Soru:
Bütün parti başkanları ve milletvekillerini tekfir etmemiz gerekiyor mu?
Onların tamamının müşrik olduğuna mı inanmamız lazım?
Yoksa işin aslı nedir?
Cevap:
Müslüman olduğunu iddia eden bir kimseden küfür sözü veya küfür ameli görülürse, onu doğrudan tekfir etmek kargaşaya götürür. İslam Devleti kurulduğunda, böyle kişiler mahkemeye çıkarılır ve onların söylediklerinden veya yaptıklarından emin olunur. Ondan sonra haklarında hüküm verilir.
Cabir Radıyallahu Anh şöyle rivayet etti:
“أَنَّ امْرَأَةً هِيَ أُمُّ مَرْوَانَ ارْتَدَّتْ، فَأَمَرَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم بِأَنْ يُعْرَضَ عَلَيْهَا الإِسْلاَمُ، فَإِنْ تَابَتْ، وَإِلاَّ قُتِلَتْ”
“Ümmü Mervan adlı bir kadın mürtet olunca, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem önce ona İslam’ı arz etmeyi emretti. Eğer tövbe ederse tövbesi kabul edilir, aksi hâlde öldürülür.” (Dârekutnî, Beyhakî)
Zira kişinin söylediği söz veya yaptığı fiil hakkında, onun kastettiğinden başka herhangi bir ihtimal veya tevil kalmamalıdır. Kendisinin İslam şeriatını inkâr ettiğinden veya bu şeriatın bu asırda geçerli olmadığına, demokrasiye, beşerî teşriye ya da halk hâkimiyetine inandığından kesin olarak emin olunur. Ondan sonra karar verilir ve cezalandırılır.
Bu yöneticileri ve milletvekillerini destekleyenler, onları savunurken “Bunların maksatları başkadır, mecburdurlar. Yoksa onlar İslam’a inanırlar ve İslam hâkimiyetini isterler.” derler. Bu iddialar onlardan kabul edilmez. Çürütülür, savunmalarının doğru olmadığı izah edilir, bu fikirlerinin küfür olduğu açıkça söylenir. Ayrıca bu sözleri söylemenin tehlikeli olduğu belirtilir. Eğer samimi iseler, bundan vazgeçmeleri istenir. Onların yaptıkları ve söylediklerinin küfür olduğu ve küfür sistemlerini yaşattıkları ispatlanır.
Biz, İslam Devleti kurulmadan önceki dönemi yaşıyoruz. Bu sebeple demokrasi, laiklik ve diğer küfür fikirleri ile sistemlerini ortaya koyar, çürütür; bunları uygulayanları ve savunanları eleştiririz. Kim bunlara inanırsa, onun kâfir olduğunu söyleriz.
Kur’an-ı Kerim daha ziyade küfür akidelerini ve sistemlerini ortaya koymuş, onları çürütmüş ve bunlara inanan kimselerin kâfir olduklarını vurgulamıştır. Ayrıca kâfirlerin ve münafıkların sıfatlarını açıklamış ve onları şiddetle eleştirmiştir. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de aynı metodu takip etmiştir.
Öte yandan, birçok kimse demokrasinin manasını yanlış anlamaktadır. Bunun halk hâkimiyeti olduğunu ve şeriata aykırı bulunduğunu bilmemekte, onu şûraya benzetmekte veya sadece seçim sistemi olduğunu söylemektedir. Cumhuriyet sisteminin çoğunluğun hâkimiyetine dayandığını da bilmemektedirler. Laikliği savunmanın küfür olduğunu kavrayamamakta, Hilafetin önemini ve farziyetini idrak edememektedirler.
Bu nedenle, siyasi mücadele yanında fikrî mücadele yürütmek de son derece önemlidir. Zira insanlar bu meseleleri anlayıp İslam’ın fikir ve sistemlerini kavradıklarında, Allah’ın izniyle küfür rejimini yıkmak kolaylaşır. O zaman da samimi dava adamlarına nusret verirler.
Esad Mansur