Haberlere Kısa Bir Bakış

  • Amerika ile Suudi Arabistan Nükleer Enerjinin Kullanımına İlişkin Bir Anlaşma İmzaladı

Amerika ile Suudi Arabistan, 22/07/2026 tarihinde nükleer enerjinin barışçıl amaçlarla kullanımı alanında iş birliğine yönelik bir anlaşma imzaladı. Suudi Arabistan Enerji Bakanlığı, “Bu anlaşma, ikili iş birliğini güçlendirmeyi, uzmanlık, bilgi ve teknolojilerin karşılıklı paylaşımını desteklemeyi ve nükleer güvenlik, emniyet ile nükleer silahların yayılmasının önlenmesine ilişkin en yüksek uluslararası standartlar doğrultusunda nükleer enerjinin barışçıl kullanımının geliştirilmesine katkı sağlamayı amaçlamaktadır.” açıklamasında bulundu.

ABD Enerji Bakanlığı ise, “Anlaşma, onlarca yıl sürecek ve milyarlarca dolar değerinde bir ortaklık için hukuki çerçeveyi oluşturmaktadır. Ayrıca bu anlaşma, iki ülkenin enerji güvenliğini ve ortak stratejik çıkarlarını güçlendirmektedir.” ifadelerini kullandı.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio da, “Suudi Arabistan önemli bir stratejik ortaktır.” dedi ve şöyle devam etti: “Suudi Arabistan ile nükleer enerji alanında bir iş birliği anlaşması yapılması son derece mantıklıdır. Bu tür herhangi bir anlaşma gerekli güvenceleri içerecektir. Amerika ise sürekli olarak sivil nükleer iş birliği anlaşmaları yapma fırsatlarını araştırmaktadır.”

Amerika, Suudi Arabistan da dâhil olmak üzere çeşitli ülkelerle bu tür anlaşmalar yaparak, söz konusu ülkelerin kendi denetimi dışında herhangi bir nükleer faaliyet yürütmesini engellemeyi hedeflemektedir. Böylece bu ülkelerin uranyum zenginleştirme faaliyetlerini yalnızca tamamen barışçıl amaçlarla kullanılmak üzere %3,67 seviyesini aşmayacak şekilde sınırlandırmakta; bunu da kendi ekipmanları, teknolojileri ve uzmanları aracılığıyla gerçekleştirmektedir. Bu yolla ilgili ülkelerin nükleer enerji alanında bağımsız bir sanayi geliştirmelerinin ve zamanla nükleer silah üretimine yönelmelerinin önüne geçmektedir.

Amerika, bu amaç ve başka hedefler doğrultusunda, nükleer sanayisini geliştiren ve uranyumu %60 oranına kadar zenginleştirmeyi başaran İran’a karşı da savaş açmıştır. Çünkü İran’ın nükleer silah üretimi için gerekli olan yaklaşık %90 zenginleştirme seviyesine ulaşmasına çok az kalmıştı. Bu seviyeye ulaştığında, düşmanlarına karşı caydırıcılık sağlayacak nükleer silahlar üretebilecek bir devlet hâline gelecekti. Günümüzde nükleer silahlar ve nükleer başlık taşıyan uzun menzilli füzeler, düşmanları korkutan en güçlü askerî güç unsurları olarak görülmektedir.

ABD Enerji Bakanlığının da açıkladığı gibi Amerika, bu anlaşmalar sayesinde milyarlarca dolar gelir elde etmeyi amaçlamaktadır. Bunun yanında, “stratejik ortak” adı altında Suudi Arabistan’ı uzun yıllar boyunca kendisine bağlamak, yani bölgede Amerikan çıkarlarına hizmet eden stratejik bir müttefik olarak konumlandırmak istemektedir.

Amerika ayrıca, önleyici bir adım olarak, Suudi Arabistan’ın ve genel olarak bölgenin Amerikan sömürgeci nüfuzundan kurtulmasını engellemeye çalışmaktadır. Aynı zamanda, İslam ümmetinin evlatlarının bu işbirlikçi yönetimlerden kurtulmak ve yerine, İslam dinine dayanan, Nübüvvet metodu üzere kurulacak Raşidî Hilafet Devleti’ni ikame etme yönündeki faaliyetlerini de sekteye uğratmayı hedeflemektedir.

  • Burkina Faso Devlet Başkanı İslam’a, Müslümanlara ve Araplara Saldırdı

Burkina Faso Devlet Başkanı İbrahim Traoré, 21/07/2026 tarihinde yaptığı bir konuşmada İslam’a, Müslümanlara, İslami şeriat eğitimi alan öğrencilere ve Araplara yönelik açıklamalarda bulundu. Şöyle dedi: “Bazı Arap ülkelerinde İslami şeriat, İslam hukuku ve İslam fıkhı öğrenimi gören yaklaşık 800 veya daha fazla öğrencimiz var. Bunlar buraya İslam şeriatını uygulamak için geliyorlar.” Ayrıca, “Onları ülkelerine geri göndereceğim; aksi takdirde Burkina Faso vatandaşlığını kaybedecekler. Onlar uzun zamandır bizi yok etmeye çalışıyorlar. Bu süreç ilk olarak İslam fetihleriyle başladı. Afrikalılar bin yılı aşkın bir süre Araplar tarafından köleleştirildi.” ifadelerini kullandı. Şeriatın uygulanmasını isteyenleri de aşırılıkla suçlayarak, “Eğer sizin İslamınız buysa, biz onunla savaşacağız.” dedi.

Burkina Faso Parlamentosu, 20/06/2026 tarihinde Dinî Özgürlükler Kanunu’nu onayladı. Yetkililer bu kanunun, “Devletin laik niteliğini güçlendirmeyi amaçladığını” ifade etti. Ancak bu yasa, İslam’a daveti, iyiliği emredip kötülükten sakındırmayı engelleyen bir kanun niteliğindedir. İnsanların, kendilerine “Bu haramdır, bu münkerdir, bunu yapmayın.” diyecek kimsenin müdahalesi olmaksızın dilediklerini yapmalarını esas almaktadır. Bu çerçevede bazı âlimler ve İslam davetçileri tutuklandı. Halk ise laik yönetimin bu uygulamalarını protesto etmek amacıyla gösteriler düzenledi. Bunun üzerine güvenlik güçleri yaklaşık 100 kişiyi gözaltına aldı ve başkent Vagadugu’daki en büyük camiyi kapattı.

Arabi21 haber sitesi, Moritanyalı âlimlerden Şeyh Sîdî Muhammed Veled eş-Şeyh Sîdiyâ’nın şu açıklamalarını aktardı: “Başkan Traoré’nin tarih hakkında yeterli bilgisi yoktur. İslam, Burkina Faso’ya hicrî beşinci yüzyılda ticaret kervanları aracılığıyla ulaşmıştır. Araplar Burkina Faso’ya halkını köleleştirmek amacıyla fetih için girmemiştir. İslam başlangıçta krallar ve seçkinler arasında yayılmış, daha sonra toplumun geneline ulaşmıştır. İslam bu bölgeye dinî ve medenî değerler taşımış, hiçbir zaman bir köleleştirme projesi olmamıştır.”

Diğer bazı âlimler de, “İbrahim Traoré bilinçli olarak gerçekleri çarpıtmaktadır. İslam’a yönelik bu saldırıları, ülke içinde çözemediği sorunlardan ve karşı karşıya bulunduğu meydan okumalardan dikkatleri uzaklaştırmak için yapmaktadır. Kölelik ise İslam ile birlikte gelmemiş, İslam’ın bölgeye ulaşmasından çok önce Afrika toplumlarında kökleşmiş bir uygulamaydı.” değerlendirmesinde bulundu.

Bilindiği üzere Burkina Faso, nüfusunun %60’tan fazlasının Müslüman olduğu bir İslam ülkesidir. Ancak ülke uzun yıllar Fransa’nın sömürgesi olmuş, Fransa tarafından laik bir anayasa ile yönetilmiş ve İslam’a, Müslümanlara ve Araplara karşı mücadeleyi esas alan Fransız kültürünün etkisi altına sokulmuştur. İbrahim Traoré de Fransız kültürüyle yetişmiş, önce Fransa’nın bir iş birlikçisi olmuş, ardından Amerika’nın safına geçerek 2022 yılında askerî darbe gerçekleştirmiş ve Mali ile Nijer’deki Amerika yanlısı yönetimlerle ittifak kurmuştur.

Bu açıklamaları, Yahudi varlığına ait büyükelçiyi bizzat kabul ettiği döneme denk gelmiştir. Kendisini resmî bir törenle karşılamış ve güven mektubunu kabul etmiştir. Haberlerde ayrıca, Yahudi varlığının istihbaratına bu Müslüman ülkede faaliyet alanı açtığı belirtilmektedir. Söz konusu istihbarat faaliyetleri, özellikle İslam’a ve İslami davet taşıyıcılarına karşı yürütülmektedir. Çünkü onlar, İslam’ı hakkıyla bilen hiçbir Müslümanın, Yahudi varlığının Filistin’de bulunmasını, bu mübarek toprağı gasp etmesini ve iki Haremeyn’den sonra üçüncü mukaddes mescid olan ilk kıblemiz Mescid-i Aksa’yı kontrol altında tutmasını kabul etmeyeceğini bilmektedirler.

  • Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Partisinden Ayrılarak Yeni Bir Parti Kurdu

Görevden alınan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, 21/07/2026 tarihinde partisinden ayrıldığını ve partiden yaklaşık 83 milletvekili ile birlikte yeni bir siyasi parti kurduğunu açıkladı. Böylece Türkiye’nin ana muhalefet partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi, Mart 2024 yerel seçimlerinde tarihî bir zafer kazanarak onlarca yıl sonra ilk kez birinci parti olmasının, büyükşehir belediyelerinin çoğunu kontrol altına almasının ve Erdoğan ile partisinin siyasi hâkimiyetini tehdit eder hâle gelmesinin ardından bölünmüş oldu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın etkisi altında olduğu ifade edilen yargı, 21/05/2026 tarihinde, 2023 yılında yapılan parti içi seçimlerde usulsüzlük şüpheleri bulunduğu gerekçesiyle Özgür Özel’in CHP Genel Başkanlığına seçilmesine ilişkin kararı mutlak butlanla hükümsüz saydı. Bunun üzerine selefi Kemal Kılıçdaroğlu yeniden parti genel başkanlığına getirildi. Özgür Özel ise bu kararı gayrimeşru olarak nitelendirdi ve Cumhuriyet Halk Partisi içinde yeniden genel başkanlık seçimi yapılmasını talep etti.

Bilindiği üzere Cumhuriyet Halk Partisi, Mustafa Kemal tarafından 09/09/1923 tarihinde, 29/10/1923’te Türkiye’de cumhuriyet rejiminin ilanından önce kurulmuştur. Bu, İslam’daki yönetim sistemi olan Hilafet’in 03/03/1924 tarihinde kaldırılmasına zemin hazırlamak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bilindiği üzere İngiltere onun arkasında yer almış, kendisini çeşitli yöntemlerle güçlü biçimde desteklemiş ve bu görevi yerine getirebilmesi için onu sahte bir kahraman olarak öne çıkarmıştır. Söz konusu görev ise Hilafet’i ve İslam şeriatını yönetimden kaldırmaktı. Bu doğrultuda iktidara ulaşmak için İngiltere’ye sadık bir iş birlikçisi olmuş, İngiliz sevgisi ve Batı kültürüyle yetiştirilmiş, İslam’a ve İslam Devleti’ne karşı gizli bir düşman olarak hareket etmiştir. Hakkında, yabancı devletler adına gizlice Hilafet Devleti’ne karşı çalışan ve Müslüman isimleri kullanan Dönme Yahudilerinden olduğu yönünde iddialar da dile getirilmektedir. Bu nedenle söz konusu partinin İngiltere’ye bağlılığını nesilden nesile sürdürdüğü ifade edilmektedir.

Bu sebeple Özgür Özel de bir kez daha açık bir şekilde İngiltere’den yardım talebinde bulundu. 26/03/2025 tarihinde, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 50 kişinin gözaltına alınmasının ardından, Türkçe yayın yapan BBC’ye verdiği röportajda İngiltere Başbakanı ve İşçi Partisi Genel Başkanı Keir Starmer’e şu sözlerle seslendi:

“İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı tutuklanıp cezaevine konuluyor, buna rağmen siz konuşmuyorsunuz. Bu nasıl dostluk? Bu nasıl kardeşlik? Demokrasiyi savunmak nerede? İngiliz İşçi Partisi bizim kardeşimizdir. İngiltere demokrasinin beşiğidir. Buna nasıl hiçbir tepki göstermezler? Açıkçası biz bundan son derece rahatsızız. Bu sessizliğin gerekçesi nedir? Avrupa’nın tamamı tepki gösterirken İngiltere Başbakanı Keir Starmer’in neden hiçbir şey söylemediğini anlamıyorum.”

Bu ifadeler, onun, mücadelenin İngiltere yanlıları ve onların dostları olan Cumhuriyet Halk Partisi’ne karşı yoğun bir şekilde yürütüldüğünü düşündüğünü göstermektedir. Buna karşılık devlet yönetimini ve kurumlarını kontrol eden Erdoğan’ın Adalet ve Kalkınma Partisi ise Amerika yanlısı olarak değerlendirilmektedir. Buna göre Türkiye’deki siyasi mücadele, muhalefette bulunan İngiltere ve genel olarak Avrupa yanlıları ile iktidarda bulunan ve Erdoğan liderliğindeki Amerika yanlıları arasında yaşanmaktadır.

Cumhuriyet Halk Partisi içinde de makam ve liderlik mücadelesi etrafında kişisel çekişmeler ortaya çıkmıştır. Herkes parti lideri olmak, İngiltere’ye bağlılığını göstermek ve laiklik, demokrasi ile genel özgürlükler gibi Batılı değer ve sistemlere sadakatini ispat etmek istemektedir.

Amerika yanlısı olduğu ifade edilen Erdoğan ise, İngiltere yanlıları arasındaki bu çekişmeden yararlanmıştır. Etkisi altında olduğu belirtilen yargı aracılığıyla eski genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden göreve getirilmesini sağlamış, böylece parti içinde karışıklık meydana gelmesine ve ardından partinin bölünmesine zemin hazırlamıştır. Bunun da 2028 cumhurbaşkanlığı seçimlerine güçlü bir rakip olmadan girerek seçimi kazanmasının önünü açmayı hedeflediği belirtilmektedir. Nitekim Erdoğan hükümeti, en güçlü rakibi olarak görülen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile birlikte partinin onlarca yöneticisini yolsuzluk ve rüşvet suçlamalarıyla tutuklamıştır.

Esad Mansur