Haberlere Kısa Bir Bakış
- Yahudi Knesset’i, 7 Ekim saldırısına katılanlara idam cezası öngören bir yasayı kabul etti
Yahudi Knesset’i, 11/5/2026 akşamı, 7 Ekim 2023’te Yahudi varlığına yönelik saldırıya katıldıkları iddiasıyla gözaltında tutulan yüzlerce Filistinli silahlı kişinin yargılanması için askerî bir mahkeme kurulmasını öngören yasayı kabul etti. Söz konusu kişiler, Yahudi halkına karşı suç işlemekle itham edilmektedir. Yasa, sanıklar hakkında idam cezası uygulanmasını da içermektedir. Bu mahkemelerin göstermelik olması ve ardından bu suçlamayla yargılanan yaklaşık 200 ila 300 sanık hakkında idam kararının infaz edilmesi beklenmektedir.
Yahudi Knesset’i daha önce de, 30/3/2026 tarihinde, elinde tuttuğu yaklaşık 10 bin Filistinli esir hakkında idam hükmünü öngören bir yasayı kabul etmişti. Bilindiği üzere, bu esirlerin birçoğu; işkence, kötü beslenme, hastalıklar ve kendilerine tedavi ile ilaç sağlanmaması sebebiyle hapishanelerde yavaş bir ölümle hayatını kaybetmektedir.
Filistinli Müslüman halkın evlatlarına karşı işlenen bu tür Yahudi suçları, İslam beldelerinin yöneticilerini sarsmamakta ve kardeşlerine yardım etmek için onlarda herhangi bir hamiyet duygusu oluşturmamaktadır. Bu nedenle, bu suçlu düşmana karşı cihad ilan etmemektedirler. Aksine; Mısır, Ürdün, Fas, BAE, Bahreyn, Türkiye ve Azerbaycan gibi normalleşme yanlısı yönetimler, mübarek toprakları gasp eden ve halkına en ağır azapları reva gören bu düşmanla diplomatik ve ticari ilişkilerini sürdürmeye devam etmektedirler.
- Yahudi Varlığının Güçleri Suriye Topraklarındaki İhlallerini Sürdürüyor
Suriye Haber Ajansı, işgalci “İsrail” güçlerinin 13/5/2026 Çarşamba günü Kuneytra kırsalının güneyindeki Sayda el-Cevlân köyüne girdiğini bildirdi. Haberde, birkaç askerî araçtan oluşan gücün köye girerek bazı evlerde arama yaptığı, unsurlarının evler arasında konuşlandığı ve ardından bölgeden çekildiği ifade edildi.
Bu bölgede evlere yönelik baskınlar ve ihlaller, Yahudi varlığı tarafından sürdürülmeye devam ederken, Ahmed eş-Şera başkanlığındaki Suriye rejimi ise hiçbir harekette bulunmamakta, sanki bunlar kendisini ilgilendirmiyormuş gibi davranmaktadır.
Haberlerde ayrıca, “Bu ihlalin, “İsrail”’in Suriye’nin egemenliğine yönelik son aylarda neredeyse günlük hâle gelen saldırıları çerçevesinde gerçekleştiği” belirtildi. Bu saldırılar; ev baskınları, aramalar, kontrol noktaları kurulması ve aralarında çocuklar ile çobanların da bulunduğu sivillerin tutuklanmasını kapsamaktadır.
Ahmed eş-Şera’nın sergilediği zayıf tutum, Yahudi varlığını ihlallerini sürdürme konusunda cesaretlendirmiştir. Hatta Şam sınırlarına kadar topraklarını işgal eden bu suçlu yapı ile barış yapma arzusunu da açıkça göstermiştir. Daha önce yaptığı bir açıklamada şöyle demişti: “İsrail ile müzakereler çıkmaza girmiş değildir; ancak onun Suriye topraklarında varlıkta ısrar etmesi nedeniyle son derece zor ilerlemektedir.” (Anadolu Ajansı, 16/4/2026)
Ahmed eş-Şera, Türkiye’nin ve onun arkasındaki Amerika’nın desteğiyle 8/12/2024 tarihinde iktidara getirildiği ilk günden itibaren Yahudi varlığının saldırıları karşısındaki teslimiyetçi tutumunu ortaya koymuştur. Korkakça bir teslimiyetle, “Biz tükenmiş durumdayız” demiştir.
Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybânî de şu ifadeleri kullanmıştır: “İsrail bir buçuk yıldır Suriye’yi tehdit etmekte ve istikrarsızlaştırmak için çalışmaktadır… Biz ilk günden itibaren 1974 Kuvvetlerin Ayrılması Anlaşması’na bağlı olduğumuzu ve BM Ateşkesi Gözlem Gücü’nün (UNDOF) rolünün yeniden etkinleştirilmesini istediğimizi söyledik… Amerika’nın himayesinde müzakereler yürüttük. Çünkü Suriye yeniden imara, istikrara ve Suriyelilerin geri dönüşü için güvenli ortam hazırlamaya odaklanmak istemektedir.”
Rejimi yönetenler; yeniden imarın, istikrarın ve güvenliğin Yahudi varlığıyla uzlaşmak ve ona teslim olmakla sağlanacağını zannetmektedirler. Oysa bunun sonucunda, tıpkı Filistin Yönetimi’nin başına geldiği gibi, bu düşmanın boyunduruğu altında zelil bir şekilde yaşamaya devam edeceklerini anlamamaktadırlar. Onlar dünya hayatını tercih etmiş, Müslümanlardan dinlerini, canlarını, topraklarını ve namuslarını savunmak için cihad etmelerini isteyen İslam’ın hükmüne muhalefet etmişlerdir. Böylece Allahu Teâlâ’nın şu kavlini unutmuşlardır:
“Ey iman edenler! Size ne oldu ki, ‘Allah yolunda savaşa çıkın’ denildiğinde yere çakılıp kaldınız? Yoksa ahiretten vazgeçip dünya hayatına mı razı oldunuz? Oysa dünya hayatının geçimi, ahiretin yanında pek azdır. Eğer savaşa çıkmazsanız, Allah sizi elem verici bir azap ile cezalandırır ve yerinize başka bir topluluk getirir. Siz O’na hiçbir zarar veremezsiniz. Allah her şeye kadirdir.” (Tevbe 38-39)
- BAE, “Dinî Söylemin Yenilenmesi” Adı Altında Suriye’ye Bozuk Bir Meta Pazarlıyor
“Savt el-İmarat” sitesi ve diğer bazı haber siteleri, 13/5/2026 tarihinde, BAE ile Suriye arasında “dinî söylemin geliştirilmesi” ve “İslami fetvaların çağın gereklerine uygun şekilde güncellenmesi” adı altında görüşmeler yapıldığına dair haberler yayımladı.
Bu görüşmeler, BAE İslami İşler, Vakıflar ve Zekât Genel Kurumu Başkanı Dr. Ömer ed-Der‘î ile Suriye Müftüsü Şeyh Usame er-Rifâî arasında Şam’da gerçekleşen buluşma sırasında yapıldı. Haberde, “İki tarafın; toplumun bütünlüğünü destekleyen ve bölünme ile nefrete yol açan aşırılıkçı düşünceyle mücadele eden mutedil fetvalar yayımlanması konusunda iş birliğini güçlendirmeyi görüştüğü” ifade edildi.
Site ayrıca, “Görüşmenin, istikrarın sağlamlaştırılması ve karşılıklı saygının güçlendirilmesi için mutedil dinî söylemin temel güvence olduğu vurgulanarak sona erdiğini” aktardı.
Son yıllarda “ılımlılık”, “dinî söylemin yenilenmesi”, “aşırılıkla mücadele” ve “itidal çağrısı” adı altında yapılan davetler; Mısır Cumhurbaşkanı Sisi ve Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından da dile getirilmişti. Şimdi ise aynı çağrılar BAE tarafından yapılmakta ve yeni Suriye yönetimine kabul ettirilmeye çalışılmaktadır.
Bu, aslında eski ve sinsi bir Batı çağrısıdır. En belirgin fikirlerinden biri; İslam beldelerinin sömürgeci bölünmelerini “milliyetçilik” adı altında kabul etmektir. Ayrıca İslam’ı uygulamayan ve özellikle Amerika ile Batılı sömürgeci devletlere bağlılık gösteren mevcut yönetimlere saygı duyulmasını, yöneticilere itaat edilmesini ve zulümleri sebebiyle onların hesaba çekilmemesini savunmaktadır.
Bunun yanında, Yahudi varlığıyla normalleşmenin kabul edilmesi, Yahudiler ile Hristiyanların “İbrahim dini” adı altında Müslümanlarla aynı şekilde mümin kabul edilmesi; Filistin’in kurtuluşu ve dünyanın her yerindeki Müslümanlara yardım için cihad çağrısı yapılması fikrinin engellenmesi; şer‘î hükümlerin uygulanması ve Hilafetin kurulması çağrılarının bastırılması; uygulanan küfür yasalarına saygı gösterilmesi ve bu fasit yönetimlerin yaydığı günah, ahlaksızlık ve fıskın inkâr edilmemesi de bu çağrının temel unsurlarındandır.
Esad Mansur