Haberlere Kısa Bir Bakış
- Amerika, İran ile müzakere arayışında ve aşağılayıcı bir plan sunuyor
Amerikan Başkanı Trump, 23\3\2026 tarihinde yaptığı açıklamada, Amerika’nın ismini vermediği bir İranlı liderle iletişim kurduğunu söyledi. Şöyle dedi: “Onun, en saygı duyulan şahsiyetlerden biri olduğunu düşünüyorum; o bir liderdir. Oldukça akılcıydı. Ancak o, rehber değildir.”
Amerikan “Axios” sitesi, ismini vermediği Yahudi varlığından bir yetkiliye dayanarak, “Bu muhatabın İran Şura Meclisi Başkanı Muhammed Bakır Galibaf olabileceği ihtimali”ni aktardı.
Ancak Galibaf, “X” platformunda bunu yalanlayarak şöyle dedi: “Amerika ile herhangi bir müzakere yapılmamıştır. Sahte haberler, finans ve petrol piyasalarını manipüle etmek ve Amerika ile İsrail’in içine saplandığı bataklıktan çıkmak için kullanılmaktadır.”
New York Times ise ismini vermediği yetkililere dayanarak, son günlerde İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff arasında doğrudan temas gerçekleştiğini aktardı. Ancak taraflardan hiçbiri bunu doğrulamadı.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi de, İran tarafının son günlerde dost ülkelerden, savaşın sona erdirilmesini hedefleyen bir Amerikan müzakere talebine ilişkin mesajlar aldığını doğruladı.
Ertesi gün, 24\3\2026 tarihinde, Trump’ın Pakistanlı arabulucular aracılığıyla İran’a sunduğu ve 15 maddeden oluşan plan açıklandı. Bu plan, müzakerelerin temeli olarak nitelendirildi. Söz konusu maddeler, daha önce de müzakere edilen esaslar olup, sonrasında Amerika ile Yahudi varlığının İran’a yönelik ortak saldırısı gerçekleşmişti.
Plan; İran’ın nükleer programının tamamen sökülmesini, Natanz, Fordo ve İsfahan’daki nükleer reaktörlerin kapatılmasını, zenginleştirilmiş uranyum stoklarının yurt dışına teslim edilmesini ve barışçıl amaçlar için ihtiyaç duyulan uranyumun dışarıdan ithal edilmesini kapsamaktadır. Ayrıca nükleer programı ve tedarik kaynakları üzerinde sıkı bir denetim mekanizması kurulması, balistik füze programının ve insansız hava araçları üretiminin durdurulması, Lübnan’daki partisi gibi bölgesel vekillere verilen desteğin sona erdirilmesi ve yaptırımların kaldırılması karşılığında su yollarının yeniden açılması da planın maddeleri arasındadır.
İran’ın bu maddeleri kabul etmesi durumunda, bu onun savaşta yenildiği ve artık direnemediği anlamına gelir. Bu aynı zamanda İran’ın teslim olması, kırılması ve Amerika’nın onun üzerinde hâkimiyet kurması demektir. Bu durum, Amerika’nın daha ileri adımlar atarak rejimi değiştirmesine ve onu kendisine bağlı hâle getirmesine imkân tanıyacaktır.
- Yahudi Varlığı, Güney Lübnan’da Tampon Bölge Kurma Planını Açıkladı
Yahudi varlığının Savunma Bakanı Yisrael Katz, 24\3\2026 tarihinde yaptığı açıklamada, güçlerinin Güney Lübnan’da Litani Nehri’ne kadar olan bölgeyi kontrol altına alacağını duyurdu. Şöyle dedi: “Yerlerinden edilen halk, Yahudi varlığının kuzeyindeki yerleşimcilerin güvenliği sağlanmadan Litani’nin güneyine geri dönmeyecektir.”
Ayrıca şöyle dedi: “Güçlerimiz, Hizbullah’ın kullandığı Litani Nehri üzerindeki beş köprünün tamamını havaya uçurdu… Geri kalan köprüler ile Litani Nehri’ne kadar uzanan güvenlik bölgesi de kontrol altına alınacaktır.”
Kendisi ve Başbakanı Netanyahu’nun, Lübnanlıların cephe hattındaki köylerde bulunan evlerinin yıkımını hızlandırması için orduya talimat verdiğini de belirtti. Bunun, İsrail bölgelerine yönelik tehditleri sona erdirmek amacıyla yapıldığını ve Litani üzerindeki tüm köprülerin yok edileceğini ifade etti.
Düşman, Litani Nehri üzerindeki köprüleri yıkmakta ve nehrin güneyinde kalan bölgeyi kendisi için güvenli bir alan hâline getirmek amacıyla kontrol altına alacağını ilan etmektedir. Bu bölge, 1948’deki Yahudi işgal sınırlarından itibaren yaklaşık 30 kilometre derinliğe kadar uzanmaktadır.
Buna karşılık Lübnan yöneticileri, diğer taraftan sadece kendisine boyun eğilmesini, zillet gösterilmesini ve kendi hesabına çalışılmasını kabul eden bu suçlu düşmanla barış arayışına girmektedir. Nitekim bunu Filistin Yönetimi ile yaptığı gibi yapmıştır. Aynı şekilde, zillet gösterip teslim olan Colani liderliğindeki Suriye rejimi ile de benzer bir durum yaşanmış; Yahudi varlığı, Suriye’nin güneyinde, başkent Şam’a kadar uzanan bir tampon bölge oluşturmuştur.
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, 19\3\2026 tarihinde Amerikan CNN ağına yaptığı açıklamada, Amerikan Başkanı Trump’a Lübnan’daki çatışmayı sona erdirmesi için yardım talep eden bir mesaj gönderdiğini duyurdu ve şöyle dedi: “Başkan Trump’a, İsrail tarafıyla derhal müzakerelere başlama konusundaki hazır olduğumuzu teyit etmek isterim.”
Ayrıca, İslam ve Müslümanların düşmanı olan, İran’a karşı savaş yürüten ve Gazze’deki soykırımda Yahudi varlığını destekleyen Amerika’yı “stratejik ortak” olarak nitelendirdi ve Başkan Trump’ın savaşı sona erdirmede belirleyici bir rol oynayabilecek en güçlü taraf olduğunu ifade etti.
Selam, Lübnan’ın İsrail-İran çatışmasının bedelini ödediğini iddia ederek Lübnan halkını mağdur olarak tanımladı. Oysa Yahudi varlığı Lübnan’ı da hedef almaktadır. Nitekim Başbakanı Netanyahu, “Büyük İsrail”i Nil’den Fırat’a kadar kurmak istediğini açıklamıştır. Bu da Lübnan’ın bu projenin içinde yer aldığı ve kontrol edilmek istendiği anlamına gelmektedir.
Eğer Lübnan’daki başbakan ve yönetimde bulunanlar biraz izzet sahibi olsalardı, orduyu harekete geçirir, Yahudi varlığına karşı cihad ilan eder ve Lübnan halkını Allah yolunda savaşmaya teşvik ederlerdi. Bu durumda silahlı tüm güçler devlet çatısı altında toplanabilir ve ardından düşman caydırılabilirdi.
Nitekim Lübnan halkı, Yahudi varlığının 1970’li yıllarda başlayan saldırılarından bu yana, ona karşı koyma ve onu birçok kez yenilgiye uğratma kabiliyetini defalarca ortaya koymuştur.
- Avustralya Başbakanı: Hizb-ut Tahrir Gençleri Onu Camiden Ayrılmaya Zorladı
Independent sayfası, 20\3\2026 tarihinde, “Protestocuların, Avustralya Başbakanı Anthony Albanese ile İçişleri Bakanı Tony Burke’ü, Batı Sidney’de bulunan ve ülkenin en büyük camisi olan Lakemba Camii’ni Ramazan Bayramı namazı sırasında ziyaret ettikleri esnada protesto ettiklerini ve yuhaladıklarını” aktardı. Protestocular, Avustralya’nın müttefiki olan İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarına karşı tutumundan dolayı öfkelerini dile getirdiler.
Ayrıca onlardan camiyi terk etmelerini istediler ve Yahudi varlığının Gazze’de gerçekleştirdiği soykırımı desteklemekle suçladılar. Bir güvenlik görevlisinin protestoculardan birini yere yatırdığı ve ardından uzaklaştırdığı görüldü. Kısa bir süre sonra Avustralya Başbakanı ve İçişleri Bakanı protesto nedeniyle camiden ayrıldı. Ancak protestocular, arkalarından yürüyerek “Yazıklar olsun size” diye bağırmaya devam ettiler.
Başbakan ise cami ziyaretinin son derece olumlu geçtiğini iddia etti. Ancak 30 bin kişilik kalabalık içinde sadece iki kişinin olay çıkardığını söyledi. Ayrıca “Bazı hoşnutsuzlukların, hükümetin bu ay Hizb-ut Tahrir’i yasaklı bir nefret grubu olarak sınıflandırmasından kaynaklandığını” ifade etti.
Sayfa ayrıca, geçen şubat ayında Yahudi varlığının Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’un, Avustralya Başbakanı’nın davetiyle ülkeyi ziyaret ettiğinde büyük protestoların gerçekleştiğini aktardı.
Batı’daki yetkililer, Müslümanları aldatmak amacıyla, kendilerinin İslam’a ve Müslümanlara karşı olmadıkları izlenimini vermek için dini vesilelerle camileri ziyaret etmektedirler. Oysa gerçekte Müslümanlara karşı çalışmakta; onları kendi toplumlarına entegre ederek eritmeye uğraşmakta, yani Batı kültürünü ve Yahudi varlığını destekleyen politikalarını kabul ettirmeye çalışmakta ve Müslümanların İslami kimliklerinden ve kültürlerinden vazgeçmelerini istemektedirler.
Hizb-ut Tahrir ise tüm bunlara karşı durmakta, Müslümanları kendi kültürleri konusunda bilinçlendirmekte ve onları İslami kimliklerine sarılmaya teşvik etmektedir. Bu nedenle Batılı devletler, Hizb-ut Tahrir gençlerinin faaliyetlerini kısıtlamakta; Almanya ve Britanya gibi ülkelerden sonra Avustralya da bu hareketi yasaklayan ülkeler arasına katılmıştır.
Esad Mansur