Haberlere Kısa Bir Bakış
- Netanyahu, Amerika’nın Yahudi Varlığının Lübnan’daki Saldırılarına Onay Verdiğini Açıkladı
Yahudi varlığının radyosu 28.04.2026 tarihinde şu haberi verdi:
“Başbakan Netanyahu, bakanlarına Lübnan’da şu anda yapılanlardan daha fazlasının yapılamayacağını ve bu operasyon seviyesinin Amerika’nın istediğiyle uyumlu olduğunu bildirdi.”
Yahudi varlığının Lübnan’a yönelik saldırıları art arda devam etmektedir. Oysa ABD Başkanı, Lübnan’da üç haftalık bir ateşkes ilan etmişti. Bu da söz konusu saldırıların Amerikan onayıyla gerçekleştiği anlamına gelmektedir. Bu durum, Yahudi varlığının bölgede ancak Amerika’nın onayıyla hareket ettiğini ve Amerika’nın onu bölgede sömürgeci bir araç olarak kullandığını açıkça ortaya koymaktadır.
Aynı zamanda Lübnan’daki Amerikan ajanlarının başında bulunan Cumhurbaşkanı Joseph Aoun, Yahudi varlığıyla uzlaşma arayışına girmekte ve Yahudi varlığının temsilcileriyle iki doğrudan görüşme gerçekleştirmiş bulunmaktadır. Trump ise Netanyahu ve Aoun’u Beyaz Saray’da bir araya getirmek üzere davet edeceğini ve Amerika’nın istediğini onlara dayatacağını ilan etti. Böylece Amerika’nın tüm bölgede emreden ve yasaklayan güç olduğunu, Yahudi varlığının ise onun kirli aracı olduğunu göstermektedir.
Bilindiği üzere Yahudi varlığının Lübnan’a yönelik saldırıları sürmekte; insanlar öldürülmekte, evler ve köprüler yıkılmakta, ülkenin güneyindeki köy ve kasabalar haritadan silinmektedir. Sanki bütün bunlar Amerika’nın ajanlarını ilgilendirmiyormuş ya da onlar bu saldırılara onay veriyormuş gibidir. Ayrıca, İran’ın partisini ortadan kaldırabilirse Yahudi varlığının Lübnan’ı kendi hâline bırakacağını sanmaktadırlar. Oysa bu suçlu yapı, onlarca yıldır Lübnan’a yönelik saldırılarını sürdürmekte ve Litani Nehri’nin güneyinde kendisi için güvenli bir tampon bölge kurmak istediğini açıkça ilan etmektedir. Bunun yanında “Büyük İsrail” adı altında bölge üzerinde hâkimiyet kurmak istediğini de duyurmaktadır.
Eğer Lübnan yöneticilerinde zerre kadar akıl ve samimiyet olsaydı, Lübnan ordusunu ve Lübnan halkını Yahudi varlığına karşı savaşa sevk ederlerdi. Çünkü onlar, bu güçlere ağır bir yenilgi tattırabilecek durumdadırlar. Böylece ülkeyi onun saldırılarının şerrinden korurlar, İran’ın partisinin altındaki zemini çeker alırlar ve Yahudi varlığı karşısında sergiledikleri zilleti üzerlerinden atmış olurlardı. Aynı zamanda bu suçlu yapı ile uzlaşarak büyük bir ihanete düşmekten de kendilerini kurtarırlardı.
- Rusya, Mali’de Darbe Girişiminin Engellendiğini Açıkladı
27.04.2026 tarihinde gelen haberlere göre, Mali’nin başkenti Bamako’da iki gün süren şiddetli çatışmaların ardından yeniden sakinlik sağlandı. Ordu ile silahlı gruplar arasında yaşanan çatışmalarda Savunma Bakanı öldürülürken, istihbarat başkanının akıbeti ise öldürüldüğüne dair söylentiler sebebiyle belirsizliğini korudu.
Ülke lideri Assimi Goïta, üç gün boyunca ortadan kaybolmasının ardından 28.04.2026 akşamı devlet televizyonunda yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Bu saldırılar münferit olaylar değildir. Aksine bunlar, silahlı terörist gruplar ve onların içeride ve dışarıdaki destekçileri tarafından planlanıp yürütülen geniş kapsamlı bir istikrarsızlaştırma planının parçasıdır. Bu çevreler, onlara bilgi ve lojistik destek sağlamaktadır. Güvenlik tedbirleri artırılmıştır, durum kontrol altındadır ve tarama, araştırma, bilgi toplama ile bölgelerin güvenliğini sağlama operasyonları sürmektedir.”
Goïta ayrıca, Mali, Nijer ve Burkina Faso’nun oluşturduğu “Sahel Devletleri Konfederasyonu” içerisindeki iş birliğini övdü ve şöyle dedi:
“Stratejik ortaklarımızla yürütülen çalışmaların niteliğine dikkat çekmek istiyorum. Özellikle Rusya Federasyonu ile olan iş birliği buna dahildir.”
Bilindiği üzere, “Afrika Kolordusu” adı verilen Rus güçleri —ki bunlar Wagner güçlerinin yerine geçirilmiştir— askeri üslerde konuşlanmış olup, Rusya’nın ekonomik ve siyasi çıkarlarını gerçekleştirmek amacıyla rejime destek verme görevini üstlenmektedir.
Rusya Savunma Bakanlığı ise 28.04.2026 tarihinde yaptığı açıklamada, “Rus güçlerinin Mali’de silahlılar tarafından gerçekleştirilen bir darbe girişimini engellediğini” duyurdu. Açıklamada şöyle denildi:
“Mali’de bulunan Afrika Kolordusu güçleri, geçtiğimiz cumartesi günü gerçekleşen darbe girişimi sırasında silahlı grupların saldırılarını püskürtme operasyonunda her türlü silahı kullanmıştır.”
Ayrıca Mali’de dört büyük şehrin darbe girişimi sırasında saldırıya uğradığı ve “durumun hâlâ zor olduğu” belirtildi. (25.04.2026 – Rus Resmî Haber Ajansı)
Rus Afrika Kolordusu ise Telegram üzerinden yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Mali Cumhuriyeti liderliğiyle ortak alınan karar doğrultusunda, Kidal şehrinde konuşlanmış ve çatışmalara katılan Afrika Kolordusu birlikleri, Mali ordusunun personeliyle birlikte bölgeden çekilmiştir. Öncelikle yaralı askerler ve ağır ekipman tahliye edilmiştir. Personel kendilerine verilen savaş görevlerini yerine getirmeye devam etmektedir ve Mali Cumhuriyeti’ndeki durum hâlâ zorludur.”
Ayrıca, Başkan Assimi’yi koruma görevini üstlenen Türk askerî birliğinin, Türk güvenlik şirketi “Sadat”a bağlı olduğu belirtilmektedir. Bu şirket, Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eski askerî danışmanı olan emekli Türk generali Adnan Tanrıverdi tarafından kurulmuştur ve orada Türk devletinin bir aracı olarak görülmektedir. Şirketin Mali ve Nijer’de askerî faaliyetlerde bulunduğu ifade edilmekte; ancak şirket bunu reddederek faaliyetlerinin yalnızca eğitim, danışmanlık ve lojistik hizmetlerle sınırlı olduğunu savunmaktadır.
Assimi’nin 2020 yılında iktidara gelmesinden bu yana cumhurbaşkanlığı sarayında değil, “Kati” adlı askerî üste kaldığı da bilinmektedir. Bu üs, 25.04.2026 sabahı erken saatlerde “İslam ve Müslümanlara Destek Cemaati”ne bağlı yüzlerce savaşçının ani saldırısına uğramıştır.
Mali, Nijer ve Burkina Faso; Fransa’nın nüfuzuna karşı gerçekleştirilen art arda askerî darbelerin ve Fransız güçlerinin bu ülkelerden çıkarılmasının ardından 06.07.2024 tarihinde “Sahel Devletleri Konfederasyonu” adı altında bir birlik ilan etmişlerdi. Bu askerî darbelerin arkasında, Fransa ile yaşadığı uluslararası güç mücadelesi çerçevesinde Amerika’nın bulunduğu ortaya çıkmıştır. Fransa ise resmî medya organları aracılığıyla Mali yönetimine karşı sempati göstermediğini ortaya koymuş, ancak darbe girişimine açık destek verdiğini de ilan etmemiştir. Fransız Dışişleri Bakanlığı, “güvenlik durumunun hâlâ son derece istikrarsız olması” gerekçesiyle Mali’de bulunan vatandaşlarına ülkeyi terk etmeleri çağrısında bulunmuştur.
- BAE, OPEC’ten Çekildiğini Açıkladı
Birleşik Arap Emirlikleri, 28.04.2026 tarihinde yaptığı açıklamada, 01.05.2026 itibarıyla OPEC’ten ve aynı zamanda OPEC Plus ittifakından çekileceğini duyurdu. BAE Enerji Bakanı Suheyl bin Farac el-Mezrui, Reuters Ajansı’na yaptığı açıklamada şöyle dedi:
“Bu çekilme kararı, BAE’ye ham petrol ve petrokimya ürünlerine ilişkin gelecekteki küresel ihtiyaçları karşılamada daha fazla esneklik sağlayacaktır.”
Ayrıca şunları söyledi:
“Eşi benzeri görülmemiş bir durumla karşı karşıyayız. Ham petrol ürünlerine ait stratejik rezervler korkutucu bir seviyede tüketilmektedir.”
BAE Haber Ajansı ise şu açıklamada bulundu:
“Kısa vadede, Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı’ndaki karışıklıklar üzerinden jeopolitik dalgalanmalar devam etmektedir. Bu durum arz dinamiklerini etkilemektedir. Ancak temel eğilimler, orta ve uzun vadede küresel enerji talebinin büyümeye devam edeceğini göstermektedir.”
OPEC’in açıkladığı verilere göre, BAE’nin fiilî petrol üretimi geçtiğimiz şubat ayında günlük 3,390 milyon varil iken, mart ayında günlük 1,908 milyon varile düşmüştür.
Buna karşılık Abu Dabi hükümetine bağlı ADNOC şirketi, mevcut üretim kapasitesinin günlük 4,85 milyon varil olduğunu ve bunu 2027 yılına kadar günlük 5 milyon varile çıkarmayı hedeflediğini açıklamaktadır. BAE, yaklaşık 111 milyar varillik kanıtlanmış petrol rezervine sahiptir ve petrol rezervi bakımından dünyanın en büyük altı ülkesi arasında yer almaktadır.
Bu adımın, OPEC’in bütünlüğünü ve dünya petrol fiyatlarını yönetme kapasitesini zayıflatması; ayrıca kolektif koordinasyon çerçevesi dışında petrol arzının artma ihtimaliyle birlikte piyasaların daha dalgalı hâle gelmesine yol açması beklenmektedir.
Bilindiği üzere OPEC, 2016 yılında Rusya’nın da dâhil edilmesiyle genişletilmiş ve “OPEC Plus” adı verilen yeni bir ittifak oluşturulmuştur. Bu ittifak bugün 22 ülkeyi kapsamaktadır. Bu genişlemenin arkasında ise Amerika bulunmaktaydı. Amerika, Suudi Arabistan aracılığıyla Rusya’yı ikna etmiş; böylece petrol üretimini ve fiyatlarını artırıp azaltma konusunda kontrol sağlamayı hedeflemiştir.
Dolayısıyla BAE, resmî olarak artık OPEC kotalarına bağlı kalmak istemediğini ve üretimi kendi çıkarlarının gerektirdiği şekilde yapmak istediğini ilan etmiş olmaktadır. Bu adım, Amerika hesabına bu örgüte hâkim olan ve onu yöneten Suudi Arabistan’a atılmış bir tokat olarak değerlendirilmektedir. Bilindiği üzere BAE, İngiltere’ye bağlı hareket etmekte ve Yemen, Libya, Sudan ve benzeri yerlerde ortaya çıktığı gibi onun hesabına faaliyetler yürütmektedir.
Esad Mansur