Haberlere Kısa Bir Bakış

  • Türkiye’de iktidarda bulunan Adalet ve Kalkınma Partisi: “Cumhurbaşkanı adayımız Cumhurbaşkanı Erdoğan’dır.”

Türkiye’de iktidarda bulunan Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti), 22 Haziran 2026 tarihinde mevcut Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı 2028 Cumhurbaşkanlığı seçimleri için partinin adayı olarak ilan etti. Parti Sözcüsü Ömer Çelik yaptığı açıklamada, “Partimizde karar alma yetkisine sahip bütün organlar son derece açık ve kararlı bir tutum sergilemektedir. Cumhurbaşkanı adayımız Cumhurbaşkanı Erdoğan’dır.” ifadelerini kullandı.

AK Parti’nin ortağı olan Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli de Erdoğan’ın adaylığını destekleyerek, onun adaylığa en layık kişi olduğunu belirtti.

Ancak kendi koydukları yasalara karşı hileli bir yol izlenmeye çalışılmaktadır. Zira Erdoğan’ın üçüncü kez cumhurbaşkanı adayı olması mevcut mevzuata göre mümkün değildir. Bu nedenle bu engelin nasıl aşılacağı üzerinde durulmaktadır. Ya anayasanın değiştirilmesi ya da parlamentonun seçimlerin yenilenmesine karar vermesi seçenekleri değerlendirilmektedir.

Bilindiği üzere Erdoğan, 2003 yılından bu yana Türkiye’yi ya başbakan ya da cumhurbaşkanı olarak yönetmektedir. Kendisi, laik demokratik küfür düzeninin koruyucusu olduğunu sürekli vurgulamakta, bu sistemi uygulama ve yaygınlaştırma konusunda büyük bir hassasiyet göstermektedir. Genel özgürlükleri genişletmiş, bunun sonucunda toplumda fesat yayılmış, maddi değerin gerçekleştirilmesi ön plana çıkmış; manevi, ahlaki ve insani değerler ise neredeyse toplumdan silinme noktasına gelmiştir.

Aynı şekilde Erdoğan, İslam ve Müslümanların düşmanlarına, özellikle Amerika’ya ve genel olarak Batı’ya olan bağlılığını sürdürme konusundaki hassasiyetini de ortaya koymaktadır. Türkiye’nin onların Haçlı NATO ittifakındaki üyeliğinin devamını ve bu ittifakın güçlendirilmesini desteklemektedir. 7 Ekim 2023’ten bu yana soykırıma maruz kalan Filistin halkını, özellikle de Gazze halkını yüzüstü bırakmıştır. Ayrıca Yahudi varlığının tanınmasının sürdürülmesi ve siyasi, diplomatik ve ekonomik ilişkilerin devam ettirilmesi konusundaki kararlılığını da açıkça ifade etmiştir.

Bu nedenle Filistin’i işgal eden bu gasıp yapıyla ilişkilerini kesmemiş, ticari ilişkileri sürdürerek ihtiyaç duyduğu ham maddeleri, gıda ürünlerini ve Azerbaycan petrolünü sağlayarak bu suç yapısını finanse etmeye devam etmiştir. Suriye halkını da aldatmış, İslam’ın yeniden hâkim olmasını engellemiş, kendi yetiştirdiği ve Amerika’ya bağladığı ajanları yönetime getirmiştir. Amerika’ya sunduğu hizmetler sebebiyle Başkan Trump’ın sevgi ve desteğini kazanmış; buna karşılık ise Allah’ın ve müminlerin gazabına uğramıştır.

  • Amerika ile İran Arasında İlişki ve Bağların Kurulmasını Hedefleyen Müzakerelerin Başlaması

Amerika ile İran arasında doğrudan müzakereler, her iki ülkenin liderleri Trump ve Pezeşkiyan’ın 18 Haziran 2026 tarihinde elektronik ortamda bir mutabakat zaptını imzalamasının ardından, 21 Haziran 2026 tarihinde İsviçre’de başladı.

İlk tur müzakerelerde Amerika’yı Başkan Yardımcısı Vance, İran’ı ise Meclis Başkanı Galibaf temsil etti. Görüşmelere ayrıca arabulucu sıfatıyla Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Pakistan Kara Kuvvetleri Komutanı Asım Munir ile Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Âl Sânî katıldı.

Mutabakat zaptı; Lübnan da dâhil olmak üzere bütün cephelerde ateşkesin sağlanmasını, tarafların birbirlerinin iç işlerine müdahale etmemesini ve nihai bir anlaşmaya varmak amacıyla müzakereleri sürdürme taahhüdünü içermektedir. Ayrıca İran’a uygulanan yaptırımların kaldırılması, İran limanlarına yönelik deniz ablukasının sona erdirilmesi ve İran’ın hiçbir şekilde nükleer silah üretmeyeceğini yeniden teyit etmesi de mutabakatın maddeleri arasında yer almaktadır. Nihai anlaşmanın ise Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından bağlayıcı bir kararla onaylanacağı belirtilmektedir.

Bu da Amerika’nın, Güvenlik Konseyinden uluslararası bağlayıcılığı olan bir karar çıkartarak İran’ı, anlaşmaya uymadığı takdirde yalnızca Amerika’nın değil, uluslararası toplumun tehdidiyle karşı karşıya bırakacağı anlamına gelmektedir. Bu durum, mutabakat maddelerinin İran’ı Amerika’ya bağladığını göstermektedir.

Böylece İran, Amerika’nın saldırıları karşısında kırk gün boyunca direnip teslim olmamasına rağmen, verdiği bütün fedakârlıkları boşa çıkarmış ve sonuçta bağımlı bir devlet hâline gelmiştir. Aynı zamanda Amerika da, sömürgeci hedeflerini kendisine karşı direnen herhangi bir devlet karşısında gerçekleştiremediğini ortaya koymuş ve bu süreçte azımsanmayacak ölçüde siyasi kayıplara uğramıştır.

  • İngiltere Başbakanı Keir Starmer, İngiltere’yi Kurtarmakta Başarısız Olduğu Gerekçesiyle İstifasını Açıkladı

İngiltere Başbakanı ve İşçi Partisi lideri Keir Starmer, 22 Haziran 2026 tarihinde istifasını açıkladı. Starmer, partisinin 5 Temmuz 2024 tarihinde yapılan genel seçimlerde ezici bir çoğunluk elde etmesinin ardından göreve gelmişti. Yeni parti lideri gelecek eylül ayında seçilinceye kadar görevini sürdürmeye devam edecektir.

Starmer, İngiltere’nin giderek derinleşen sorunlarına çözüm üretemedi. Özellikle ülkenin 2016 yılında Avrupa Birliği’nden ayrılmasının ardından uzun yıllardır hükümetler istikrara kavuşamamış, bu süreçte birçok hükümet ve başbakan değişikliği yaşanmıştır.

İngiltere zayıflık ve yaşlılık belirtileri gösteren bir ülke hâline gelmiş, ekonomik sorunlarla karşı karşıya kalmıştır. Bir zamanlar diğer halkların zenginliklerini yağmalayarak kendi halkını besleyen, servetini artıran ve ülkeyi yöneten köklü zengin ailelerin büyük çoğunluğunun çıkarlarını koruyan sömürgelerinin büyük bölümünü kaybetmiştir. Bunun sonucunda Hindistan, Pakistan, Bangladeş ve Orta Doğu’daki nüfuzunun önemli bir kısmını Amerika lehine yitirmiştir. Avrupa’daki ve dünya genelindeki siyasi etkisi de giderek azalmıştır.

Ekonomik zayıflığı nedeniyle stratejik askerî gücünü geliştirememiş, ayrıca ülke içindeki siyasi kargaşayı da çözüme kavuşturamamıştır. Bütün bunların ise benimsediği ve uyguladığı bozuk demokratik kapitalist sistemden kaynaklandığı değerlendirilmektedir. Çünkü bu sistem sömürgeciliğe dayanmakta; sömürgelerini kaybettiğinde ise onunla birlikte gücü de zayıflamaktadır.

Esad Mansur