Haberlere Kısa Bir Bakış

  • Trump, İran’a yönelik saldırısının yakında sona ereceğini iddia ediyor

ABD Başkanı Trump, İran’a yönelik saldırısının yakında sona ereceğini iddia ederek artık saldıracak herhangi bir şey kalmadığını söyledi.

11/3/2026 tarihinde Yahudi Kanal 12’ye verdiği demeçte şöyle dedi:
“Savaş yakında sona erecek; ancak kesin bir tarih vermek istemiyorum.”

Kanal ise şu bilgiyi paylaştı:
“Amerikalı ve İsrailli yetkililer, İran’a en az iki hafta daha saldırılar düzenlemeye hazırlandıklarını belirtti.”

Trump ayrıca Amerikan Axios sitesine yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“İran’da hedef alınabilecek neredeyse hiçbir şey kalmadı. İran’a yönelik saldırılar, daha ilk aşamadan itibaren mümkün olabileceğini düşündüklerinden daha büyük zararlar verdi.”

Trump sözlerine şöyle devam etti:
“Onlar Orta Doğu’nun geri kalanını da hedef alıyordu. 47 yıldır sebep oldukları ölüm ve yıkımın bedelini ödüyorlar. Bu bir intikamdır ve bundan kolayca kurtulamayacaklar.”

Görünüşe göre zorba Trump aşırı bir ahmaklığa sahiptir ve hesapları yanlıştır. İlk darbeyle ve İran’daki rejimin başı olan liderleri öldürerek bu rejimin hemen çökeceğini ya da Venezuela’da olduğu gibi derhal kendisine boyun eğeceğini zannetmişti. Ayrıca savaşın en fazla dört gün süreceğini düşünüyordu. Ancak hem onun hem de himayesindeki Netanyahu’nun beklentisi boşa çıktı. Bunun üzerine daha uzun bir süreden söz etmeye başladı ve rejimin devrilmesinin kendi ellerinde değil, İran halkının elinde olduğunu söylemeye başladı.

Öte yandan Amerika, onlarca yıldır bölgeye karşı vahşi bir saldırı yürütmektedir. Özellikle Afganistan, Irak ve İslam beldelerinin diğer bölgelerinde büyük yıkımlara sebep olmuş, bunun sonucunda milyonlarca masum Müslüman hayatını kaybetmiştir. Amerika, tüm Orta Doğu’yu hedef almakta, bölgeyi ve zenginliklerini kontrol altına almak, özgürleşmesini engellemek ve nübüvvet metodu üzere kurulacak bir Hilafetin yeniden tesis edilmesini önlemek istemektedir.

Ayrıca 1948 yılında Orta Doğu’nun kalbine Yahudi varlığını yerleştirmiş, onu desteklemiş ve varlığını sürdürebilmesi için her türlü silah ve imkânla donatmıştır. Böylece onu kirli bir araç olarak kullanarak Filistin, Lübnan ve diğer yerlerde yüz binlerce Müslümanı öldürmekte ve yaralamaktadır. Yahudi varlığı ise Orta Doğu’ya hâkim olmak ve Büyük İsrail’i kurmak istediğini açıkça ilan etmektedir.

  • Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, İran’ın saldırılarını kınıyor; ancak Amerika ve Yahudilerin saldırganlığını kınamıyor

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, 11/3/2026 tarihinde İran’ın Körfez ülkeleri ve Ürdün’e yönelik saldırılarını kınayan bir karar tasarısını oylamak üzere toplandı. Konseydeki 15 ülkeden 13’ü karar lehinde oy kullanırken, Rusya ve Çin oylamada çekimser kaldı.

Kararda İran’dan şu talepte bulunuldu:
“Silahlı çatışmalar sırasında sivillerin ve sivil tesislerin korunmasına ilişkin uluslararası insancıl hukuk da dâhil olmak üzere, uluslararası hukuk kapsamındaki yükümlülüklerine tam olarak uyması.”

Ancak aynı Güvenlik Konseyi, Amerika ve Yahudi varlığının geçen 28 Şubat’tan bu yana İran’a karşı sürdürdüğü saldırganlığı kınayan herhangi bir karar almamış, saldırgan taraflardan uluslararası hukuka ve özellikle sivillerin korunmasına riayet etmelerini de talep etmemiştir. Oysa bu güçler, ilkokul öğrencisi kızların bulunduğu bir okula saldırı düzenlemiş ve yüzlerce küçük kız çocuğu hayatını kaybetmiştir.

Bu durum, Güvenlik Konseyi’nin ve uluslararası hukukun büyük bir yalandan ibaret olduğunu; kararlarının seçmeci olduğunu ve adaletle hiçbir ilgisinin bulunmadığını açıkça göstermektedir.

Ayrıca Körfez ülkeleri ve Ürdün, Amerika’ya kendi topraklarında askeri üsler kurma izni vererek büyük bir ihanet işlemektedir. Zira Amerika’nın uçakları ve füzeleri bu üslerden havalanarak İran’a saldırmaktadır.

İran ise bu üslerden gelen Amerikan saldırılarına karşılık verdiğinde, bu ülkeler kendilerine saldırı yapılmış gibi davranmaktadır. Oysa onların Amerika’ya böyle bir izin vermeleri ve bir İslam beldesine yönelik saldırıya ortak olmaları caiz değildir; İslam bunu asla meşru görmez.

Nitekim Körfez ülkeleri daha önce de benzer bir tutum sergilemiş; Amerika’nın Afganistan, Irak ve Suriye’ye saldırabilmesi için Amerikan uçaklarının kendi topraklarından havalanmasına izin vermiştir.

  • Erdoğan İslami duyguları okşuyor, ancak küfür sistemini uygulamakta ısrar ediyor

Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, 11/3/2026 tarihinde Türk Parlamentosunda partisinin grup toplantısında bölgede yaşanan gelişmeler hakkında bir konuşma yaptı. Konuşması, her zamanki gibi mevcut duruma dair teorik değerlendirmeler ve duyguları okşayan ifadeler içeriyordu. İslami duygulara hitap ediyor; ancak İslami fikirleri uygulamıyor. Aksine, küfür hükümlerinin uygulanmasını savunuyor.

Konuşmasında şöyle dedi:
“Türkiye, bölge ülkelerine ve halklarına Sünni–Şii ayrımıyla bakmaz; onları tek bir din temelinde değerlendirir ve bu ortak din İslam’dır.”
Ayrıca şöyle söyledi:
“Etnik kökenlerimiz ne olursa olsun, bizi birleştiren şey mezheplerimizden ve kökenlerimizden önce İslam’dır.”

İslam’ı savunan ve Müslümanları birleştiren şeyin İslam olduğunu iddia eden bir kimse, 24 yıldır iktidarda bulunduğu ve elinde tüm imkânlar olduğu hâlde, derhâl İslam’ın uygulanacağını ilan etmelidir. Türkiye’yi hilafetin merkezi ilan etmeli ve İslam beldelerini birleştirmek için hemen çalışmalıdır.

Ancak o, İslam’a seküler bir bakış açısıyla yaklaşmakta; onu hayat nizamı ortaya koyan bir din olarak değil, yalnızca bir inanç olarak görmektedir. İslam’ın hem din hem de devlet olduğunu kabul etseydi, onu uygulamak için çalışır ve laik demokratik sistemi ortadan kaldırırdı. Fakat aksine, küfür sistemi olan laik demokratik düzende ısrar etmekte, onu en iyi sistem olarak görmekte ve hararetle savunmaktadır.

Nitekim Suriye’de İslami bir yönetimin kurulmasını engellemiş ve ülkenin yönetimini İslam ve Müslümanların en büyük düşmanlarından biri olan Amerika’ya daha sıkı şekilde bağlamıştır. Amerika’yı müttefik ve dost olarak görmekte; ayrıca Haçlı NATO ittifakı içinde onun emrinde hareket etmektedir.

2011 yılında Arap ülkelerinde devrimler başladığında Mısır’a gitmiş ve İslam’ın uygulanmasını talep eden halka en iyi sistemin laiklik olduğunu söylemiştir. 2012 yılında iktidara gelen “Müslüman Kardeşler” ve onların liderini laikliği uygulamaya ikna ettiğini; laikliğin İslam’a aykırı olmadığını ve ateizm anlamına gelmediğini söylediğini ifade etmiştir. Bu ise onun asılsız iddiasına göre, Batılı devletlerin ve kendisini laik olarak ilan eden ve laik demokratik sistemi uygulayan Yahudi devletinin de İslam’a aykırı olmadığı anlamına gelmektedir.

Konuşmasında dikkat çeken bir diğer husus ise Amerika ve Yahudi varlığının İran’a yönelik saldırganlığını kınamamış olmasıdır. Bunun yerine İran halkının savaşın acılarını çektiğinden söz etmiş; savaşın sivillere zarar verdiğini, ilkokul öğrencisi kızların bulunduğu bir okulda 175 kız çocuğunun öldürüldüğünü, İran’daki toplam can kaybının yaklaşık 2000’e ulaştığını ve altyapının büyük zarar gördüğünü dile getirmiştir. Ancak bunu açıkça bir saldırı olarak nitelendirmemiş, kınamamış ve buna karşı koyma çağrısında da bulunmamıştır.

Bununla da kalmamış; Yahudi varlığıyla ilişkileri kesmemiş, Amerika ile yaptığı askeri anlaşmaları iptal etmemiş ve Amerikan uçaklarının İran’ı vurmak için kullandığı askeri üsleri kapatmamıştır. Oysa bu üsler daha önce Irak, Afganistan ve Suriye’ye yönelik saldırılarda da kullanılmıştı.

Benzer bir tutumu Gazze’de Yahudi varlığının gerçekleştirdiği ve hâlen sürdürdüğü soykırım karşısında da sergilemiştir. Amerika’nın güçlü desteğiyle yürütülen bu saldırılar hakkında konuşurken, sadece “İsrail’in ateşkesi görmezden gelerek Gazze’ye saldırılarını yoğunlaştırdığını” söylemekle yetinmiştir.

Ayrıca Trump’ın Gazze’de savaşı durdurma planını da kabul etmiştir. Bu plan, Yahudi varlığını kurtarmış, onu güçlendirmiş ve Gazze’yi yıkmaya ve halkını öldürmeye devam etmesine imkân sağlamıştır. Plan, Gazze’deki mücahitlerin silahsızlandırılmasını öngörürken saldırgan Yahudi varlığının silahsızlandırılmasını gündeme getirmemiştir. Erdoğan ayrıca zorba Trump’ın kurduğu “Barış Konseyi”ne de katılmıştır.

Esad Mansur