Haberlere Kısa Bir Bakış

  • Birleşmiş Milletler: “Devletler, Filistin halkına yönelik öldürme ve mülksüzleştirme uygulamalarını durdurmak ve İsrail işgaline son vermek için harekete geçmelidir.”

Yahudi varlığının Savaş Bakanı Yisrael Katz, 28/07/2026 tarihinde ordusuna Batı Şeria’daki saldırı operasyonlarını genişletme talimatı verdi. Bu kapsamda Batı Şeria’ya yaklaşık 26 tabur sevk edildi.

Bu durum, Yahudi varlığının Batı Şeria’nın yaklaşık %18’ini oluşturan B Bölgesi üzerinde kontrolünü tamamen sağlamaya ve bu bölgede Filistin Yönetimi’nin hizmetlerine ihtiyaç duymamaya yönelik planını sürdürdüğünü göstermektedir. Bunun yanında, Batı Şeria’nın yaklaşık %60’ını oluşturan ve hâlihazırda tamamen Yahudi varlığının kontrolünde bulunan C Bölgesi de bulunmaktadır. Nihai hedef ise, Batı Şeria’nın yaklaşık %12’sini oluşturan A Bölgesinde yaşayan Filistin halkını kuşatmak ve onları burada sıkıştırmaktır.

Bu bölgelere ilişkin taksimat, 1993 yılında imzalanan Oslo Anlaşması’na dayanmaktadır. Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas, bu anlaşmanın “ihanet” olduğunu kabul etmesine rağmen, “Biz bu ihanet anlaşmasını istiyoruz.” demiştir. Böylece artık ihanet işlemekten utanmadığını, bilakis bununla övündüğünü ortaya koymuştur. Ayrıca Yahudi varlığıyla yürütülen güvenlik koordinasyonunu, yani onunla yapılan iş birliğini “kutsal” olarak nitelendirmiştir.

Yaklaşık bir haftadır Yahudi varlığının ordusu ve Batı Şeria’daki Filistin topraklarını gasbeden Yahudi yerleşimci çeteleri, bölge halkına ve mallarına yönelik saldırılarını yoğunlaştırmış; evleri ve tesisleri yıkmış, daha fazla Filistin toprağını gasbetmiş, yeni yerleşim noktaları kurmuş ve mevcut yerleşimleri genişletmiştir.

Filistin Resmî Haber Ajansı WAFA, 29/07/2026 tarihinde yaptığı açıklamada, “İşgal güçleri iki gün içinde Kudüs, Ramallah ve Cenin vilayetlerinde 13’ten fazla evi ve 3 tesisi yıktı.” ifadelerine yer verdi.

Bilindiği üzere, Yahudi varlığının Gazze’ye yönelik 7 Ekim 2023 tarihinde başlattığı saldırılardan bu yana Batı Şeria’daki saldırılar da belirgin şekilde artmıştır. Bu saldırılar sonucunda Batı Şeria’da 1.182 kişi şehit olmuş, 13 binden fazla kişi yaralanmış ve yaklaşık 24 bin kişi tutuklanmıştır.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Sözcüsü Ravina Shamdasani, 29/07/2026 tarihinde yayımladığı açıklamada şunları söyledi:

“İsrailli yerleşimcilerin saldırılarının, yerleşim inşalarının ve yeni yerleşim noktalarının tarihin en yüksek seviyesine ulaştığı bu dönemde, diğer devletlerin Filistin halkına yönelik devam eden öldürme ve mülksüzleştirme uygulamalarını durdurmak ve İsrail işgaline son vermek için acil ve ortak şekilde harekete geçmeleri gerekmektedir.”

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Sözcüsü, Filistin halkını korumak için devletleri harekete geçmeye çağırmaktadır. Peki, Arap ve İslam beldelerindeki mevcut devletler, özellikle de Filistin’e komşu devletler harekete geçmemişken, başkalarından harekete geçmeleri mi beklenmektedir?

Bu devletler, iki yılı aşkın süredir Gazze halkını soykırımdan kurtarmak için harekete geçmemiştir. Üstelik bu soykırım hâlâ devam etmektedir. Dolayısıyla, Batı Şeria’daki Filistin halkını kurtarmak için de harekete geçmeleri beklenmemelidir. Nitekim Mısır, Ürdün, Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Fas gibi Yahudi varlığıyla normalleşen ve bu yolla ihanet işleyen devletler, bugün de bu normalleşmeden geri adım atmamış, hatta Yahudi varlığıyla diplomatik ilişkilerini dahi kesmemişlerdir.

Bütün bunlar, bu devletlerin Yahudi varlığıyla iş birliği içinde olduklarını ve Washington’daki Beyaz Saray’da bulunan efendilerinin emirlerinin dışına çıkmadıklarını göstermektedir. Bu nedenle, onların ortadan kaldırılması için çalışmak ve Yahudilerin işlediği suçlardan Filistin’i ve Filistin halkını kurtaracak devleti kurmak için bütün ciddiyetle gayret göstermek hak olmaktadır. Bu devlet ise, Nübüvvet metodu üzere kurulacak Raşidî Hilafet Devleti’dir.

  • Umman, ABD’nin İran’a Yönelik Saldırılarını Yeniden Başlatmasıyla Birlikte Hürmüz Boğazı’nın Yönetimine İlişkin Bir Teklif Sundu

Reuters haber ajansının, 29/07/2026 tarihinde Körfezli bir kaynağa dayandırdığı habere göre Umman, İran’a Hürmüz Boğazı’nın ortak bölgesel bir mekanizma ile ve gönüllü katkı esasına dayalı ücretlendirme sistemi çerçevesinde yönetilmesini öngören bir teklif sundu. Teklife göre İran, bu hayati su yolu üzerinde tek başına kontrol sahibi olmayacak; bölgesel destek gören bu teklif hafta başında Tahran’daki İranlı yetkililere iletildi.

Teklifte ayrıca, Hürmüz Boğazı’nı kullanan tarafların gönüllü olarak bir fona katkıda bulunmaları; bu fonun ise deniz trafiğinin yönetimi, çevrenin korunması, arama-kurtarma faaliyetleri ve diğer hizmetlerin finansmanında kullanılması öngörülmektedir.

Görünen o ki bu teklif, Amerika’yı memnun etmeye yöneliktir. Zira Amerika, İran’ın Hürmüz Boğazı üzerinde tek başına hâkimiyet kurmasını engellemek ve Umman ile birlikte yönetmesini sağlamayı istemektedir. Umman da Amerika’dan çekinmektedir. Nitekim ABD Başkanı Trump, 27/05/2026 tarihinde, İran ile Umman’ın Hürmüz Boğazı’nı birlikte yönetmesine imkân tanıyacak kısa süreli bir anlaşmayı kabul edip etmeyeceği yönündeki soruya cevap verirken Umman’ı yok etmekle tehdit etmişti. Beyaz Saray’da gazetecilere yaptığı açıklamada, “Hayır, boğaz herkese açık olacak.” demiş ve şöyle devam etmişti: “Burası uluslararası sulardır. Umman herkes gibi doğru davranacaktır; aksi takdirde onları havaya uçurmak zorunda kalacağız. Onlar bunu biliyorlar ve uslu duracaklardır.”

Öte yandan Amerika, müzakerelerin yeniden başlamasına fırsat tanımak amacıyla verdiği altı günlük aranın ardından, 29/07/2026 tarihinde İran’a yönelik saldırılarını yeniden başlattı. Açıklamaya göre saldırılar İran’ın batı bölgelerini hedef aldı.

Aynı gün Amerika, Suudi Arabistan’ın da katılımıyla, İran’a bağlı silahlı grupların daha önce düzenlediği saldırılara karşılık olarak Irak’taki İran yanlısı silahlı gruplara hava saldırıları düzenledi.

Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı, X platformundaki açıklamasında, “Hava savunma sistemlerimiz, Doğu Bölgesi ile Riyad bölgesindeki petrol tesislerini hedef almaya çalışan çok sayıda insansız hava aracını önleyip imha etti. Bu terör saldırıları Irak topraklarından başlatılmış ve İran’a bağlı terörist milisler tarafından gerçekleştirilmiştir.” ifadelerini kullandı.

Buna karşılık Irak Haşdi Şabi Kurumu, ABD ve Suudi Arabistan’ın düzenlediği saldırılarda ölü ve yaralıların bulunduğunu açıkladı.

Görünen o ki Amerika, İran’ı kendisine boyun eğdirme ve onu kendisine bağlı bir devlet hâline getirme hedefini gerçekleştirmekte kararlıdır. Böylece bölgenin tamamı üzerindeki hâkimiyetini pekiştirmeyi amaçlamaktadır. Bu doğrultuda bir yandan müzakereleri yeniden başlatmakta, ilerleme sağlayamadığını gördüğünde ise İran’ı yıpratmak ve teslim olmaya zorlamak amacıyla yeniden askerî saldırılara yönelmektedir. Bu baskıyı artırmak için de özellikle Suudi Arabistan başta olmak üzere bölge ülkelerini kendi safına çekmek ve İran’ın bölgedeki müttefiklerini hedef almalarını istemektedir. Nitekim Irak’taki İran yanlısı grupların hedef alınmasının yanı sıra Suudi Arabistan da Yemen’de İran’ın müttefiki olan Husilere saldırılar düzenlemiştir.

  • Türkiye, Irak’taki Rolünü Güçlendirmek İçin Irak ile Anlaşmalar İmzalıyor

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 28/07/2026 tarihinde Türkiye’yi ziyaret etti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde kabul edildi.

İki liderin düzenlediği ortak basın toplantısında Erdoğan, güvenlik ve ekonomi alanlarını kapsayan iş birliği anlaşmalarının imzalandığını açıkladı. Bu kapsamda şu ifadeleri kullandı:

“Bölgenin içinde bulunduğu zor şartlar dikkate alındığında, güvenlik dosyası görüşmelerimizin merkezinde yer aldı.”

Ayrıca şöyle dedi:

“Irak’ın güvenliği ve istikrarı, Türkiye’nin millî güvenliğinin doğrudan bir uzantısını teşkil etmektedir.”

Erdoğan, bunun yanı sıra “terör tehdidiyle mücadele kapsamında askerî ve güvenlik alanındaki diyaloğun sürdüğünü” de ifade etti.

Görünen o ki bu açıklamalar İran ile ilgilidir. Zira İran, Amerika’nın Irak’taki nüfuzunu güvence altına almak ve istikrarını sağlamak karşılığında Irak’ta nüfuz sahibi olmuştu. İranlı yetkililer de bunu çeşitli vesilelerle dile getirmişlerdi. Ancak bugün Amerika, artık İran’ın bu rolüne ihtiyaç duymamakta; onu kendisine bağlı bir devlet hâline getirmek istemekte ve geçmişte olduğu gibi Irak’ta kendisi adına rol üstlenmesini arzu etmemektedir. Bunun yerine, Suriye’de olduğu gibi İran’ın yerini Türkiye’nin almasını istemektedir. Nitekim Amerika artık Türkiye’ye daha fazla güvenmekte; Başkan Trump da Erdoğan’ı sevdiğini ve onun, Amerika’nın çıkarlarına başka hiç kimsenin yapamayacağı ölçüde hizmet ettiğini açıkça dile getirmektedir.

Bilindiği üzere Amerika, bölgedeki askerî üslerini kullanarak İran’a yönelik saldırılarını sürdürmektedir. Bu üslerin bir kısmı Irak’ta, bir kısmı ise Türkiye’de bulunmaktadır. Dolayısıyla İran’ın misilleme olarak bu üsleri hedef alması veya bölgedeki müttefiklerine bunlara saldırmaları yönünde talimat vermesi ihtimal dâhilindedir.

Erdoğan, “Irak ile bir dizi anlaşmanın imzalanması, iki ülke arasındaki ortaklık sürecinde tarihî bir adımdır.” diyerek Türkiye’nin Irak’ta üstleneceği yeni rolün, İran’ın önceki rolünün yerini alacağını teyit etmiştir.

Ali ez-Zeydi ise, “Irak’ın Türkiye’ye günlük yaklaşık bir milyon varil petrol tedarik etmeye hazır olduğunu” açıkladı. Ayrıca Basra Körfezi kıyısındaki Basra vilayetinde bulunan Fav Limanı’nı Türkiye sınırına, oradan da Avrupa pazarlarına bağlayacak 1.200 kilometre uzunluğundaki “Kalkınma Yolu Projesi”nin fiilen uygulanmasına başlandığını duyurdu.

Görünen o ki bu proje, Amerika ile İran arasında Hürmüz Boğazı ve çevresinde yaşanan çatışmaların ulaştırma alanında doğurduğu sorunları aşmayı hedeflemektedir.

Dikkat çekici olan husus şudur ki, Türkiye ile gerçekleştirilen bu ziyaret, koordinasyon ve mutabakat, Ali ez-Zeydi’nin 17/07/2026 tarihinde Amerika’ya yaptığı ziyaretin hemen ardından gerçekleşmiştir. Bu da Amerika’nın kendisine bir yol haritası çizdiğini; bu çerçevede Türkiye ile ilişkileri güçlendirmesini ve İran ile yürüttüğü iş birliğini terk etmesini istediğini göstermektedir. Zeydi, bu ziyaret sırasında aynı zamanda Türkiye’deki ABD Büyükelçisi Tom Barrack ile de bir araya gelmiştir. Barrack, Suriye’nin yanı sıra Irak’taki Amerikan politikalarının da yürütülmesinde etkin rol oynamaktadır.

ABD Başkanı Trump ise Beyaz Saray’da Ali ez-Zeydi’yi kabul ederken, “Başbakanıyla birlikte Irak’ı seviyorum. Bu görevi kazanmasını da özellikle istemiştim.” ifadelerini kullandı.

Bu sözler, Ali ez-Zeydi’nin 16/05/2026 tarihinde başbakanlığa getirilmesinin Amerikan talimatıyla gerçekleştiğini göstermektedir. Nitekim Trump, Nuri el-Maliki’nin yeniden başbakan olmasını reddetmişti. Maliki’nin İran ile güçlü ilişkileri bulunmasına rağmen Amerika adına çalıştığı ve onun planlarını uyguladığı bilinmektedir. Ayrıca 2008 yılında Amerika ile, Amerika’ya sözde demokrasinin tehdit altında olduğunu değerlendirdiği veya Irak’ın talepte bulunduğu durumlarda Irak’a müdahale etme hakkı tanıyan güvenlik anlaşmasını da imzalayan kişidir.

Böylece Amerika, hizmet süresi dolan, politikalarını değiştirdiğinde artık ihtiyaç duymadığı veya yerine kendisine daha faydalı olacağını düşündüğü yeni isimler bulduğunda, eski ajanlarını hiçbir tereddüt göstermeden bir kenara atmaktadır.

İşte bu sebeple Erdoğan, Muhammed bin Selman, Sisi, Pakistan ve Endonezya’nın yöneticileri ile diğer İslam beldelerindeki yöneticiler, Amerika’ya olan sadakat ve bağlılıklarını ispat etmek, ona hizmet etmek ve çıkarlarını gerçekleştirmek için adeta birbirleriyle yarışmaktadırlar. Bunu da Amerika’nın rızasını kazanarak iktidarda kalabilmek amacıyla yapmaktadırlar.

Esad Mansur