Haberlere Kısa Bir Bakış
- İran rejimini değiştirmeye yönelik Amerikan planının ortaya çıkarılması
Basında yer alan haberlere göre, Amerika ve Yahudi varlığının 28/2/2026 tarihinde İran’a yönelik gerçekleştirdiği saldırı sırasında gizli bir plan yürürlükteydi. Bu planın amacı İran rejimini devirmek ve savaş sonrası dönemin lideri olarak eski İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’ı göreve getirmekti. Haberlere göre, başta İran lideri Ali Hamaney olmak üzere yaklaşık 40 üst düzey siyasi ve askerî şahsiyet öldürüldü.
20/5/2026 tarihinde New York Times, söz konusu planın ayrıntılarını yayımladı. Haberde, ABD Başkanı Trump’ın savaşın ilk günlerinden itibaren İran’ın yönetimini içeriden bir ismin üstlenmesi gerektiğine işaret ettiği ve bu rol için 2005–2013 yılları arasında ülkeyi yöneten Mahmud Ahmedinejad’ı uygun gördüğü belirtildi.
Gazetenin Amerikan yetkililerine dayandırdığı haberde, “İsrail’e ait bir saldırının Tahran’da Ahmedinejad’ın evinin yakınındaki Devrim Muhafızları’na ait bir güvenlik noktasını hedef aldığı, bunun amacının İran makamlarınca kendisine uygulanan ev hapsinden kurtarılması olduğu” ifade edildi. Saldırı sonucunda Ahmedinejad’ın kurtulduğu, bazı kişilerin öldüğü; ancak daha sonra nerede bulunduğu ve sağlık durumu hakkında belirsizlik içinde gözlerden kaybolduğu aktarıldı.
Gazete ayrıca Ahmedinejad’a yakın isimlerden naklen, onun “Amerikan-İsrail planından haberdar olduğunu ve Washington’un onu muhtemel bir geçiş döneminde İran’daki siyasi, askerî ve toplumsal durumu yönetebilecek bir şahsiyet olarak gördüğünü” aktardı. Haberde ayrıca, son yıllarda İran yönetimiyle artan anlaşmazlıkları nedeniyle Batı ile uzlaşmaya daha hazır alternatif bir lider olarak değerlendirildiği ifade edildi.
Bu haberlerin doğru olup olmadığı bir yana, bilinen bir husus şudur ki Mahmud Ahmedinejad, 2008 yılının başında Irak’ı ve 2011 yılında Afganistan’ı ziyaret etmiş; bu ziyaretleri Amerikan işgali altında gerçekleştirmiş ve Amerika’nın bu iki ülkede görevlendirdiği hükümetlere İran’ın desteğini ilan etmiştir. İran da Amerikan işgalinin ilk günlerinden itibaren bu yönetimlerle diplomatik, siyasi ve güvenlik ilişkileri kurmuştur.
Mahmud Ahmedinejad, 2007 yılında Suriye’ye de bir ziyaret gerçekleştirmiş ve İran’ın, Amerika’nın ajanı olarak nitelenen Beşşar Esed’e desteğini duyurmuştur. 2011 yılında Suriye rejimine karşı devrim başladığında da İran, Ahmedinejad döneminde bu yönetime desteğini sürdürmüştür.
Ahmedinejad, Birleşmiş Milletler toplantılarına katılmak üzere New York’a yaptığı ziyaret sırasında 26/9/2008 tarihinde New York Times’a verdiği röportajda şöyle demiştir:
“İran, Afganistan konusunda Amerika Birleşik Devletleri’ne yardım eli uzattı. Ancak bu yardımların sonucu, Amerikan başkanının bize karşı doğrudan askerî saldırı tehditlerinde bulunması oldu. Ayrıca ülkemiz, Irak’ta sükûnetin ve istikrarın yeniden sağlanması konusunda da Amerika’ya yardımcı oldu.”
- Suriye Cumhurbaşkanı, Trump’ın parfümüyle Amerika’ya bağlılığını teyit ediyor
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, 20/5/2026 tarihinde X platformundaki hesabında, 2025 yılı Kasım ayında Beyaz Saray’a yaptığı ziyaret sırasında ABD Başkanı Trump’ın kendisine hediye ettiği iki parfüm şişesinin fotoğrafını yayımladı. Şişelerin üzerinde “Trump Victory” ticari markası ile birlikte Trump’ın kendisini övdüğü el yazısı mesajı, imzası ve Beyaz Saray logosu yer alıyordu.
Ahmed eş-Şara İngilizce olarak şu ifadeleri kullandı:
“Bazı görüşmeler iz bırakır; bizim görüşmemiz ise anlaşılan bir koku bıraktı. Cömertliğiniz ve değerli hediyeniz için teşekkür ederim Sayın Başkan Donald Trump. Umuyoruz ki o görüşmenin ruhu, Suriye ile Amerika Birleşik Devletleri arasında daha güçlü bir ilişkinin kurulmasına katkı sağlamaya devam eder.”
Görünüşe göre Ahmed eş-Şara el-Culani, Amerika’ya olan bağlılığını hatırlatmak istemektedir. Zira terörle mücadele adı altında kurulan uluslararası koalisyona katılmıştır; metinde bu durum İslam’a karşı mücadele olarak değerlendirilmektedir. Böylece Amerika’ya ve ülkelerine yönelik saldırılarını sürdüren Başkan Trump’a karşı öfke duyan Müslümanların duygularına meydan okuduğu ve Müslümanlara ve İslam dinine yönelik düşmanlığı teyit ettiği ifade edilmektedir.
Trump ayrıca “Amerika’nın Hristiyanlığını geri getirmek” istediğini ilan etmiştir. Bu kapsamda 18/5/2026 tarihinde Beyaz Saray’da binlerce Hristiyanın katıldığı bir ayin düzenlenmiş; katılımcılar arasında İslam karşıtı tutumlarıyla tanınan dinî ve siyasî şahsiyetler de yer almıştır. Bunlar arasında, 2020 yılında Amerikan Haçlı Savaşı adlı kitabı yazan Savunma Bakanı Hegseth de bulunmaktadır.
Amerika, onlarca yıldır Müslümanlara karşı yıkıcı savaşlar yürütmüştür. Bunun son örneği İran’a karşı 40 gün süren savaş olmuş; ayrıca yeni bir saldırı tehdidi de devam etmektedir. Trump, 18/5/2026 tarihinde Truth Social platformunda şu açıklamayı yapmıştır:
“Katar Emiri Temim bin Hamad, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Birleşik Arap Emirlikleri Devlet Başkanı Şeyh Muhammed bin Zayid benden, yarın (19/5/2026) planlanan İran’a yönelik askerî saldırımızı ertelememi talep ettiler; çünkü şu anda ciddi müzakereler yürütülüyor.”
Trump ayrıca Yahudi varlığının Gazze’yi yıkmasına, yüz binlerce insanın öldürülmesine ve yaralanmasına, evlerin yerle bir edilmesine ve halkın yerinden edilmesine tam destek verdiğini açıklamıştır. Halkın %80’den fazlası yıpranmış çadırlarda yaşamaktadır; Gazze’nin yarısından fazlası hâlen işgal altındadır ve saldırılar Trump’ın sınırsız desteğiyle sürmektedir.
Aynı şekilde Yahudi varlığı Lübnan’a yönelik saldırılarını sürdürmekte, her gün çok sayıda insanı öldürmekte, evleri yıkmakta ve toprakları işgal etmektedir. Bunun da Trump’ın desteğiyle gerçekleştiği belirtilmektedir.
Hatta Yahudi varlığı, Suriye’nin güneyinde Şam’ın eteklerine kadar hâkimiyet kurmuş durumdadır. Bu bölgede neredeyse her gün hava saldırıları düzenlemekte, evlerde aramalar yapmakta, istediği kişileri tutuklamakta; bazen de bazılarını öldürüp bazılarını gözaltına almaktadır. Bütün bunlar, Ahmed eş-Şara’nın dostu, hatta efendisi olarak nitelenen Trump’ın desteğiyle gerçekleşmektedir. Adeta onun diliyle şöyle denilmektedir: “Bu bir ihanettir; fakat biz onu korumak istiyoruz.” Nitekim Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas’ın 14/5/2026 tarihinde söylediği aktarılan şu söz buna örnek gösterilmektedir:
“Oslo Anlaşması ihanettir; fakat biz onu istiyoruz ve koruyoruz.”
- Trump’tan Sonra Putin Çin’de
Rusya Devlet Başkanı Putin, Çin’e bir ziyaret gerçekleştirdi ve burada Çin Devlet Başkanı Şi ile bir araya geldi. 20/5/2026 tarihinde iki lider tarafından ortak bir açıklama yayımlandı. Açıklamada şu ifadeler yer aldı:
“Bazı ülkelerin dünya işlerini tek taraflı şekilde yönetme, kendi çıkarlarını tüm dünyaya dayatma ve sömürgecilik döneminin anlayışıyla diğer ülkelerin egemen kalkınmasını sınırlandırma girişimleri başarısız olmuştur.”
Bu açıklama, bir hafta önce, 13/5/2026 tarihinde Çin’e üç gün süren bir ziyaret gerçekleştiren ABD’ye ve Başkan Trump’a yönelik açık bir eleştiri olarak değerlendirildi.
Görünüşe göre Rusya Devlet Başkanı, Çin ile Amerika arasında hangi konularda mutabakata varıldığını öğrenmek istemiştir; zira bunun kendi ülkesinin aleyhine olmamasını amaçlamaktadır. Amerika’nın iki ülke arasında mesafe oluşturmaya çalıştığı düşünülmektedir. Ayrıca Putin’in, ziyaretinin sonunda düzenlenen ortak basın toplantısındaki konuşmasından da anlaşıldığı üzere, Çin ile ilişkileri farklı alanlarda daha da güçlendirmeyi hedeflediği görülmektedir.
Trump’ın son Çin ziyaretinde istediği sonuçları elde edemediği, özellikle de İran üzerinde baskı kurulması konusunda beklentilerinin karşılanmadığı anlaşılmaktadır. Nitekim iki taraf arasında İran konusunda bir uzlaşıya işaret eden ortak bir açıklama yayımlanmamıştır. Trump, “Amerika ile Çin’in bakış açılarının birbirine çok benzediğini” iddia etmiş; ancak aynı zamanda “İran konusunda Çin’den herhangi bir hizmet talep etmediğini” de ifade etmiştir.
Çin Devlet Başkanı Şi ise Amerika ile olan çıkar ilişkilerini korumak amacıyla Trump’ı zor durumda bırakmamak için sessiz kalmıştır. Ancak Çin Dışişleri Bakanlığı 15/5/2026 tarihinde yayımladığı açıklamada şu ifadeleri kullanmıştır:
“Hiç yaşanmaması gereken bu çatışmanın sürmesi için herhangi bir sebep yoktur. Çin, enerji arzını ve küresel ekonomiyi ciddi biçimde etkileyen bu savaşın sona erdirilmesine yönelik anlaşma çabalarını desteklemektedir.”
Buna göre Çin’in, İran’ın Amerikan şartlarına boyun eğmesini sağlamak amacıyla Amerika adına herhangi bir baskı uygulamayı taahhüt etmediği anlaşılmaktadır. Bu nedenle, İran meselesi bağlamında Trump’ın Çin ziyaretindeki girişimlerinin başarısız olduğu söylenebilir. Çünkü Çin, kendi çıkarları açısından İran ile ilişkilerini korumayı, Amerika’ya kendi menfaatleri pahasına karşılıksız hizmet sunmaya tercih etmektedir.
Esad Mansur