Haberlere Kısa Bir Bakış

  • Trump, Amerika’nın Hürmüz Boğazı’nda korsanlık yapacağını ilan etti

ABD Başkanı Trump, 15/07/2026 tarihinde Körfez ülkelerinden, Amerika’nın Hürmüz Boğazı’ndaki deniz ulaşımını güvence altına alması karşılığında daha fazla ödeme yapmalarını istedi. Şöyle dedi:

“Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemileri korumamız karşılığında bir bedel alacağız. Boğaz, İran’la ya da İran’sız açık kalacaktır. Ayrıca İran’a yönelik deniz ablukasını yeniden uygulayacağız.”

Trump, Truth Social platformunda da şu ifadeleri kullandı:

“Amerika, Hürmüz Boğazı’nın muhafızı olarak anılacaktır. Ancak bu görevi üstlenmesi ve adalet gereği, dünyanın bu istikrarsız bölgesinde güvenlik ve emniyeti sağlama görevine ilişkin tüm masrafları karşılamak üzere Hürmüz Boğazı’ndan taşınan bütün yüklerden %20 oranında ücret alacaktır.”

Görünen o ki Trump, İran’a karşı başlattığı savaşın maliyetini Körfez ülkelerine ve diğer devletlere ödetmek istemektedir. Nitekim 02/05/2026 tarihinde, Amerikan güçleri İran bayrağı taşıyan ve İran limanlarından birine gitmekte olan “Toska” adlı gemiye el koyduğunda şöyle demişti:

“Gemiye el koyduk, yüke el koyduk, petrole el koyduk. Bu son derece kârlı bir ticaret. Yaptığımız şey korsanlık faaliyetlerine benziyor.”

Şimdi ise Trump, yaptığı korsanlığa yeni bir isim vermektedir. Gerçekte bu, Amerikan kovboy hırsızlarının gerçekleştirdiği apaçık bir korsanlıktır. Ancak Trump buna “Hürmüz Boğazı’nın muhafızlığı” adını vermektedir. Üstelik bu korsanlık yalnızca İran gemilerine karşı değil, dünyanın bütün ülkelerinin gemilerine, özellikle de bölge ülkeleri olan Körfez devletlerinin gemilerine karşı uygulanacaktır. Zira Trump, bu ülkelerin servetlerini yağmalamaya hâlâ doymamıştır.

Nitekim Trump, Mayıs 2025’te Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’ni ziyaret ettiği sırada bu ülkeleri baskı altına alarak onlardan büyük tavizler koparmış ve yatırım, silah alımı ve ticari anlaşmalar adı altında bu ülkelerle yaptığı anlaşmalardan toplam 3,2 trilyon dolar elde ettiğini açıklamıştı.

Trump’ın tavrı adeta şunu söylemektedir: Bu bölge Amerika’nın bir sömürgesi hâline gelmeli; Amerika, bu bölgenin bütün malını ve servetini yağmalamalı, yöneticileri ve ailelerine bırakacağı pay dışında onlara tek bir kuruş dahi bırakmamalıdır. Böylece onlar da Amerika’ya hizmet etmeye devam etsin ve bu yağmayı söz konusu isimlendirmeler altında resmî olarak onaylasınlar. Bu yöneticiler ise Amerika’ya ve Trump’a göstermek zorunda bırakıldıkları bu cömertliğin, kendilerini Trump’ın ve Amerika’nın şerrinden koruyacağını zannetmektedirler.

Kendi yanlarında istihdam ettikleri ve “âlim” diye adlandırılan kimseler de -ki onlar gerçekte âlim değildirler- Körfez ülkelerinin Trump’a yaptığı bu ödemeleri meşrulaştırmaya çalışmışlardır. Hatta onlardan bazıları, son derece safça ve akıl dışı bir şekilde, “Bütün bunlar Trump’ın gönlünü kazanmak (kalbini ısındırmak) içindir.” diyebilmiştir.

Oysa Trump, hem bu kişileri hem de yöneticilerini alaya almakta ve aşağılamaktadır. Nitekim 28/03/2026 tarihinde, kendi ifadesine göre ajanı olan İbn Selman hakkında hakaret içeren kaba sözler sarf etmiş ve onu küçümseyerek, “Trump’ın kıçını öpeceğini hiç düşünmemiştim.” anlamına gelen aşağılayıcı ifadeler kullanmıştır. Böylece Trump, Amerikan ekonomisini desteklemek amacıyla kendisine 1 trilyon dolar veren İbn Selman’ı bundan da aşağı bir konumda gördüğünü ortaya koymuştur.

  • Yahudi Varlığı: “Filistin Yönetimi’nin çökmesini istemiyoruz”

Yahudi varlığının güvenlik kabinesi, 13/07/2026 tarihinde Filistin bankalarıyla olan mali ilişkiyi uzatma kararı aldı. Daha önce Maliye Bakanı Smotrich, Filistin bankalarının Yahudi varlığındaki bankalarla çalışmasını sağlayan mekanizmayı iptal etmişti. Bu kararın Filistin Yönetimi’nin çökmesine yol açması bekleniyordu. Ancak daha sonra kararından geri adım attı ve hükümetinin bu ilişkinin uzatılmasına yönelik kararını onayladı.

Yahudi varlığının Bakanlar Kurulu Sekreteri Yossi Fuchs şöyle dedi:

“Bu kararı kabul etmek zorundayız. Filistin Yönetimi’nin çökmesini istemiyoruz.”

Zira Filistin bankaları, küresel finans sistemiyle ve dış dünya ile ancak Yahudi varlığındaki bankalar aracılığıyla işlem yapabilmekte ve dış ticaret faaliyetlerini bu bankalar üzerinden yürütmektedir. Yahudi bankaları da Filistin bankalarının para transferlerinden ve Filistin’in dış ticaret işlemlerinin yönetiminden komisyon almaktadır.

Yahudi varlığı hükümetinin bu kararı, Amerika’nın müdahalesinin ardından geldi. Filistin Para Otoritesi Başkanı Yahya Şennar, Amerikan Büyükelçiliği Ekonomik İşler Danışmanı Johan Schmonsir’den, Yahudi varlığıyla yaşanan krizin çözümü için devreye girmesini talep etti. Çünkü Filistin Yönetimi silahı ve silahlı mücadeleyi terk etmiş, Yahudi varlığı üzerinde baskı kurabilecek herhangi bir güce sahip olmadığından efendisi Amerika’ya başvurmuştur. Aynı şekilde Yahudi varlığı da Amerika’nın emir ve politikalarına aykırı hareket edemez. Zira varlığını onun desteği sayesinde sürdürmektedir.

Filistin Yönetimi’ndeki ekonomik durumun kötüleşmesi, yönetim aleyhine protestoların artmasına yol açmıştır. Aynı zamanda Yahudi varlığı, Batı Şeria’daki Filistin halkından vergi olarak topladığı ve Filistin Yönetimi’ne ait olan yaklaşık 4,5 milyar dolarlık vergi gelirine de el koymuş durumdadır.

Bilindiği üzere Filistin Yönetimi, 1993 yılında imzalanan ihanet niteliğindeki Oslo Anlaşması’ndan bu yana Yahudi varlığını ve onun Filistin topraklarının yaklaşık %80’ini gasp etmesini tanımaktadır. Ayrıca “güvenlik koordinasyonu” adı altında bu varlığın güvenliğini sağlamaktadır. Yahudi varlığına karşı herhangi bir eylem gerçekleştirmek isteyen Filistinlileri ihbar etmekte, onları bu varlığa teslim ederek hapsedilmelerine, işkence görmelerine veya tutuklanmadan önce öldürülmelerine zemin hazırlamaktadır.

Buna karşılık aynı yönetim, Filistin halkını; Yahudi ordusunun koruması altındaki Yahudi yerleşimcilerin canlarına, mallarına, evlerine, arazilerine, mahsullerine ve ticarethanelerine yönelik neredeyse her gün gerçekleştirdiği saldırılardan korumak için en küçük bir adım dahi atmamaktadır.

Bu nedenle Filistin Yönetimi’nin varlığını sürdürmesi, bazı bakanların onu feshetme çağrılarına rağmen Yahudi varlığı açısından son derece önemlidir. Görünen o ki bu çağrılar ciddi değildir. Asıl amaç, Filistin Yönetimi üzerinde daha fazla baskı kurarak Filistin halkına karşı daha fazla güvenlik hizmeti sunmasını sağlamaktır.

Böylece Yahudi varlığıyla barış ve normalleşme anlaşmaları imzalamanın, onu ve Filistin’de gasp ettiği toprakları tanımanın ne kadar tehlikeli ve ağır sonuçlar doğurduğu ortaya çıkmaktadır. Amerika bugün Lübnan ve Suriye’ye de benzer anlaşmaları imzalamaları için baskı yapmakta, aynı şekilde İslam beldelerindeki diğer mevcut rejimlere de aynı baskıyı uygulamaktadır. Nitekim Mısır, Ürdün, Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Fas, Azerbaycan ve Orta Asya cumhuriyetleri gibi Arap ve İslam ülkelerindeki bazı rejimler ihanet ederek Yahudi varlığını tanımış ve onunla ilişkileri normalleştirmişlerdir.

  • Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’nin Amerika ziyareti

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 14/07/2026 tarihinde Amerika’yı ziyaret etti. Beyaz Saray’da kendisini kabul eden Başkan Trump ona şöyle dedi:

“Başbakanıyla birlikte Irak’ı seviyorum. Onun bu görevi kazanmasını istiyordum.”

Bu ifade, ez-Zeydi’nin 16/05/2026 tarihinde başbakanlığa getirilmesinin Amerikan talimatıyla gerçekleştiğini açıkça göstermektedir. Zira Trump, Nuri el-Maliki’nin yeniden başbakan olmasını reddetmişti.

Bilindiği üzere Maliki, Amerika’ya büyük hizmetlerde bulunmuştur. 2006 yılında Amerika’nın Irak’ı doğrudan işgali sırasında Irak hükümetinin başına geçmiş ve 2015 yılına kadar bu görevi sürdürmüştür. Ardından 2016-2018 yılları arasında Irak Cumhurbaşkanı Yardımcılığı görevini üstlenmiştir. Ayrıca 2008 yılında Amerika ile, “demokrasiyi koruma” gerekçesiyle Amerika’ya Irak’taki rejimin tehlikeye girdiğini düşündüğü veya Irak yöneticilerinin talepte bulunduğu her durumda müdahale etme hakkı tanıyan güvenlik anlaşmasını imzalamıştır.

Ancak Amerika, kendisine yaptığı büyük hizmetlerin ardından Maliki’yi artık yeterli görmüştür. Çünkü onun döneminde yolsuzluklar ve suçlar ayyuka çıkmış, zulüm ve keyfî uygulamalar Amerika’nın onayıyla yaygınlaşmış, kötü şöhreti ise iyice belirgin hâle gelmiştir. Bu nedenle Amerika onu kendi adına çalışacak yeni bir kişiyle değiştirmeyi tercih etmiştir.

Ez-Zeydi, Trump ile görüşmesinden önce Ankara’daki Amerikan Büyükelçisi ve aynı zamanda Trump’ın Suriye, Irak ve Lübnan Özel Temsilcisi olan Tom Barrack ile bir araya geldi. Ez-Zeydi’nin göreve getirilmesinde rol oynayan Barrack böylece Irak ve ez-Zeydi’den doğrudan sorumlu Amerikalı yetkili hâline gelmiştir.

Buna rağmen ez-Zeydi’nin basın ofisi, yapılan görüşmede Irak ile Amerika arasındaki ortak iş birliğinin geliştirilmesi ve ikili ortaklığın güçlendirilmesinin ele alındığını açıkladı. Diğer bir ifadeyle bu, ez-Zeydi’nin Amerika’ya bağlılığının güçlendirilmesi, Irak’ın Amerika’ya olan bağımlılığının daha da pekiştirilmesi ve bu bağlılığın sürdürülmesi anlamına gelmektedir.

Bunu, Başbakan Sözcüsü Haydar el-Ubudi’nin şu açıklaması da doğrulamaktadır:

“Ez-Zeydi, Washington ile ilişkilerde güvenlik ve askerî iş birliğini uzun vadeli ekonomik ve yatırım ortaklığına dönüştürecek farklı bir vizyon ortaya koymaya çalışıyor.”

Yani amaç, Irak’ı ekonomik açıdan da Amerika’ya kopması mümkün olmayan bir şekilde bağlamak; bunu da 2008 yılında imzalanan güvenlik ve stratejik iş birliği anlaşmasıyla zaten mevcut olan askerî ve güvenlik bağlarına eklemektir.

Irak’ta işgalden bu yana iktidara gelen yöneticiler, Amerika’ya bağlılıklarını sürekli teyit etmiş; ona hizmet etmek ve ekonomik ortaklık, yatırım, güvenlik ve askerî iş birliği adı altında Amerika’nın Irak üzerindeki sömürgeci hâkimiyetini kalıcı hâle getirmek için birbirleriyle yarışmışlardır.

El-Cezire’nin, Amerikan-Irak görüşmelerini yakından takip eden kaynaklara dayandırdığı habere göre:

“Washington, İran ile yaşanan anlaşmazlığın; aralarında Irak’ın da bulunduğu etkili bazı ülkelerin himayesi ve garantörlüğünde çözüme kavuşturulmasını istemektedir.”

Yani Amerika, Pakistan, Katar ve Türkiye örneklerinde olduğu gibi Irak’ı da “arabulucu” görüntüsü altında İran üzerinde baskı kuracak bir araç olarak kullanmak; kendi şartlarını İran’a kabul ettirerek onunla nihai bir anlaşma imzalamak ve böylece İran’ı kendisine bağımlı hâle getirmek istemektedir.

Amerika, bölge üzerindeki hâkimiyetini tam anlamıyla pekiştirerek bölgenin sömürgecilikten kurtulmasını ve Nübüvvet metodu üzere Raşidî Hilâfet’in yeniden kurulmasını engellemeyi hedeflemektedir. Bununla birlikte ümmetin samimi evlatları, Hilâfet’i yeniden ikame etmek ve Allah’ın dinine yardım etmek için ciddi bir şekilde çalışmaya devam etmekte; karşılaştıkları engellere, zorluklara, baskılara, hapis ve işkencelere rağmen yollarında sebat göstermektedirler.

“Allah, kendisine yardım edenlere mutlaka yardım edecektir. Şüphesiz Allah, çok güçlüdür, mutlak galiptir.”

Esad Mansur