Haberlere Kısa Bir Bakış
- Trump: Ben, Erdoğan ve diğerleri Suriye’de Ahmed eş-Şara’yı göreve getirdik
ABD Başkanı Trump, 16/6/2026 tarihinde Fransa’da düzenlenen G7 Zirvesi marjında Katar Emiri ile gerçekleştirdiği basın toplantısında şöyle dedi:
“Bildiğiniz gibi, Suriye konusunda büyük ölçüde ben sorumluydum. Şu anda Suriye’yi yöneten kişi, benim, Erdoğan’ın ve diğerlerinin göreve getirdiği kişidir. Bizimle ilgili tüm konularda olağanüstü bir iş çıkardı. Hizbullah ile mücadelede çok iyidir ve onlardan hoşlanmıyor. İsrail uzun zamandır Hizbullah ile savaşıyor ve çok sayıda insan hayatını kaybediyor. İsrail’e, Hizbullah ile mücadele görevini Suriye’ye bırakmasını önerdim. Çünkü açıkçası onların bunu daha iyi yapacağını düşünüyorum. Eğer İsrail, herkesi öldürmeden görevi (Hizbullah’a karşı) yerine getiremiyorsa, o (Ahmed eş-Şara) bu görevi yerine getirecektir; Suriye bu görevi üstlenecektir. Netanyahu’nun Lübnan konusunda daha sorumlu davranması gerekir. İsrail’in Lübnan ve Hizbullah ile olan ilişkileri yönetme biçiminden memnun değilim. Bu işi çok daha hızlı bir şekilde sonuçlandırabilmeliydi.” (El Cezire, 16/6/2026)
Erdoğan yönetimindeki Türkiye, İslam’ın ve samimi Müslümanların yeniden yönetime dönmesini engellemek amacıyla Suriye devrimine ağır bir darbe vurmayı başardı. Zira Suriyeli Müslümanlar, İslam’ın yeniden hâkim olmasını ve Hilafetin kurulmasını talep ediyorlardı. Erdoğan ise insanları satın almayı, onları ajan hâline getirmeyi ve Amerika’nın kendisinden razı olması ve kendisine destek vermesi için onları Amerika’ya pazarlamayı başardı.
Böylece Erdoğan yönetimindeki Türkiye, Ahmed eş-Şara’yı bir ajan olarak devşirmeyi başardı. Önce onu İdlib’e yerleştirdi, ardından da Şam’daki yönetime taşıdı. Bu süreçte Amerika, kendi ajanı Beşşar Esed’in yerine geçecek bir alternatif arıyordu.
Suriye meselesiyle ilgili diğer ülkeler olan Rusya, Suudi Arabistan, Katar ve diğerleri de Ahmed eş-Şara’nın ajanlığına ve devrime, ayrıca onun hedeflerine ihanet ettiğinden emin olduktan sonra onun üzerinde mutabakata vardılar.
Trump artık onun Amerika’ya bağlılığına güvenmekte ve Lübnan dosyasını da ona vermek istemektedir ki oradaki durum Amerika’nın lehine istikrara kavuşsun.
- Trump: Amerika ve Ben Olmasaydık İsrail Var Olmazdı
ABD Başkanı Trump, Fransa’nın Évian kentinde düzenlenen G7 Zirvesi sırasında, 16/6/2026 tarihinde Katar Emiri Temim ile gerçekleştirdiği basın toplantısında Yahudi varlığının başbakanı Netanyahu’yu bir kez daha açık şekilde azarladı. Şöyle dedi:
“İsrail’e, Beyrut’a yönelik saldırılarının hoşuna gitmediğini söyledim ve Netanyahu’nun artık Lübnan konusunda daha sorumlu davranması gerektiğini ifade ettim. Amerika olmasaydı İsrail var olmazdı ve ben olmasaydım da İsrail var olmazdı.” (El Cezire, 16/6/2026)
Trump, bu ayın başında da Netanyahu’yu azarlamıştı. Nitekim Amerikan haber sitesi Axios, 1/6/2026 tarihinde iki Amerikalı kaynağa dayanarak ABD Başkanı Trump’ın Yahudi varlığının Başbakanı Netanyahu’ya şu sözleri söylediğini aktardı:
“Seni kurtaran benim. Ben olmasaydım hapiste olurdun. Sen delisin. Artık herkes senden nefret ediyor ve bu yüzden İsrail’den de nefret ediyor.”
Yahudi varlığı, Amerika’nın nezdinde şımartılmış bir çocuk rolü oynamaktadır. Amerika’nın himayesi altında burada ve orada saldırılar gerçekleştirmek istemekte; aynı zamanda da “Büyük İsrail” adı altında tüm bölgeyi kontrol etmeyi hedefleyen bağımsız ve büyük bir devlet olduğu iddiasında bulunmaktadır.
Oysa Amerika olmadan hiçbir şey yapamaz ve Başkanları Trump’ın da ifade ettiği gibi varlığı dahi mümkün olmazdı. Zira Amerika, bu varlığın kuruluşundan itibaren onu desteklemiş ve bölgedeki çıkarlarını koruyan bir araç olarak ayakta kalmasını sağlayacak her türlü desteği vermiştir.
Ayrıca Amerika, bölge devletleri aracılığıyla onun güvenliğini sağlamış ve bu devletlerin, özellikle Gazze’de soykırım gerçekleştirirken ve hâlen bu soykırımı sürdürürken, bu suç niteliğindeki varlığa zarar verecek herhangi bir askerî eylemde bulunmalarını engellemiştir.
Bu devletler, doğrudan veya dolaylı olarak bu suç niteliğindeki varlığı tanımaktadır. İki devletli çözümü savunan her devlet, Yahudi varlığının Filistin topraklarının yaklaşık %80’ini gasbetmesini fiilen kabul etmiş olmakta ve bu suça ortak olmaktadır. Onların yöneticileri ve icraatlarını destekleyenler, Allah’ın huzurunda duracak ve çetin bir hesaba çekileceklerdir.
- Amerika, Petrol Şirketlerinin Faaliyetlerini Kolaylaştırmak İçin Libya’daki Yönetimi Birleştiriyor
ABD Başkanı’nın Orta Doğu ve Afrika İşlerinden Sorumlu Danışmanı Mesad Boulos, 17/6/2026 tarihinde Financial Times gazetesine yaptığı açıklamada, Amerika’nın Libya’nın doğu ve batısındaki rakip yönetimler arasında bir güç paylaşımı anlaşmasına aracılık etmeye çalıştığını belirtti. Bunun amacı, Amerikan şirketlerinin Libya petrolünü “yatırım” adı altında sömürmesini güvence altına almaktır.
Şöyle dedi:
“Ülkenin dağınık kurumlarını tek bir otorite altında toplamak ve Amerikan petrol şirketlerini yatırım yapmaya teşvik etmek için çalışıyorum. Planımız, birleşik bir hükümet kurmak ve tüm kurumları birleştirmektir.”
Ayrıca, ConocoPhillips ve Chevron şirketlerinin Libya ile hâlihazırda anlaşmalar imzaladığını, Libya’nın petrol üretiminin mevcut on yılın sonuna kadar 3 milyon varile ulaşabileceğini ifade etti.
Bilindiği üzere Libya, Afrika’nın kanıtlanmış en büyük petrol rezervlerine sahiptir. Batılı devletler, özellikle Amerika, Fransa ve İngiltere, NATO adı altında ve Libya halkına yardım etme bahanesiyle müdahalede bulunmuşlardı. Oysa Muammer Kaddafi, Batılı devletlerin petrol çıkarma konusundaki menfaatlerini temin eden bir yöneticiydi. Batılı şirketler, özellikle de Avrupalı şirketler, Libya petrolünü çıkarıyor ve bundan aslan payını alıyordu. Amerikan şirketleri ise onlarla rekabet etmeye çalışıyordu.
Libya halkı 2011 yılında Batı’nın ajanı olarak nitelenen Kaddafi’ye karşı ayaklandığında, Batılı sömürgeci devletler Libya’nın Batı’dan bağımsız hâle gelmesini engellemek için müdahalede bulundu ve ülkeyi kendi sömürgeleri olarak tutmaya devam etti. Ardından bu devletler, kendilerine bağlı bölgesel ülkeler ve yerel araçları olan ajanlar ile destekçileri üzerinden kendi aralarında nüfuz mücadelesine giriştiler.
Son olarak Amerika, hizmetkârı Erdoğan’ın yardımıyla Libya’daki kendi adamlarını iktidara taşımayı başardı ve 2021 yılında Batı Trablus’ta Abdülhamid Dibeybe hükümetini kurdu. Daha önce ise 2014 yılından itibaren Doğu Libya’da kendi adamı Hafter’i iktidara taşımıştı.
Şimdi ise, Müslümanların petrolünden aslan payını alabilmek ve onları yoksul ve muhtaç durumda bırakmaya devam edebilmek için bu iki tarafı bir araya getirecek bir hükümet oluşturmak üzere çalışmaktadır.
Esad Mansur