıştır.
Yemek istediklerinde ise Allah gökten men ve selva adlı nimetleri indirmiştir. Men’in bal gibi bir yiyecek, selvanın ise bıldırcın olduğu rivayet edilmiştir.
Çölde güneşin sıcaklığından korunmaları için Allah bulutları sevk etmiş ve onları gölgelendirmiştir.
Bakara 57. ayette de bu nimetler zikredilmektedir. Ancak Bakara 61. ayette, men ve selva indirildikten sonra onların: “Biz hep bundan yemeye sabredemeyiz” diyerek yerden biten bakla, kabak, soğan, sarımsak ve mercimek gibi yiyecekleri istedikleri anlatılır. Allah, sürekli isyan etmeleri sebebiyle onları zillet ve aşağılık damgasıyla cezalandırmış, bu yiyecekleri elde etmek için bir şehre girmelerini emretmiştir. Böylece Allah’ın gazabına ve lanetine uğramışlardır.
Allah onlara: “Size verdiğimiz tayyip rızıklardan yiyin” diye hitap etmiştir. Allah’ın indirdiği bu yiyecekler tayyip, yani temizdir. Her helal yiyecek ve mala tayyip denir; haram yiyecek ve mala ise habis, yani pis denir.
Bunun manası şudur: Allah’ın size verdiği tayyip rızıklara karşı O’na şükredin, hakkını verin. Allah sizden ne istemişse onu yerine getirin; Allah’a ve Rasûlü’ne isyan etmeyin.
İşte Allah’ın nimetleri onlara ardı ardına gelmiş, bunların her biri başlı başına mucize olmuştur. Buna rağmen isyan etmişlerdir. Çünkü “Bize zulmetmediler, ancak kendi kendilerine zulmediyorlardı” ifadesinin manası şudur: Allah’a karşı haksızlık yaptılar, O’nun emirlerine uymadılar; böylece kendi kendilerine zulmetmiş oldular.
Allah’a haksızlık yapmak, Allah’a zulmetmek anlamına gelmez. Allah, başkalarının zararından münezzehtir. Hiç kimse Allah’a zarar veremez ve zarar getiremez. Onların isyanları Allah’ı asla etkilemez. Ancak kendileri etkilenir, Allah’ın azabını hak ederler ve böylece kendi kendilerine zulmetmiş olurlar.
Allah, İsrailoğullarına çaba sarf etmeden, yorulmadan, meşakkat ve eziyet çekmeden, tehlike görmeden sürekli nimetler verince onlar şımarıp isyan ettiler. Bir insana veya bir çocuğa sürekli karşılıksız verildiğinde şımarır. İsrailoğulları da bu hâlde idiler. Bugün de bu hâl üzeredirler.
Nitekim Maide 18. ayette geçtiği gibi: “Biz Allah’ın çocuklarıyız ve sevgilileriyiz; ne yaparsak yapalım bize azap edilmez” iddiasında bulunmuşlardır.
Bu nedenle Filistin’de katliam yaparlar, Filistin halkına her türlü zulmü reva görürler. Aynı zamanda “Allah bizi hesaba çekmez” derler. Kendilerine yardım edene de nankörlük ederler; fırsat buldukça onun elinden her şeyi almaya çalışırlar.
Osmanlılar döneminde Hilafet Devleti, onları İspanyolların ve Avrupalıların eziyetlerinden ve katliamlarından kurtarmış, barındırmıştır. Fakat buna rağmen Britanya ile gizlice işbirliği yaparak bu devlet aleyhine çalışmaya başlamışlardır. İttihat ve Terakki Cemiyeti içinde Müslüman ve Türk kılıfı altında faaliyet gösteren dönme Yahudiler, Halife II. Abdülhamid’in devrilmesinde rol oynamışlardır. Hilafetin yıkılmasında da başrolü üstlenmişlerdir. Dönme olan Mustafa Kemal, kendisini Müslüman ve Türk olarak gösterip İngilizlerle işbirliği yaparak Hilafeti yıkmış ve küfür olan laik ve demokratik cumhuriyeti kurmuştur.
İşte İslam ve Müslümanlara baş düşmanlık eden Britanya, Filistin’i işgal edince dünyanın her yerinden Yahudileri toplayıp oraya getirmeye başlamıştır.
Bunlar, Müslümanların kendilerine yaptığı yardımı ve sağladığı himayeyi unutarak nankörlük etmiş, evlerini ve topraklarını Müslümanların elinden almaya başlamış, ardından onları yurtlarından sürmüşlerdir. Zira Britanya onları silahlandırmış ve Müslümanlara saldırtmıştır.
Britanya’dan sonra ise İslam ve Müslümanlara baş düşmanlığı üstlenen Amerika, onlara bir devlet kurdurmuş ve her türlü yardımı sağlamıştır. Bunun amacı da Britanya’nın amacıyla aynıdır: onları Müslümanlara karşı kullanmak. Müslümanların birleşmesini, güçlenmesini ve yeniden Hilafet Devleti’ni kurmalarını engellemektir. Böylece Yahudiler ve Hristiyanlar, İslam’a karşı ortak düşman olarak işbirliği yapmışlar ve hâlâ bu işbirliğini sürdürmektedirler.
Maide Suresi 51. ayette geçtiği gibi, Müslüman olduğunu iddia edip onları dost edinen kimse onlardan olur, zalim kavimler arasına girer ve hidayeti bulamaz.
İşte Musa döneminden beri Yahudilerin karakteri bu olmuştur: Kim kendilerine yardım ederse, ona karşı şımarır ve aleyhinde çalışırlar. Ancak İslam’a giren, haham Abdullah bin Selam gibi kimseler müstesnadır.
“Onlara şöyle denildi: Bu köyde yerleşin” ifadesinin benzeri Bakara 58. ayette de geçmektedir. Ancak orada “yerleşin” yerine “girin” kelimesi kullanılmıştır. Bu da sadece girip çıkmaları değil, oraya girip yerleşmeleri istendiğini göstermektedir.
“Ondan, o köyden dilediğinizi yiyin.” Ancak bunun karşılığında “Günahlarımızı bağışla deyin ve secde ederek kapıdan girin” emri verilmiştir. Allah, bunun neticesinde “Böylece günahlarınızı bağışlayalım. İhsan edenlere de fazlasını vereceğiz” buyurmak sureti ile neticeyi bildirmiştir.
“Onlardan zalim olanlar, kendilerine söylenen sözü değiştirdiler. Zulmetmeleri sebebiyle üzerlerine gökten bir azap indirdik.”
Fakat onlar bunu yapmadılar; sözleri değiştirdiler. Mağfiret dilemekten kibirlendiler. “Hıtta” (günahlarımızı bağışla) demek yerine “hinta” (buğday) isteriz dediler.
Bu sebeple fasıklık yaptılar ve Allah da gökten üzerlerine azap indirerek onları cezalandırdı.
Allah, bize İsrailoğullarının düştüğü bu hâli kıssa olarak anlatırken, aynı duruma düşmememiz için bizi uyarmaktadır.
Zira bu asırda da kendisini “Müslümanım”, “âlimim” veya “hocayım” diye tanıtan bazı kimseler, buğday için, yani çıkar uğruna, dünya menfaati karşılığında Allah’ın ayetlerine ters manalar vermektedirler. Makam veya ödül almak için zalim yöneticileri memnun eder, Allah’a isyan ederler.