Haberlere Kısa Bir Bakış

  • Trump’tan Netanyahu’ya: “Seni kurtaran benim; ben olmasaydım hapiste olurdun. Herkes senden nefret ediyor, İsrail’den de nefret ediyor.”

Amerikan haber sitesi Axios, 01.06.2026 tarihinde iki Amerikalı kaynağa dayandırdığı haberinde, ABD Başkanı Trump’ın Yahudi varlığının başbakanı Netanyahu’ya şöyle dediğini aktardı:

Seni kurtaran benim. Ben olmasaydım hapiste olurdun. Sen delisin. Artık herkes senden nefret ediyor ve bu yüzden İsrail’den de nefret ediyor.

Bununla birlikte Trump, Truth Social platformunda “Netanyahu ile çok iyi bir görüşme gerçekleştirdiğini” yazdı. Görünüşe göre kuduz köpeği Netanyahu’yu azarlaması ve aşağılaması, onun nazarında “çok iyi bir görüşme” anlamına geliyor.

Trump, Netanyahu’ya Beyrut’a yönelik saldırıyı durdurmasını ve Beyrut’un güney banliyölerine doğru yönelen uçakları geri çevirmesini emretti. Netanyahu da efendisi Trump’ın karşısında korkuyla bu emre boyun eğdi. Bunun ardından Trump şöyle dedi:

İsrail Beyrut’a herhangi bir güç göndermeyecek. Bu yönde hareket etmiş olan tüm güçler geri çekildi.

Trump ayrıca Hizbullah ile dolaylı bir temas kurulduğunu ve iki tarafın tüm çatışma faaliyetlerini durdurma konusunda mutabakata vardığını söyledi. Buna göre İsrail onlara saldırmayacak, onlar da İsrail’e saldırmayacak.

Bu haber, Yahudi varlığının Amerika’nın elinde bölgeye hâkim olmak için kullandığı kirli bir araçtan başka bir şey olmadığını bir kez daha göstermektedir. Netanyahu ve onun gibiler ile Yahudi varlığının takipçileri, Müslümanların kanına doymayan başıboş ve kuduz köpeklerden ibarettir. Amerika onları istediği zaman salmakta, istediği zaman da azarlayıp geri çekmektedir. Buna karşılık Arap ve İslam ülkelerinin yöneticileri ise onun peşinde koşmakta ve kendilerinden istenenleri yerine getirmektedir.

İnsanlardan bazıları, Yahudi varlığının veya Yahudi lobisinin Amerikan karar alma mekanizmasını kontrol ettiği vehmine kapılmaktadır. Oysa başta Filistin’i işgal etmiş olan İngiltere olmak üzere Batılılar, Yahudileri getirip onlar için bir yapı kuran, Müslümanlarla onların eliyle savaşan ve Müslümanların sömürgeci hakimiyetlerinden kurtulmalarını engelleyen taraflardır. Daha sonra ise İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Amerika bu görevi devralmıştır.

  • Yahudi Varlığı Filistin’de Ezanı Yasaklıyor ve Saldırılarını Sürdürüyor

Yahudi varlığındaki Bakanlar Yasama Komitesi, 31.05.2026 tarihinde, 1948 işgal bölgesinde ve Kudüs’teki camilerde ezan okunmasını kısıtlamayı hedefleyen bir yasa tasarısını onayladığını açıkladı.

Bu düzenleme, gaspçı Yahudilerin Filistin’deki İslami varlığı silmeye ve bölgeye Yahudi kimliği kazandırmaya yönelik bir girişimi olarak değerlendirilmektedir.

Aynı zamanda gaspçı Yahudiler, işgal altındaki Batı Şeria’da Filistin halkına, onların topraklarına ve mallarına yönelik saldırılarını sürdürmektedir. Haber kaynaklarının aktardığına göre, 01.06.2026 tarihinde Yahudi sürüleri, ordularının koruması altında Ramallah ve Nablus vilayetlerindeki zeytinlikleri ateşe vermiş, Yahudi ordusu ise itfaiye ve sivil savunma ekiplerinin yangınları söndürmek için bölgeye ulaşmasını engellemiştir.

Yine Yahudi sürüleri, Ramallah vilayetine bağlı köylerde Filistinlilere ait arazilere koyun ve deve sürülerini salmış, bunun sonucunda ekili alanlar zarar görmüştür.

Bilindiği üzere Yahudi sürüleri, Batı Şeria’daki Filistin halkına, onların evlerine, iş yerlerine ve çiftliklerine yönelik saldırılarını sürdürmekte; bu yerleri tahrip etmekte veya el koymaktadır. Buna rağmen onları engelleyen herhangi bir güç bulunmamaktadır.

Filistin Hükümet Enformasyon Ofisi’nin 26.05.2026 tarihinde yayımladığı istatistiklere göre, Yahudiler 7 Ekim 2023 tarihinden bu yana Batı Şeria’da yaklaşık 1.168 Filistinliyi öldürmüş, 12.666 kişiyi yaralamış, yaklaşık 23 bin kişiyi tutuklamış ve yaklaşık 33 bin kişiyi yerinden etmiştir.

Yahudi varlığının başkanı Netanyahu ise 26.05.2026 tarihinde yaptığı açıklamada, ordusuna Gazze Şeridi’ndeki kontrol alanını yaklaşık yüzde 70’e çıkaracak şekilde genişletme emri verdiğini duyurmuştur. Böylece Trump planı çerçevesinde kabul ettiği ve Yahudi güçlerinin Gazze’den kademeli olarak çekilmesini öngören ateşkes anlaşmasını ihlal etmiştir.

Amerika’ya bağlı rejimler, özellikle Mısır, Ürdün, Türkiye, Suudi Arabistan, Pakistan, Endonezya, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri bu planı kabul etmişlerdir.

Bununla birlikte bu rejimler, Trump planını reddetmek, sözde Barış Konseyi’nden çekilmek ve Gazze Şeridi’ni Yahudi varlığının kirinden temizlemek için ona savaş ilan etmek yönünde herhangi bir adım atmamışlardır. Nitekim daha önce de iki yılı aşkın bir süre boyunca Gazze’de sürdürülen ve yüz binlerce insanın şehit veya yaralı olmasına, ayrıca bölgenin yaklaşık yüzde 80’inin yıkılmasına yol açan soykırımı engellemek için harekete geçmemişlerdir.

Ayrıca Batı Şeria’daki Yahudi saldırılarını ve Filistin’in İslami kimliğini silmeye yönelik girişimleri de durdurmak için herhangi bir girişimde bulunmamaktadırlar.

Bu nedenle ümmetin, bu rejimleri ve onların yöneticilerini devirmesi ve Nübüvvet metodu üzere Raşidî Hilafetini kurması vacip hâle gelmiştir.

  • İran Cumhurbaşkanı: Ülkenin Yönetimi Dar Bir Yetkili ve Karar Verici Çevreyle Sınırlı Kalmamalıdır

İran Devrim Muhafızları, 02.06.2026 tarihinde yayımladığı bir açıklamada şöyle dedi:

“Gemi sahipleri ve kaptanları, ilgili kurum tarafından oluşturulan sisteme kayıt yaptırmak ve gemiler boğaza girmeden önce geçiş taleplerini iletmekle yükümlüdür. Kurum, bu talepleri inceleyecek ve yalnızca onay alan gemilere boğazdan geçiş izni verilecektir.”

Bu şekilde, neredeyse her gün İran Devrim Muhafızları tarafından savaş, müzakereler, Hürmüz Boğazı ve benzeri konular hakkında açıklamalar yapılmaktadır. Oysa bunlar normalde İran hükümetinin yetki alanına giren meselelerdir. Bu durum, Devrim Muhafızlarının devlet üzerindeki hâkimiyetini göstermektedir.

Bunu doğrulayan bir diğer gelişme ise İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın 31.05.2026 tarihinde Bilim Bakanlığı yetkilileriyle yaptığı toplantıda sarf ettiği şu sözlerdir:

“Ülkenin yönetimi dar bir yetkili ve karar verici çevreyle sınırlı kalmamalıdır. Ülkenin karşı karşıya bulunduğu siyasi ve ekonomik baskılar, yenilikçi çözümler ve farklı uzmanlık alanlarının katkılarını gerektirmektedir. Mevcut zorlukların aşılması, bütün ulusal potansiyellerin sürece katılmasını, sorumluluk üstlenilmesini ve sahada aktif çalışma yürütülmesini zorunlu kılmaktadır.”

Merkezi Londra’da bulunan ve İran hükümetine muhalif yayın yapan İran International internet sitesi ise 31.05.2026 tarihinde, kimliği açıklanmayan İranlı bir kaynağa dayanarak şu haberi yayımladı:

“Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, Rehber Mücteba Hamaney’e resmî bir mektup göndererek görevinden ayrılma talebinde bulundu. Mektubunda, devlet yönetim yapısının fiilen resmî mekanizmaların dışına çıktığını ve iktidarın temel unsurlarının bir kısmının Devrim Muhafızları komutanlarından oluşan bir grubun kontrolüne geçtiğini ifade etti.”

Habere göre Pezeşkiyan, mektubunda ayrıca Devrim Muhafızlarının devlet yönetimi üzerinde tam bir hâkimiyet kurma tehlikesine dikkat çekmiş, yönetimin en üst kademelerinde derin ve benzeri görülmemiş bir çatlağın oluştuğunu belirtmiştir. Cumhurbaşkanı ve hükümetin, büyük ve hayati öneme sahip dosyalarda karar alma süreçlerinden fiilen dışlandığını da ifade etmiştir.

Ancak İran Cumhurbaşkanlığı İletişim Ofisi Başkan Yardımcısı Mehdi Tabatabai, 01.06.2026 tarihinde X hesabından yaptığı paylaşımda, Pezeşkiyan’ın istifa ettiğine dair dolaşıma giren iddiaları yalanlamıştır. Bununla birlikte, Pezeşkiyan’ın ülke yönetimindeki durumu ve Devrim Muhafızlarının iktidarın önemli bölümleri üzerindeki hâkimiyetini eleştiren bir mektubu Rehber’e gönderip göndermediği konusunda herhangi bir açıklama yapmamıştır.

Devlet yönetimindeki temel güç merkezlerinin önemli bir bölümünün askerî bir grup tarafından kontrol edilmesi ve bu grubun tüm iktidarı ele geçirmeye çalışması, devlet yapısındaki zayıflık göstergelerinden biri olarak kabul edilir. Bu durum zamanla devlet yapısında çatlaklara yol açabilir ve gelecekte çöküşe sürükleyebilir.

Esad Mansur