Habere Kısa Bir Bakış

  • İslam’a Aykırı Filistin Devleti Anayasa Taslağının Yayımlanması

11/2/2026 tarihinde, İslam’a ve hükümlerine birçok maddesiyle aykırı olan Filistin Devleti Anayasa Taslağı yayımlandı. Her ne kadar 4. maddede “İslam, Filistin Devleti’nin resmî dinidir ve İslam şeriatının ilkeleri yasamanın temel kaynaklarından biridir.” ifadesi yer alsa da, şeriatın yasamanın tek kaynağı olduğu belirtilmemiştir. Bu da, İslam dışında başka yasama kaynaklarının da kabul edildiği anlamına gelmektedir. 162 maddeden oluşan anayasa taslağında İslam’a bunun dışında başka bir yer verilmemiştir.

  • maddede yönetim sisteminin “cumhuriyetçi, demokratik ve temsili” olduğu belirtilmiştir. Cumhuriyetçi demokratik sistem, yasama kaynağının şeriat değil halk olduğu anlamına gelir. Nitekim 9. maddede “Filistin halkı yetkilerin kaynağıdır.” denilerek bu husus açıkça vurgulanmıştır.
  • maddede ise “Filistin Devleti, uluslararası hukuka ve Birleşmiş Milletler Şartı’na saygı gösterir.” ifadesi yer almaktadır. Bu durum, İslam’a ve onun tüm kaynaklarına aykırıdır. Üstelik bu, büyük bir aldatmacadır. Nitekim uluslararası hukuk çevrelerinden bir tanık olarak, Kanada Başbakanı Karni 21/1/2026 tarihinde Davos Forumu’nda, bu Batılı sömürgeci hukuk sisteminin sahiplerinin huzurunda bunu dile getirmiştir. Uluslararası hukuk ve Birleşmiş Milletler kararları Filistin’in lehine uygulanmamış; aksine Filistin halkı için bir felaket olmuştur. Filistin’in bölünmesini onaylamış ve Filistin topraklarının yaklaşık %80’inin Yahudiler tarafından gasbedilmesini tanımıştır.

Anayasa taslağı, birçok maddede kamu özgürlüklerini güvence altına almaktadır. Ancak bu özgürlüklerin, anayasa metni ve İslam’a aykırı olan uluslararası anlaşma ve sözleşmeler çerçevesinde olduğu belirtilmektedir. 30. maddede “Kişisel özgürlük doğal bir haktır ve dokunulmazdır.” denilmektedir. Bu ifade, kişinin istediğini yapabileceği ve tasarruf ile muamelelerinde şer’î hükümlere bağlı olmadığı anlamına gelmektedir.

  • maddede “İnanç özgürlüğü mutlak özgürlüktür.” denilmektedir. Buna göre kişi, İslam’dan dönüp herhangi bir küfür dinine girebilme hakkına sahiptir. Aynı şekilde 38. maddede “Düşünce özgürlüğüne dokunulamaz.” ifadesi yer almaktadır; yani kişi, İslam’a aykırı dahi olsa her türlü görüşü dile getirebilir.
  • maddede ise “Ekonomik sistem, karma ekonomi ilkelerine dayanır.” denilmektedir. Bu sistem, kapitalizmi sosyalizmden alınmış bazı yamalarla birleştiren bir yapıdır.
  • maddede “Kanun, Filistin Devleti’nin toprak bütünlüğüne karşı ihanet, casusluk ve komplo suçlarını cezalandırır.” hükmü yer almaktadır. Bu madde gereğince, Filistin Kurtuluş Örgütü’nün kurucuları, yöneticileri ve Filistin yönetiminde bulunan yetkililerin cezalandırılması gerekir. Zira Oslo Anlaşması’nda Filistin topraklarının yaklaşık %80’inden vazgeçerek büyük bir ihanet işlemiş, bu topraklar üzerinde kurulan Yahudi varlığını tanımış ve bu suç yapısıyla Filistin halkına karşı iş birliği yapmışlardır. Güvenlik koordinasyonunu kutsal bir ilke hâline getirmiş; Filistin halkı hakkında istihbarat toplayarak onları Yahudi varlığına teslim etmişlerdir.

Anayasa taslağında Filistin Devleti için bir ordunun varlığına yer verilmemiş; yalnızca 153. maddede belirtildiği üzere güvenlik güçleri ve güvenlik birimlerinden söz edilmiştir. Bu durum, Amerika’nın “Eğer bir Filistin devleti kurulursa silahlı kuvvetlere sahip olmamalıdır.” şeklindeki talimatına boyun eğmenin bir sonucudur. Kaldı ki, işgal altındaki Batı Şeria’nın bir kısmında dahi böyle bir devletin kurulması artık uzak bir ihtimal hâline gelmiştir. Yahudi varlığı Batı Şeria’yı ilhak ettiğini ilan etmiş; yerleşimci sürülerinin Müslüman halkın topraklarını gasbetmesine ve yeni yerleşimler kurmasına izin vermeye başlamıştır.

  • Trump: Netanyahu’ya, İran ile müzakerelerin öncelikli tercihimiz olduğunu bildirdim

Yahudi varlığının Başbakanı Netanyahu, 11/2/2026 tarihinde Amerika’ya bir ziyaret gerçekleştirdi ve Beyaz Saray’da Başkan Trump ile 3 saat süren bir görüşme yaptı. Bu görüşmede İran ve onunla yürütülen müzakerelere ilişkin taleplerini sundu.

Görüşmenin ardından Trump, 11/2/2026 tarihinde Truth Social platformunda yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Netanyahu ve beraberindeki heyetle yaptığım görüşme son derece verimli geçti. İran ile bir anlaşma ihtimalini görüşmek üzere müzakerelerin sürdürülmesi konusundaki ısrarım dışında nihai bir anlaşmaya varmadık. Eğer bir anlaşma sağlanırsa, bunun tercih ettiğimiz seçenek olduğunu Netanyahu’ya bildirdim. Şayet bu mümkün olmazsa, gelişmelerin nasıl seyredeceğine bakacağız. Önceki sefer İran, anlaşma yapmamanın kendi çıkarına olduğuna karar verdi ve gece yarısı bir çekiç darbesi aldı… Bu kez daha akılcı ve sorumlu davranmalarını umuyoruz.” Ayrıca Trump, “Netanyahu ile Gazze’de ve genel olarak bölgede kaydedilen büyük ilerlemeyi de ele aldık.” ifadelerini kullandı.

Öte yandan, Yahudi varlığının Başbakanlık Ofisi 11/2/2026 tarihinde X platformundaki hesabında, “Netanyahu’nun ABD Başkanı ile İran’la yürütülen müzakereleri, Gazze Şeridi’ni ve bölgesel gelişmeleri görüştüğünü; müzakereler bağlamında İsrail Devleti’nin ulusal güvenliğinin önemini vurguladığını” duyurdu.

Bütün bunlardan, Netanyahu’nun girişimlerinin sonuçsuz kaldığı ve Trump ziyaretinden istediğini elde edemediği anlaşılmaktadır. Zira İran’ın uzun menzilli füzelerinin müzakerelere dâhil edilmesini talep etmiş; ancak Amerika şu aşamada bu konuyu müzakerelere almamış, nükleer programa ve zenginleştirme oranının belirlenmesine odaklanmıştır.

Netanyahu ayrıca İran rejiminin düşürülmesini de talep etmektedir. Ancak Amerika, 11/2/2026 tarihinde Başkan Yardımcısı Vance aracılığıyla şu cevabı vermiştir: “Eğer İran halkı rejimi devirmek isterse, bu onların meselesidir.” Yani Amerika’nın böyle bir hedefi bulunmamaktadır.

Tüm bunlar, İran rejiminin hâlâ Amerika’nın yörüngesinde hareket ettiğini göstermektedir. Nitekim İranlı birçok yetkili, İran’ın Amerika’nın Afganistan ve Irak’ı işgalinde yardımcı olduğunu; ayrıca Suriye’de de Amerika’ya destek verdiğini ve kendi ajanı Beşşar Esed’i, yerine alternatif bir ajan bulununcaya kadar koruduğunu açıklamıştır. Sonunda bu alternatifin Ahmed Şara olduğu ifade edilmektedir.

Buradan da açıkça anlaşılmaktadır ki, Amerika’da karar mercii başkandır; Netanyahu ve onun varlığı, başkana istediğini dayatamaz. Bununla birlikte, söz konusu varlık Amerika’nın bölgedeki nüfuzunu genişletmek ve İslam ümmetinin Batı sömürgeciliğinin boyunduruğundan kurtuluşunu engellemek için kullandığı kirli bir baskı aracıdır.

  • Amerika’nın Nijerya’daki Askerî Varlığını Artırma Planı

10/2/2026 tarihinde AFP’nin aktardığına göre, Nijerya Savunma Bakanlığı Sözcüsü General Samaila Ouba şu açıklamayı yaptı: “Eğitim ve teknik destek konusunda yardımcı olmaları için Amerikan güçlerinden faydalanacağız.”

Daha önce Amerikan Wall Street Journal gazetesi, Nijerya’ya yaklaşık 200 Amerikan askerinin konuşlandırılmasına yönelik bir planı ortaya çıkarmıştı. Bu askerlerin, Nijerya’da hâlihazırda bulunan küçük bir Amerikan ekibine katılarak Nijerya güçlerine hava ve kara saldırıları için hedef belirleme konusunda yardımcı olacağı belirtilmişti.

Amerikan güçlerinin Nijerya’daki varlığını artırmayı hedefleyen bu anlaşmanın, ABD Başkanı’nın Nijerya’daki Hristiyanların sözde “soykırıma uğradığı” yönündeki asılsız iddiaları sonrasında geldiği bilinmektedir. Amerika, Nijerya’daki halka—Müslim ve gayrimüslim—saldırılar düzenlemekle El-Kaide ve Boko Haram örgütlerini suçlamaktadır. Ancak haberler, Trump’ın bu iddialarının doğru olmadığını ortaya koymaktadır. Zaman zaman yaşanan olayların, Hristiyan çiftçiler ile Müslüman sığır yetiştiricileri arasında tarım arazileri ve otlaklar konusunda çıkan anlaşmazlıklardan ibaret olduğu; Amerika’nın iddia ettiği gibi bir durumun söz konusu olmadığı ifade edilmektedir.

Amerika’nın asıl amacı, Nijerya’daki nüfuzunu genişletmeye çalışmaktır. Özellikle mevcut Nijerya yönetiminin, Cumhurbaşkanı Bola Ahmed Tinubu liderliğinde eski sömürgeci güç Britanya’ya yakın bir politika izlediği dikkate alındığında bu durum daha net anlaşılmaktadır.

Nijerya; petrol, doğal gaz ve diğer madenler bakımından son derece zengin bir İslam ülkesidir ve Amerika’nın iştahını kabartmaktadır. Halkının çoğunluğu Müslümandır ve üzerlerinde İslam’ın uygulanmasını arzulamakta; dinleriyle savaşan ve Hristiyanlığı sömürgeciliğin bir aracı olarak yaymaya çalışan Batı medeniyetini ve Batı sömürgeciliğini reddetmektedir.

Esad Mansur