Soru:
Yöneticilere karşı itaatin farziyeti, bugünkü İslam beldelerinin yöneticileri için de geçerli midir? Onlara itaat etmek farz mı?
Cevap:
Allah şöyle buyurdu:
يٰۤـاَيُّهَا الَّذِيۡنَ اٰمَنُوۡۤا اَطِيۡـعُوا اللّٰهَ وَاَطِيۡـعُوا الرَّسُوۡلَ وَاُولِى الۡاَمۡرِ مِنۡكُمۡۚ فَاِنۡ تَنَازَعۡتُمۡ فِىۡ شَىۡءٍ فَرُدُّوۡهُ اِلَى اللّٰهِ وَالرَّسُوۡلِ اِنۡ كُنۡـتُمۡ تُؤۡمِنُوۡنَ بِاللّٰهِ وَالۡيَـوۡمِ الۡاٰخِرِ ؕ ذٰ لِكَ خَيۡرٌ وَّاَحۡسَنُ تَاۡوِيۡلًا ﴿۵۹﴾
“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Resule ve sizden olan ulü’l-emre itaat edin. Eğer bir şey hakkında çekişirseniz onu Allah’a ve Resulüne götürün. İşte Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız böyle davranın. Bu, en hayırlısı ve tevilin (açıklamanın) en güzeli olanıdır.” (Nisâ 59)
Allah, iman edenlere hitap ederek, kendileri üzerine itaatin vacip olduğu ulü’l-emrin/yöneticilerin kendilerinden, yani müminlerden olmasını talep etti. Allah’a ve Resule iman etmiş olmalıdır. Allah’ın ve Rasulünün emirlerine iman edip itaat etmiş bir yönetici dışında olmamalıdır. Ayette açık şekilde “sizden olan ulü’l-emre itaat edin” ifadesi geçmiştir.
İşte bu yönetici, insanları bu emirlerle yönetirse ona itaat edilmesi farzdır.
Ulü’l-emre itaat, Resule itaatle beraber zikredildi. Rasul yönetici olduğu hâlde nasıl itaat edilirse, yöneticilere de öyle itaat edilir. Rasul, vahye bağlı olarak İslam Devleti’nin ve tâbilerinin işlerini yürütmüştür. Bu nedenle yöneticiler de vahye bağlı olurlarsa kendilerine itaat edilmelidir.
Ayetin devamı bunu pekiştirir:
“Eğer bir şey hakkında çekişirseniz onu Allah’a ve Resulüne götürün.”
İnsanlar arasında herhangi bir sorun veya kendileri ile yöneticileri arasında herhangi bir mesele olursa, onu Allah’a ve Resule götürmek gerekir.
“Allah’a itaat”, O’nun kitabına uymaktır; Kur’an-ı Kerim’i uygulamaktır.
“Resule itaat” ise vahyedilen sünnete uymaktır; Kur’an’ın beyanı olan hadis-i şeriflerde geçen hükümleri uygulamaktır.
Allah’a isyanda ne yöneticiye ne de başka kimseye itaat vardır. İtaat ancak Allah’ın emrine göre olur.
Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem şöyle buyurdu:
” لا طاعة لمخلوق في معصية الخالق”
“Yaratıcıya isyan etmede hiçbir mahlûka (yaratılmışa) itaat yoktur.” (İbn Hanbel)
Şöyle de buyurdu:
“لا طاعة في المعصية، إنما الطاعة في المعروف”
“Allah’a isyanda itaat yoktur. İtaat ancak marufa göre olur.” (Buhârî, Müslim, İbn Hanbel)
Maruf ise İslam’ın tanıdığı ve teşri kıldığı şeydir. Allah’ın ve Rasulünün emir ve nehiyleridir.
Allah’ın, iman edenlere yönelik “Sizden olan ulü’l-emre itaat edin” hitabının manası: “İman eden emir sahibine itaat edin” demektir. Allah’ın emri, Müslüman olan yöneticiye itaat etmeye yöneliktir.
Fakat bu itaat şartlıdır. Yukarıda geçen hadiste belirtildiği gibi itaat, marufa göre olur. Allah’ın ve Resulünün emir ve nehiylerine göre yöneticilere itaat edilir. Aksi hâlde kendilerine itaat edilmez. Allah’a ve Resulüne isyan söz konusu olursa itaat yoktur.
Ondan sonraki ayetler bunu pekiştirerek kesinleştirir:
اَلَمۡ تَرَ اِلَى الَّذِيۡنَ يَزۡعُمُوۡنَ اَنَّهُمۡ اٰمَنُوۡا بِمَاۤ اُنۡزِلَ اِلَيۡكَ وَمَاۤ اُنۡزِلَ مِنۡ قَبۡلِكَ يُرِيۡدُوۡنَ اَنۡ يَّتَحَاكَمُوۡۤا اِلَى الطَّاغُوۡتِ وَقَدۡ اُمِرُوۡۤا اَنۡ يَّكۡفُرُوۡا بِهٖ ؕ وَيُرِيۡدُ الشَّيۡـطٰنُ اَنۡ يُّضِلَّهُمۡ ضَلٰلًاۢ بَعِيۡدًا. وَاِذَا قِيۡلَ لَهُمۡ تَعَالَوۡا اِلٰى مَاۤ اَنۡزَلَ اللّٰهُ وَاِلَى الرَّسُوۡلِ رَاَيۡتَ الۡمُنٰفِقِيۡنَ يَصُدُّوۡنَ عَنۡكَ صُدُوۡدًا
“Sana (Muhammed’e) indirilene (Kur’an’a) ve senden önce indirilene (kitaplara) inandıklarını iddia edenleri görmedin mi? Tağuta muhakeme olunmak istiyorlar. Oysa tağutu inkâr edip reddetmekle emrolundular. Ama şeytan onları derin bir sapıklığa düşürmek istiyor. Eğer Allah’ın indirdiğine ve Resule çağırılırlarsa, münafıkların senden kesin şekilde yüz çevirdiklerini görürsün.” (Nisâ 60-61)
Allah, indirdiği Kitap ve Rasulüne vahyettiği sünnetten kanun çıkarmayıp başka kaynaklardan kanun çıkaranlara “tağut” adını verdi. Kendi çıkarlarına, hevâ ve heveslerine göre yasa çıkaran kimseler tağut olurlar. Onlara itaat edilmez.
Bu nedenle tağuta muhakeme olunmak isteyen ve aynı zamanda Allah’ın indirdiğine inandıklarını söyleyenler, gerçekte inananlar değil; bilakis sadece inandıklarını iddia edenlerdir. Zira mümin kimse ancak Allah’ın ve Resulünün hükümlerine uyar, başka hüküm ve kanunlara uymaz.
Küfür sistemleri birer tağuttur. Allah bunları inkâr etmemizi istemiştir.
“Kâfir olanların velisi ise tağuttur.”
Bu veli; dost, yardımcı veya işbirlikçi ise şeytan, azgın kimseler, kâfir güçler ya da Allah dışında kendi akıllarına göre yasa koyan kimseler gibidir.
Allah’ın Kitabı ve Rasulünün sünneti dışında her türlü sistemin “tağut” olarak adlandırıldığına dair diğer bir delil de ardından gelen ayettir:
“Eğer Allah’ın indirdiğine ve Resule çağırılırlarsa, münafıkların senden tam şekilde yüz çevirdiklerini görürsün.”
Bunun manası şudur: Bir kimse “Müslümanım, müminim” demesine rağmen Allah’ın indirdiğine ve Resule çağrılması karşısında yüz çevirirse, münafık olmuş olur. Allah’ın indirdiğine ve Resulün sünnetine uymak istememek ve başka kanunları tercih etmek, münafıkların sıfatlarındandır.
Nitekim Mâide Suresi’nin 44, 45 ve 47. ayetlerinde Allah’ın bildirdiği gibi, yöneticiler Allah’ın indirdikleriyle hükmetmezlerse ya kâfir, ya zalim ya da fasık olurlar; veyahut aynı anda kâfir, zalim ve fasık sıfatlarını birlikte taşırlar. Bu durumda onlara itaat etmek haramdır.
Dini devlet işlerinden ayrı tutarsa, laikliği uygularsa açık küfür ortaya çıkmış olur. Hâkimiyet ve egemenliğin şeriatın değil milletin olduğunu söylerse, demokrasi uygularsa açık küfür ortaya çıkmış olur.
Bu hâllerde yöneticilere itaat yoktur. Müslümanlardan olan ulü’l-emr sayılmazlar. Onlar birer tağuttur; kendilerine itaat edilmez. Daha doğrusu, onları yönetimden indirmek Müslümanlara farzdır. Çünkü Allah, onlara tâbi olmayı ve itaat etmeyi yasaklarken; yalnızca Kendisine ve Rasulüne tâbi olunmasını emretmektedir. Bu da onları düşürmeyi kesin şekilde talep etmektedir.
Birinci Râşidî Halife Ebu Bekir radıyallahu anh, halife olarak seçilip biat edilince ümmete şöyle hitap ederek bunu açıklamıştır:
“Ey insanlar! Sizin üzerinize tayin edildim, fakat ben sizden daha hayırlı bir kimse değilim.
Eğer iyi bir şey yaparsam bana yardım edin, kötü bir şey yaparsam beni düzeltin.
Doğru söylemek bir emanettir. Yalan söylemek ise hainliktir.
Sizden zayıf olan kimse, inşallah onun hakkı kendisine verilinceye kadar benim yanımda güçlü bir kişi olur. Sizden güçlü olan kimse de, inşallah ondan hak alıncaya kadar benim yanımda zayıf olur.
Bir kavim Allah yolunda cihadı terk ederse Allah onları zilletle damgalar.
Bir kavim arasında zina ve kötülük yayılırsa Allah onların başına belalar indirir.
Allah’a ve Resulüne itaat ettiğim müddetçe bana itaat edin.
Allah’a ve Resulüne isyan ettiğim zaman sizin üzerinize bana itaat yoktur.” (El-Bidâye ve’n-Nihâye)
Yönetimde yolu izlenecek birinci Râşidî Halife Ebu Bekir radıyallahu anh açıkça şöyle söylemektedir:
“Allah’a ve Resulüne itaat ettiğim müddetçe bana itaat edin. Allah’a ve Resulüne isyan ettiğim zaman sizin üzerinize bana itaat yoktur.”
Bütün sahabeler bunu duydu ve hiçbir itiraz eden çıkmadı. Bu ise icmâ-i sahabedir. Şer’î bir delil ve kaynaktır.
Yöneticiler, İslam’a aykırı olmayan bir emir verirse veya mubah dairesine dâhil olan bir şeyi uygularsa yahut bir icraat yaparsa, bu durumda itaat etmek caizdir.
Esad Mansur