Soru:
Yöneticileri (bugünün yöneticileri olsun veya Halifeyi ve onun valilerini) alenen eleştirmek caiz midir? Bu konuda bazıları, yöneticinin alenen eleştirilmesinin caiz olmadığını söylüyorlar. Delil olarak da şu hadisi kullanıyorlar:
” أفضل الجهاد كلمة حق عند سلطان جائر”
“Cihadın en efdali (en üstün derecesi), zalim bir yönetici karşısında hak sözü söylemektir.” (İbn Hanbel)
Bu hadiste geçen عندkelimesinin, “onun yanında”, yani sadece onunla baş başa manasına geldiğini söylüyorlar.
Cevap:
Arapçada ” عِنۡدَ “; Türkçesi “indinde” olan kelime, değişik manalarda geçer: katında, yanında, karşısında, önünde, zamanında, mülkünde, tarafında.
Ayrıca bu kelimeye zamir-i muttasıl eklenir, şöyle olur:
عندي، عندك، عندكم، عنده، عندنا…
Birçok ayette عِنۡدَ اللّٰهِ “Allah indinde” şeklinde geçmiştir. Bir kimse Allah’ın yanında oturamaz, O’nunla baş başa olamaz, görüşemez. Bu nedenle “Allah indinde” ifadesi değişik manalarda kullanılmıştır. Bir kısım ayetleri gösterelim:
1)
مَا عِنۡدَكُمۡ يَنۡفَدُ وَمَا عِنۡدَ اللّٰهِ بَاقٍؕ
“( عِنۡدَكُمۡ / indeküm) sizde ne varsa yok olur, عِنۡدَ اللّٰهِ / Allah indinde ne varsa kalıcıdır.” (Nahl 96)
عِنۡدَ اللّٰهِ / Allah indinde: Bunun manası O’nun yanında değildir. O’nun mülkü hiç yok olmaz. Nitekim gökler ve yeryüzü O’na aittir, O’nun mülküdür.
عِنۡدَكُمۡ / indeküm: Sizde, size ait, mülkünüz demektir. İnsanların mülkü ise zail olur.
2)
وَمَنۡ اَظۡلَمُ مِمَّنۡ كَتَمَ شَهَادَةً عِنۡدَهٗ مِنَ اللّٰهِؕ
“Allah tarafından gelip عِنۡدَهٗ (indinde) bir şahitliği saklayan kimseden kim daha zalim olur?” (Bakara 140)
عِنۡدَهٗ (indinde) manası şudur: Allah’tan gelen haberin doğru olduğuna şahitlik yaptıktan sonra (kendi kitaplarında geçtiği için Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in peygamberliğine şahitlik yapan) veya Allah’ı kendisine şahit kılıp şahitlik edecek olan kimse, şahitlik yapmaya çağrıldığında bunu saklarsa en büyük zalim sayılır.
3)
مَنۡ ذَا الَّذِىۡ يَشۡفَعُ عِنۡدَهٗۤ اِلَّا بِاِذۡنِهٖؕ
“Allah عِنۡدِهٖۤ (indinde/önünde), O’nun izni olmadan kim şefaatçi olabilir?” (Bakara 255)
Kıyamet günü şefaatçi, Allah’ın izniyle şefaat eder. Yoksa gidip Allah’ın yanında oturup baş başa olamaz. Yüce Allah böyle şeylerden münezzehtir.
4)
وَنَحۡنُ نَتَرَبَّصُ بِكُمۡ اَنۡ يُّصِيۡبَكُمُ اللّٰهُ بِعَذَابٍ مِّنۡ عِنۡدِهٖۤ اَوۡ بِاَيۡدِيۡنَا
“Allah’ın عِنۡدِهٖۤ (indinden/tarafından) size bir azabının dokunmasını veya ellerimizle dokunmasını bekliyoruz.” (Tevbe 52)
Kâfirlere Allah indinden gelecek azap ise bir şekilde O’nun tarafından gelir. Kendi yanından değildir; O münezzehtir. Yarattığı gökler ve yerden gelir. Zira Fetih Suresi’nin 4 ve 7. ayetlerinde geçtiği gibi göklerde ve yerde ne varsa O’nun askerleridir. Onlardan bir şeye emir verir, o şey de azap olarak kâfirlere zarar verir. Şiddetli yağmur, rüzgâr, sıcaklık, deprem, hastalık yapan virüsler vb. buna örnektir.
5)
لِيُحَآجُّوۡكُمۡ بِهٖ عِنۡدَ رَبِّكُمۡؕ
“Rabbiniz عِنۡدَ (indinde/karşısında/önünde) bir delil göstererek sizinle tartışmak için.” (Bakara 76)
Bir kimse Allah’ın yanına sokulup tartışamaz. Ancak kıyamet günü O’nun önünde ve karşısında tartışma olacaktır.
6)
حَسَدًا مِّنۡ عِنۡدِ اَنۡفُسِهِمۡ
“Nefislerinin عِنۡدِ (indinden/içinden) gelen bir haset olarak.” (Bakara 109)
Yahudiler, peygamberlik kendilerinden değil de Araplardan geldiği için Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e haset ettiler. Bundan dolayı Müslüman olmak istemedikleri gibi Müslümanları da saptırmaya çalışırlar. Hasedin yeri kalp ve nefistir; içten gelir.
7)
وَلَا تُقٰتِلُوۡهُمۡ عِنۡدَ الۡمَسۡجِدِ الۡحَـرَامِ حَتّٰى يُقٰتِلُوۡكُمۡ فِيۡهِۚ
“Mescid-i Haram عِنۡدَ (indinde/içinde) onlarla savaşmayın; ta ki onlar sizinle orada savaşıncaya kadar.” (Bakara 191)
Mescid-i Haram’ın içinde ve etrafında savaşmak yasaklanmıştır. Ancak kâfirler Müslümanlarla orada savaşırlarsa savaşılır. Burada عِنۡدَ “indinde”, “içinde” manasında geçmiştir.
8) Arapçadan bazı misaller verelim:
a-
كل ما عِنۡدِي 100 دينار
“ ما عِنۡدِي / ma indi / indimde”: Bütün malik olduğum şey 100 dinardır.
b-
هذا ما عِنۡدِي أن أقوله
“ ما عِنۡدِي / indimde”: Benim söyleyeceğim budur.
c-
هذا عِنۡدِي أفضل من هذا
“ عِنۡدِي / indimde”: Zannıma göre bu şey, bundan daha iyidir.
Buna göre;
” أفضل الجهاد كلمة حق عِنۡدَ سلطان جائر”
“Cihadın en efdali (en üstün derecesi), zalim bir yönetici karşısında hak sözü söylemektir.” (İbn Hanbel)
Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in buyurduğu hadiste geçen عِنۡدَ kelimesi, “önünde” veya “karşısında” manasında geçer. Zira zalim yönetici, bir kimsenin yanına yaklaşmasını kabul etmez. Adaletli yönetici ise yanına nasihat etmek için insanları kabul eder. Firavun ve Nemrut gibi İbn Selman ve İslam dünyasının diğer zalim yöneticileri de hakkı söylemek için yanlarına gelmek isteyen bir kimseyi kabul etmezler; hakkı söyleyeni ya hapis eder ya da öldürürler.
Bu hadisi destekleyen şu hadis vardır:
Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:
” سيد الشهداء حمزة بن عبد المطلب ورجل قام إلى إمام جائر فأمره ونهاه فقتله”
“Şehitlerin efendisi Hamza bin Abdulmuttalib ve zalim yöneticiye kalkıp ona (marufu, Allah’ın emrini) emreden, onu (münkerden, Allah’ın yasaklarından) nehyeden ve bu nedenle o yönetici tarafından öldürülen kimsedir.” (El-Hâkim)
Hadiste geçen قام إلى إمام جائر ifadesi, “zalim yöneticiye kalktı” manasında olup, “zalim yöneticinin karşısında dikildi” demektir.
Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:
” ستكون أمراء فتعرفون وتنكرون، فمن عرف فقد برئ، ومن أنكر فقد سلم، ولكن من رضي وتابع، قالوا أفلا ننابذهم بالسيف؟ قال: لا، ما صلوا” (مسلم)
“(Münkeri işleyen) öyle yöneticiler olacak ki, bir kısmınız bunu (münker olduğunu) tanır, bir kısmınız ise bunu inkâr eder. Kim bunu tanırsa (bunun münker olduğunu söylerse) berî (suçsuz) olur. Kim bunu inkâr eder, reddederse kurtulmuş olur. Ancak o yöneticilerden razı olan ve onlara tabi olan kimse müstesnadır (ne berî olur ne de kurtulur).”
(Sahabeler) dediler ki:
“Onlarla (yöneticilerle) kılıçla mı savaşalım?”
Rasulullah dedi ki:
“Hayır; ancak namazı ikame etmezlerse.” (Müslim)
Namazı ikame etmek, İslam’ı uygulamaya dair bir kinayedir.
Başka bir rivayette ise:
“Ancak açık küfür görürseniz.” buyurmuştur.
Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şunu da buyurdu:
” إلا أن تروا كفرا بواحا عندكم من الله فيه برهان”
“Ancak sizde Allah’tan bir burhan bulunduğu hâlde (emir sahiplerinden) açık bir küfür görmeniz müstesnadır.” (Müslim)
Bunun manası şudur: Müslümanlar onlara hakkı söyleyerek karşı çıkacaklardır. Dini uyguluyorsa silah çekilmez; fakat hak söz mutlaka onlara söylenmelidir.
Bunu pekiştiren hadis şudur:
Ebu Bekir radıyallahu anh, Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle dediğini işittiğini rivayet etmiştir:
«إنَّ النَّاسَ إِذَا رَأوُا الظَّالِمَ فَلَمْ يَأْخُذُوا عَلَى يَدَيْهِ أوْشَكَ أنْ يَعُمَّهُمُ اللَّهُ بِعِقَابٍ».
“İnsanlar zalimi görüp onu zulmünden alıkoymaya çalışmazlarsa, Allah’ın onlara genel bir azap vermesi yakındır.” (Ebu Davud, Tirmizî, İbn Mâce)
Bu hadiste “insanlar” kelimesi geçmiştir. Bunun manası, kalabalık bir şekilde hareket edip zalimin karşısında durmalarıdır. Bütün Müslümanlar topluca kalkıp bu zalimi zulmünden alıkoymaya çalışacaklardır. Aksi hâlde zalim, zulmünden vazgeçmez.
Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in zamanında kendisine milletin önünde açıkça hak söylenirdi; bu gizli değildi. Kendisi de hakkın açıkça söylenmesini istemiştir. Sırtına vurduğu veya malını aldığı biri varsa, gelip hakkını almasını isteyerek şöyle buyurmuştur:
” وإني لأرجو أن ألقى ربي وليس أحد منكم يطلبني بمظلمة في دم ولا مال”
“Umarım ki Rabbimle karşılaşırken, sizden hiç kimse kan veya mal hususunda kendisine zulmettiğimi iddia ederek karşıma çıkmaz.” (Tirmizî ve Ebu Davud)
Raşidî halifeler de hakkın açıkça söylenmesini ve kendilerinin muhasebe edilmesini istemişlerdir. Raşidî Halife Ömer radıyallahu anh, mehri sınırlandırmak isteyince, insanların önünde bir kadın ona hakkı söylemiş; bunun üzerine:
“Kadın doğru söyledi, Ömer hata etti.”
diyerek kararından vazgeçmiştir.
İslam’da kişilere ve liderlere tapmak yoktur. Körü körüne itaat de yoktur. Bilinçli ve uyanık bir itaat vardır. İtaat, şer’î delile binaen olur. Zira İslam’da şahsî liderlik değil, fikrî liderlik vardır. İnsanların işlerini yürütmek için seçilen kişi Kur’an ve Sünnet’e tabi olur; aksi takdirde ona itaat edilmez.
Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:
” لا طاعة لمخلوق في معصية الخالق”
“Yaratıcıya isyan hususunda hiçbir mahlûka itaat yoktur.” (İbn Hanbel)
Birinci Raşidî Halife Ebu Bekir radıyallahu anh, halife olarak seçilip biat edilince ümmete hitaben bunu şöyle açıklamıştır:
“Allah’a ve Resulüne itaat ettiğim müddetçe bana itaat edin.
Allah’a ve Resulüne isyan ettiğim zaman ise sizin üzerinize bana itaat etme yükümlülüğü yoktur (bana itaat etmeyin).”
(El-Bidâye ve’n-Nihâye)
Bu, içinde bulunduğumuz asırda yöneticilere tabi olan bazı kimselerin yaptıkları gibi değildir. Onlar, yöneticiler İslam’a muhalefet ettiklerinde kendilerine bir bahane arar, onları savunur, hatta hak sözü söylemeyi ve muhasebeyi yasaklarlar. İslam’da böyle bir şey yoktur.
Yöneticiye doğrudan ve açık bir şekilde hitap edilir: “Neden bunu yapıyorsun?” diye sorulur. O da cevap vermelidir. Ona bahane aranmaz, bahane uydurulmaz. Çünkü bu şahsî bir mesele değildir ki baş başa konuşulsun. Bunlar ümmetin ve umumun meseleleridir.
Nasıl ki yönetici açık bir siyaset yürütüyorsa, bu siyaset muhasebe edilir ve düzeltilir. Düzelmezse görevden alınır. Yönetici kim olur ki? Neticede herhangi bir insandır. Onlar ilahlaştırılmazlar. Kendilerine dokunulmazlık tanınmaz. Hemen hesaba çekilmelidirler. Onlar da diğer insanlar gibi birer beşerdir; masum değildirler, hata edebilirler, zulmedebilirler ve hatta dinden ayrılabilirler.
Halife Ebu Bekir radıyallahu anh, halife olarak seçilip biat edilince ümmete şöyle hitap etmiştir:
“Ey insanlar! Sizin üzerinize tayin edildim; fakat ben sizden daha hayırlı bir kimse değilim.
Eğer iyi bir iş yaparsam bana yardım edin; kötü bir iş yaparsam beni düzeltin.
Doğru söylemek bir emanettir, yalan söylemek ise bir hainliktir.”
(El-Bidâye ve’n-Nihâye)
Bu nedenle Müslümanlar, yöneticileri sürekli kontrol edecek, düzeltecek; düzelmezlerse veya mürtet olurlarsa onları görevden düşürecek ve cezalandıracaktır. Bu şekilde devlet raşidî, adaletli ve düzgün olur; din, devlet, ümmet, insanlar ve onların hakları korunur.
Esad Mansur