– 6 –
- Kâfirlerin mescitlere girişlerinin yasaklanması
- Bunun gelir sayılmasının batıl olması
- Kâfirlerin çeşitlerine karşı muamele ve zimmilik hükümleri
- Yasa çıkarmalarıyla şirk koşmaları
- Rab edindikleri kişiler
- Kur’an ve Sünnetin yasalarından yüz çevirenlerin durumu
- Allah’ın nurunu söndürme çalışmaları
- Dinini ve hâkimiyetini üstün kılacağına dair sözü
يٰۤاَيُّهَا الَّذِيۡنَ اٰمَنُوۡۤا اِنَّمَا الۡمُشۡرِكُوۡنَ نَجَسٌ فَلَا يَقۡرَبُوا الۡمَسۡجِدَ الۡحَـرَامَ بَعۡدَ عَامِهِمۡ هٰذَا ۚ وَ اِنۡ خِفۡتُمۡ عَيۡلَةً فَسَوۡفَ يُغۡنِيۡكُمُ اللّٰهُ مِنۡ فَضۡلِهٖۤ اِنۡ شَآءَ ؕ اِنَّ اللّٰهَ عَلِيۡمٌ حَكِيۡمٌ ﴿۲۸﴾ قَاتِلُوا الَّذِيۡنَ لَا يُؤۡمِنُوۡنَ بِاللّٰهِ وَلَا بِالۡيَوۡمِ الۡاٰخِرِ وَلَا يُحَرِّمُوۡنَ مَا حَرَّمَ اللّٰهُ وَ رَسُوۡلُهٗ وَلَا يَدِيۡنُوۡنَ دِيۡنَ الۡحَـقِّ مِنَ الَّذِيۡنَ اُوۡتُوا الۡـكِتٰبَ حَتّٰى يُعۡطُوا الۡجِزۡيَةَ عَنۡ يَّدٍ وَّهُمۡ صٰغِرُوۡنَ ﴿۲۹﴾ وَقَالَتِ الۡيَهُوۡدُ عُزَيۡرُ ۨابۡنُ اللّٰهِ وَقَالَتِ النَّصٰرَى الۡمَسِيۡحُ ابۡنُ اللّٰهِؕ ذٰ لِكَ قَوۡلُهُمۡ بِاَ فۡوَاهِهِمۡ ۚيُضَاھِــُٔــوۡنَ قَوۡلَ الَّذِيۡنَ كَفَرُوۡا مِنۡ قَبۡلُ ؕ قَاتَلَهُمُ اللّٰهُ ۚ اَنّٰى يُؤۡفَكُوۡنَ ﴿۳۰﴾ اِتَّخَذُوۡۤا اَحۡبَارَهُمۡ وَرُهۡبَانَهُمۡ اَرۡبَابًا مِّنۡ دُوۡنِ اللّٰهِ وَالۡمَسِيۡحَ ابۡنَ مَرۡيَمَ ۚ وَمَاۤ اُمِرُوۡۤا اِلَّا لِيَـعۡبُدُوۡۤا اِلٰهًا وَّاحِدًا ۚ لَاۤ اِلٰهَ اِلَّا هُوَ ؕ سُبۡحٰنَهٗ عَمَّا يُشۡرِكُوۡنَ ﴿۳۱﴾ يُرِيۡدُوۡنَ اَنۡ يُّطۡفِــُٔــوۡا نُوۡرَ اللّٰهِ بِاَ فۡوَاهِهِمۡ وَيَاۡبَى اللّٰهُ اِلَّاۤ اَنۡ يُّتِمَّ نُوۡرَهٗ وَلَوۡ كَرِهَ الۡـكٰفِرُوۡنَ ﴿۳۲﴾ هُوَ الَّذِىۡۤ اَرۡسَلَ رَسُوۡلَهٗ بِالۡهُدٰى وَدِيۡنِ الۡحَـقِّ لِيُظۡهِرَهٗ عَلَى الدِّيۡنِ كُلِّهٖۙ وَلَوۡ كَرِهَ الۡمُشۡرِكُوۡنَ ﴿۳۳﴾
Ey iman edenler! Şüphesiz ki müşrikler necistir. Bu yıldan sonra Mescid-i Haram’a yaklaşmasınlar! Eğer fakirlikten korkarsanız Allah, dilediği zaman fazlından sizi zengin edecektir. Muhakkak ki Allah Alîm ve Hakîm’dir. (28)
Boyun eğerek cizye verinceye kadar Allah’a ve ahirete inanmayanlarla, Allah ve Rasulünün haram kıldıklarını haram kılmayanlarla ve hak dini (İslam’ı) din olarak edinmeyen Ehl-i Kitap’la savaşın. (29)
Yahudiler, “Üzeyr Allah’ın oğludur.” derler. Hristiyanlar ise “Mesih Allah’ın oğludur.” derler. İşte ağızlarıyla onların söyleyişleri budur. Geçmişte gelip geçen kâfirlerin sözlerine benzer sözler söylerler. Allah onları kahredip yok etsin! Nasıl da böyle iftira uyduruyorlar! (30)
Onlar hahamlarını ve rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i de Allah dışında rabler edindiler. Oysa tek bir ilaha kulluk etmeye emredildiler. O’ndan başka ilah yoktur. Koştukları şirkten O münezzehtir. (31)
Ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek isterler. Fakat Allah, kâfirler hoşlanmasalar da nurunu tamamlayacaktır. (32)
O, hidayetle ve hak diniyle Rasulünü göndermiştir ki müşrikler hoşlanmasalar da bunu bütün dinlere üstün ve egemen kılacaktır. (33)
Tevbe suresinin başlangıcından itibaren, Mekke fethinden sonra müşriklere karşı icraatlar arka arkaya geldi. Allah, iman edenlere hitap ederek bir gerçeği de açıklayarak, “Şüphesiz ki müşrikler necistir.” buyurdu. Allah’a ortak koştukları için pis olarak nitelendirildiler. Çünkü en büyük haram şirktir, en büyük zulüm budur. Allah hakkında haksızlık yapılmaktadır. Nasıl yaratılmış şeyler Yaratıcı’ya eşit hâle getirilip tapınılır? Veya, hâşâ, O’na çocuk nispet edilir! İşte bunlar gerçek anlamda pistir, necistirler.
Ama bu necaset manevidir. Bunlardan birisine dokunursan eline kan, dışkı ve idrar gibi necaset gelmez. Ancak bunlarla ortak hüküm taşırlar. Bu terimle de onlara hakaret yağdırılırken belli bir şer’î hüküm gösterilir. Bu nedenle “Bu yıldan sonra Mescid-i Haram’a yaklaşmasınlar!” duyurusu verildi.
Aynı anda bu hüküm, bütün çeşitleriyle kâfirleri kapsar. Mescide giremezler. Çünkü onlar da zalimdir, hepsi aynı cinstir ve cehennemde ebediyen kalıcıdırlar. Ondan sonraki ayetler buna delalet eder ve onların tümünü kapsar. Zira her tür kâfirin bir çeşit şirki vardır.
Hatta bir Müslüman cünüp olduğunda veya kadın hayız ya da nifas sürecinde bulunduğunda mescide giremez. Ancak yolu oradan geçiyorsa girip çıkar. Nisa suresinin 43. ayetinde bu hüküm beyan edilmiştir.
Daha önce kâfirler mescidi ziyaret edince, oradakilerle alışveriş yapar, böylece bir menfaat sağlardı. Bazı Müslümanlar gelirleri azalıp fakir olacaklarından veya ekonomik sıkıntı duyacaklarından korktular. Allah onlara, “Eğer fakirlikten korkarsanız Allah, dilediği zaman fazlından sizi zengin edecektir.” sözüyle güvence verdi.
Mesele zenginlik, kazanmak ve geçimi temin etmek değildir; asıl mesele Allah’ın emrine uymaktır. Allah’ın fazlı ve mülkü pek geniştir. Size bunu başka helal yollardan temin eder. Çünkü artık kâfirlerin mescitlere girişi yasaklandı. Ne kadar fayda ve gelir temin ederse etsin, önemli değildir. Önemli olan Allah’ın emrine uymak ve nehyinden vazgeçmektir.
Bu asırda Allah’ın indirdiklerini uygulamayan ve küfür kanunlarını uygulayan sistemler çıkarcıdır; sadece maddiyata bakar, “Gelir nereden gelirse gelsin, önemli değil.” derler. Bu nedenle turizmi teşvik edip kâfirlerin camilere girmelerine müsaade eder, açık seçik gezmelerine ve her yere girişlerine, herkesin denizde ve yüzme havuzlarında açık seçik yüzmesine, erkek-kadın karışımına da itibar etmeden müsaade ederler. Her haramı işlemeye imkân tanıdılar. İşte kapitalist, materyalist ve menfaatçi zihniyete sahip olanlara göre önemli olan paradır. Nereden gelirse gelsin, gelir kaynağı ne olursa olsun, her yol meşrudur.
Allah, müminlere fakirlikten ve gelir sıkıntısından endişe etmemelerini, onları başka kaynaklardan zengin edeceğini söyledi.
“Muhakkak ki Allah Alîm ve Hakîm’dir.” Daha iyi bilir; size nereden rızık geleceğini veya gelirin nasıl temin edileceğini iyice bilir. Şüpheniz olmasın diye sizi tatmin eder. Nitekim rızık veren O’dur. İnsan muhakkak rızkını alacaktır; ya helal yolla ya haram yolla ve aynı miktarda. Öyleyse helal yolu seçsin; hem dünyayı kazanır hem de ahireti kazanır.
Allah bir şeyi mübah kılarsa veya yasaklarsa muhakkak ki bir hikmeti vardır. İnsan bunu bilmez; bilahare neticesi belli olur. Öyleyse Allah’a güvenip emrine uysun ve nehyinden uzak dursun. Allah onun kefilidir.
Hilafet Devleti kurulunca sanayi ve teknoloji devrimi yapacaktır. Buna dayalı olarak her alanda gelişme olacak, bolluk ve zenginlik olacaktır. Beş kuruş bırakacak bir turistin gelişini beklemez. Nitekim bu devrim gerçekleşince alışveriş yapmak, tahsil yapmak veyahut başka amaçla gelenler çok kalabalık olacaktır. Fakat herkes şer’î hükümlere kayıtlı ve şartlı olarak İslam Devleti’ne giriş yapabilir.
İslam Hilafet Devleti, müşrik Araplar dışında kâfirlere karşı siyasetini Allah şöyle belirledi:
“Boyun eğerek cizye verinceye kadar Allah’a ve ahirete inanmayanlarla, Allah ve Rasulünün haram kıldıklarını haram kılmayanlarla ve hak dini (İslam’ı) din olarak edinmeyen Ehl-i Kitap’la savaşın.”
Müşrik Araplar ya Müslüman olacak ya da yurtlarını terk edecekler; yoksa öldürülürler. Bunlar, İslam Devleti’ne cizye vererek İslam hâkimiyetine boyun eğerek yaşayamazlar. Bunlara özel bir hüküm gelmiştir.
Fakat diğer kâfirler cizye vererek İslam Devleti’nin otoritesi altında, İslam hükümlerine bağlanarak yaşayabilirler.
Hangi ırktan ve renkten olursa olsun, ayetin gösterdiği üç çeşit kâfir ya İslam’a girer ya da cizye vererek İslam Devleti’nde ikamet edebilir. İslam kanunları onlar üzerine uygulanır ve onlarla zimmilik anlaşması yapılır. Onlara zimmi denilir. Canları, malları ve ırzlarının korunacağına dair kendilerine söz verilen kimselerdir.
Yine de onlarla savaşılıp teslim olurlarsa zimmilik anlaşması da yapılır.
Müslümanlar gibi muamele görürler. Ancak inançları, ibadetleri, yiyecek, içecek, evlilik, boşanma ve mirasla ilgili hususlarda dinlerine göre bırakılırlar. İnançlarını terk etmeye zorlanmazlar, mabetlerine gitme serbestliği verilir. İçki, domuz gibi yiyecekleri varsa bunlara müsaade edilir. Kendilerinden, kendileri için hâkim tayin edilir ve nikâh, boşanma ve mirasla ilgili meselelerde dinlerine göre hükümler uygulanır.
Giyimleri dinlerine göre olur; ancak açık saçık gezemezler. Kadınları cilbaba zorlanmazlar; vücutlarını örtecek elbise giyerler. İslam kültürünü benimsemeye zorlanmazlar. Entegrasyon veya asimilasyon siyaseti onlara uygulanmaz.
İşte o kadar toleranslık ve müsamahakârlık verilir! İnsan hakları yaygarasını yapan demokratik devletlerde asla bu müsamahakârlığın derecesinin yarısına ulaşamazlar.
Ayrıca cizye sadece çalışan, baliğ ve akıl sahibi erkeklerden senede bir alınır. Hem de güçlerine göre bir sefer alınır. Kadınlarından, çocuklarından, fakirlerinden ve acizlerinden hiç alınmaz. Müslümanlar gibi bunların mallarından zekât alınmaz.
Genel hayatla, alışverişle ve ukubatla ilgili olarak, Müslümanlara uygulandığı gibi onlara da İslam kanunları uygulanır.
Askerlik yapmaya ve savaşa gitmeye hiç zorlanmazlar. Gönüllü olarak İslam ordusuna katılabilirler.
Bu kâfirlerin çeşitleri:
1. Allah’a ve ahirete inanmayanlar:
Komünistler ve ateistler dâhil olur. Eğer İslam’dan mürtet değilse, böyle bir kâfirliği varsa zimmi olarak kabul edilebilir. Çin, Kuzey Kore ve Vietnam gibi memleketler fethedilince komünistler veya Avrupa fethedilince ateistler ve komünistler varsa, onlarla zimmilik anlaşması yapılabilir.
2. Allah’ın ve Rasulünün haram kıldıklarını haram kılmayanlarla zimmilik anlaşması yapılır.
Zira bütün kâfirler böyledirler. Laikler ve demokratlar da böyledir. Ancak bunlar daha önce Müslüman idiler ve laik veya demokrat olurlarsa mürtet sayılıp zimmi sayılmazlar; tövbe ettirilirler. Rasulünün haram kıldıklarını inkâr eden sünnet inkârcıları da tövbe ettirilir. Çünkü mürtet sayılırlar.
3. Ehl-i Kitap:
Yahudiler ve Hristiyanlardır. Bunlara Irak’ta yaşayan Sâbiî grubu ilhak edilir. Allah’ın Rasulü Muhammed’e ve O’na indirdiği Kur’an’a inanmazlar. Bunlarla zimmilik anlaşması yapılır.
Bunlar da Allah’a şirk koşarlar. Allah bunların şirklerini ortaya çıkarıp “Yahudiler, Üzeyr Allah’ın oğludur, derler; Hristiyanlar ise Mesih Allah’ın oğludur, derler.” buyurdu.
Mâide 17 ve 72. ayetlerde, Meryem oğlu Mesih’in Allah’ın oğlu olduğunu söyleyenler kâfirdir.
Mâide 73. ayette, Allah’ın üç olan ilahın birisi olduğunu söyleyenler kâfirdir. Şirklerine göre Baba ilah Allah, Oğlu Mesih ve Ruhulkudüs üç ilahtır; aynı anda bir ilah oluşturur.
Mâide 18. ayette gösterildiği gibi, kâfirliklerinde daha ileriye gidip “Biz Allah’ın çocuklarıyız ve sevgilileriyiz.” dediler.
Çünkü kâfirliğini ağızlarıyla böyle açıklarlar. Fakat onlarda yakîn, kesin delil olmadığından dolayı hep şek, şüphe ve zan hâlinde oldukları için Allah onlar hakkında “İşte ağızlarıyla onların söyleyişleri budur.” buyurdu. Böyle söylerken içleri hep tereddüt hâlindedir; tam kesin olarak inanamıyorlar, eğri mantık yapıp teoriler çıkarıyorlar. Bu nedenle akaid hususunda aralarında çok ihtilaf vardır. Fakat hepsi kâfirdir. Tamamen “Geçmişte gelip giden kâfirlerin sözlerine benzer söz söylerler.”
Yahudilikten ve Hristiyanlıktan önce kâfir kavimler tümüyle Allah dışında ilahlar edindiler. Nuh suresinin 23. ayetinde geçtiği gibi Nuh kavmi, başta Vedd, Süvâ‘, Yeğûs, Yeûk ve Nesr adlı ilahlar olmak üzere bir sürü ilah edindikleri gösterilir. Allah bütün kâfir kavimleri helak edip yok etti.
Bu nedenle “Allah onları kahredip yok etsin! Nasıl böyle iftira uyduruyorlar?” buyuruldu. Allah onları lanetledi, fakat eski kavimleri yok ettiği gibi onları yok etmek istemedi. Çünkü kendilerinden onlara gönderilen son peygamber İsa Aleyhisselam, Rasulullah Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in kendilerine gelişini müjdeledi ve ona inanmalarını istedi. Bunun manası, onları onun gelişine şahit olacak ve ona iman edip etmeyecekleri ile imtihan edilecekler.
Hem de Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’den önce peygamberler gönderildiğine dair şahitlik yapacaklar. Bunların varlığına dair eser onlardır; fakat doğru yoldan saptılar.
Bu nedenle Nahl 43 ve Enbiya 7. ayetlerde senden önce peygamberler gönderildiği açıklanırken, “Bilmiyorsanız sizden önce kendilerine kitap verilenlere sorun.” buyruldu.
Fakat bunların çoğu iman etmediler, şirk koşup saptılar ve kitaplarını da tahrif ettiler. “Onlar hahamlarını ve rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i de Allah dışında birer edindiler.”
Udey bin Hâtim Hristiyanlık üzerindeyken ve daha İslam’la müşerref olmazdan önceki döneminde, Resulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e Tevbe suresinde geçen bu ayete itiraz ederek, “Yahudiler ve Hristiyanlar, hahamlarına ve rahiplerine kulluk etmediler.” deyince, Resulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem ona dedi ki:
” أليس يحرمون ما أحل الله فتحرمونه، ويحلون ما حرم الله فتحلونه؟”
“– Hahamlar ve rahiplerin size helali haram kıldıklarını siz de haram kılmıyor musunuz? Haramı da helal kıldıklarını helal kılmıyor musunuz?”
Udey bin Hâtim ise, “Evet.” dedi. Ardından Resulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle dedi:
فتلك عبادتهم
“İşte onlara kulluk etmek ve onları Rab edinmek budur.”
(Tirmizî 3095, Buhârî Tarih 7/106 ve Taberî 10/114 – 11/417)
Bunlara benzer şekilde millet meclislerinde veya parlamentolarda kanun çıkaranlar, helali ve haramı belirlerler. Tabilerine kendilerini birer rab edindirdiler. Onlara teşri edici veya yasa çıkaran kimseler, meclislerine ise yasama organı denilir.
İnsan, Allah ve Rasulünün haram ve helal kıldıklarını bırakıp başka insanların yasalarına uyarsa onlara kulluk etmiş olur. “Oysa tek bir ilaha kulluk etmeye emredildiler. O’ndan başka ilah yoktur. Koştukları şirkten O münezzehtir.”
Allah’ın Rasulüne Kur’an ve sünnetle vahyettiğini bırakıp “Allah’a inanıyoruz” iddia edenler çelişkili bir hâl içindedirler. Hem “Allah’a inanıyoruz.” derken O’nun şeriatını reddediyor veya “Bu asırda elverişli değildir.” diyorlar! Allah’a kulluk ederken O’na ortak kıldıklarını ve şirk koştuklarını düşünmüyorlar! Yoksa Yahudilerin ve Hristiyanların düştükleri şirk bataklığına düşmediklerini mi zannediyorlar?!
Açıkça dini hayattan ayıran laikliği, “Herkes özgürdür.” ve “Egemenlik halkındır.” diyen demokrasiyi kabul ettiklerini ve savunduklarını ilan ederler. Hatta bu küfrü reddedip Hilafeti ve Şeriatı isteyen, Allah’ın indirdikleriyle hükmetmenin farz olduğunu söyleyenleri cezalandırırlar. Dini sadece iman, ibadet ve ahlak dairesinde hapsedip sınırlandırdılar. Bunlar Yahudiler, Hristiyanlar ve bunlardan önceki kâfirler gibi sözler söyler ve davranırlar. Allah onları kahretsin! Nasıl iftira uydururlar!
Bunlar “Ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek isterler.” O’nun nuru, Rasulüne vahyettiği Kur’an ve bunun açıklaması olan sünnettir. Işık olarak sayıldı; bunun dışında karanlıktır.
Allah şöyle buyurdu:
كَفَرُوا أَوْلِيَاؤُهُمْ الطَّاغُوتُ يُخْرِجُونَهُمْ مِنْ النُّورِ إِلَى الظُّلُمَاتِ أُوْلَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
“Allah, müminlerin velisidir; onları karanlıklardan çıkarıp nura getirir. Kâfirlerin velileri ise tağuttur. Bu tağutlar, kâfirleri nurdan uzaklaştırıp karanlıklara düşürürler. Bunlar cehennem sahipleridir. Orada kalıcıdırlar.”
(Bakara 257)
Laikliği, demokrasiyi ve özgürlüğü savunmalarıyla ve uygulamalarıyla Allah’ın nurunu söndürmeye çalışırlar. Bu şekilde insanları karanlığa düşürürler. Zira bunlar tağuttur, şeytanın işidir. Bu nedenle İslam hâkimiyetinin yokluğunda insanlar karanlıkta yaşıyorlar; şaşkın ve bedbaht oldular.
Allah’ın hâkimiyetini ve Allah’ın ve Rasulünün haram kıldıklarını reddetmeleriyle; faiz, içki, kumar, zina, eşcinsellik, kadınların açılması, kapitalist batıl ekonomik icraatlar uygulamalarıyla; sözleşmelere ve şirketlere serbestlik vermeleriyle; NATO gibi kâfirleri dost edinmeleriyle ve cihadı iptal etmeleriyle Allah’ın nurunu söndürmeye çalışırlar.
Allah’ın indirdikleriyle hükmetmeye davet eden, Kur’an ve sünnete dayalı İslami anayasa çıkaranlar ve buna dayalı Hilafet Devleti’ni kurmaya gayret edenlerle savaşmalarıyla Allah’ın nurunu söndürmeye çalışırlar.
“Fakat Allah, kâfirler hoşlanmasalar da nurunu tamamlayacaktır.” Kâfirlerin bundan nefret etmelerine ve bunu söndürme çalışmalarına rağmen, eksiksiz olarak Levh-i Mahfuz’da olduğu gibi tamamını indirecektir. Maide suresinin 3. ayetinde tamamladığını bildirdi. Ra’d suresinin 11. ayetinde bunu koruyacağına dair söz verdi. Hiçbir güç bu nuru söndüremez ve tahrif edemez; kıyamet gününe kadar korunacaktır. Bunun manası da bunu koruyacak müminlerin kalacağı ve uygulayacağıdır.
Zira “Allah, hidayetle ve hak diniyle Rasulünü göndermiştir.” Rasulünü öldürmeye teşebbüs ettiler, öldüremediler. Ona tabi olan müminleri ezmeye çalıştılar. Fakat Allah bunlara sebat verip kâfirlere galip getirdi. Kurduğu İslam Devleti’ni kuşatıp yıkmaya çalıştılar, ama mağlup oldular ve 13 asır bu devlet devam etti. Kâfirlerin ve müşriklerin nefretlerine rağmen Allah, tekrar bunu tesis etmeye çalışacak kimseleri meydana çıkarttı. Çünkü “Müşrikler hoşlanmasa da bunu bütün dinlere üstün ve egemen kılacaktır.” diye söz verdi.
Eskiden Haçlılar ve Moğollar İslam memleketlerini işgal ettiler, İslam’ı yok etmeye çalıştılar, Hilafet başkenti Bağdat’ı işgal edip harabeye çevirdiler ve halifeyi öldürdüler. Fakat Allah tekrar ümmeti kurtaracak, İslam’ı ve Hilafeti canlandıracak kimseleri ortaya çıkarttı.
Tekrar kâfirler, Hilafet başkenti olan İstanbul’u işgal ettiler ve H. 1342 – M. 1924’te ajanları vasıtasıyla Hilafeti yıkıp yerine küfür sistemini tesis etmelerine, Müslümanları ezmelerine ve İslam’dan uzaklaştırmaya çalışmalarına rağmen Allah, tekrar bu dini üstün ve egemen kılmak için Hilafeti kurmaya çalışanları ortaya çıkarttı. O’nun muvaffakiyetiyle azimkâr, sebatlı ve sabırlı çıktılar.
Kâfirlerin ve dostlarının nefretlerine ve bunlara karşı çalışmalarına rağmen kazanacaklar, Hilafeti kuracak ve dini hâkim kılacaklar. Allah, bu ayette vaat ettiği gibi birçok ayette söz verdi ve Rasulü de müjdeledi.
Bunlara ne mutlu! Kâfirlere ve dostlarına ne zillet ve hezimet!