Haberlere Kısa Bir Bakış

  • Lübnan rejimi, Yahudi varlığıyla ilişkileri normalleştirerek bir ihanet işlemeye yöneliyor

14/04/2026 tarihinde Washington’da, Amerikan gözetiminde Lübnanlı bir heyet ile Yahudi varlığına ait bir heyet arasında iki buçuk saat süren doğrudan görüşmeler gerçekleştirildi. Görüşmelerin ardından Amerikan Dışişleri Bakanlığı ile Yahudi tarafın ortak açıklamasında, konferansın sonuçları yedi madde hâlinde şöyle sıralandı:

  1. Doğrudan müzakerelerin başlatılması
  2. Yahudi varlığının kendini savunma hakkı
  3. Lübnan’daki İran’a bağlı Hizbullah’ın silahsızlandırılması
  4. Silahın yalnızca devletin elinde toplanması
  5. Yahudi varlığı ile Lübnan arasında kapsamlı bir barış anlaşması yapılmasına yönelme
  6. Lübnan’ın yeniden imarı
  7. Lübnan ile Yahudi taraf arasındaki arabuluculuğun yalnızca Amerika ile sınırlandırılması

Bu maddeler, Yahudi varlığının tanınması ve onunla ilişkilerin normalleştirilmesi anlamına gelmektedir. Bu ise, Filistin’i gasp eden, halkına, Lübnan’a ve İran’a saldırılarını sürdüren ve sözde “Büyük İsrail” projesini gerçekleştirmek için tüm bölgeyi tehdit eden bu yapıyla normalleşen diğer ülkeler gibi, Lübnan rejiminin işlediği büyük bir ihanettir.

Söz konusu açıklamadaki yedinci madde ise, Lübnan işlerine müdahil olmaya çalışan Fransa’nın devre dışı bırakılması ve siyasi sürecin yalnızca Amerika’ya bırakılması anlamına gelmektedir. Bu da Amerika’nın Lübnan üzerindeki hâkimiyetini pekiştirmeyi ve özellikle Fransız olmak üzere Avrupa müdahalesini uzaklaştırmayı hedeflemektedir. Nitekim Washington’daki görüşmelere katılan Yahudi varlığının büyükelçisi Yehiel Leiter bu duruma işaret ederek şöyle demiştir: “İsrail, Fransızların (Lübnan meselesine) müdahalesini olumlu bir unsur değil, bir engel olarak görmektedir ve Amerika tek ve güvenilir arabulucudur.” (Yahudi Kanal 12, 15/04/2026)

Bilindiği üzere Joseph Aoun Amerika’nın bir ajanıdır ve onu Lübnan Cumhurbaşkanı olarak atayan da Amerika’dır. Kendisi hâlâ ordu komutanlığını yürütmekte olup bu durum kanun ve anayasaya aykırıdır. Bu nedenle Amerika’nın istediği her şeyi tereddüt etmeden yerine getirmeye hazırdır. Başbakan Nevvaf Selam da görevde kalabilmek için Amerika’ya bağlı hareket etmektedir.

Aynı zamanda Lübnan rejimi, silahı yalnızca devletin elinde toplama yönünde çalışmaktadır. Ancak Lübnan ordusu, onlarca yıldır Lübnan’a saldıran, bazı topraklarını işgal eden ve son günlerde katliamlar gerçekleştiren Yahudi varlığına karşı tek bir kurşun dahi atmamıştır. Sanki bu saldırılar Lübnan yönetimini ilgilendirmiyormuş gibi bir tavır sergilenmektedir.

Bu nedenle Lübnan halkının üzerine düşen görev, Filistin’i gasp eden ve Lübnan’a yönelik saldırılarını durdurmayan, ayrıca “güvenli tampon bölge” bahanesiyle Litani Nehri’nin güneyini ele geçirmeyi hedefleyen Yahudi varlığıyla uzlaşarak büyük bir ihanet işleyecek olan Lübnan rejimine engel olmaktır.

  • Trump: “İran’daki rejim artık farklı; Amerika radikalleri tasfiye ettikten sonra değişti”

ABD Başkanı Trump, 15/04/2026 tarihinde “ABC” kanalına yaptığı açıklamada, “ateşkesi uzatmayı düşünmediğini ve bunun gerekli olacağını da sanmadığını” söyledi. Ayrıca, “Önümüzdeki iki gün oldukça hareketli geçecek. Süreç her iki yönde de sonuçlanabilir. Bir anlaşmaya varılması İranlılar için daha iyidir; çünkü bu, ülkelerini yeniden inşa etmelerine imkân tanıyacaktır.” dedi. Daha önceki bir açıklamasında ise, önümüzdeki iki gün içinde İran ile yeni bir müzakere turu yapılacağını belirtmişti.

Bu ifadeler, saldırıları yeniden başlatma tehdidinde bulunduğunu ve İranlıların kendi şartlarını kabul edip bir teslimiyet anlaşması imzalamalarını sağlamak için baskı yaptığını göstermektedir. Nitekim İranlıların tutumunun değiştiğine işaret ederek şöyle demiştir: “İran’daki rejim artık farklı; Amerika radikalleri tasfiye ettikten sonra değişti.”

Bu da İran’ın taviz vermeye hazır olduğu, yani Amerika’nın şartlarını —özellikle 24/03/2026 tarihinde sunduğu planda yer alan ve sayısı 15’i bulan şartları— kabul etmeye hazırlandığı anlamına gelmektedir.

ABD Başkan Yardımcısı Vance, 11/04/2026 tarihinde Pakistan’da İranlılarla yürütülen müzakerelere liderlik etmiş ve şu açıklamayı yapmıştır: “İranlı müzakereciler bir anlaşma yapmak istiyor. Ancak Başkan Trump, İran ile sınırlı bir anlaşma istemiyor; aksine çatışmayı tamamen sona erdirecek büyük bir anlaşma peşinde. İran ile yapılacak büyük anlaşma, nükleer programdan ve teröre destekten vazgeçmesi karşılığında halkının küresel ekonomiye entegre edilmesini içerecektir.” Ayrıca, “Tahran’a sunduğumuz teklif açıktır: Normal bir devlet gibi davranın, biz de sizi ekonomik olarak normal bir devlet gibi muamele ederiz… Pakistan’daki müzakerelerde büyük ilerleme kaydettik.” demiştir.

Şöyle de eklemiştir: “İran yönetimiyle yaptığımız görüşmeler tarihseldi; önceki hiçbir yönetim döneminde son 49 yılda böyle bir şey yaşanmadı. İran’ın fiilî yetkilisiyle yüz yüze görüştüm ve bir anlaşma yapma isteği olduğunu gözlemledik… İran ile bir çözüme ulaşmak bir gecede gerçekleşmeyecek, ancak diplomatik olarak oldukça iyi bir konumdayız.” (Fox News, 14/04/2026)

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise 13/04/2026 tarihinde X platformunda, içinde yer aldığı İran heyetinin ABD ile yürüttüğü müzakerelere dair şunları yazmıştır: “İslamabad’da anlaşmaya varmak üzereyken, abartılı talepler, sürekli değişen hedefler ve kuşatma tehditleriyle karşılaştık.”

Görünen o ki İran, Amerika ile olan konumunu, onun ekseninde hareket eden bir ülke olarak korumak istemektedir. Buna karşılık Amerika ise İran’ı tamamen kendine bağımlı bir ülke hâline getirmeye çalışmaktadır. Bu amaçla saldırıları yeniden başlatma tehdidinde bulunmakta, baskı uygulamakta, son olarak limanlarına abluka getirmekte ve aynı zamanda yaklaşık 250 milyar dolar tutarındaki dondurulmuş varlıklarını serbest bırakma vaadiyle onu cezbetmeye çalışmaktadır.

  • Amerika’ya sadık ve Yahudi varlığını destekleyen Macaristan başbakanı Orban’ın düşüşü

12/04/2026 tarihinde yapılan seçimlerde, 16 yıl süren iktidarın ardından Macaristan Başbakanı Viktor Orban’ın düştüğü açıklandı. Orban’ın İslam’a ve Müslümanlara karşı sert düşmanlığı bilinmektedir. Nitekim Suriyeli mültecileri, Müslüman oldukları gerekçesiyle kabul etmeyi reddetmiştir.

Ayrıca Amerika’ya olan bağlılığıyla da tanınmaktadır. Avrupa Birliği içinde bazı projelerin kabul edilmesini engellemiş, Rusya’ya boykot uygulamamış, Ukrayna’yı işgalini kınamamış ve Rusya’dan petrol ithalatını sürdürmüştür.

Bunun yanı sıra Yahudi varlığına verdiği destekle de bilinmektedir. Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Netanyahu hakkında tutuklama kararı almasını protesto ederek Macaristan’ı mahkemeden çekmiş, Nisan 2025’te —Gazze’de soykırım devam ederken— onu ülkesinde ağırlamıştır. Bu durum, İslam ve Müslümanlara olan düşmanlığı nedeniyle bu uygulamaları desteklediğini göstermektedir.

Rakibi Tisa Partisi lideri Peter Magyar ise %79,5 gibi daha önce ülkede görülmemiş yüksek bir oy oranıyla seçimi kazanmıştır. Magyar’ın, Avrupa Birliği ile ilişkileri güçlendirmesi ve Birlik politikalarıyla çelişmeyen bir siyaset izlemesi muhtemeldir. Bu durum, iki yıl önce Polonya’da yaşananlara benzemektedir. Orban’ın Amerika yanlısı müttefikleri orada da düşmüş ve Avrupa Birliği politikalarını destekleyen Donald Tusk liderliğinde yeni bir yönetim iş başına gelmiştir. Tusk, Orban’ın yenilgisini överek onun yönetimini “yozlaşmış otoriter rejimler dönemi” olarak nitelendirmiştir.

Her ne kadar Orban’ın İslam ve Müslümanlara düşmanlığı, Yahudi varlığına desteği ve Amerika’ya bağlılığı bilinse de, Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan onu 2018 yılında “Türk Devletleri Teşkilatı”na gözlemci üye olarak dahil etmiştir. Erdoğan’ın bu yaklaşımında etnik bakış açısı öne çıkmakta; Macarları Hun ve Ural halkları ailesinden görmektedir. İslami bakış açısına ise ancak halkın duygularını kullanarak basit ve saf kesimleri etkilemek, kendi siyasetini geçirmek ve Amerika yanlısı seküler milliyetçi yaklaşımını örtmek için başvurmaktadır. Bu yönüyle Orban ile seküler milliyetçi bakışta, Amerika’ya bağlılıkta ve Yahudi varlığını tanımada ortak noktada buluşmaktadır.

Esad Mansur