Haberlere Kısa Bir Bakış

  • Lübnan rejimi, ihanet bataklığında sevinçle dans ederken bunu Lübnan’ın çıkarları için yaptığını iddia ediyor

Yahudi varlığının başbakanı 26/5/2026 tarihinde yaptığı açıklamada, Güney Lübnan’da karada büyük güçler konuşlandırdıklarını ve stratejik bölgeleri kontrol altına aldıklarını söyledi.

Yahudi medyası ise, Yahudi varlığının ordusunun Güney Lübnan bölgesindeki operasyonlarını, bu bölgede Yahudi varlığı tarafından çizilen sınır hattı olan sarı çizginin ötesine genişlettiğini aktardı. Ayrıca bölgedeki 19 belde ve köyün tahliye edilmesi yönünde uyarı yayımlandığı ve halktan Zehrani Nehri’nin kuzeyine geçmelerinin istendiği belirtildi.

Aynı zamanda Lübnan Sağlık Bakanlığı yaptığı açıklamada şöyle dedi: “İsrail son saatlerde düzenlediği düşmansı saldırılarda bir dizi katliam gerçekleştirmiş, bunun sonucunda 31 kişi şehit olmuş ve 40 kişi yaralanmıştır.”

Lübnan Bakanlığı ayrıca 28/5/2026 tarihinde yaptığı açıklamada, dünden bu yana Güney Lübnan’ın çeşitli bölgelerine yönelik İsrail saldırılarında yaklaşık 14 şehit ve 37 yaralının bulunduğunu duyurdu.

Yahudi varlığının saldırıları Lübnan’a karşı neredeyse günlük hâle gelmiştir. Buna rağmen Lübnan rejimi, savaşmaksızın Yahudi varlığıyla bir teslimiyet belgesi imzalama yolunda ihanete doğru ilerlemektedir. Bunu da barış, normalleşme ve Amerika’nın “İbrahim Anlaşmaları” adı altında istediği şeyler kapsamında yapmaktadır.

Lübnan’ın askerî heyeti, 29/5/2026 tarihinde ilk kez Yahudi varlığının askerî heyetiyle Washington yakınlarındaki Virginia eyaletinde bulunan Amerikan Savunma Bakanlığı merkezinde bir araya gelecektir. Bundan sonra ise, gelecek haziran ayının 2 ve 3’ünde, Lübnan’ın siyasi heyeti ile topraklarına saldıran, evlatlarını öldüren ve güneyinde tampon bölge oluşturan Yahudi varlığının siyasi heyeti arasında dördüncü tur görüşmeler gerçekleştirilecektir.

Peki Lübnan rejimi, toprakları ihlal edilirken, işgal altındayken ve evlatlarının kanı akıtılırken; ordusunu bu düşmanı caydırmak için tek bir kurşun bile atmadan harekete geçirmemişken nasıl oluyor da düşmanla teslimiyet ve normalleşme üzerine müzakere edebiliyor?!

Oysa o, ihanet bataklığında giderek daha fazla batarken sevinçle dans ediyor ve bunu Lübnan’ın çıkarları için yaptığını iddia ediyor!

  • Trump, Umman Sultanlığı’nı Yerle Bir Etmekle Tehdit Ediyor

Amerikan Başkanı Trump, 27/5/2026 tarihinde Umman’ı yıkıp yerle bir etmekle tehdit etti. Bu açıklama, İran ve Umman’ın Hürmüz Boğazı’nı birlikte yönetmesine izin verecek kısa vadeli bir anlaşmayı kabul edip etmeyeceği yönündeki bir soruya cevap olarak geldi.

Trump, Beyaz Saray’da gazetecilere yaptığı açıklamada şöyle dedi: “Hayır, boğaz herkese açık olacaktır.” Ardından şu iddiada bulundu: “Burası uluslararası sulardır. Umman, diğerleri gibi doğru davranacaktır; aksi takdirde onları yerle bir etmek zorunda kalırız. Onlar bunu anlıyor ve sorun çıkarmayacaklardır.”

Buradan hareketle Körfez ülkelerinin yöneticileri, Amerika’nın kendileri için nefret edilen bir düşman olduğunu anlamalıdır. Çünkü Amerika, ümmetlerinin ve ülkelerinin çıkarları doğrultusunda az da olsa hareket etmek istediklerinde onları her an tehdit etmektedir. Bu nedenle yapmaları gereken, bölgedeki Amerikan üslerini kapatmak ve askerlerini ülkelerinden çıkarmaktır.

Aslında Hürmüz Boğazı’nı yönetmek onların menfaatinedir. Çünkü bu boğaz, kıyılarında İran ve Umman’ın bulunduğu İslami sulardır. Dolayısıyla İran ve Umman’ın, İslam’ın hükümlerine uygun şekilde bu boğazı yönetmeleri ve denetlemeleri zaruridir.

  • İran, Amerika ile Yapılan Mutabakat Taslağının Ayrıntılarını Açıkladı

İran resmî televizyonu, 27/5/2026 tarihinde Pakistan arabuluculuğunda Amerika ile savaşın sona erdirilmesi amacıyla hazırlanan gayriresmî bir ön mutabakat çerçevesinin ayrıntılarını açıkladı.

Taslakta, İran’ın Umman Sultanlığı ile iş birliği içinde Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğini yöneteceği ve İran’ın ticari gemilerin Hürmüz Boğazı’ndan geçişini bir ay içinde savaş öncesi seviyelere döndürmeyi taahhüt edeceği ifade edildi.

İran televizyonu ayrıca şu açıklamada bulundu: “İran’a dayatılan savaşın sona erdirilmesi sürecinde bir dönüm noktası oluşturabilecek olan İslamabad Mutabakatı’nın ilk çerçevesi, bu günlerde hâlâ nihai hâline gelmemiş olan metnin gözden geçirilmesi ve son düzenlemelerinin yapılması aşamasındadır.”

Ancak Trump bu haberleri yalanladı ve şöyle dedi: “Bu tamamen uydurmadır. Hürmüz Boğazı herkese açık olacaktır ve hiç kimse onun kontrolünü elinde tutmayacaktır.” Ayrıca, dondurulmuş İran fonlarına işaret ederek, “Davranışlarını düzeltmedikleri sürece İranlılara hiçbir para geri verilmeyecektir.” dedi.

Trump ayrıca, İran’ın yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stokunun Rusya veya Çin’e gitmesi ihtimalinden endişe duyduğunu belirtti ve “İran’ın nükleer silaha sahip olmasına izin vermeyeceğiz. Çünkü sahip olur olmaz hiç tereddüt etmeden onu kullanacaktır.” ifadelerini kullandı.

Bununla birlikte ABD Dışişleri Bakanı Rubio, “Müzakereler birkaç gün sürebilir. İlk taslak metindeki belirli ifadeler üzerinde karşılıklı görüş alışverişi devam ediyor.” dedi.

Böylece nükleer programın akıbeti hâlâ belirsizliğini korumaktadır. Çünkü Amerika, programın 20 yıl süreyle dondurulmasını isterken İran bu kadar uzun bir süreyi reddediyor ve daha kısa bir süre talep ediyor. Aynı şekilde zenginleştirilmiş uranyumun akıbeti de belirsizliğini sürdürmektedir. Zira İran’ın elinde yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş yaklaşık 440 kilogram uranyum bulunmaktadır. İran’ın füze cephaneliği meselesine ise taslakta hiç değinilmemiştir.

Böylece Trump bütün meseleleri birbirine karıştırmış ve daha önce var olmayan sorunlar ortaya çıkarmıştır. Ardından da kendisinden önceki Amerikan başkanlarının çözemediğini iddia ettiği meseleleri çözeceğini söylemektedir. O, işleri karıştırıp ardından çözeceğini iddia eden bir ahmağa benzemektedir.

Nitekim 2015 yılında yapılan İran nükleer anlaşması istikrarlıydı ve İran’ın uranyumu yüzde 3,67 oranında zenginleştirmesiyle sınırlandırılmıştı. Ancak Trump’ın 2018 yılında bu anlaşmadan çekildiğini ilan etmesinin ardından İran, zenginleştirme oranını artırmaya başladı ve bu oran yüzde 60’a ulaştı.

Hürmüz Boğazı ne kapalıydı ne askerîleştirilmişti ne de kontrol altındaydı. Fakat Trump’ın 28/2/2026 tarihinde başlattığı saldırıyla durum değişti ve şimdi bu konu üzerinde müzakereler yürütülüyor.

Artık herkes Amerika ve Trump’ıyla alay etmekte; ayrıca onun kirli aracı olan Yahudi varlığının da yok olmasını temenni etmektedir. Allah’ın izniyle bu da, Nübüvvet metodu üzere kurulacak Raşidî Hilafet Devleti’nin eliyle yakında gerçekleşecektir.

Esad Mansur