Soru:

Bir YouTube kanalında bir şahıs şeriat tartışması yaptı. Ardından bu tartışma videoları sonucunda yeni videolar da eklenerek, Aişe annemizin kaç yaşında evlendiği meselesi Türkiye’nin gündemine oturmuş duruma geldi.

Bir kısım, 9 yaşında evlendiğini; diğer kısım ise ergenlikten sonra yaş sayılmaya başlandığını, dolayısıyla 17-18 yaşlarında evlendiğini savunuyor.

9 yaşında evlendiğini söyleyenler, Buhârî kaynaklı bir hadis-i şerifi delil gösteriyor. 17 yaşında evlendiğini söyleyenler ise az önce bahsettiğim durumun yanında Esma binti Ebû Bekir Radıyallahu Anhâ’nın yaşını hesaplıyor, hicret yılları ile ilgili hesaplar yaparak 17-18 yaşında olduğunu savunuyorlar.

Bu durumun aslı elbette önemlidir. Ancak maalesef dinimizi, değerlerimizi, canımızdan çok sevdiğimiz Allah’ın Resûlü’nü ve onun kıymetli zevcesi, annemizi koruyacak bir devletimiz olmadığı için her kafadan bir ses çıkıyor, değerlerimiz hor görülüyor.

Meselenin aslı nedir?

Meseleye bakış açımız ne olmalıdır?

Temas ettiğimiz kardeşlerimiz bizlere bu meseleyi sorduğunda onlara nasıl bir cevap vermeliyiz?

Onları nasıl ikna etmeliyiz?

Bu ve benzeri meselelerde nasıl mutmain edici cevaplar verebiliriz?

Cevap:

Şer’i Deliller

Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyurdu:

وَالّٰٓـىٴۡ يَٮِٕسۡنَ مِنَ الۡمَحِيۡضِ مِنۡ نِّسَآٮِٕكُمۡ اِنِ ارۡتَبۡتُمۡ فَعِدَّتُهُنَّ ثَلٰثَةُ اَشۡهُرٍ وَّالّٰٓـىٴۡ لَمۡ يَحِضۡنَ‌ؕ

 “Şüpheniz olursa, adet görmekten ümitleri kalmamış olan kadınlarınızın ve henüz adet görmeye başlamamış olanların iddeti üç aydır.” (Talâk, 4)

Bu ayete binaen, tazammun delâletiyle adet görmeyen kız çocuğu için evlilik sözleşmesi yapılabilir. Çünkü ayette üç aylık iddet süresi belirtilmiştir.

Evlilik sözleşmesi herhangi bir yaşta yapılabilir. Zira şeriat, böyle bir sözleşmenin yapılmasına zaman sınırı koymamıştır. Ancak nikâh sözleşmesi gerçekleştikten sonra hemen cima olmayabilir.

Bu durumda, evlilik sözleşmesi yapıldıktan sonra, cima olmadan önce boşanma olursa hiç iddet yoktur.

Bunun manası şudur: Adet görmeyen kızla, iki manayı taşıyan nikâh yapılmıştır. Çünkü boşanıp iddet bekleyecekse, onunla hem nikâh sözleşmesi hem de cima yapılmış olmalıdır.

Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyurdu:

وَابۡتَلُوا الۡيَتٰمٰى حَتّٰىۤ اِذَا بَلَغُوا النِّكَاحَ‌ ۚ فَاِنۡ اٰنَسۡتُمۡ مِّنۡهُمۡ رُشۡدًا فَادۡفَعُوۡۤا اِلَيۡهِمۡ اَمۡوَالَهُمۡ‌ۚ

 “Yetimleri, nikâh (evlenme) çağına gelinceye kadar deneyin. Reşit olduklarını hissederseniz kendilerine mallarını verin.” (Nisâ, 6)

“Evlenme çağına” sözünde işaret delâleti vardır. Bu da evlenebilecek durumda olması, yani onunla cima yapılabilmesi meselesidir.

Nikâh lafzı müşterektir. Bir kelime iki veya daha fazla mana taşıyorsa müşterek lafız denilir. Nikâhın iki manası vardır: Evlilik sözleşmesi yapmak veya cima.

Her ne kadar evlilik sözleşmesi yapmak için belli bir yaş sınırı konulmamış olsa da, onunla cima yapılabilecek durumda ise sözleşme yapıldıktan sonra cima yapılır. Aksi takdirde cima yapmak haram olur. Çünkü bu kıza zarar getirir.

Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

” لاَ ضَرَرَ وَلَا ضِرَارَ فِي الْإسْلامِ” (الطبراني)

 “İslam’da zarar yoktur (temelde yasaktır), zarar vermek de yoktur.” (Taberânî)

” مَنْ ضَارَّ أَضَرَّ اللهُ بِهِ، وَمَنْ شَاقَّ شَاقَّ اللهُ بِهِ” (أبو داود) 

“Kim zarar verirse Allah ona zarar verir. Kim meşakkat ve sıkıntı verirse Allah da ona meşakkat ve sıkıntı verir.” (Ebû Dâvûd)

Manatı İncelemek

Şer’i hükmün intibak ettiği vakıaya manat denilir. Kızın vakıasına şer’i hükmün intibak edip etmediğine dair araştırma yapılır.

Sıcak memleketlerde kızlar küçük yaşta bâliğ veya olgun olabilir ve onlarla cima yapılabilir.

Tıbbi araştırmalara binaen, yaratılış itibarıyla kızların buluğ çağı 8 ile 13 yaş arasındadır. Zira bazı kızlarda 8 yaşından önce buluğ alametleri görülmeye başlar. Dünya çapındaki istatistiklere göre her 5 binde bir kız çocuğu 8 yaşından önce bâliğ olmaktadır.

Haberlere göre, Brezilya gibi ekvator ülkelerinde bazı kızların 7 yaşında hamile olduğu aktarılmıştır.

Tarih ve Günümüzdeki Vakıa

Nitekim Araplar ve dünya çapında hemen hemen bütün halklar kızlarını bu yaşlarda evlendiriyordu. Hatta bu asırda da hâlâ evlendirmektedirler.

Avrupa’dan sayılan Balkanlar’da ve İspanya’da bazı halkların, kanunlara aldırış etmeden bu yaşta kızlarını evlendirdiklerine dair program seyrettim.

Yabancı sunucu, 9 yaşındaki kızın annesine:

“Nasıl kızını bu yaşta evlendiriyorsun?” diye sorunca, kadın gülümseyerek:

“Bizde normaldir.” diye cevap verdi.

Müslüman olsaydı çok eleştirecekti. Ama bu kadın Müslüman olmadığı için böyle bir cevabı duyunca hiç yorum yapmadan gülümsedi.

Avrupa’da küçük kızlarla evlilik çok yaygındı. Hatta kralların ve imparatorların 8 yaşındaki küçük kızlarla evlendikleri olmuştur.

Buna göre yakın tarihe kadar bütün dünyada kız çocukları evlendiriliyor ve bu normal görülüyordu. Hatta hâlâ birçok memlekette yaygındır.

Hz. Âişe (r.a.)’nin Nikâhı Meselesi

Âişe (r.a.) ile ilgili konuya gelince;

Âişe (r.a.) şöyle dedi:

“Kendisi altı yaşındayken Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem kendisiyle evlendi. Fakat dokuz yaşına gelince kendisiyle zifafa girdi (duhul etti). Onunla beraber dokuz sene kaldı.” (Buhârî ve Müslim)

İmam Nevevî’nin, İmam Dâvûd’dan rivayet ettiğine göre:

“Âişe (r.a.) güzel ve genç bir kız olarak çabuk olgunlaştı. Kendisinin kadınların yaşına geldiğini kendi hâliyle gösteriyordu.”

Bunun manası, Âişe (r.a.) dokuz yaşına girince buluğ çağına ulaşmış olmasıdır.

Kureyşli ve Hâşimî olan İmam Şâfiî:

“Kureyş’in bazı kızları dokuz yaşına girince adet görür.” diye açıklamıştır.

Hatta Taberî ve İbn Kesîr’in rivayetlerine göre, Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’den önce Mut‘im bin Adiyy, oğlu Cübeyr için Âişe’yi babası Ebû Bekir’den istemişti. Fakat bu evlilik sebebiyle oğlunun İslam’a girmesinden korktuğu için bundan vazgeçmiştir.

Bu konuyla ilgili vakıa ve şer’î boyut budur. Buna göre, bu yaşta Âişe (r.a.)’ın evlenmesi normaldir.

Şu da vardır ki; Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, kendi samimi arkadaşı, İslam’a giren ilk erkeklerden olan, malıyla ve canıyla kendisini destekleyen Ebû Bekir’i bu evlilik ve akrabalık bağı ile ikram etmek istemiştir.

Ayrıca Ebû Bekir’i devlet reisinin yardımcısı olarak tayin etmiştir. Devlet işlerini yürütürken ve devletin sırlarını muhafaza etmeye çalışırken onunla ayrıca görüşebilmek için, kızı Âişe’ye tahsis edilen odanın uygun olduğu da zikredilmektedir.

Soruda Geçen Bilginin Kaynağı

Şimdi de soruda geçen bilginin kaynağına gelelim:

Mısır’da ünlü edebiyatçı Abbas el-Akkad (1889-1964), “Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Âişe (r.a.) ile onun yaşı 13 ile 16 arasında iken evlendi.” diye yazmıştır.

Bu yazarın duyguları İslami olsa da, bazen rivayetlerin sahih olup olmadığını incelemiyordu.

“Muhammed’in Dehası” ve “Ömer’in Dehası” adlı kitapları yazmıştır. Rivayetleri incelenmemiş ve tespit edilmemiş bazı kıssaları, Taberî tarihinde yer aldığı şekliyle alıp güçlü edebî üslubuyla ifade etmeye çalışmıştır.

16.10.2008 tarihinde Mısır’da yayımlanan “El-Yevmü’s-Sâbi‘” adlı gazete, İslam Buhayrî adlı bir yazarın uzun bir araştırmasını nakletmiştir.

Bu araştırmada, Âişe’nin ablası olan Esmâ’nın yaşına göre hesaplama yapılarak, Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in Âişe (r.a.) ile onun yaşı 17-18 arasında iken evlendiği sonucuna ulaşılmıştır.

Bu araştırma tarih kitaplarında geçen bazı bilgilere dayanılarak ortaya konulmuştur. Aynı zamanda araştırmanın yazarı, bazı hadislerden mana çıkararak bu görüşü desteklemeye çalışmıştır.

Buna rağmen itibar edilen; şer’î araştırmalar ve sahih rivayetlerdir. Buhârî ve Müslim bu hadisi sahih rivayetlerle nakletmişlerdir. Bu nedenle bu rivayetler daha güçlü kabul edilir.

Hadis rivayetleri, tarih kitaplarında geçen yazılara tercih edilir. Ancak tarih kitaplarında yer alan bilgiler de sahih rivayetlerle desteklenirse dikkate alınır ve incelenir.

Çünkü tarih; ancak sahih rivayet, eser veya belge ile kabul edilmeli ve araştırılmalıdır.

Sadece bir yazarın yazması, bir bilginin kabul edilmesi için yeterli değildir. O bilgi sahih rivayetlerle karşılaştırılmalıdır.

Günümüzde de yazarlar ve gazeteciler farklı şeyler yazabilmektedir. Bu nedenle onların sözleri hemen kabul edilmez. Haber kaynaklarına, olayın asıl metnine ve orijinal açıklamalara bakılması gerekir.

Zira yazarlar, siyasi tutumlarına veya bakış açılarına göre haberleri ve olayları yorumlayarak aktarabilirler. Bu durumda esas olan, ilgili kişinin kendi açıklamasını okumak veya dinlemektir.

Buhârî ve Müslim’de geçen rivayetler sahih kabul edildiğinden dolayı itibar edilir.

Sonuç olarak;

Vakıadan etkilenerek, kamuoyuna uyarak veya insanları memnun etmek amacıyla şer’î araştırma yapmak ve şer’î hüküm beyan etmek son derece tehlikelidir.

Bizler, insanların kınamasından çekinmeden hakkın ne olduğunu söylemekle yükümlüyüz.

Esad Mansur