Haberlere Kısa Bir Bakış

  • Amerikan ve Yahudi saldırılarında üst düzey İranlı liderlerin öldürülmesi

İran, 18/03/2026 tarihinde, Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Laricani ile Besic (iç güvenlik) komutanı Gulam Süleymani’nin suikastla öldürülmesine karşılık olarak Tel Aviv’i misket başlıklı füzelerle vurduğunu açıkladı.

Yahudi varlığı ise bu iki ismin öldürüldüğünü duyurduğu gibi, İstihbarat Bakanı İsmail Hatib’in de öldürüldüğünü açıkladı.

Bunun ardından İran Cumhurbaşkanı Abbas Bezeşkiyan şöyle dedi: “Meslektaşlarım İsmail Hatib, Ali Laricani ve Aziz Nasırzade’nin (İran Savunma Bakanı), ailelerinden ve korumalarından bazı kişilerle birlikte öldürülmesi bizi şaşırttı.”

Amerika ve Yahudi varlığının İranlı liderleri hedef almasının amacı, rejimi devirmek ya da zayıflatmak ve onu Amerikan şartlarına boyun eğmeye zorlamaktır.

İlginç olan ise, Yahudi varlığının Amerikan desteğiyle, İran’a yönelik saldırının ilk gününden itibaren, başta İran Cumhuriyeti lideri ve Savunma Bakanı olmak üzere birçok İranlı lideri öldürebilmiş olmasıdır.

Benzer bir durum, geçen yıl Amerika ve Yahudilerin İran’a yönelik saldırısında da yaşanmış; o dönemde çok sayıda askerî ve bilimsel lider öldürülmüş, casusları aramak amacıyla yüzlerce kişiyi kapsayan bir tutuklama kampanyası yürütülmüştü.

Bu durum, rejimin yapısında bir kırılganlık bulunduğunu göstermektedir. En önemli hatalardan biri, rejimi ve ülkeyi korumak için halk ve ordusuna dayanmadan Devrim Muhafızları’nın kurulmuş olmasıdır. Çünkü bir rejim, halk tarafından sahiplenilmeli ve onlar tarafından korunmalıdır. Toplumdaki her birey, sistemin adaletli olduğunu hissetmeli ve devletin kendi devleti olduğuna inanmalıdır.

Köklü değişim için çalışanlar ise, İslam’a dayanan ilkesel bir devlet kurmak amacıyla hareket ederken; insanlardan, fikirlerden, duygulardan ve sistemden oluşan toplumu sağlam İslami temeller üzerine inşa etmeye odaklanırlar. Tüm insanların sistemin adaletini hissetmesini ve devletin ayrım gözetmeksizin onların işlerini gözettiğini görmesini sağlarlar. İşte o zaman insanlar devleti kendi devletleri olarak kabul eder ve onu bütün güçleriyle savunurlar.

  • ABD Ulusal Terörle Mücadele Merkezi Müdürünün İstifası

ABD Ulusal Terörle Mücadele Merkezi Müdürü Joe Kent, 17/03/2026 tarihinde görevinden istifa ettiğini açıkladı. X platformunda şöyle yazdı: “İran, güvenliğimiz için yakın bir tehdit oluşturmuyordu. Açıkça görülüyor ki bu savaşı, İsrail ve ona bağlı güçlü Amerikan lobilerinin baskısı nedeniyle başlattık. Vicdanen bu savaşı destekleyemem.”

Aşırı sağcı olarak bilinen ve Trump’a yakınlığıyla tanınan Kent, 2025 Temmuz ayının ortalarında Kongre onayıyla bu göreve atanmıştı. Terör tehdidini analiz etmek ve ortaya çıkarmakla görevli bir kurumun başındaydı.

Bu istifa, Başkan Trump’a savaşı durdurması yönünde bir mesaj niteliği taşımakta ve Amerika’daki Yahudi lobisinin baskılarını reddettiğini göstermektedir. Nitekim aşırı sağ çevrelerde Yahudi lobisine ve Yahudi varlığına karşı bir eğilim oluşmaya başlamıştır. Bunu, aşırı sağcı ünlü medya figürü Tucker Carlson da yansıtmıştır. 08/03/2026 tarihinde “İsrail, dünyadaki en çirkin devletlerden biridir.” demiştir.

Geçtiğimiz Şubat ayında Filistin’i ziyaretinin ardından Yahudi varlığını sert şekilde eleştirmiş, Tel Aviv Havalimanı’nda sorgulanmak üzere durdurulmuştur. Ayrıca, “Hristiyan dünyası yakında 21. yüzyılın aldatmacasına uyanacak; mazlumiyet yalnızca işgal altındaki Müslümanlarla sınırlı değildir, Hristiyanları da kapsamaktadır… Gazze’de kiliseler bombalandı…” ifadelerini kullanmıştır.

Ancak Trump, çalışanı Kent’e şu sözlerle karşılık verdi: “Onun ayrılmasının iyi olduğunu anladım… Bizimle çalışan bir kişi, İran’ın tehdit oluşturmadığını düşünüyorsa, böyle insanları istemeyiz… İran çok büyük bir tehditti.”

Trump, böylece İran’a yönelik saldırı hedefini bizzat kendisinin belirlediğini vurgulamak istemektedir. Amaç; İran’ın nükleer ve füze sanayisini geliştirmesini sınırlamak, bağımsız hareket etmesini engellemektir. Zira İran, yaklaşık 47 yıl boyunca Amerika’nın çizgisinde ilerleyerek Afganistan, Irak ve Suriye’de Amerikan çıkarlarına hizmet etmiş, ardından Amerika’dan bağımsızlaşma yönünde eğilimler göstermeye başlamıştır.

Bu nedenle İran’ın bağımlı bir devlet olarak kalması ve Yahudi varlığını tehdit edebilecek imkânlara sahip herhangi bir devletin ortaya çıkmaması hedeflenmektedir. Çünkü Yahudi varlığı, Amerika’nın bölgedeki bir üssü ve vurucu gücü olarak görülmekte; bölgenin Amerikan nüfuzu altında kalmasını ve bağımsızlaşmamasını sağlamaktadır. Bu yüzden Yahudi varlığı, Amerika tarafından şımartılmakta; varlığını sürdürmesi ve kendisini tehdit eden her güce karşı saldırabilmesi için gerekli tüm imkânlarla desteklenmektedir.

  • Trump: Küba’yı herhangi bir şekilde ele geçirme şerefine sahip olacağımı düşünüyorum

Trump, 16/03/2026 tarihinde gazetecilere şöyle dedi (Eş-Şarku’l Avsat): “Küba’yı herhangi bir şekilde ele geçirme şerefine sahip olacağımı düşünüyorum; ister onu özgürleştirerek ister doğrudan ele geçirerek… İstediğimi yapabilirim.”

Adının açıklanmasını istemeyen bir Beyaz Saray yetkilisi ise şöyle dedi: “Başkanın ifade ettiği gibi, liderlerinin bir anlaşma imzalaması gereken Küba ile müzakere ediyoruz. Başkan bunun son derece kolay olacağına inanıyor. Küba başarısız bir devlettir ve yöneticileri, Venezuela’dan aldıkları desteği kaybetmeleri ve Meksika’nın petrol tedarikini durdurması nedeniyle büyük bir darbe almıştır.”

Mevcut Küba Devlet Başkanı Díaz-Canel’in istifa etmesi ve yerine, Amerika ile başlıca müzakereci olan ve Castro’nun torunu Raúl Guillermo Rodríegnez’in atanması ihtimali bulunmaktadır. Söz konusu kişi, Küba kökenli olan ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile doğrudan temas kurmuştur.

İki Amerikalı yetkili, Amerika’nın şu ana kadar Küba’da hâlâ en büyük nüfuza sahip olan Castro ailesi üyelerine karşı herhangi bir adım atmayı hedeflemediğini belirtmiştir. Bu durum, Trump ve yardımcılarının dış politikada sistemi tamamen değiştirmek yerine ona uyum dayatma yönündeki genel yaklaşımıyla örtüşmektedir. Özellikle de Amerikalı müzakerecilerin belirttiğine göre ABD, hâlâ Küba devriminin lideri Castro’nun fikirlerine bağlı kalan bazı tecrübeli yetkililerin görevden uzaklaştırılmasını ve Küba’daki siyasi mahkûmların serbest bırakılmasını talep etmektedir. Nitekim Amerika, 2021 yılı Temmuz ayında Küba’da rejime karşı patlak veren protestoları desteklemişti. Bunun üzerine yetkililer geniş çaplı tutuklamalar gerçekleştirmiş ve protestocular hakkında yargılamalar ile hapis cezaları uygulanmıştır.

Trump ise kibir ve küstahlığını vurgulayarak, Amerika’nın Küba’yı da Venezuela’da yaptığı gibi boyun eğdirdiğini göstermek istemektedir. Venezuela’da devlet başkanını devre dışı bırakıp, Amerikan şartlarına boyun eğen yardımcısını kabul ettirerek bunu bir zafer olarak sunmuştur. Trump da benzer şekilde, sistemi tamamen yıkmadan yöneticileri değiştirme yoluna gitmekte; ya onları etkisiz hale getirerek, öldürerek ya da istifaya zorlayarak yerlerine Amerika’ya bağlı isimler getirmeye çalışmaktadır. Böylece kendisini zafer kazanmış gibi görmekte ve bundan büyük bir gurur duymaktadır.

Amerika, karşısında durabilecek büyük bir devlet bulamamakta; küçük devletlerin dağınıklığından faydalanarak onlara karşı büyük bir kibir ve zorbalıkla hareket etmektedir. Dünyayı Amerika’nın bu taşkınlığı ve vahşetinden kurtarmanın yolu ise, İslam beldelerinde Raşidî Hilafetin kurulması ve bu beldelerin önemli bir kısmının birleştirilmesidir.

Esad Mansur