Haberlere Kısa Bir Bakış

  • Trump, İran’a yönelik saldırısını iki hafta süreyle durdurdu

ABD Başkanı Trump, 8/4/2026 tarihinde İran’a yönelik saldırısını iki hafta süreyle durdurduğunu ve bunun karşılığında İran’ın Hürmüz Boğazı’nı açacağını açıkladı. Böylece Amerika’nın hedefi Hürmüz Boğazı’nın açılmasıyla sınırlanmış oldu. Oysa boğaz, Amerika’nın İran’a yönelik saldırısından önce zaten açıktı; İran ise Amerikan saldırısı sırasında buradaki egemenliğini tesis etmişti! Trump ayrıca AFP’ye yaptığı açıklamada, “İran ile yapılan anlaşmanın Amerika için tam ve kapsamlı bir zafer olduğunu ve İran’ın uranyum meselesini en iyi şekilde ele alacağını” iddia etti.

Bu durum, Amerika’nın geçen ay 24/3/2026 tarihinde sunduğu ve 15 maddeden oluşan planında yer alan şartları İran’a kabul ettirmede aciz kaldığını göstermektedir. Bu plan, Amerikan haber ajansları “New York Times” ve “CNN” ile Yahudi “Kanal 12” tarafından da aktarılmıştı. Planda; İran’ın nükleer programının tamamen sökülmesi, Natanz, Fordo ve İsfahan’daki nükleer reaktörlerin kapatılması, %60 oranında zenginleştirilmiş uranyumun Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’na teslim edilmesi, barışçıl amaçlar için gerekli uranyumun dışarıdan ithal edilmesi, İran’ın kendi topraklarında uranyum zenginleştirmesine izin verilmemesi, nükleer programı ve tedarik kaynakları üzerinde Ajans tarafından sıkı bir denetim programı uygulanması, balistik füze programı ve İHA üretiminin durdurulması, Lübnan’daki partisi gibi bölgesel vekillere verilen desteğin sona erdirilmesi, Hürmüz Boğazı’nın serbest bir deniz yolu olarak açık tutulması ve İsrail’in var olma hakkının tanınması gibi maddeler yer almaktadır.

Bilindiği üzere Amerika, İran’ın politikasını; kendi etrafında dönen, kendi çıkarlarını düşünen ve aynı zamanda Amerika’nın çıkarlarını uygulayan bir devletten, kendi çıkarlarını düşünmeden yalnızca Amerika’nın istediğini yerine getiren bağımlı bir devlete dönüştürmeyi hedeflemektedir. Bu durumda Amerika, İran’a istediği şartları dayatabilecektir. Zira bağımlı devletler, bağlı oldukları devletin taleplerini aynen yerine getirirler. Nitekim Suudi rejiminde de durum böyledir: ABD Başkanı Trump, Suudi Veliaht Prensi İbn Selman’dan 500 milyar dolar istediğinde o hemen itaat ederek “Sana 600 milyar dolar vereceğim” demiş, ardından Trump daha da hırslanarak bunu 1 trilyon dolara tamamlamasını istemiş ve Veliaht Prens de buna boyun eğerek miktarı 1 trilyona çıkarmıştır.

Hizb-ut Tahrir Emiri, 4/4/2026 tarihinde yayımladığı “İran’a karşı savaş” başlıklı soru-cevapta şöyle demiştir: “Trump’ın bu savaştaki hedefi, İran’ın kendisine tabi olması, onun emirlerine boyun eğmesi, petrol ve gazını kontrol etmesi ve Hürmüz Boğazı’ndaki nüfuzu daha büyük bir payla onunla paylaşmasıdır!” Ayrıca şöyle demiştir: “Devrim Muhafızları, İran’ın Amerikan nüfuzundan kurtulması, yeniden onun yörüngesine dönmemesi ve bağımsız bir devlet haline gelmesi için ciddi şekilde direnmektedir.” Ve eklemiştir: “İran’daki rejim adamları güç ile zayıflık arasında tereddüt etmektedir. En fazla temenni ettikleri şey, eğer başarabilirlerse İran’ın Amerikan nüfuzu çerçevesinde kalmaya devam etmesidir. İran’ın, bölgedeki birçok ülke gibi Amerika’ya bağlı bir devlet haline gelmesi onlar için büyük bir mesele değildir. Görünüşe göre Trump’ın İran içinde konuşabileceği (uygun) adamları vardır. Trump’ın İran’ı bağımlılığa sürükleme hayalleri, sistem içinde böyle adamlar bulunduğu sürece sona ermeyecektir. Eğer bu kişiler yönetimi ele geçirirse, Trump’ın hayalleri gerçekleşecektir.”

  • Yahudi varlığı Lübnan’a yönelik saldırılarını sürdürüyor

Netanyahu, İran ile yapılan ateşkes anlaşmasının Lübnan’ı kapsamadığını ve Lübnan’a yönelik saldırılarını sürdüreceğini açıkladı. Bu doğrultuda 8/4/2026 Çarşamba günü Lübnan’a onlarca hava saldırısı düzenledi; yalnızca 10 dakika içinde yaklaşık 100 hedefi vurdu. Bu saldırılar sonucunda onlarca kişi şehit oldu, yüzlerce kişi de yaralandı. Ertesi gün, 9/4/2026 Perşembe günü ise Beyrut’a yoğun hava saldırıları düzenledi; bu saldırılarda yüzlerce kişi şehit oldu ve yine yüzlerce kişi hayatını kaybetti.

Görünen o ki Amerika, onun tüm bunları yapmasına izin vermiştir. Zira Amerikalı yetkililerden Netanyahu’nun bu kararına ilişkin herhangi bir açıklama gelmemiştir. Oysa Netanyahu bölgede Amerika’dan izin almadan hareket edemez. Bunu, ABD Başkanı Trump’ın daha önce yaptığı şu açıklama da desteklemektedir: “Lübnan’daki savaş ayrı bir çatışma olarak değerlendirilmektedir ve bununla da ilgilenilecek ve çözüme kavuşturulacaktır.”

Bilindiği üzere Yahudi varlığı, Lübnan’ın güneyinde Litani Nehri’nin güney hattı boyunca kendisi için güvenli bir tampon bölge oluşturmayı hedeflemektedir. Nitekim Savunma Bakanı Katz da daha önce bunu açıkça ifade etmiştir. Bu durum, Güney Suriye’de yaptıklarına benzemektedir; Şam’ın kıyılarına kadar ilerlemiş ve burada yeni yöneticiler, başlarında Ahmed Şara (el-Colani) olmak üzere, boyun eğmiştir. El-Colani daha önce Trump’a güvendiğini, onun barışı sağlayacağını söylemiş, onu “barış adamı” olarak nitelendirmiş ve Amerika’ya bağlılığını ilan etmiştir. Ayrıca Amerika’nın liderliğini yaptığı uluslararası koalisyona katılmıştır; bu koalisyon sözde “terörle mücadele” adı altında İslam’a karşı savaş yürütmektedir. Bununla da kalmayıp, kontrol altına aldığı ve kendi varlığı için güvenli bölge olarak gördüğü bu bölgede Yahudi varlığı ile ortak devriyeler yürütmek üzere bir anlaşma yapmıştır.

Hizb-ut Tahrir Emiri, 4/4/2026 tarihinde yayımladığı “İran’a karşı savaş” başlıklı soru-cevapta şöyle demiştir: “Buna göre Yahudi varlığının açıklamaları, Lübnan’ın güneyinde Litani Nehri’ne kadar uzanan bir tampon bölge oluşturma niyetine işaret etmektedir. Bu açıklamalar ayrıca bu bölgenin Lübnanlı halktan boşaltılmasını da içermektedir. Ancak güneydeki direniş sebebiyle bunun gerçekleştirilmesi onların ordusu için kolay değildir. Ayrıca Yahudi varlığı, Allah’ın ipini kestikten sonra ancak insanların desteğiyle savaşabilmektedir. Dolayısıyla Amerika’nın saldırısı sona erdiğinde, onlar da kendiliğinden sona erecektir.”

  • Trump: NATO, ihtiyacımız olduğunda yoktu; Grönland’ı hatırlayın

ABD Başkanı Trump, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile yaptığı görüşmenin ardından Truth Social platformu üzerinden şöyle dedi: “İhtiyacımız olduğunda NATO yoktu, tekrar ihtiyaç duyduğumuzda da olmayacak. Grönland’ı hatırlayın; kötü yönetilen o büyük buz parçasını.” Bu sözleriyle, “İran’a yönelik saldırımızda bizi yalnız bıraktınız; öyleyse Grönland’ı verin ki siz Avrupalılardan razı olalım” mesajını ima etti. Nitekim Trump, bu adayı ya zorla ya da satın alma yoluyla kontrol altına almayı talep etmişti.

Görünen o ki Avrupalılar, Trump’ın İran karşısında yenilmesini temenni ettiler. Çünkü zafer kazanması durumunda Grönland’a yönelecek ve Avrupalıları burayı Amerika’ya satmaya zorlayacaktı. Zaten Trump, bu adayı Amerika’ya satmadıkları için onları eleştirmişti. Nitekim Venezuela Devlet Başkanı Maduro’yu ele geçirdikten ve yardımcısı ile beraberindekiler Trump’ın şartlarına boyun eğerek Venezuela üzerinde Amerikan hâkimiyetini kabul ettikten sonra İran’a yönelmiş, ancak onu boyun eğdirmede başarısız olmuştur.

Bu vesileyle, Alman müsteşriklerden biri şöyle demiştir: “Roma Devleti’nin Yermük Savaşı’nda yenilmesi, Avrupa halklarını Roma’ya karşı ayaklanmaya ve onu yıkmaya teşvik etti. Teşekkürler ey Araplar (Müslümanlar).” Eski Alman Milliyetçi Parti başkan yardımcısı ise şöyle demiştir: “Eğer hilafeti kurarsanız, Amerika’dan ve Yahudilerden kurtuluruz.”

Amerika, Somali, Irak ve Afganistan’daki çeşitli savaşlarda ve son olarak İran karşısında Müslümanlar karşısında yenilgi izleri taşımıştır. Ancak henüz tamamen yenilgiye uğratılıp Atlantik ötesine geri püskürtülmemiştir. Hizb-ut Tahrir Emiri, 4/4/2026 tarihinde yayımladığı “İran’a karşı savaş” başlıklı soru-cevapta şöyle demiştir: “Doğrudur, İran Körfez’deki Amerikan askeri üslerine darbeler indirmektedir; yine Yahudi varlığına da benzer darbeler vurmuştur ve bu darbeler belli bir güç derecesi taşımaktadır. Ancak İran yöneticileri, hilafet kurulmadıkça, Allah’a yardım edip O’nun hükümlerini uygulayan bir yapı olmadıkça Amerika’yı yenilgiye uğratıp geri püskürtemezler. Böyle bir durumda Allah’ın izniyle zafer kazanılır, adaleti ve cihadıyla dünyayı aydınlatır ve Allah onu kendi yardımıyla onurlandırır.”

Esad Mansur